• Perşembe, Kasım 23, 2017

Gökçe Fırat’ı yıldıramadınız, asla yıldıramayacaksınız!

aliozsoy-aciklama
Türk Solu
Eylül11/ 2017

Türk Solu Genel Yayın Yönetmeni Ali Özsoy’un Başyazarımız Gökçe Fırat’ın tutukluluğunun 1. yılı ile ilgili açıklaması:

Gökçe Fırat 
1 yıldır tutsak!
Sevgili yurttaşlar,
Bugün 31 Ağustos 2017. Öncelikle tüm Türk milletinin Zafer Bayramı’nı, tek başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kazanılan Zafer Bayramı’nı kutlarım. Türk milletinin ve Müslüman aleminin de Kurban Bayramını kutluyorum.
Bugün bu açıklamayı yapmamızın Türk Solu için başka bir anlamı daha var. Bundan tam 1 yıl önce bugün Ulusal Parti Genel Başkanı, Türk Solu Başyazarı Gökçe Fırat Çulhaoğlu siyasi iktidar tarafından tutsak edildi. Bu ifade biraz sert kaçabilir. Biliyorsunuz ülkemizde sürekli “mahkemelere güveniyoruz”, “hukuka güveniyoruz”, “hukuk devletine güveniyoruz” denir, ama yaşanan 1 yıllık süreç gerçekten de hukuk devletinin, hukuku uygulamak isteyen mahkemelerin de engellendiği bir süreç oldu.
Ve Gökçe Fırat Çulhaoğlu bir yıldır tutsak.
Sürecin nasıl başladığını hatırlatalım. Daha 15 Temmuz gecesi TRT’ye çıkan yorumcular Gökçe Fırat’ın ismini saymaya başlamışlardı. Oysa ortada bir demokrasi mücadelesi vardı biliyorsunuz o gece, iktidarın ve muhalefetin söylemine göre. Tutuklanacak gazeteciler arasında ilk başta Gökçe Fırat’ın ismi devlet televizyonundan sayılıyordu. Ertesi sabah da yine çarşaf çarşaf listeler yayınlanmaya başladı. Ülkemiz son bir yıldır hâlâ bu iklimi yaşıyor. Gökçe Fırat ismi yine en baştaydı.
Ondan sonraki süreçte, 15 Temmuz 2016’dan 31 Ağustos 2016’ya kadar devam eden süreçte, yandaş medya dediğimiz, iktidar parasıyla ayakta duran medya ile aktrol dediğimiz, iktidar parasıyla tetikçilik yapan isimler binbir türlü yalan haberle Gökçe Fırat’ı hedef gösterdiler.
Bir operasyon hazırlığı olduğu belliydi çünkü sessiz bir dönem isteniyordu. OHAL dönemi isteniyordu. OHAL şartlarında seçime gidip Anayasa değiştirilmek isteniyordu. Atatürkçü, milliyetçi, devrimci muhalefetiyle Gökçe Fırat kendilerini korkutuyordu.
“Mustafa Kemal’in askeri kaçmaz!”
30 Ağustos günü yine bu yalan medyasında haberler çıkmaya başladı.
Gökçe Fırat’ın evi basıldı; “Kaçıyor, yakında Yunanistan sınırlarına ulaşabilir, her an yakalanacak” gibi binbir türlü yalan haber tekrar gündeme getirildi. Aktrol saldırıları da aynı şekilde devam etti.
Ancak 31 Ağustos günü çok ilginç bir şey oldu. 1,5 aydır binbir türlü iftira ve pis haberleriyle, akla hayale sığmayacak hayalleriyle Gökçe Fırat’a, Türk Solu’na ve Atatürkçülare saldıranlar birdenbire sustu. Çünkü Gökçe Fırat 15 Temmuz’dan beri hiç gerçekleşmeyen bir şeyi yaptı. Biliyorsunuz o tarihe kadar pek çok gözaltı ve tutuklama vardı ama Gökçe Fırat Çulhaoğlu tüm taraftarları, Ulusal Parti üyeleri, Türk Solu okurları, ailesi, dostları ve yakınlarıyla birlikte kalabalık bir grupla Çağlayan Adliye binasına kendisi gitti.
