• Perşembe, Kasım 23, 2017

Gökçe Fırat’ın mahkeme savunması

savunma
Gökçe Fırat
Ağustos25/ 2017

 

Başyazarımız Gökçe Fırat’ın İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 16 Ağustos 2017’de verdiği tarihi savunmadan bölümler yayınlıyoruz:

Ergenekon kumpası FETÖ’nün Türk Ordusu’na suikastidir

Cinayeti %25 işledi %75 sustu ben susmadım

Bu adliye iyi çalışsaydı, FETÖ’yü çoktan çözmüştünüz.

Bu adliye maalesef onların elindeydi zaten.

Halbuki ben yıllarca uyarmışım.

O dönem yazdığım yazıları “Türk Ordusu’nun Tasfiyesi” ismiyle kitap haline bile getirmiştim.yeniceri-kitap

Yıl 2011…

Yargı olarak, Türk devletini, Türk milletini savunsaydınız.

Sizin göreviniz değil mi bu?

Bir katil yanımda birini öldürse müdahale ederim, ölecek olsam bile ederim.

Sizin yanınızda Türk Ordusu’na cinayet işleniyor.

%25 işliyor bu cinayeti, ama %75 susuyor!

Kusura bakmayın, herkes sorumlu.

Ama Gökçe Fırat sorumlu değil.


Savcı yargıladığı insanın
 kim olduğunu bilmiyor!

Öyle bir iddianame geliyor ki, yargıladığı insanın kim olduğunu bilmiyor savcı. Gökçe Fırat kurulduğu günden bugüne başyazarıdır Türk Solu’nun, sahibi demiş iddianamede.

Diyelim ki, bunlar unvanlar, çok önemli değil, iddianame diyor ki “satışı ve dağıtımı yasak olan Türk Solu gazetesi.”

Yalan, yanlış, bilgisizlik.

Dakika 1 ofsayt 1. Gol yok.

Zaten gol hiç olmayacak.

Ülkenin en yetkin savcılarından biri bunu nasıl söyleyebilir?

Bu benim acım zaten.

Türk Solu gazetesi yasak değil. Dağıtımı yapılamıyor.

Daha önce yargılandığım mahkemelerde de bunu söyledim. Ülkemizde iki tane dağıtım şirketi var, ikisi de Türk Solu’nu dağıtmıyor.

Normalde prosedür şudur, gazete önce dağıtıma çıkar, sonra gerekirse yasaklanır. Bizde dağıtıma bile çıkarmıyorlar!

Peki herhangi bir kapatma kararı, KHK falan var mı?

Yok.

Savcı illa bir suç isnat edecek ya Türk Solu’na, yanlış yapmış.

Türk Solu resmen yasaklanmıyor, fiilen dağıttırılmıyor, İstihbarat örgütleri tarafından bir baskı kuruluyor dağıtılmaması için.

Şunu söyleyeyim, Avrupa Birliği, biliyorsunuz “Türkiye’de basın özgürlüğü yok” diyor. Peki hükümet kendisini nasıl savunuyor biliyor musunuz? Ben de bilmiyordum, birgün gazetede gördüm. Hükümet Avrupa Birliği temsilcilerinin önüne 3 tane gazete koymuş. Biri Türk Solu, biri Birgün, biri de Sözcü. Birer radikal kapakları. “Bakın görüyorsunuz” diyorlar “Biz bu gazeteleri bile yasaklamıyoruz.” Birgün, Sözcü yine şanslı. En azından dağıtıma çıkabiliyorlar.

Ben yarın öbür gün, Avrupa Birliği’ne çıkıp desem ki, Türk Solu’na yönelik bir böyle bir dağıtım engeli var, sansürün alası uygulanıyor, ne diyecek hükümet? Hükümetin hoşuna gitmek için bu tür iddianameler hazırlıyorlar, ama bir taraftan da işi bilmedikleri için aslında hükümeti zor durumda bırakıyorlar.


544 sayı çıkan Türk Solu’nda
 FETÖ aleyhinde 448 yazı yayınlanmış!

