• Cuma, Ağustos 18, 2017

Gökçe Fırat’a kumpas Yargıya AK-Trol darbesi

aliozsoy
Ali Özsoy
Nisan07/ 2017

Türk Yargısı’na darbe
31 Mart gecesi, bir kez daha Türk tarihine karanlık bir gece olarak geçti. O gece yaşanan Türk Yargısına bir darbedir. Türkali-aciklama tarihinde asla ilk kez mahkeme kararı kabul edilmemiş ve tahliye edilmesi gereken kişiler adeta cezaevinden kaçırılmış ve alıkonulmuştur.
Her şey tüm Türkiye’nin ve dünyanın gözleri önünde oldu.Yandaş basın ve AK-Trollerin büyük bir kampanyası sonucu 31 Mart gecesi büyük bir kumpas yaşandı. Tahliyelerden sonra yeni suçlamalar üretileceğini bekliyorduk ama bu kadar çaresizce ve kendilerini rezil ederek bir darbe ve kumpasa girişmeleri bizi de şaşırttı.
Neden böyle aciz davrandılar?
Gökçe Fırat mahkemede kendisini savundu. Bütün suçlamaları tek tek çürüttü. Başta Gökçe Fırat olmak üzere, gazetecilere atılan iftiraların büyük kısmı mahkeme tarafından yersiz bulundu. Ama daha sonra, Türk mahkemesinin, Türk adaletinin almış olduğu karar uygulanmadı. Şu anda Gökçe Fırat, Murat Aksoy, Atilla Taş ve diğer 18, toplam 21 gazetecinin tahliye kararları uygulanmadı. Özgürlüklerine hâlâ kavuşamadılar.
Bir haftalık bir mahkeme süreci oldu. Bu süreçten biraz bahsedeceğim. Sürecin en sonunda, Cuma günü, kimi sanıklar hakkında 8 aydır tutuklama kararını uygun gören savcılar bir mütalaa açıkladılar. Savcı 13 kişinin tahliyesini istedi. Bu 13 kişi arasında Gökçe Fırat, Atilla Taş ve Murat Aksoy ve diğer gazeteciler vardı. Mahkeme heyeti bu 13 kişinin dışında 8 kişinin daha tahliyesine karar verdi. Bundan sonra yapılacak hiçbir şey yoktur. Bu, Türk mahkemesinin kararıdır.
Güçlü devlet diyenler, büyük devlet diyenler… Muz Cumhuriyetiyle, kabile devletiyle, çete devletiyle Türk devleti arasındaki büyük fark vardır. Binlerce yıllık Türk devleti geleneğinde, en güçlü padişahların ve hakanların devrinde dahi, kadıların, yargının, mahkemelerin aldığı kararlar uygulandı “Şeriatın kestiği parmak acımaz” denir ya, bu adaletin üstünlüğü demektir. Bu ilke her zaman uygulanmıştır.
Aileler sevinç içinde Silivri’ye gitmişti. Babalarını görmeyi uman 5 yaşında 10 yaşında çocuklar… Çilekeş anneler… Eşler…
Sadece ellerinde Türk bayrakları… Neşeli şarkılar… İzmir marşları…
“Tahliyeler asla gerçekleşmeyecek”
Saat 8… 9… Derken 10 olmadan komando taburları, TOMA’lar, polis ekipleri Silivri’nin kapısına gelmeye başladı.cemkucuk1
Tam bu dakikalarda adının Cem Küçük olduğunu öğrendiğimiz biri, bazı tweet’ler atmaya başladı. AK-Troller, mahkemelerin kararlarının hiçbir şekilde uygulanmayacağını, mahkemelerin bu millete rağmen karar veremeyeceğini ve buna benzer zırvalıkları yazmaya başladılar. Aynı anda televizyonda yandaş medyada “tahliye edilmeyecekler, asla bu gerçekleşmeyecek” diye haberler ortaya çıkmaya başladı.
Bundan sonra ne oldu?
Önce savcının tahliye istediği 13 kişi dışında kalan ancak mahkemenin haklarındacemkucuk-tweetler tahliye kararı aldığı 8 kişi için savcı itiraz etti. Bu, hukuki mantık açısından anlaşılabilir bir şey. Tahliye kararını veren 25. Ağır Ceza Mahkemesi bu itirazı reddetti. Ancak 26. Ağır Ceza Mahkemesi bu itirazı kabul etti ve bu 8 kişinin tahliyesi durduruldu.