Kendisine soru soran gazetecilere şu yanıtı verdi:
“Ben Atatürkçüyüm. Mustafa Kemal’in askerleri kaçmaz. Hakkımdaki haberleri medyadan duydum, bizzat kendim savcılığa geldim.”
Savcılığa çıktıktan sonra da kendisine verilen bilgi bir basın soruşturması olduğu, terör örgütü üyeliği ile suçlanmadığı ancak yaptığı propaganda ve yazdığı yazılarla terör örgütününü işine gelecek türden bir algı operasyonu oluşturduğu iddiasıyla hakkında bir soruşturma olduğu söylendi ve gözaltı süreci başladı. 31 Ağustos günü bundan tam bir yıl önce sadece Gökçe Fırat özelinde değil tüm Türk milleti genelinde büyük bir hukuk katliamı başladı.
Şimdi aradan geçen son bir yıla bakıyoruz, Gökçe Fırat iki kez iktidar tarafından gözaltına alındı.
İki kez polis ve savcılık sorgusuna tutuldu. Hayatı didik didik edildi.
İki kez tutuklandı son bir yılda.
İki kez hakkında iddianame yazıldı.
İki kez her iki iddianameyi savunmasıyla paçavraya çevirip çöpe attı.
Kendisi için bir yıl önce 2 yıllık bir hapis cezası isteniyorken şu anda geçen bir yılda iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor kendisi için.
İlk başta TCK 220/8 örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt propagandası yapmak. Savcılık sorgusunda kendisine isnat edilen suç buydu. 1-3 yıl, örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt propagandası yapmak. Yani 3 yılla açtılar kapıyı. Şunu da açıkça söyleyeyim, bu maddede kastedilen örgüt Fethullahçı Terör Örgütü dedikleri Fethullah Cemaati. Aslında bu madde tamamen AKP’nin tüm yöneticilerine uymaktadır. Eğer Fethullah Gülen örgütü bir törör örgütü ise Gökçe Fırat, Fethullah cematine karşı en sert mücadeleyi veren liderdir. Tüm çizgisi ortadadır. Bu suç tam olarak kendilerine uymaktadır. Ama tabii utangaçça bu suç bize iletildi.
Ne deniyor, “Yazdığınız yazılarla, yaptığınız sert muhalefetle örgütün üyesi olmamakla birlikte onlara hizmet ettiniz.” Bu aslında %50-%60 tüm muhalefeti kapsayabilecek bir suç. Yani iktidara karşıysanız onların yanındasınız. Onların propagandasını yapıyorsunuz. Tabii daha sonra Sulh Ceza Hakimliği’nde tutuklama kararı çıktı. 3 Eylül 2016’da Silivri’ye gönderildi. O zamandan beri Silivri’de tutuluyor. Savcı ve hakim bu sefer suçlamayı utangaçça biraz artırdılar. Madde 220/7. Yani örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmek. Bunun karşılığı olan ceza 2-6 yıl arasında. Aynı mantık, yani “Sen örgüt üyesi değilsin ama yazdığın şeyler, sahte diplomayı gündeme getirmen, yaptığın sert muhalefet bunlar hep algı operasyonu.” Biz zaten algı operasyonu vs. bir kenara bırakıyoruz, kararın tepelerde alındığını biliyoruz.
Türk hukuk tarihinin
en rezil gecesi
Bekledik. 6 ay boyunca Gökçe Fırat çizgisinden hiçbir şekilde taviz vermeden aslanlar gibi yattı Silivri’de. Sonra iddianame ortaya çıktı. Bu sefer suçlama TCK 317’ye çıktı. Utangaç savcımız bir tık daha artırdı cezayı. Bütün bunlar iddianamede de belirtiliyor!
