• Çarşamba, Haziran 28, 2017

Gerçek bir Müslüman aydın: Yaşar Nuri Öztürk

baris
Barış Atagün
Temmuz04/ 2016

Samimi bir Müslüman… Gerçek bir Türk aydını… Atatürk’ün fikirlerini çok net şekilde özümsemiş gerçek bir Kemalist… Kitapları birçok dile çevrilmiş bir fikir adamı… Time dergisinin gerçekleştirdiği “20. Yüzyılın En Önemli Kişileri” anketinin “En Önemli Bilim Adamları ve Islahatçılar” listesinde ilk 10’da yer alan tek Türk…
Yaşar Nuri Öztürk’ü tanımlamak için yukarıda saydığım nitelikler onu tam olarak tanımlamaya yetmez. Bunu bir övgü olarak söylemiyorum. Okumayan, araştırmayan, bilime fersah fersah uzak duran bir milletin içinden yetişmiş gerçek bir bilim ve fikir adamıdır. Gerek kitaplarıyla, gerekse konuşmalarıyla Türk milletinin cehaletini aydınlatmayı kendisine misyon edinen gerçek bir aydındır. Toplumdan soyutlanıp milleti aşağılamanın aydın olmak sayıldığı bir dönemde o Türk milletinin cahilliğinin üzerine korkusuzca gitmiş, Toplumsal ve ahlaki yozlaşmaları açık yüreklilikle söylemekten çekinmemiştir. Bu yüzden her aydının yaşadığı kaderi yaşayarak yobazlar tarafından taşlanmış, linç edilmek istenmiştir.
Yaşar Nuri Öztürk’ün 71 yıllık hayat hikâyesine baktığımızda ilk göze çarpan özelliği azim ve çalışkanlığıdır. Bayburtlu bir annenin ve Sürmeneli bir babanın çocuğu olarak 22 Haziran 1945 tarihinde Sürmene’de dünyaya geldi. Son nefesine kadar elinden ve dilinden düşürmeyeceği Kur’an ile çocuk yaşta tanıştı ve ilk dini eğitimini babasından aldı. Henüz 9 yaşındayken hafız oldu. Ayrıca 10 yıl geleneksel medrese eğitimi gördü. Kısaca ifade etmek gerekirse hayata gözlerini Kur’an ile açan bir Müslümandı. 20 yaşına geldiğinde gerçek bir din âlimiydi.
10 yıllık medrese eğitiminden sonra Hukuk ve İlahiyat Fakültesini başarıyla bitirdi. Mezun olduktan sonra 12 yıl imamlık ve vaizlik yaptı. 1980 yılında ise ömrünün sonuna kadar devam edecek olan akademik hayatına başladı. İslam felsefesi alanında doktora yapan Yaşar Nuri Hoca 1986 yılında doçentlik unvanını kazandı.
Klasik medrese eğitimini modern üniversite eğitimi ile tamamlayan Yaşar Nuri Hocanın akademik başarıları 1990’lı yıllarda zirveye ulaştı. Ortadoğu, Balkanlar, Avrupa ve Afrika ülkeleri ve ABD, Güney Kore Japonya’da din alanında çalışmalar yaptı. Ayrıca ABD-New York’ta (The Theological Seminary of Barrytown) bir yıl misafir profesör olarak “İslâm Düşüncesi” derslerini okuttu ve Fransa’da Grenoble Üniversitesi’nde akademisyen olarak görev yaptı.
Yurt dışındaki bilimsel çalışmaları dışında Türkiye’de de birçok başarılı işlere imzasını attı. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi’nde İlahiyat Fakültesini kurarak kurucu dekan oldu ve Türk üniversitelerinde 26 yıl görev yaparak Türk bilim tarihine adını altın harflerle yazdırdı. Hayatı boyunca yazdığı kitaplarla İslam’ın doğru şekilde anlaşılması için mücadele etti.
