• Cumartesi, Nisan 29, 2017

Gökçe Fırat içeride özgür, biz dışarıda tutsak

billur
Özgür Billur
Ocak09/ 2017

“Sevgili Gökçe,
Bizim dışarda sıkıntı çekmemiz, ne halt edeceğimizi bilemememiz, sizin gibi kadim Türk şuuru ile düşünebilen insanlarımızın aramızda olmamasından… Siz içeride dört duvar arasında mahpus biz dışarda beyinleri süngerleşmiş, yöneticileri müptezelleşmiş bir güruh olduk.”
Değerli büyüğümüz araştırmacı-yazar Necati Gültepe Silivri’de yatan Gökçe Fırat’a böyle sesleniyor.
Yılbaşında İstanbul-Ortaköy’deki vahşi terör saldırısından sonraki Pazartesi günü başyazarımız avukatı aracılığıyla şu mesajı göndermişti: “Biz cezaevindekiler dışarıda yaşamaya çalışan tüm insanlarımızı çok merak ediyoruz. Tanrı sizi korusun.”
Necati Bey, bu mesajı görünce facebook sayfasına çoğumuzun hislerine tercüman olan yukarıdaki notu yazıyor.
Evet, Türk milleti maalesef millet olmaktan güruh olmaya doğru gidiyor ve ne yapacağını bilmiyor. Çünkü sahipsiz. Millet devlet varsa vardır. Bugün vatandaşının can güvenliğini koruyan, adalet dağıtan, ekonomik gelir dengesizliğini azaltan ve geleceğe umutla bakmasını sağlayan bir devlet var mı? Bu soruya olumlu cevap veremediğimiz için Gökçe Fırat içerde bizim için kaygılanıyor.
Peki devletin zafiyete uğradığı anlarda çözüm nedir? Milletin silkinip kendine gelmesi! Bu silkinme için “kadim Türk şuuru ile düşünebilen” insanlara ihtiyaç var. İşte Necati Gültepe bu yüzden isyan ediyor. Gökçe Fırat gibi milleti kendine getirecek ve toparlayacak bir lider suçsuz yere hapiste! Ve dışardakiler “ne halt edeceğini” bilemiyor!
Milliyetçilik ve devrimcilik
Geçen sene Gökçe Fırat, “Türk Solu Heyecanı” başlıklı yazısında şöyle yazmış:
“…İnsanları umutsuzluğa sevk eden baskılar değil. Asıl zor olan, alttan gelen yeniye intibak etme zorluğu, yeniyi kurma iradesini gösterme zorluğu, yeniyi omuzlamanın zorluğudur. AKP’nin yarattığı bu deprem içinde muhalif güçlerin -CHP ve MHP- hâlâ harekete geçememiş olmasının, hâlâ ayak diremesinin asıl açıklaması AKP sonrası Türkiye’nin, yani devrimci Türkiye’nin bu insanları korkutmasıdır. AKP yıkılmaktan, AKP muhalifleri ise yıkılanın yerine konacak olandan korkuyor.
Bense heyecanlıyım.”
Devrimcilik, çürüyen yapının farkına varmak ve yeniyi kurma iradesi göstermektir. Türk milleti, yüzyıllar boyu içinden devrimci liderler çıkardığı için bugünlere geldi. Bunların sonuncusu ve en büyüğü ise Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Devrimci olmayan bir milliyetçilik ayakları olmayan bir masaya benzer. Yani aslında masa değildir. Gökçe Fırat, “kadim Türk şuuru ile düşünebildiği” ve yeniyi kurma cesaretine sahip olduğu için devrimcidir. Milliyetçiliğin gereğidir bu. Ve bugün devrimcilik tıpkı 1920’lerde olduğu gibi Türklüğü yeniden ayağa kaldıracaktır.
Elimizdeki kurtuluş reçetesi Atatürkçülük. Atatürkçülüğü ideolojik rehber gören ve “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganın yaratıcısı Gökçe Fırat’ın hapiste olmasının en temel sebebi, askerlere kumanda edecek komutan olmasıdır.
Cesaret ve inancınız varsa tutsak edilemezsiniz!
Bir devrimci, girdiği mücadelede önüne çıkan zorluklardan şikâyet etmez, onları öğretmen olarak görür. Cezaevi de bu zorluklardan biri. Gökçe Fırat 3 Eylül’den beri, dört ayı geçkin bir süredir Silivri’de.
Ama özgür!