“Örgüt üyesi olmadan bilerek ve isteyerek yardım etmekten biz kendisini tutuklasak da terör örgütü olduğuna göre örgüt üyesi olduğuna yönelik bir kanaat da getirdik.”
İddianamede yine bir şey yok. Attığı tweet’ler, sosyal medyada yaptığı paylaşımlar, yazdığı yazılar. Ne oldu? 1 yılla açtılar kapıyı 10 yıla kadar çıkardılar. Bunun bir yerde çökeceği belliydi. 31 Mart 2017 günü Gökçe Fırat’a çıkarıldığı 25. Ağır Ceza’da bir tahliye kararı çıktı. Başka bir şey de beklemiyorduk zaten.
Bakınız Gökçe Fırat Çulhaoğlu, Fethullahçı Terör Örgütüne üye olduğuna dair alçakça suçlamayı yapanlara zaten yanıtları tek tek verdı. Ben burada uzatmak istemiyorum ama Gökçe Fırat bugün Türkiye’de Tayyip Erdoğan ve Fethullah Gülen’in kendisine en çok dava açtığı kişidir. Türk Solu gazetesinde yayın hayatında olduğu 15 yılda tam 448 tane Fethullah Gülen aleyhinde yazı çıkmış, üstelik bunların 91’ini bizzat Gökçe Fırat yazmış, defalarca Türk Solu’nda kapak olmuş.
Defalarca Cemaat’in avukatlarıyla mahkemelik olmuş bir isim Gökçe Fırat. AKP ve lideri “Bunlar bizim yol arkadaşımız”, “Aynı yolda yürüdük”, “El ele yürüdük”, “Seni özledik Amerika’dan gel artık” derken 2012 yılında “Paralel Devlet” kavramını kullanan kişi.
Gericiliğe 17 Aralık’tan önce karşıydık şimdi de karşıyız
Gökçe Fırat’ın suçu şu olabilir: Şu anda AKP’nin yanındaki yandaşlar ve yalakalar gibi 17 Aralık’ı milat kabul etmedi. Bir Atatürkçü için bir Kemalist için gericiliğe, bölücülüğe karşı mücadelenin miladı yoktur. Biz önceden de karşıydık sonra da karşıydık ama önceden de şunu söylüyordu Gökçe Fırat; nasıl Cemaat bir paralel devlet kuruyorsa AKP de bir paralel devlet kuruyor. PKK da bir paralel devlet kuruyor. Şimdi de bunu söylüyoruz. Bizim amacımız A parti, B parti, C cemaat, D tarikatla mücadele etmek değil. Türkiye Cumhuriyeti’ne saldırı nereden olursa olsun buna karşı çıkarız.
Bir tahliye kararı çıktı. 31 Mart gecesi Türk Hukuk tarihinin en rezil gecesi olarak yaşandı. Bunu artık herkes biliyor. Bu tahliye kararının uygulanmaması yönünde bir kampanya başlatıldı. Cem Küçük adındaki biri sosyal medyadaki binlerce aktrolle birlikte “Gökçe Fırat’ı #salıverirsenizalıveririz hücresinden çıkamayacak” diye bir kampanya başlattılar. Tıpkı 15 Temmuz’dan sonra olduğu gibi Beyaz TV, AHaber gibi eskiden Fethullah’la içiçe olup şimdi Tayyipçilik yapan ne kadar grup varsa hepsi.
Ama ortada savcının talebiyle gerçekleşmiş bir tahliye kararı vardı ve uygulanmak zorundaydı. 31 Mart günü saat 16:00’da alınan tahliye kararı cezaevine ulaşmış olmasına rağmen uygulanmadı. Ve tam 8 saat boyunca bu medyanın yandaş medya dediğimiz aktrollerin alçakça saldırıları devam ederken bu kararı uygulatmamak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Saat 16:00’da bir tahliye kararı var ve 1 Nisan sabah 04:00’a kadar uygulanmıyor. Silivri cezaevinde Gökçe Fırat ve diğer gazeteciler tutuluyor. Kendilerini bekleyen alilerin etrafını komandolarla, askerlerle çevrip, yollara kadar sürüklüyorlar.
