• Çarşamba, Haziran 28, 2017

Gökçe Fırat’ın “Kanlı Başkanlık Yolu” davasında verdiği savunma (8 Haziran 2017)

basyazi
Türk Solu
Haziran12/ 2017

Dün Sayın Cumhurbaşkanımız televizyonda bir açıklama yaptı. Süren tüm mahkemelerin raporunun kendisine günlük olarak geldiğini söyledi. Benim bildiğim kadarıyla Türk mahkemeleri Cumhurbaşkanına rapor veremez. Adalet Bakanına da rapor veremez. Herhangi bir hâkimin başka bir kişiye rapor vermesiyle birlikte adalet mekanizmasının özgürlüğü, bağımsızlığı ve tarafsızlığı zedelenir. Eğer durum buysa yani sizler her akşam Cumhurbaşkanı’na “bugün şu mahkeme oldu ve sonuç budur” diye bir rapor veriyorsanız, bari bizi boşuna yargılamayın. Cumhurbaşkanı “ben hükmü böyle verdim” desin. Birinci itirazım budur.
İkincisi dün kendisi şunu da söyledi: “Yargılanan sanıklar cezalarını yatıp çıksalar bile millet onların cezasını verecek.” Benim bildiğim kadarıyla Türk hâkimler ve Türk mahkemeleri zaten millet adına hüküm verir. Açık bir tehdit altındayız. “Sizi buradan mahkemeler salsa bile, bizim emirlerimize uymasalar dahi çıktığınızda biz sizi infaz ettireceğiz” mi denilmektedir? Ne yapılacaktır? Burada hem mahkemelere bir tehdit var hem de millete bir görev yükleme var. Hem de bize karşı çok büyük bir tehdit var.
Ben bu konuların mahkeme kaydına geçmesini istiyorum. İlerde bu mahkemeler görülecek. Bugün tanık ya da davacı olanlar yarın burada sanık olarak oturacaklar. Bu ifadelerin bizzat basın özgürlüğüne, kişi hak ve temel özgürlükleri ile adaletin bağımsızlığına saldırı olduğunu düşünüyorum.
Dolayısıyla ben başta Cumhurbaşkanı olmak üzere tüm hükümet üyelerini mahkemelere, adalete karışmamaya, sadece ve sadece kendi görevlerini yapmaya davet ediyorum. Türk mahkemelerini ve adalet sistemini uyarmama zaten gerek yok. Onlar adaletle hükmetmek ve iktidardan gelecek baskılara karşı direnmek zorundadırlar. Bunu yapmak onların temel görevidir.
Bizim mahkememizde konu olan Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesi şu anda tartışmalı bir maddedir. Biliyorsunuz bu maddenin, yani Cumhurbaşkanına hakaret suçunun düzenlenmesi Cumhurbaşkanının tarafsızlığıyla alakalıdır. Bütün cumhurun başı olduğu için konulmuş bir maddedir. Hâlbuki Anayasa’da yapılan son değişiklikle Cumhurbaşkanı artık aynı zamanda bir siyasi partinin genel başkanıdır. Dolayısıyla bizim Cumhurbaşkanına yönelttiğimiz eleştiriler bir siyasi partinin genel başkanına yöneltilmiş olmaktadır. Ben nasıl MHP, HDP genel başkanlarına eleştiri yöneltebiliyorsam ve bunlara TCK 299. madde uygulanmıyorsa, sadece klasik hakaret davası açılabiliyorsa bu durum bu davada da geçerli olmalıdır.
Bunu sadece ben söylemiyorum. Tüm Anayasa ve ceza hukuku uzmanları da söylüyor. CHP tarafından 299. maddenin değiştirilmesi konusunda Meclis’e bir kanun teklifi sunuldu. Bunun dışında Türkiye Barolar Birliği de bu konuda harekete geçti. Eski Anayasa Mahkemesi Başkanlarının ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılarının açıklamaları var. TCK 299. madde şu mevcut durumda zaten uygulanamayacaktır. Bunu da sizin mahkemenizin takdirine bırakıyorum.
Mustafa Kemal Atatürk’ün basın özgürlüğü ile ilgili bir açıklaması var. Bunu da kayda geçirirsek Türkiye Cumhuriyeti yüz yılda nereye sürüklendi görebiliriz. 1923 yılında Atatürk şöyle diyor:
“Basın özgürlüğünden meydana gelecek fenalıkları ortadan kaldıracak etkili araç asla geçmişte zannedildiği gibi basın özgürlüğünü kısıtlayan yasalar değildir. Tam tersine basın özgürlüğünden doğacak sakıncaları giderme aracı yine bizzat basın özgürlüğüdür.”
Ben mahkemenizin, cumhuriyetimizin kurucusu ve sonsuza dek cumhurbaşkanı olan Atatürk’ün bu sözlerine kulak vereceğini, dikkat edeceğini düşünüyorum.
Önceki savunmalarımı tekrar ederim. Beraatımı talep ediyorum.

* Dava sonuçlandı. Hakimin “pişman mısınız” sorusuna Gökçe Fırat pişman olmadığı yanıtını verdi. Bunun üzerine Gökçe Fırat’a 11 ay 20 gün hapis cezası verildi. Bu ceza bir yıl içinde kasıtlı bir suç işlememesi şartıyla ertelendi.


Bu yazı 67 kez okundu.

Türk Solu
SON EKLENENLER