• Pazartesi, Aralık 11, 2017

Gökçe Fırat’ın annesi sesleniyor: Bir anne olarak, hiçbir annenin bu hukuksuzluğu yaşamaması için dua ediyorum…

sevimabla
Sevim Tural
Kasım03/ 2017

İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yine zorlama bir dava görüldü. Kim kimdir, kim ne söyleyecek, nasıl bir savunma yapacak gibi meraklarımız artık yoktu. Sadece hakim kimi tahliye edecek kimi etmeyecek gibi bir merakımız vardı. Üç tahliye oldu. Bu tahliyeler için elbette çok sevindik, bütün tutuklular serbest kalmalıydı, olmadı. Tutuklamalar nasıl keyfi olduysa tahliyeler de öyle oluyordu, yine öyle oldu.
Devletten gelen belgelere göre Gökçe Fırat’ın terör örgütü ile hiçbir ilgisi yok: Bylock yok, Bank Asya’da hesabı yok, FETÖ’ye ait kurumlarda çalışmamış, FETÖ’cü akrabası yok, FETÖ’nün yayın organlarına çıkmamış yazı yazmamış, aynı dosyada olan 25 kişiden bir kişi ile tanışıklığı yok, telefon irtibatı yok.
Üstelik FETÖ’nün en güçlü olduğu dönemde aleyhinde onlarca yazı yazmış olan Gökçe Fırat 12 yıldır FETÖ ile davalık olmuş.
Mahkeme heyetince de görüldüğü gibi terör örgütü üyeliği ile ilgili hiçbir kıstasa uymuyor. Haklı olarak Gökçe Fırat heyete soruyor:
“Bu kıstasların bir kısmına uyan bazı sanıkları serbest bırakır, tekine bile uymayan beni tutuklu tutarken, neye göre karar veriyorsunuz?”
“Sanıklar arasında eşitliği sağlamak heyetinizin, savcılığın, buradaki dört beş kişinin sorumluluğunda” diyerek heyete görevlerini hatırlatıyor.
Biz aileler hakimlerimizden cesur olmalarını, hakkaniyetli karar vermelerini, gazetecilerimizden de hakkaniyetli haber yapmalarını boşuna bekledik. Heyet FETÖ terör örgütü ile hiçbir alakası olmayan Gökçe Fırat’ın tutukluluğuna karar verdi. Bu kararı duyan ve iddianamede de açıkça gördükleri gibi Gökçe Fırat’ın bu örgüt ile hiç alakası olmadığını bilen muhalif gazeteciler bunu haber yapamadılar.
Bir tek Gökçe Fırat mı var bu ülkede vicdanının sesini dinleyip her türlü haksızlığı cesurca yazacak?
Bu durum ülkemizin hukuku kadar medyası için de acınası bir durum halini aldı.
Duruşmalar böyle sürüp giderken, bizler önümüzdeki celselerde neler olacağını kaygı ile bekleyeceğiz. En önemlisi Türkiye’de neler olacak.
Biz aileler Özgür Erdem’in Türk Solu’nda 526. sayıda (10 Ekim 2016) yazdığı gibi “Silivri’de göz yaşartan koşu”yu yeniden koşmaya devam edeceğiz. Her koşuya benzemez bizim oradaki koşumuz.
Görüş günümüz cuma. Perşembe gününden başlar telaşımız. O gece uyku tutmaz. Sabah başlayan yolculuk hiç bitmez gibi gelir.
Silivri’ye vardığımızda cezaevinin dış kapısından itibaren birkaç kontrolden geçerek ziyaretçi kapısına varabiliriz.Oradan içeri girerken ayakkabılar çıkar, bir arama yapılır, bir retina kontrolünden geçeriz.
9. Kısım’a servis aracı bizi götürür, oradaki tutuklular gibi araçları da özeldir. O bölüme yürüyerek gidemeyiz, yürüyerek oradan çıkamayız. Belli bir mesafeye kadar bizi götürür oradan sonrasını yürümek zorundayız. Bu kısma araç bizi bırakmaz.
Demir kapının önünde nöbetçiler karşılar bizi ziyaretçi kartımıza bakar. Bir iki kapıdan sonra ayakkabılar yine çıkar, girerken çıkarken yine retina kontrolü yapılır ve görüş alanına vardığımızda büyük bir iş başarmışızdır! Rahat bir nefes alabiliriz.
38 adım olan dar bir koridorda 16 kalın camlı bölüm var. Koridorda beklerken bazen biz de volta atarız. Diğer tutuklu yakınları ile konuşuruz. Mağduriyetlerimizi paylaşır, birbirimizi teselli ederiz.
Gözlerimizi camlı bölmelerden gördüğümüz demir kapılardan ayıramayız. Tutuklu kapıdan göründüğü anda görüşçüsüne uzak ise hemen birbirimize seslenir yakınını o cama yönlendiririz. Görüş hakkımızın bir dakikasını bile birbirimize kazandırmaya çalışırız.
Orada beş dakika geç getirseler en kötü senaryoyu yazabiliriz.İçeriden de yakınımız koşarak gelir, aslında yüreklerimiz bizden önce koşar. İşte o kavuşma anı geldiğinde artık rahat bir nefes alırız.
Konuşmamızı zamana sığdırma telaşı, kimi zaman çok önemli söyleyeceklerimizi unuttuklarımız.
Ayrılık dakikaları geldiğinde bir tek söz söylememiş, hiç görüşememiş gibi geçen bir saat. Bu bir saatin bizlere verdiği duyguyu tam olarak anlatmaya hiçbir kalemin gücü yetmez.
Bizler 15 aydır cezaevinde, mahkemelerde yaşıyoruz. Görüş öncesi, görüş sonrası, mahkeme öncesi, mahkeme sonrası diğer hayati işlerimizi bunlara göre programlıyoruz.
Oğlum Gökçe Fırat suç işlememiş, suçlulara karşı çıkmış, hepimizin hakkını savunmuş, milletin sesi olmuş, sırf bu sebeple hapiste olması gerçekten acı veren bir durum. Bir anne olarak, hiçbir annenin bu hukuksuzluğu yaşamaması için dua ediyorum. İsyan ediyorum.
Hayatlarımızdan çalınan bu zamanların hesabını kimler nasıl verecek?
Bu günleri yaşayan çocuklarımız ileriye bu izleri nasıl taşıyacak?
Mutlaka sorumlulardan hesap sormak isteyeceklerdir. Sorabilmeleri için demokrasi ve hukuk gelmesi gerekiyor. Aydınımız, muhalefetimiz ve medyamız! Mahkemede hepimizin hakkını hukukunu arayan, gerçek aydın, cesur yazar Gökçe Fırat’a kulak verin:
“Ben bu ülkeye demokrasiyi Avrupa’dan bekleyen aydınlardan değilim. Türk milletinin dışında, bu ülkeye kimse demokrasi de hukuk da adalet de getiremez.”
Millet olarak görevimizi yapmak zorundayız.
Yapmalıyız.


Bu yazı 178 kez okundu.

Sevim Tural
SON EKLENENLER