Tam 8 saat sonra ancak başsavcı İrfan Fidan “Bunları tahliye etmeyin, biz bunlar hakkında yeni bir soruşturma başlattık.” diyor.
Neymiş yeni soruşturma? Daha korkunç bir suç! “Bunlar Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiler. Tekrar gözaltına alın.”
Şimdi bu saçma suçlamayı önceden savcıların utangaçça suçlamalarından sonra artık bu beyefendinin utangaç olmadığını gördük. 1 yıldan başlayan ceza iki kez ağırlaştırılmış müebbete çıkmış oluyor böylelikle.
Burada çok önemli bir detay var. Bu rezil geceyi Türkiye’ye yaşatanın kimler olduğunu da çok iyi biliyoruz, Aktrollerden bahsetmiyorum. Hiyerarşide bürokrasi içinde yer alanlar, tüm suçlarının yanı sıra o gece yaptıklarından dolayı hukuk önünde elbette hesap verecek. Gökçe Fırat eninde sonunda beraat edecek. Ama 8 saat uygulanmayan bu tahliye kararı ve 8 saat sonra uyduruk bir gerekçeyle tekrar başlatılan soruşturma ve gözaltı… Aradaki bu 8 saat hürriyeti tahdit suçudur. Bu insanları hürriyetlerinden devlet gücüyle yoksun kıldınız. Bunun hapis cezası 5 yılla başlıyor. Kamu gücüyle kullanarak yapılıyorsa 10 yıla çıkıyor.
“Onu nasıl bırakırsınız?!”
Gökçe Fırat tekrar gözaltına alındı. 14 gün boyunca tekrar Vatan Caddesi’ne götürüldü, Terörle Mücadele’ye. 2 gün sonra tahliye kararı alan heyet açığa alındı. 3 gün sonra HSYK -o zaman adı buydu- Başkanı Mehmet Yılmaz ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ dedi ki “Çok büyük bir infial oldu o yüzden biz bu dosyaya müdahale etmek durumunda heyeti çığa aldık”. 13. gününde bizzat AKP’nin lideri referandum propagandası adı altında Tayyip Erdoğan TGRT Haber’e çıktı ve isim vermeden ama gazetemizi kastederek “Gazetesinin kapağında benim için idam isteyen kişiyi siz nasıl sokağa bırakırsınız” diye bir açıklama yaptı. Tam da gözaltı süresinin dolmasından 1 gün önce. Tekrar Sulh Ceza Hakimliği’ne çıkarılmadan 1 gün önce.
Dolayısıyla ortada dediğimiz gibi siyasi iktidarın elinde tutsak olan bir muhalif vardır. Bir hukuk süreci yoktur. Ertesi gün de bir Sulh Ceza Hakimi çıktı, tüm bu müdahalelerden sonra Gökçe Fırat’ın kendisi de söyledi, “Sizden tahliyemi, tutuksuz yargılanmamı talep etmiyorum, çoluğunuza çocuğunuza acıyorum” dedi. Nitekim kendisi de tutukluluk kararı verdi ama öyle rezilce bir karar verdi ki… Sözde defalarca Ekrem Dumanlı’yla basın açıklaması yapmış Gökçe Fırat, bu sebeple tutuklamanın devamına. Nasıl Paralel Devlet varsa artık paralel bir dünya var. Ve hakimler, savcılar kafalarından olmayan olayları tutukluluk gerekçesi olarak yazabiliyorlar.