Peki geri kalan 13 kişi için ne yapılacaktı? Kesin bir tahliye kararı var. Savcının talebiyle tahliye edilmişler. İtiraz da edemez. Yargılamanın tutuksuz bir şekilde de devam edebileceğine mahkeme karar vermiş.
Bu sırada jandarma ve polis, ufacık çocukları, anneleri, eşleri Silivri kapısından aşağı doğru sürmeye başladı. Kendilerinin de haberleri olmadığını söylediler. Hiçbir yetkili de çıkıp ne yapacaklarını cesur bir şekilde oradaki insanlara söylemedi. Korkakça Türk askerini Türk annelerinin, Türk çocuklarının üstüne sürdüler.
Otobana kadar sürülen tutuklu yakınları artık bir tahliye olmayacağını anlamıştı. İnsanlar yine de sabah 4’e kadar, devletlerine ve yargıya güvendikleri için orada beklediler. Çocukların gözlerindeki sevinç gözyaşları dondu kaldı. Öfke gözyaşına bile dönüşemedi…
Yeniden gözaltı
Daha sonra, bazı polis arabalarının Silivri Cezaevi’ni girip çıkmaya başladığını görmeye başladık. Gece 2-3 gibi. Basına düşen haberlerden öğrendiğimiz, 13 kişinin tahliyesine engel olmak için yeni bir soruşturma ve gözaltı kararı uydurulmuş. Önce içinde Gökçe Fırat’ın da bulunduğu 6 kişi için gözaltı kararı haberleri çıktı. Sonra bütün 13 kişi için gözaltı kararı olduğu söylendi. En sonunda 21 kişinin 21’i de tekrar Vatan Caddesi Terörle Mücadele’ye götürüldü.
Bu şudur, aylardır tutuklu olan insanlar hakkında, tam tahliye olacakları gece, yeni bir suçlama bulunmuş. Söylenen de şu: “Bunlar FETÖ’cü değilse, o tutmadıysa, anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçlamasıyla gözaltına alırız.”akit-2-nisan-1
Böylelikle 21 kişi hakkındaki tahliye kararı uygulanmamış oldu. 26 tutuklu sanıktan haklarında tahliye kararı olmayan diğer 5 gazeteci için de aynı suçlama var mı yok mu bilmiyoruz, ama bu, zaten o gece o saatte uydurulmuş bir suçtur.
Şimdi burada çok açık ve net bir tespit yapmamız lazım. FETÖ’cülük palavrası tutmadı. Gökçe Fırat’ın kendi adına verdiği mücadeleyle bu uyduruk suçlama, AK-Trollerin, ihbarcıların ve yandaş medyanın provokasyonlarından biri çökmüştür.
Ne oldu? “FETÖ’cülük olmadıysa, anayasal düzeni yıkmak. Bu sefer bu çuvalın içine sokacağız, yeter ki sizi bırakmayalım.”
Çok açık bir şekilde söylüyoruz. Biz başından beri Fethullah Gülen düşüncesiyle, AKP düşüncesiyle, PKK düşüncesiyle, yani Atatürkçülüğe, Türk milletinin birliğine, Cumhuriyet’e, Anayasa’ya karşı olan her düşünceyle mücadele ettik. Nasıl bugün Meclis’te, hükümette, Ankara’da ve medyada bu Fethullahçılıkla tamamen bağı olan herkes şu anda iktidardaysa ve bizim bunlarla hiçbir alakamız yoksa, “anayasal düzeni yıkma” suçuyla da hiçbir ilgimiz yoktur. Olamaz. Bu suçlamayı aynen sizlere iade ediyoruz.
Gökçe Fırat’ın 
tarihi savunması
Mahkemede ne oldu?
Gökçe Fırat tarihi bir savunma verdi. Bu Türkiye değil dünya tarihine geçecek bir savunmadır. Bütün provokasyonlara, 7-8 aydır estirilen yalan, iftira ve korku fırtınısına, faşist sindirme mekanizmasına büyük bir darbe oldu Gökçe Fırat’ın savunması.