 Türk Solu bugüne kadar tam 544 sayı çıkmış. Bilimsel araştırma yöntemi şudur, bu adamlar kime muhalefet etmişler, kimi savunmuşlar, gazetenin çıkan sayılarında buna bakacaksınız. ABD’den Rusya’dan heyet getirip inceletseniz mesela…

Ben inceledim. 10.000’den fazla yazı, 20.000 sayfa ediyor. Ve bu 544 sayının içerisinde, 15 yılda Fethullah, onun tarikatı, onun örgütlenmesi hakkında bir tane olumlu yazı yok. Yazıyı geçtim olumlu satır yok!

544 sayı çıkan gazetemizde 448 tane aleyhte yazı yazmış.

Acaba bu adamlar hiç yalpalamışlar mı, hangi yıl kaç sayı yayınlanmış gazetemiz, kaç sayıda Fethullah aleyhinde yazı yazmışız? En çok Ergenekon döneminde yazmışız. Onun dışında tüm yıllara eşit yayılmış.

Yani “milat” kabul edilen 17/25 Aralık 2013’ten sonra da Türk Solu FETÖ aleyhinde yazılar yayınlıyormuş, önce de…

Peki bakalım bunların içine Fethullahçı biri sızmış olabilir mi? Toplam 69 yazar, listesini çıkarttırdım. Ben burada başyazar olduğum halde birinci olamamışım, en çok Okan İşbecer arkadaşımız yazmış, 94 tane. Gökçe Fırat’ın 91 yazısı var.

15 yıl boyunca, 2002’den 2017’ye kadar hiç ara vermeden Fethullah aleyhinde 91 yazı yazmış birine siz gelip FETÖ medya yapılanması diyeceksiniz!

Bilirkişilere gönderin bakalım. Üniversitelerimiz, yabancı kuruluşlar, bir tanesi incelesin.

Bir de şunu çıkarttım. Bu adamlarla bizim uzlaştığımız herhangi bir konu var mı?

ABD’yle müttefiklikten AB’ye, türbana, Denktaş’a, HDP’ye, çözüm sürecine, MİT’e, Saddam’a kadar 60 ana Türkiye tartışması çıkarttık. Türk Solu’nun tavrı artıysa, arkasından hemen FETÖ’nün tavrı var. Eksi. Türk Solu eksi demişse FETÖ artı demiş.


Ordu içindeki Cemaatçi klik için uyarmıştım ama savcılar görevlerini yapmadılar

 Bu darbeden kimsenin haberi olmamış ya, nasıl olmamış. Ben 2012’de yazmışım, Ordu içinde Cemaatçi klik var diyorum. Niye savcılar o dönem görevini yapmıyor?

Herkesi uyarıyorum: Gökçe Fırat’tan bir darbeci çıkaramazsınız. Benim yazdıklarımın hepsi kayıt altında.

Bu mahkemeler hele emirle talimatla karar verecekse, ki hiç sanmıyorum, bunun temyizi var, Yargıtay’ı var. Ben AİHM’e gitmedim, gitmeyeceğim de, oradan bir şey beklemiyorum. Ben ilk duruşmada da bunu söyledim. Avrupa’nın Türk Solu’nu avcunun içine almasını içime sindiremiyorum.

Ama, şunu bilmenizi istiyorum, ne kadar verirseniz verin. Bunlar ortada. Tuttuğunuz adalet terazisinin bir kefesine bunları koyacaksınız. Ama diğer kefeye ne koyacağınızı bilmiyorum, çünkü o kefe bomboş.


FETÖ’yle siz değil ben mücadele ettim

Sayın Başkan,

Türk Solu gazetesi ve başyazarı olarak ben, Gökçe Fırat, yayın hayatına başladığımız 2002 yılından itibaren FETÖ’yle mücadele ettik, korkusuzca, üstelik kimsenin bu tehlikenin farkında olmadığı dönemlerde…

Şimdi FETÖ karşıtı olmak kolay. Ancak, biz Türk Solu’nda FETÖ’nün en “muktedir” yani Emniyet’te olsun, Yargı’da olsun, kendisini çok güçlü hissettiği, Ergenekon kumpaslarıyla herkese korku saldığı bir dönemde dahi FETÖ aleyhinde yayına devam etmişiz.

Hadi oradan diyorum!