Yüce Türk Milleti adına karar veren hakimler savcılar Cem Küçük gibi bir adamdan onun kestiği racondan etkilenerek yeniden tutukluluk kararı çıkarıyorlarsa, yeniden dosyalar hazırlanıyorsa vay halinize. Sayın Başsavcı size de söylüyorum burada sizin kişiliğinize yönelik bir şey değil, sizin kişiliğinizi ben savunuyorum. Bugün biliyorsunuz o Cem Küçük’lerin hepsi “Şimdi kendimiz mi tutuklanacağız” diye bekliyorlar. Hepsinin sesi kısıldı. Tayyip Erdoğan ne dedi? “Benim adıma kimse racon kesemez” dedi.
İstanbul Adliyesi’nin Başsavcısının itibarını ve onurunu Cem Küçük’ten bin kat daha fazla biz düşünüyoruz. Aktrollerin emriyle tutuklamalar, tahliyeler olacaksa o zaman yeni bir mahkeme kurun. Aktrol Yüksek Mahkemesi deyin. Kimi seçiyorsanız başına onu katın. Her şeyden önce Gökçe Fırat’ın bugün tekrar hapiste olması hâlâ tutuklu olması Türk devletine yönelik bir sabotajdır. Tüm dünyada bu yazıldı. Biz istemiyoruz yazılmasını. Tahliye kararı uygulanmadı. Uydurma bir dosyayla insanlar tutuklandı.
Copy-paste iddianame
Şimdi ikinci iddianameyi bekledik. Çıktı, bizlere ulaştırılmadı. Bütün yandaş gazetelerde “Gökçe Fırat FETÖ’de SGK’lı çıktı” diye hiçbir tutarlılığı olmayan, tamamen saçma bir haber çıktı.
Neymiş, “Gökçe Fırat FETÖ’nün şirketlerinden birinde SGK’lıymış.” Tüm hayatı devrimci mücadeleyle geçmiş, tüm hayatı halkın önünde olan, tüm hayatı polis, MİT tarafından incelenmiş bir insana bu suçlama… Bizler de şaşırdık bakalım bu palavranın arkasından ne çıkacak diye.
İddinameye biz ulaştık ve baktık ki böyle bir şey yok. Başsavcıya yazdırmışlar bizzat. Copy-paste iddianame. Bir önceki iddianameden aynısını aktarmış. Ama başsavcı bile böyle bir şey söylememiş. Ama başsavcının iddianameye kaynak olarak aldığı Güneş gazetesi, medyagündem diye ne olduğunu anlayamadığımız bir yandaş internet sitesi ve yandaşlıkta bunlarla yarışan OdaTV bizzat başsavcının iddianamesiyle ilgili bile yalan haber yaptılar. “Gökçe Fırat FETÖ’de SGK’lı çıktı” haberini bunlar yaydılar. Gerçekten de başsavcımız için üzülüyoruz.
İlk iddianameden hiçbir farkı yok. Sekiz ay boyunca hapiste olan bir insan cezaevi içinde nasıl Anayasayı ortadan kaldırmaya teşebbüs etmiş olabilir? Devlet kendi istihbaratına, kendi polisine, kendi hakimlerine, savcılarına güvenmiyor mu? Bunlar ortaya çıkarılamadı da 8 ay içinde mi ortaya çıkarıldı?
Hayır, aynı iddianame. Zaten başsavcı da ilk iddianamedekilerin aşağı yukarı aynısını yazmış. Bir tek bu saçma sapan, hükümet parasıyla küfreden, hakaret eden sitelerin hepsinden alıntılar yapmış. PKK yandaşı sitelerden alıntı yapmış. “Irkçı, faşist, kafatasçı” ne varsa hepsini oraya aktarmış. Bir iddianamede bir siyasi partinin liderine böyle hakaretler yazılamaz.
Ve hepsinden ilginci, başsavcı yine aynı şeyleri gündeme getirmiş: Diploma konusunda verdiği mücadele! “Sen bu mücadeleyi nasıl verirsin, demek ki algı operasyonu yaptın.”