Yaşar Nuri Hocanın akademik başarılarının özeti kısaca bu şekilde… Hayatı başarılarla dolu bir akademisyen… Ancak onu diğer başarılı akademisyenlerden ayıran özelliği Türk milletinin sorunlarını kendine dert edinerek mücadele etmesidir. İsteseydi profesörlük maaşı ve kitaplarından kazandığı parayla suya sabuna dokunmadan çok rahat yaşayabilirdi. Ya da iktidara yakın olarak herhangi bir yandaş kanalda dini hikâyeler anlatarak servetine servet katabilirdi. Bunları yapan sayısız sözde akademisyen var. Ancak o kolayı değil zoru seçti. Madem bu kadar yıl eğitim aldı, Kur’an’ı öğrendi. O halde ilmini Türk milletiyle paylaşmalıydı. Bunu kendisine görev bilerek dur durak bilmeden mücadele etti. Mücadelesinde birçok hakarete maruz kaldı. Dinsiz ilan edildi. Ancak bugün Elmalılı tercümesinden sonra yorum katılmadan çevrilen ve 126 baskı yapan tek Kur’an tercümesi “dinsiz” ilan edilen Yaşar Nuri Öztürk’e aittir.
Derin İslami bilgisinin yanında Atatürk’ün düşüncelerini ve hayallerini bu ülkede en net şekilde anlayan kişilerden biriydi. Atatürk’ün devrimlerini “aklın prangalarını kırmak” olarak özetleyen Yaşar Nuri Hoca birçok konuşmasında Atatürk devrimlerini savunmuştur. Örneğin bir konuşmasında Atatürk hakkında şu yorumu yapmıştır:
“Atatürk’le ilgili köşemde yazıyorum… Mustafa Kemal, aynı zamanda teolojik bir fenomendir. İlahiyat bahisleri içinde tartışılmalı bunlar. Bütün hayatı boyunca her konuşmasında din geçiyor. Atatürk din meselesinde asla kaçak güreşmedi, asla kıvırmadı… Fırsat bu fırsat Türkiye Atatürk’e sövmenin anavatanı oldu.” (Hulki Cevizoğlu – Ceviz Kabuğu Programı, 28 Temmuz 2012)
Atatürk’ün İslam’la değil İslamcılıkla mücadele ettiğini, dindarlara hürmet gösterip yobazlığa tahammül göstermediğini her konuşmasında dile getiren Yaşar Nuri Hoca, Atatürk’ün din düşmanı gösterilmesinin gerçek amacını da çok net şekilde şöyle anlatmıştır:
“Tarihin bu en şaşırtıcı ve en kahpe tuzağı, saltanat dincileri (Yezit ve Dürrîzade torunları), dinsizler (inkârcı, Marksist, liberal kitapsızlar) ile Ehlisalîp hizmetkârı (Batıcı-kiliseci hainler) ve Damat Ferit torunlarının birlikte kotardıkları bir tuzaktır. Tuzağın ortak amacı, Gazi Mustafa Kemal’i dinsiz gösterip onun, insanlığın önüne koyduğu akılcı, antiemperyalist, zulüm düşmanı, mazlum milletlerin tam bağımsızlığını isteyen reçetesini etkisiz kılmaktır.