Burada Gökçe Fırat, Fethullah Gülen’e karşı verdiği mücadeleyi ve kendisini FETÖ’cülükle suçlamanın ne kadar absürt olduğunu belgelerle tek tek anlattı. Yaptığımız kapakları, yazdığı “Paralel Devletler Savaşı” kitabını gösterdi. Daha 2012 yılında Tayyip Erdoğan ile Fethullah Gülen “kardeşiz, dostuz” derken “paralel devlet”siniz diyen Gökçe Fırat’tı. Hem AKP’ye hem PKK’ya hem de Cemaate karşı başında beri nasıl mücadele ettiğini, her üçünü paralellikle suçladığını, Fethullah Gülen’in kendisine nasıl 5 tane dava açtığını, 17 Aralık’tan sonra bile davalık olduklarını, Gökçe Fırat hepsini tek tek anlattı. Tarihe bir not düşüldü.
Fakat Gökçe Fırat asla af dilemedi. “Ben Cemaat’e karşı olduğum gibi AKP’ye de karşıyım” dedi. “Muhalif olarak, gazeteci olarak, Ulusal Parti lideri olarak, bir siyasetçi olarak, yolsuzlukların, belge sahtekârlıklarının, diploma sahtekârlıklarının peşinden koşmak suçsa beni tahliye etmeyin” dedi. “Ama beni asla bir itibar suikastiyle, FETÖ’cülükle suçlayamazsınız” dedi.
Oradaki gazetecilerin hiçbiri birbirini tanımıyordu. Ancak mahkemedeki savunmalarından anladığımız kadarıyla, çoğu kendisi gidip teslim olmuş insanlar. Mahkeme bir şekilde, savcılığın hazırladığı iddianameyi inceledi, savunmaları dinledi, düşündü taşındı ve ilk celsede sanıkların büyük kısmının tahliye edilmesine karar verdi.
Bu, Gökçe Fırat’a Atatürkçülere ve muhalif olan tüm kesimlere atılan FETÖ iftirasının, bu provokasyonun bir çöküşüdür. AKP’nin bu kadar çok paniklemesi de sadece ve sadece yalanlarının bir kez daha ortaya çıkmasındandır.
Şimdi diyorlar ki, “Anayasal düzeni ortadan kaldırmak… FETÖ olmadı biz bununla sizi tutacağız.” Vatan Caddesi Emniyet’te bekliyor Gökçe Fırat ve diğer gazeteciler. Daha bir suçlama yok, çünkü bir şeyler uydurmak zorundalar.
Acizler!
Anayasal düzeni kim 
ortadan kaldırıyor?
Ne anayasal düzeni? Anayasal düzen mi bıraktınız memlekette… Yasa mı bıraktınız!
Ben size söylüyorum: Biz “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” diyen Ulusal Parti’nin üyeleriyiz. Bizim liderimiz Gökçe Fırat, tüm hayatını Atatürk ilkelerini, Anayasa’daki laiklik ilkesini, üniter yapı ilkesini savunmakla geçirdi. Bütün saldırılara göğüs gerdi.
Kimdir Anayasal düzeni ortadan kaldıran?
“Anayasa bekleme odasındadır” diye açıkça Meclis kürsüsünden söyleyenlerdir.
“Fiili durum oluştu ben zaten başkanım, haydi Anayasa’yı değiştirelim” diyenlerdir.
Oslo’da, Kandil’de, İmralı’da terör örgütüyle masaya oturup ülkenin üniter yapısını değiştirenlerdir, değiştirmenin pazarlığını yapanlardır.
Cumhurbaşkanı başdanışmadır. “Eğer referandumda hayır çıkarsa”, bunu söyleyen İlnur Çevik, “Hayır çıkarsa 7 Haziran’dan sonra gerçekleşen kaosu mumla ararsınız” diye “hayır” diye oy verecekleri tehdit edenlerdir.
Açıkça Anayasa’nın ilk 4 maddesine aykırı olmasına rağmen bu sözde Anayasa değişikliğini, halka dayatan “hayır” diyecekleri de ölümle tehdit eden, “biz o gün seçimlerde ‘hayır’ sonucu çıkarsa bunu da kabul etmeyeceğiz, sokaklara döküleceğiz” diyenlerdir Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs edenler.