Gökçe Fırat’ın “dikdatör” demesi ama başsavcı bunu yazmayı da bilmiyor çünkü aktrollerden olduğu gibi aktarmış, “dikdatör” yazmış. Tipik aktrol Türkçesi.
Gökçe Fırat’ın yolsuzluklardan bahsetmesi. Gökçe Fırat’ın Gezi olayları ile ilgili yazdıkları, attığı tweet’ler, Gezi olaylarına katılması. Bunların hepsi darbe girişimiymiş. Anayasal düzeni ortadan kaldırmakmış.
Tetikçiliği size aynen 
iade ediyoruz!
Bir de en sonuna sos eklemiş: “sosyalist sol görünümlü tetikçi” diye bir cümle. Zaten tetikçi dediği Güneş gazetesi, medyagündem, OdaTV bunları iddianamesine almış. Tetikçiliği aynen AKP’lilerin hepsine iade ediyoruz. Biz hayatımız boyunca kendi mücadelemizi verdik. Arkamızda hiçbir güç olmadan kendimiz bedel ödemeyi göze aldık. “Sosyalist sol görünümlü tetikçi” kısmına hiç girmiyorum bile. Demek ki başsavcı AKP’nin İstanbul Adliyesi’nde Başsavcı olarak gördüğü kişi sosyalist sol ideolojiyi savunuyormuş. Biz de sosyalist sol görünümlüymüşüz.
Son bir şey söyleyeceğim. İnsanlara atılan iftira, burada bir adalet düzeni yok. Biliyorsunuz milyonlarca insan adalet için yürüyor. Diyorlar ki neden yürünüyor? Artık tetikçilik, karalayıcılık, iftira, parti teşkilatından gelen emirle herhangi bir insan hapse atılabilir. Başsavcı google’a yazmış ne kadar Gökçe Fırat’la ilgili hakaret, küfür içeren AKP, yandaşı PKK yandaşı site varsa hepsini almış iddianameye doldurmuş.
Anayasal düzeni ortadan kaldıran kim?
Gökçe Fırat’ın hayatını didik didik ettiniz, HTS kayıtlarıyla, MASAK’la, polis raporlarıyla aradınız ve tek bir şey bulamadınız. Ve utanmadan onu Anayasal düzeni ortadan kaldırmakla, FETÖ üyesi olmakla suçluyorsunuz.
Kendi hayatınıza bakın! Kendi tarihinize bakın! Anayasal düzeni ortadan kaldırmakla Türk Solu hareketinin lideri Ulusal Parti’nin lideri Gökçe Fırat’ı suçlayanlar haddinizi bilin! Anayasal düzeni, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar Atatürkçülerdir. Biz yıllardır daha 16-17 yaşlarından beri mücadele ediyoruz. Bu ülkenin bölünmez bütünlüğü için Gökçe Fırat mücadele etti. Bu ülkenin laikliği için, Anayasal düzeni için mücadele etti.
Şimdi “Anayasal parlamenter düzen bekleme odasındadır” diyen kimdi? Gökçe Fırat mıydı?
“Tükiye Cumhuriyeti reklam arasıydı, reklamlar bitti” diyen kimdi? Gökçe Fırat mıydı?
“Laiklik ve Müslümanlık ters mıknatıslanma yapar” diyen Gökçe Fırat mıydı?
“Ya 400’ü verin ya kaos olur” diyen Gökçe Fırat mıydı?
PKK ile masaya oturan, “Ben verdim talimatı ne olacak” diyen Gökçe Fırat mıydı?
“Kürtlerin gücü yetiyorsa, PKK’nın gücü yetiyorsa Kürdistan eyaleti kuruabilir” diyen Gökçe Fırat mıydı?
Bunların hepsine karşı biz hayatımıza mücadele ettik. Anayasal düzeni ortadan kaldırma suçunu bize itham edenlerin hepsine haddinizi bilin diyoruz.