Özgür, çünkü geleceğe olan inancı tam. Korkmuyor. Çünkü biliyor ki, faşizm egemenliğini korkuyla kuruyor. Ve böyle olduğu için biz dışardakilere yol göstermeye devam ediyor.
Yazıya başlamadan önce başkanımızın avukatı ve ailesiyle aracılığıyla gönderdiği notlara baktım (internet ve facebook sayfamızda var) ve biz kez daha “İyi ki Gökçe Fırat var ve iyi ki O’nun yanındayım” dedim.
Ruhen çökmüş bir toplumun ayağa kalkması mümkün değildir. Gelecekten umutsuz ve kendine güvenmeyen insanlar gibi milletler de depresyona girerler. Ne yapacağını bilmeyen bir insan yığınına dönüşüp aslında millet olma vasfını kaybederler.
Gökçe Fırat, yazdıklarıyla ulusal güçlere yalnızca politik yönlendirme yapmıyor, umut ve cesaret de aşılıyor. Bunu yaparken elbette mizahı kullanıyor. Örneğin 7 Ekim günü gönderdiği mesaj:
“Tayyip Erdoğan bana açtığı davaları geri çekmeyerek ve yeni dava açarak yandaş olmadığımı, gerçek muhalefet olduğumu kanıtlamıştır. Kendisine teşekkür ederim. Bana yazı yasağı uyguladığı için ona davalar açamıyorum. Yazı yasağını kaldırmasını rica ediyorum. Yeni davalar açacağım.”
Tutuklulara kitap yasağını ise şöyle değerlendirmişti:
“Tutuklulara kitap verdirmeyerek kendi düzeyine düşürmek istiyor. Düşmeyiz.”
Gökçe Fırat, bu üslubuyla “Kutsal İsyan” olarak tanımladığı “Gezi”ye de selam gönderiyor bence.
Gökçe Fırat yol göstermeye devam ediyor
Tutuklandığı gün ve geçtiğimiz aylar boyunca teslim alınamayacak bir ruha sahip olduğunu gösteren başkanımız, cezaevinde ürettiği politikalarla biz dışardakilere yol gösteriyor.
Doğu Perinçek gibiler, Tayyip Erdoğan’ın Şangay çıkışını coşkuyla karşılarken, Gökçe Fırat “Ne ABD, ne Rusya, ne AB, ne Şanghay, Tam bağımsız Atatürkçü Türkiye” diyerek dış politikadaki tuzağa dikkat çekti. İstanbul Dolmabahçe’deki bombalı saldırıdan sonra “Terörü kınamak yetmez. Terör örgütü PKK’yı kınayın. Tüm sol PKK’ya açık tavır almalıdır” mesajıyla sola samimi bir özeleştiri çağrısı yaptı. Mardin Derik Kaymakamı Muhammed Fatih Safitürk’ün PKK tarafından şehit edilmesi sonrası gönderdiği başsağlığı mesajı şöyle bitiyordu:
“Türk Solu olarak teröre karşı hep devletimizin yanındayız.”
Hükümet karşıtlığı ile devlet düşmanlığını ayırt edemeyenlere en güzel cevaptı bu. Üstelik de devletin cezaevinde!
Gökçe Fırat, MHP’ye (Devlet Bahçeli’ye) başkanlık meselesindeki tavrından dolayı çok sert çıktı:
“Türk milliyetçiliğini ayaklar altına alan birine Başkanlık veren. Türk milliyetçisi olamaz.”
Başyazarımız cezaevinde de milletini, bizleri düşünüyor ve fikir üretmeye devam ediyor. “Bizim içeride olmamız önemli değil, siz ülkeyi savaştan koruyun” diyerek her an bizimle olduğunu gösteren Gökçe Fırat, emperyalistlerden özgürlük dilenen liberallere, “Gazetecilere ve basına özgürlüğü ne AB ne ABD verir, özgürlük halkın hürriyet mücadelesiyle alınır” diyerek aslında hepimize bir görev çağrısı yapıyor.
Görevimiz, Türk milletinin özgürlüğü için önce kendi bilincimizi /ruhumuzu özgürleştirmek ve mücadele etmektir.
Gökçe Fırat karşımızda en güzel örnek olarak duruyor.
Yaşadığımız zorlukları abartıp, onların altında ezilmeyi ve kurban psikolojisini bırakalım.
Güruh değil, millet olmak istiyorsak inancımızı ve umudumuzu yitirmeyelim.
Cesur olalım.
Önce kendimizi, sonra ülkemizi özgürleştirelim…


Bu yazı 55 kez okundu.

Özgür Billur
SON EKLENENLER