Nasıl FETÖ provokasyonunuz çöktüyse, bu provokasyonunuz da çökecek. Kendi mahkemesinin kararının uygulatmayan bir iktidar güçlü değildir. Güçsüzdür, acizdir, korkaktır. Buradan o AK-Trollere, ismini daha yeni öğrendiğimiz ne idüğü belirsiz herkese sesleniyoruz. Türk Ceza Kanunu’nun 277. maddesi çok açık:
“Görülmekte olan bir davada gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek veya bir haksızlık oluşturmak amacıyla, davanın taraflarından birinin, sanığın, katılanın veya mağdurun lehine veya aleyhine sonuç doğuracak bir karar vermesi veya bir işlem tesis etmesi ya da beyanda bulunması için, yargı görevi yapanı, bilirkişiyi veya tanığı hukuka aykırı olarak etkilemeye teşebbüs eden kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Siz bu maddeden de yargılanmayacaksınız. Çünkü yaptığınız sadece hakimleri, savcıları tehdit etmek değil. Bizzat fiilen sizin yaptığınız çağrılarla, dandik AK-Trol hesaplarınızla, Ankara’dan gelenlerin tahliye kararlarını uygulatmadığını ve uyduruk yeni davalar açarak gazetecileri Gökçe Fırat’ı tekrar gözaltına aldırdıklarını görüyoruz. Demek ki Anayasal düzeni yıkan, yargı bağımsızlığını yıkan kişiler arasında sizler de varsınız. İsimleriniz tek tek tarihe not ediliyor.
Gökçe Fırat neden hedef?
Şimdi burada bu olay niçin yapıldı onu anlatmak istiyorum. Öncesinde bizim genel başkanımız Gökçe Fırat özelinde gidersek;
Birincisi Gökçe Fırat’ın referandumdan önce bırakılmasını istemediler. Yine burada muhalefet açısından önemli isimler, gazeteciler var. Atilla Taş’ı olsun, Murat Aksoy’u olsun, diğer isimler olsun. Burada referandumdan önce bu isimlerin dışarı çıkmasını istemediler.
Büyük bir korku yaşıyorlar. Attıkları iftira çöktü, diğer tutuklu gazeteciler için de özgürlük yolu açıldı. Bunun kendilerinin iktidarını sarstığını düşünüyorlar. Oysa meşru ve yasal bir iktidar olsalar bu bir sevinç olmalıydı. “Bağımsız bir yargı var” dersin, Avrupa’ya Amerika’ya dersiniz ki “Bakın, diktatörlük yok”. Bu bir iktidar için kazançtır, ama korkuyorlar. Her yaptıkları suçlama kendileri için bir suç yarattı.
Başka bir şey söyleyeceğiz, Gökçe Fırat bu hafta diploma duruşmasına gidecekti. Esas yaşadıkları korkulardan biri de bu.
İkinci olarak diyorlar ki, biz artık mahkeme kararlarına umuyoruz. Uymayacaklarını belli etmiş oluyorlar. Buradan muhalefet liderlerine sesleniyorum. Referandum çalışmaları yapıyoruz, çok yorgunuz, şu, bu… Bu, aslında Türkiye’nin nereye gittiğini gösteriyor. Herkes buna tavır almalı. “Biz uymayız” diyorlar artık. “Biz bir yalan atarız, mahkemede o yalan çöker, olsun biz başka bir yalan atarız.” diyorlar. Eğer referandumda “evet” sonucunu bir şekilde çıkarırlarsa işte böyle bir Türkiye ortaya çıkacak. Mahkemeler değil Cem Küçükler, saray tetikçileri karar verecek.
Üçüncüsü, “Referandum sonucuna da uymayız” diyorlar. Dün AK-Troller 31 Mart gecesi #salıverirsenizalıveririz diye kampanya başlattılar. “16 Nisan’da da istediğimiz sonuç çıkmazsa buna da uymayacağız” dediler.
FETÖ’cülük iftirası çöktü, sırada Anayasal düzeni yıkma “suçu”
Ve çok önemli bir şey, artık bu ülkede şu dönem kapanmıştır: 15 Temmuz’dan sonra başlayan her muhalife FETÖ’cü yapıştırması, terör örgütü üyesi yapıştırması, gazetecileri etiketleme, hapse atma, demek ki artık bu çöktü. Gökçe Fırat’ın verdiği savunma özellikle bunu çökertmiştir. Bizim Fethullah’a karşı verdiğimiz mücadeleyi, onunla davalık olduğumuz bütün yazılarımızı tek tek ortaya koydu. FETÖ’cülük suçlaması çöktü, diyecekler ki bundan sonra, “Anayasal düzeni yıkma suçu işliyorsunuz” diyecekler.