Türkiye’de Anayasa mı bıraktınız 15 yıl içinde? Ve kendiniz de itiraf ediyorsunuz. “Biz kandırılmışız” diyorsunuz.
Sert kayaya çarptınız
Aradan 1 yıl geçti ve Gökçe Fırat Çulhoğlu’na yönelik iktidar güdümlü faşist saldırı tamamen çöktü. İki amaç vardı ikisi de çöktü.
Tabii bir amaç Gökçe Fırat’ın verdiği muhalif mücadeleyi susturmaktı ama Gökçe Fırat simge bir isim. Asla AKP, Cemaat ve PKK ile, emperyalizmle hiçbir şekilde uzlaşmayan Kemalist bir figür. Sert bir figür. Öncelikle birinci amaç şuydu: Biz Gökçe Fırat gibi bir ismi bile böyle alçakça bir suçlamayla susturabilirsek, hapse atabilirsek tüm Kemalistleri yavaş yavaş FETÖ suçlamasıyla hapse atabilir miyiz acaba?
Ama sert kayaya çarptılar. Gökçe Fırat’ın bir yıldır dik duruşu mahkemelerde verdiği mücadele savunmaları, kitapları bunların hepsi onların bu amacının tamamen çökmesine yol açtı.
Gökçe Fırat’ın tutukluluk hali devam ediyor olabilir ama onun sayesinde Atatürkçü Kemalist devrimci pekçok aydın özgür bir şekilde dışarıda yaşayabiliyor. Atatürkçülere ulaşmaya çalıştıklarında nasıl sert kayaya çarpacaklarını görmüş oldular.
İkincisi Gökçe Fırat’ın bizzat kendisine yönelik bir saldırı: Bu adamı teslim alamıyoruz. Atatürkçü çizgiyi asla bırakmıyor. Biz bunun onuruna saldıralım, bir itibar suikastı yapalım.
Bizzat Gökçe Fırat mahkemelerde dev gibi yükselerek verdiği savunmayla bu itibar suikastını tamamen ortadan kaldırdı.
Bu bir, Gökçe Fırat’ın birinci savunması. Tahliyesine yol açan savunma.
İki, bir daha tutukladınız, bir daha iddianame yazdınız, onu da paçavraya çevirdi. Bu da ikinci savunması. Şunları söylüyor:
“Sayın Başkan,
İnsanlar özgür doğar ama özgür yaşama şansını her zaman bulamaz. Fakat tutsak insan da sonuçta yaşar. Ben de Silivri’de yaşıyorum zaten. Ama insan onursuz yaşayamaz. Ben sizden özgürlüğümü değil onurumu istiyorum. Bu iğrenç iftiradan beni kurtarmanızı istiyorum. Sizden görevinizi yapmanızı istiyorum. Sadece adalet istiyorum.”
Gökçe Fırat’ı hapiste tutmak istediğinizi biliyoruz, ama şunu iyi bilin, Gökçe Fırat gibi dürüst bir düşmana bile bu memleketin hata sizin bile ihtiyacı var. Biz hiçbir zaman sizi kandırmadık, fikirlerimizi olduğu gibi söyledik. Sizin bugün Türkiye’nin içinde bulunduğu rezalet kaos ortamından dolayı suçladığınız kesimler kimler? “Bizi kandırmışlar” diyorsunuz. Biz hiçbir zaman kandırmadık ve hatta uyardık da: “PKK ile masaya oturulmaz, burada bir paralel devlet kuruluyor, bu sizin gittiğiniz yol yol değil” diye.
