• Pazartesi, Temmuz 24, 2017

Geliyoruz zincirleri 
kıra kıra hey!

erkan
Erkan Karaarslan
Temmuz17/ 2017

Saat 15.00…
Miting alanına gitmek için Türk Solu korteji olarak buluşuyoruz. Miting alanına uzak bir yerdeyiz ve mitingin başlamasına da daha 3 saat var. Hava çok sıcak ama insanlar miting alanına akın etmeye başlamış. Kendimizi kalabalığın içine katıp alana doğru akmaya başlıyoruz. Stadyuma girememe korkusu taşıyan futbolsever endişesi var.
500 metrelik bir yolu yaklaşık yarım saatte alıp miting alanına girebiliyoruz. Kılıçdaroğlu’nun gelmesine daha çok var ama alan dolmaya başlamış. Uzak da olsa sahneyi karşıdan gören bir yere yerleşiyoruz.
Konuşma öncesi sahne alan Onur Akın, İzmir Marşı’nı söylemeye başladığında toplanan kalabalık iyice coşuyor. “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz!” sloganı dört bir taraftan alana yayılmaya başlıyor. Bu sanki Adalet Yürüyüşü’nü eleştirenlere bir cevap… Kalabalığın üzerine dev boyutlarda Atatürk resimleri olan brandalar ve Türk bayrakları bırakılıyor. Bunlar elden ele tüm miting alanında dolaşıyor. Müthiş bir coşku var. Bazen sahneyi görmek imkânsız hale geliyor.
Onur Akın’dan sonra sahneye Zülfü Livaneli çıkıyor. Onu görünce aklıma 1994’teki İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçimleri geliyor. Bugün yaşadığımız sıkıntılı sürecin başlangıç tarihi. Livaneli’den sonra en çok oyu alan aday İlhan Kesici de şimdi CHP Milletvekili. O da Adalet Mitingi’nde.
Bugünleri görüp geçmişe dönme şansımız olsaydı eminim ki bu hatalar yapılmayacaktı. Olsun, her olaydan ders çıkarmak gerek. Bizlerin bugün yaşadığımız süreç için çıkardığı bu dersler, bizlerden sonraki kuşaklara aktaracağımız önemli bir miras olacak. Hatanın neresinden dönülürse kâr!
Livaneli, “Ey Özgürlük” dediğinde alanda bir dalgalanma oluyor. Zafer işaretleri yapılıyor, yumruklar havaya kalkıyor. Özgür olamasak bile “Özgürlük” demeyi o kadar çok özlemişiz ki. Yine geçmişe dönüp, “Ey Özgürlük” şarkısını ilk dinlediğim çocukluk yaşlarımı hatırlıyorum. 12 Eylül’ün kurduğu baskıcı düzene verilen en güzel cevap bu şarkıyı söylemek ve dinlemekti. Sendikalar, siyasi partiler düzenledikleri konserlerde en çok “Ey Özgürlük” şarkısını çalar, yüz binlerce insan baskıcı düzene karşı tek yürek olup hep birlikte bu şarkıyı söylerlerdi.
90’lı yıllar geliyor aklıma… Manisa’da işkence gören gençler, işkencenin rutin bir uygulama olması, öldürülen gazeteciler, tutuklanan aydınlar ve tüm muhalif güçlerin kolluk güçlerince zapturapt altına alınması…
Aradan o kadar zaman geçmiş ve ülke olarak geriye gitmenin hüznünü yaşıyorum. “Ey Özgürlük” dinlediğim en anlamlı, en güzel şarkı haline geliyor…
Uzunca bir süre sonra Kılıçdaroğlu platforma çıkarak 450 kilometrelik “Adalet” yolunu son adımlarıyla tamamlıyor. Meydan tamamen dolmuş, adım atacak, hareket edecek yer yok. Adalet Yürüyüşü’nün sloganı “Hak, hukuk, adalet” meydanın dört bir köşesinden dağılarak bulunduğumuz noktada toplanıyor. Herkes bağırıyor, slogana ortak oluyor. Coşku ya da heyecan değil bu. Öfke var burada, öfke!
Öfkemiz sel oluyor, taşıyor! O kadar sıkıntı biriktirmişiz ki içimizde, “Hak, hukuk, adalet” diyerek yapabildiğimiz en barışçıl şeyi yapıyoruz. Tüm meydanda bir duygu boşalması yaşanıyor. Kılıçdaroğlu’nun bir önceki akşam verdiği demeci hatırlıyorum. “24 günlük yürüyüşün sonunda öfkem hâlâ geçmedi” demişti. Şimdi onu daha iyi anlıyorum. Yüz binlerce yumruk havada. Biri de benim öfkeli yumruğum…