Batı kodamanlarının bu reçeteden korkusu, Azrail’den korkularından daha büyüktür. Bunun içindir ki, Haçlı emperyalizm, bu ortak hıyanet ve namussuzluğa bütün imkânlarıyla destek vermektedir. Açıktan veya örtülü biçimde… Çünkü emperyalist kodamanların Müslüman Doğu’nun zengin kaynaklarını rahatça sömürmelerinin önündeki en büyük engel Gazi Kemal dehasının üretip hayata geçirdiği muhteşem reçetedir. Gazi reçetesinin en hayatî unsurları, tam bağımsızlık ve tam akılcılıktır” (Yaşar Nuri Öztürk – Atatürk’e Kurulan Ortak Tuzak, Aydınlık gazetesi, 21 Eylül 2015)
Atatürk’ü din düşmanı göstermenin emperyalist bir proje olduğuna dikkat çeken Yaşar Nuri Hoca, Atatürk’ün dindarlarla değil yobazlıkla mücadele ettiğini şöyle açıklamıştır:
“İki tane din var Mustafa Kemal bunların hangisine karşı. Gelenekçi hurafe dinine karşı. Taliban’ın temsil ettiği dine taraftar mıyız biz. Süleymaniye Camisi’ne haç takmak için gelmiş gemiler için buradan gidecekler diyene değil de, İngilizlere ve ABD’lilere teslim olalım, bunlar bu işi halleder diyerek bunu dinle bağdaştırmaya kalkan, Müslüman halk üzerine Şeyhülislam fetvasıyla, Yunan uçaklarıyla Kuvay-ı Milliyeciler aleyhine bildiri atanların din dediğine biz din diyor muyuz? Atatürk, İslam dünyasının Engizisyon dönemini kapatan adamdır. Atatürk’ün karşı olduğu hurafe ve gelenek dini. Batı bunu biliyor, bizdekiler bunu bilmiyor.” (Atatürk ve İslam’ı bütünleştirirsek BOP Projesi biter – Yaşar Nuri Öztürk, Yeniçağ gazetesi, 09/09/2006)
Atatürkçülüğün İslam’a aykırı olmadığını sürekli dile getiren Yaşar Nuri Öztürk, bu düşünceleri yüzünden hem yobazlar hem de sahte Atatürkçüler tarafından çok şiddetli bir şekilde eleştirilmiştir. Bir yazısında Atatürk devrimlerinin İslam’la çelişmediğini, Atatürkçülüğü dinsizlik olarak görenlerin büyük yanılgı içinde olduklarını şöyle yazmıştır:
“Bugünün sözde Atatürkçülerinin aksine, Gazi Atatürk, din konusunda asla kaçak güreşmemiş, günü idare edip kenara çekilmemiştir.
Atatürk’ün gerçek İslam diye bir hasreti ve Cumhuriyet devrimleriyle İslam’ın tam uyuşum içinde oldukları yolunda bir iddiası vardır ve onun özeti şudur:
Cumhuriyet devrimleri, İslam’a aykırılık şöyle dursun, İslam’ın bizzat talepleridir. Yani Mustafa Kemal, yaptığı devrimlerle, özgün İslam’ın ve çehresi Arabizm tarafından değiştirilmemiş gerçek Hz. Muhammed’in hasretine cevap getirdiği inancındadır.

Dinden nefret virüsüne yakalanmış aydınların en büyük hatası, aydınlanma denen olgunun dine karşılıkla eşanlamlı olduğunu sanmalarıdır.
Aydınlanma, ateizmle veya dinsizlikle eşanlamlı değildir.
Din adına asırlar boyu yapılan kötülüğün, üretilen karanlığın etkisiyle elbette ki aydınlanmada önemli roller üstlenmiş insanların bir kısmı dinsiz veya ateist olmuşlardır. Ama tümü böyle değildir. Daha doğrusu, aydınlanmanın öncü düşünürleri dinsiz ve ateist değillerdir.
Kısacası, bizim aydınlarımızın inadı korkunç bir inattı ve bu inadın intikamı da korkunç oldu” (Yaşar Nuri Öztürk – Atatürk-Din İlişkisi Gereğince İncelenmemiştir, Hürriyet, 30 Ekim 2008)