Eğer Gökçe Fırat’ı Türk Solu hareketini yargılayacaksanız bu saçma sapan FETÖ suçlamasını artık bırakın. Bize karşı yaptığınız itibar suikasti zaten çöktü. Devam etmenin hiçbir anlamı yok. Yaptığınız bu hareketlerin hepsi neye yaradı açıkça söyleyelim:
Gökçe Fırat’ın arkadaşları, parti üyeleri, Türk Solu gazetesinin çalışanları, ona inananlar olarak yıllardır çalışıyoruz. Atatürkçü fikirleri onun uyarılarını halka yaymak için. Son bir yılda sizin Gökçe Fırat’a yaptığınız saldırılar sayesinde herkes artık Gökçe Fırat’ı tanıyor. Bizden çok daha iyi çalıştınız. Halkımız vatanı kimin savunduğunu mutlaka anlar. Vatanı yok ediliyorken eğer bir kişinin üstüne bu kadar gidiliyorsa hapiste tutuluyorsa “demek ki Gökçe Fırat haklıymış” diyor herkes. Gökçe Fırat sizin sayenizde devleşti.
Muhalefete de seslenmek istiyorum. Kendinizi sevmekten başka bir şey yapmamak hatadır. Sadece kendinizi savunmayın. Vatanı, özgürlüğü savunun. “Bu benim partimden, bu benim gazetemden, hayır bu değil.” demeyin. Özgürlüğün, hürriyetin olmadığı bir vatan yok olur. Biz ayrım gözetmiyoruz. Fikirlerine karşı olduğumuz kişilerin bile yargılandığı mahkemelere gidiyoruz. Çünkü hukukun yok edildiği yerde herkes için tehlike vardır: Birgün, Cumhuriyet, Sözcü, Türk Solu. Hukuk yok edilince herkes için yok edilmiş oluyor.
Bu ülkenin bir çıkışa ihtiyacı var. Herkes kendini düşünürse asla bir çıkış gerçekleşemez. Milyonlarca insan herhangi bir lider “adalet” dediğinde “özgürlük” dediğinde peşinden gitmeye hazır.
Bu karanlık günler 
geride kalacak!
Son olarak Gökçe Fırat’ın tutukluluğunun birinci yılında Türk halkına sesleniyorum:
Bu karanlık günler geride kalacak.
Yaşanan son bir yıl beklediğimiz liderin kim olduğunu gösterdi. Gökçe Fırat hakkında yapılan en büyük hata şuydu, biz onu sustururuz sandılar. Oysa Kemalist devrimciler cezaevlerinde ve mahkemelerde devleşir. Devrimcilerin sesi cezaevlerinde ve mahkemelerde kısılmaz, tam tersi gümbür gümbür her tarafa yayılır.
Bugünler geride kalacak, Gökçe Fırat sadece kendisini değil tüm Türkiye’yi özgür kılacak.
Gökçe Fırat’ın mahkemede söylediği son sözlerle konuşmamı bitirmek istiyorum. Bu hepimizin parolası…
2008 yılında “Mustafa Kemal’in Askeriyim” diye ilk yazan kişi milyonlarca kişi bu sloganı meydanlarda yineledi. Şimdi de bu savunmaları, buradan AKP’ye teşekkür ediyoruz, on binlerce insanın elinde bu fikirler yayılıyor.
Mahkemedeki sözlerini ben de burada tekrar yineliyorum:
“Milliyetçiyim ama ırkçı değilim.
Laikim ama dinsiz değilim.
Devrimciyim ama terörist değilim.
Müslümanım ama Şeriatçı değilim.
Solcuyum ama Marksist değilim.
Ben ulusalcıyım işbirlikçi değilim.
Son olarak size örgütüm hakkında da açıklama yapayım.
Liderim, Atatürk’tür!
Yolum Altı Ok’tur!
Talimatları Bursa Nutku’ndan, Gençliğe Hitabe’den aldım!
Ben Mustafa Kemal’in Askeriyim.
İlkokulda verdiğim sözü tekrarlıyorum:
“Ey bugünümüzü yaratan Büyük Atatürk!
Açtığın yolda, koyduğun ilkede, gösterdiğin hedefe, hiç durmadan yürüyeceğime and içerim.
Ne mutlu Türk’üm diyene.”


Bu yazı 99 kez okundu.

Türk Solu
SON EKLENENLER