Kim muhalefet yaparsa…
Biri yolsuzluktan mı bahsetti, “Anayasal düzeni yıkıyorsun”.
Biri diplomadan mı bahsetti, “Anayasal düzeni yıkıyorsun”.
Biri “terör örgütleriyle iktidar masaya oturmuş, topraklarımızın pazarlığı yapılıyor” mu diyor, “hayır sen bundan bahsedemezsin, Anayasal düzeni yıkıyorsun”.
16 Nisan’dan sonra halkımızın ezici bir çoğunluğu şu anda ‘hayır’ diyor. Bir şekilde bunlar oyları gasp edip veya başka bir şekilde ‘evet’ oyu çıkarırlarsa, diyecekler ki bundan sonra “başkanlığı eleştiren de Anayasal düzeni yıkıyor.” Bu artık faşizm yeni bir metodudur. Yeni suçlama ve cezalandırma yöntemidir.
Ve son olarak. Ak-it’in hedef gösterdiği mahkeme heyetini HSYK’nın açığa aldığını 3 Nisan gecesi öğrendik. Böylelikle Gökçe Fırat’a kumpas tüm Türk yargısına darbe ve kumpasa dönüştü.
Bu heyete avukatlar zaten itiraz etmişti. Çünkü Gökçe Fırat’ı ve gazetecileri tutuklayan Sulh Ceza Hakimi terfi almış ve Ağır Ceza Reisi olarak karşımıza çıkmıştı ki bu açıkça yasaya aykırıdır.
7 aydır Gökçe Fırat’ı hukuksuz yere tutuklu tutanlar, dosyası görüştü ve tutuksuz yargılamaya karar verdi. Ve kendilerinin bir gecede tıpkı yargıladıkları sanıklar gibi gizli “FETÖ’cü” ilan edildiklerini gördüler.
Şimdi bundan sonra hangi hakim hangi savcı korkmadan, tarafsız ve adaletli bir şekilde karar verebilir?
Ant içiyoruz, 
boyun eğmeyeceğiz!
Demek ki artık mesele Gökçe Fırat’a kumpas meselesi olmayı aşmıştır. Demek ki artık mesele gazetecilere özgürlük, düşünceye özgürlük meselesini aşmıştır. Artık açıkça 80 milyon vatandaşımız tutsak alınmıştır. Çünkü adaletin olmadığı, mahkeme kararlarının aktroll hesaplarınca iptal edildiği, mahkeme heyetlerinin Ak-it manşetleriyle görevden alındığı bir ülkede ne Anayasa ne yasa ne de tek bir insan için bile özgürlük kalmıştır.
Hiç kimse de bizi Anayasal düzeni yıkmakla falan suçlayamaz. “Demokrasi bir tramvaydır, işimize geldiği yerde ineceğiz” diyen, açık açık bunu yapanlar bu ülkede “Anayasa’yı bekleme odasına aldık” diyenler, esas suçlular sizlersiniz. Gökçe Fırat’ın savunma mevzisi artık Anayasa’nın ve Yargı Bağımsızlığının son savunma mevzisine dönüşmüştür.
Ben burada sözlerimi tamamlamadan önce Gökçe Fırat’ın savunmasının son kısmını aktarmak istiyorum. Hepimiz bunun altına imza atıyoruz, Mustafa Kemal’in Askerleri olarak:
“Ben Mustafa Kemal’in Askeriyim.
İlkokulda verdiğim sözü tekrarlıyorum:
‘Ey bugünümüzü yaratan Büyük Atatürk
Açtığın yolda, koyduğun ilkede, gösterdiğin hedefe, hiç durmadan yürüyeceğime and içerim.
Ne mutlu Türk’üm diyene.’”
Biz de ant içiyoruz, boyun eğmeyeceğiz.

Ulusal Parti Genel Başkan Vekili Ali Özsoy’un
 Gökçe Fırat ve 20 diğer tutuklu gazetecinin tahliye edilmesi ve
 ardından tekrar gözaltına alınmasıyla ilgili açıklaması.


Bu yazı 343 kez okundu.

Ali Özsoy
SON EKLENENLER