Atatürk hakkındaki düşünceleri nedeniyle hem yobaz hem de sözde Atatürkçü çevrelerden tepki gören Yaşar Nuri Hocanın en çok mücadele ettiği konuların başında din tüccarlığı gelmiştir. Kendisi de bir din adamı olduğu halde Islam’a en büyük zararı din adamlarının verdiğini açık yüreklilikle söylemiştir. Bu yüzden her zaman din tüccarlarının hedefinde olmuştur. Çünkü düzenlerine çomak sokmuş, din tüccarlarının maskesini düşürmüştür. Bir konuşmasında İslamın nasıl yozlaştırıldığını şu şekilde anlatmıştır:
“Tevrat’ta tahrifatı kim yaptı? Kuran söylüyor bize. Hahamlar yaptı. Maun suresi üç satırda bize bu mesajları veriyor. Bütün dinler tarihine yöneltilmiş en büyük eleştiriyi yapıyor bu sure. Kuran kadar dinler tarihine eleştiri yapan başka kitap yoktur. Kuran-ı Kerim eleştirilerini malın sahibi olarak bizzat yapıyor. Dini Cenabı Hak göndermiş. Dini ve din adamlarını eleştiriyor. Yarıya yakını din eleştirisidir. Üçüncüsü, Kuran, iki sureyi özellikli kılmıştır. Biri Fatiha biri de Maun suresidir. Burayı çok iyi dinleyin. İkisi de 7 ayet. Kuran da 7 ayet olan üçüncü bir sure yok. Kuran bunların altını çiziyor, bunlara dikkat çekiyor. Fatiha insanın Allah’la dikey münasebetlerini ortaya koyar. Yatay münasebetleri ortaya koyansa Maun’dur. Fatiha ruhani hayatı düzenler. İlk saltanat taraftarları bundan yararlandılar. İslam’ı namazdan ibaret bir din haline getirdiler. Camiye hapsettiler insanları. Hz. Peygamber’in en uzun kıldığı namaz 15 dakikayı geçmez. Hz. Peygamber farzlar dışında camide namaz kılmamıştır.” (Yaşar Nuri Öztürk, Mustafa Kemal’den Bu Yüzden Nefret Ediyorlar, Yeniçağ gazetesi, 30 Ekim 2008)
Yaşar Nuri Hocanın İslam’la ilgili eleştirileri birçok kez kasten çarpıtılmıştır. Örneğin Halk TV de Uğur Dündar’ın sunduğu Halk Arenası programında İslam’ın namazdan ibaret bir din haline getirildiğini ifade etmek için söylediği “namaz bu milletin başına bela edilmiştir” cümlesi din tüccarları tarafından “Yaşar Nuri namaz düşmanı” diye anlatılmıştır. Oysa onun düşman olduğu namaz değil İslam’ı şahsi menfaatleri ve emperyalizmin amaçları için kullananlardır. Emperyalizme uşaklık edenleri kısaca “Allah ile aldatanlar” olarak tanımlamış, aynı ismi taşıyan bir kitap yazmıştır. Büyük fikir adamı Allah ile aldatanları şöyle anlatmaktadır:
”Allah ile aldatanların zulüm ve kahırları yıllar ve yıllar milyonları aldatmış soyup soğana çevirmiş sadece kentleri köyleri değil umut ve beklentileri de yakıp yıkmış kitleleri inim inim inletmiştir Bu böyle olduğu içindir ki Kur’an insanlığı ‘Allah ile aldatma’ zulmüne karşı ısrarla uyarmaktadır Daha doğrusu böyle bir uyarıyı ilk yapan kitap Kur’an dır.
Allah ile aldatılmayı önlemenin tek çaresi Allah ile aldatmaya giden yolları tıkamaktır Bu ana çareyi biraz ayrıntılarsak karşımıza şu üç alt başlık çıkar:
– Dinin gerçeğini öğrenmek sahte dini dinsizliklerin en kötüsü bilmek, bildirmek, sahte dini yaşamaktansa dinsiz kalmanın yeğlenmesi gerektiğini önemle ve ısrarla anlatıp belletmek.
– Dinin saltanat ve siyaset aracı yapılmasını durdurmak yani laikliği esas almak.