Aklımda 31 Mart akşamı var. Gökçe Fırat ve diğer tutuklu gazeteciler tahliye edildiğinde, sosyal medyadaki trol çetesi harekete geçmiş, tahliye kararı veren mahkeme heyetine karşı büyük bir kampanya başlatmışlardı. Biz ise bu sırada olacaklardan habersiz, Silivri Cezaevi’nin kapısında İzmir Marşı’nı söylerek Başkanımız Gökçe Fırat’ı bekliyorduk.
Saatler geçmesine rağmen kimse tahliye edilmiyor, bununla birlikte dışarıda bekleyen bizler jandarma zoruyla cezaevi kapısından uzaklaştırılıp, çok uzaklara sürülüyorduk. Dışarıda bekleyenler tepki göstermesinler diye sinsice kumpas kuran odaklar, asıl büyük kumpası tutuklu gazetecilere kuruyor, tahliye edilen gazeteciler için yeniden gözaltı kararı çıkarılıyordu. Yargının utanç gecesiydi bu…
“Yargı” utandı mı bilmiyorum ama bizler o gece bir şey yapamamanın üzüntüsünü ve çaresizliği sonuna kadar yaşamıştık. İşte şimdi “hak, hukuk, adalet” diyerek bağırıyor, havaya kaldırdığımız yumruklarla zulmün kafasına kafasına vuruyorduk.
Sadece gazeteciler değil elbette. Sıkıntı yaşayan, mağdur olan ya da hiçbir sıkıntı yaşamasa bile ülkenin nereye gittiğini gören o kadar temiz vicdan vardı ki Türkiye’de…
Adalet Yürüyüşü’nün sembol ismi Veysel Amca en öndeydi ve o koca yürekli adamın görüntüsü barkovizyona yansıtıldı. Hiçbir suçu olmayan asker oğlu için direnen Veysel Amca çaresizliğimizi o kadar güzel yansıtıyordu ki… İsyan ediyor, feryat ediyor, yapabileceği her türlü yasal girişimi yapıyor ama en ufak bir adım bile atılmıyordu. Çünkü Veysel Amca’nın karşısında bir “duvar” vardı.
15 Temmuz gecesi Boğaz Köprüsü’nde kafası kesilerek şehit edilen Askeri Lise öğrencisi Murat Tekin’in ablası da orada, “Adalet” diye haykırıyordu.
Ön tarafımızda ihraç edilen memurlar vardı. Hepsinin hayatları karartılmış, geçmişleri ve de gelecekleri ellerinden alınmıştı. Hükümet, onlara adeta “Ölün!” diyor; bu hukuksuzluğa dayanamayıp intihar eden onlarca insan haber değeri bile görmüyordu.
Ankara’nın göbeğinde haksız biçimde görevden alındıkları için “ölüme yatan” Nuriye ve Semih de elbette unutulmamıştı. Her geçen gün narin bedenleri biraz daha eriyor, bizler de çaresizliği yeniden yaşıyorduk.
Biraz gerimizde Artvinli bir grup, “Artvin için Adalet” diyerek, yargının Artvin’de maden olabileceğine dair verdiği son karara karşı çıkıyor, kendi yaşam alanlarının büyük bir çöle dönmesine karşı çıkıyorlardı.
Hayvan severler vardı aramızda, hayvanlara zulmedebilecek kadar canileşmiş kişilere etkin cezai müeyyideler uygulanmasını isteyen…
Hepimizin, “Herkes için adalet” demesini gerektirecek o kadar olay yaşanıyordu ki artık ülkede… Bu kadar kitleselliğin de sebebi buydu.
9 Temmuz Adalet Mitingi, ülkedeki “çaresizlik” hissini bitirmiş, yeni bir mücadele ve atılım dönemi başlamıştır. Artık “zincirler” kırılmış ve siyasetteki psikolojik dengeler bütünüyle değişmiştir.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu büyük bir risk alarak Güvenpark’ta ilk adımı atmış, alnının akıyla da Maltepe’ye kadar gelmiştir. Ama kendisinin de söylediği gibi “Maltepe bir son değil, bir başlangıçtır.”
Bu kadar büyük bir emeğin, azmin ve iradenin karşılığını tıpkı Ecevit gibi Türk Milleti’nin yüreğine kazınarak alacaktır.
Biz de bu Adalet Yürüyüşü’nün bir neferi olarak görevimizi yerine getirelim:
Teşekkürler Kemal Kılıçdaroğlu!


Bu yazı 239 kez okundu.

Erkan Karaarslan
SON EKLENENLER