– Allah-insan arası bir değer ölçüsü olması gereken dindarlığı insanlar arası bir değer ölçüsü olmaktan çıkarmak.” (Yaşar Nuri Öztürk – Allah ile Aldatmak, İstanbul 2008, 46.baskı, s. 13)
Atatürk devrimlerini ve laikliği İslam dünyasının kurtuluşu olarak gören Yaşar Nuri Öztürk için İslam’ın önündeki en büyük engel Arapçılıktır. Arap dilinin kutsallaştırılmasının Allah ile aldatanların en büyük silahı olduğunu birçok kez vurgulamıştır. Din tüccarlarının elindeki bu silahı almanın tek çözümü ana dilde ibadettir. Türkçe ibadet günahtır diyenlere bir kitabında şu soruyu sorarak tüm din tüccarlarını zor durumda bırakmıştır:
“Müslümanların birkaç yüz bin kişi oldukları ve Arapça dışında sadece tek dil (Farsça) konuştukları bir dönemde Peygamberimizden en büyük fıkıh imamlarına kadar birçok ‘çözüm getirici’nin el atmak zorunda kaldığı bu konu, Müslümanların iki milyara yakın bir kitle ve yüzü aşkın dil konuşan bir camia oldukları günümüzde nasıl oluyor da ‘mesele’ olmuyor?” (Yaşar Nuri Öztürk – Anadilde İbadet Meselesi, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul, 2002 s. 20)
Evet… İslam’ın ilk yıllarında bile ibadet dili sorunu varken bugün iki milyara yakın Müslümanın olduğu İslam âlemi neden Arapçaya mecbur kalsın? Bu soruyu soran kişinin 9 yaşında hafız olan bir din âlimi olduğunu bir kez daha hatırlatmak istiyorum…
Din düşmanı ilan edilmesine aldırış etmeyen Yaşar Nuri Öztürk, dincilere bu soruyu sorduktan sonra ana dilde ibadetin neden şart olduğunu tartışmaya yer bırakmayacak şekilde şöyle açıklamıştır:
“Bu soruya ‘Evet, olmuyor!’ diye cevap vermek için ya kötü niyetli, ya vurdumduymaz olmak yahut da ‘Müslümanlar’ derken kendi klik veya ekibini anlamak gibi bir egoist tekelciliği dinleştirmiş bulunmak gerekir. Hayata ve insana saygısı olan, hayatı ve insanı tanıyan herkes bilir ki günümüz toplumlarının (o arada Türk toplumunun) ana-dilde ibadet diye bir meselesi vardır ve bu, bir fantezi veya bid’at (dine sonradan hüküm sokmak) meselesi değildir. Bu, Allah’a secde etmek isteyen ama bunu Arapça yapamayan veya yapmak istemeyen yüz binlerce insanın meselesidir. Kaldı ki:
Sıkıntıda olan, değil yüz binler, birkaç kişi bile olsa, mesele yine de meseledir. Fıkıh terbiyesine ve fıkıhçıya yakışır vicdanı olan bir kişi bunun aksini söyleyemez. Evet, anadilde ibadet meselesi, Allah’a ibadet etmek isteyip de bunu Arapça yapamayan veya yapmak istemeyen insanların meselesidir. Ve bu insanlar öyle birkaç yüz kişi falan değildir; yüz binler, hatta milyonlardır… Sesini çıkaranları vardır, çıkarmayanları vardır, çıkaramayanları vardır… Bu ihtiyacı duyanlar birkaç kişi olsalar bile, dinden nasibi olanlar kabul ve itiraf ederler ki onları da dinlemek ve problemlerine çözüm getirmek gerekir.”(Yaşar Nuri Öztürk – Anadilde İbadet Meselesi, Yeni Boyut Yayınları, İstanbul, 2002 s. 21)
Yaşar Nuri Hoca işte bu düşünceleri yüzünden dinciler tarafından her zaman yok edilmek istenmiştir. 1000 yıldır İslam âlemini karanlığa gömen Emevi zihniyetiyle tüm unvanlarını bir kenara atarak mücadele etmesi onun inandığı davaya ne kadar sadık olduğunun ispatıdır. Bu davanın adı aydınlanmadır. Bu davanın adı antiemperyalizmdir. Bu davanın adı Atatürk’e sahip çıkmaktır. Bu davanın adı İslamı din tüccarlarının elinden kurtarma davasıdır.
İşte bu yüzden yüzyıllar geçse de Yaşar Nuri Öztürk, tıpkı Ebu Hanife, Hallac-ı Mansur, Hacı Bektaşi Veli gibi bir İslam aydını olarak hatırlanacaktır. Ona din düşmanı diyenler ise tarihin tozlu sayfaları arasında yok olup gidecekler, Hz. Hüseyin’in kafasını kesen Yezid bin Muaviye gibi lanetle anılacaklardır.


Bu yazı 335 kez okundu.

Barış Atagün
SON EKLENENLER