Sakın yanlış anlaşılmasın, ben dün bu yapıya destek olanların bile bugün mücadele etmesini olumlu bir kazanım olarak görürüm. Ama bunu yaparken, tutup da bizim gibi ömrü Fethullahçılıkla mücadele ile geçen insanları hedef alırsanız da “orada durun, haddinizi bilin!” deme hakkını kendimde bulurum.

Sayın Başkan,

Şimdi size 2002’den beri FETÖ’ye karşı verdiğimiz mücadelenin örneklerini sunmak istiyorum.

fetullah-kapaklari


“Feto” ve “Fetocular” deyimlerini ilk kullanan biziz

Günümüzde çok moda olan “Feto” ve “Fetocular” deyimlerini Türk basınında ilk kullanan biziz. 2007’de şöyle yazmışız: “Fetocular iktidar oldu. Emniyet teşkilatı dâhil tüm devlet bürokrasisini işgal ettiler.”

“Humeyni gibi gelecek” diye 2004’teuyaran biziz

27 Aralık 2004’te şöyle yazmıştım: Humeyni’ye benzer bir durum yaratarak Fethullah’ı Türkiye’ye büyük bir sansasyonla geri getirme planları içindedirler.”

Tayyip Erdoğan dahil herkes desteklerken Türkçe Olimpiyatları’na biz karşı çıktık

Başbakanların, Cumhurbaşkanlarının katılıp methiyeler düzdüğü Türkçe Olimpiyatları’nı, 2009 yılından itibaren “Fethullahçıların Türkçe düşmanlığı” diye eleştiren bizdik.

Fethullahçıların Abant kamplarını biz deşifre ettik

Fethullah adına kamuoyu Abant kamplarında organize edilirdi. Bu kampları düzenleyenlere, katılanlara dava açmadınız. Ne oldu? Onları kim koruyor? 2008 yılından itibaren Abant kamplarını Fethullah’ın Kürt-İslam kampları” diye deşifre eden biziz.

Fethullah okullarına “CIA okulu” dedik

Fethullahçı yapılanmayı sadece Türkiye’de değil, tüm Türk dünyasında bir Amerikan taşeronu olarak görmüş ve 2005’te şöyle yazmıştık: Fethullah ABD taşeronluğu görevini üstlendi. Orta Asya’da ABD’yle açtığı okullarla Amerikan, Anglo-Sakson kültürünü taşıdılar.”

Fethullah’a destek veren Atatürkçüleri uyardık

2000’li yılların başlarında Fethullah’ı Türkiye’ye olumlu/barışçı bir figür gibi tanıtılmasına karşı çıkmış ve bu kampanyayı yürüten Atatürkçüleri, mesela Toktamış Ateş’i şiddetle eleştirmiştik.

fetullah-kapaklari2


Necip Hablemitoğlu’nun Fethullah uyarılarını
 ilk Türk Solu yazdı!

Gökçe Fırat’tan daha öngörülü bir şekilde, Fethullahçılara karşı çıkmış bir Allah’ın kulu yoktur. Diyebilirsiniz ki, bir kişi var, en erken uyarıyı yapan: Necip Hablemitoğlu.

Necip Hablemitoğlu da o uyarıyı Türk Solu’nda yapmıştır: Necip Hablemitoğlu, ABD’nin Türkiye’yi Fethullahçı tarikatlar ile yönlendirmeye çalıştığını söyledi ve Fethullah Gülen ABD’de, Pensilvanya’dadır dedi.” (Türk Solu, sayı 20, 30 Aralık 2002)

Gördüğünüz üzere Fethullah’ın ABD’de Pensilvanya’da üslendiğini de ilk biz yazmışız.


FETÖ’nün kumpaslarına en başından itibaren ben karşı çıktım

 Sayın Başkan,

Fethullahçı yapılanmanın devlet içindeki unsurları ile yaptığı kumpaslar bugün herkes tarafından biliniyor. Oysa bundan 3 yıl öncesine kadar kimsecikler bunları dile getiremezdi.

Bizlerse 2003 yılından bu yana tüm kumpasları hem deşifre ettik hem de bunlara karşı açık ve cesur mücadele yürüttük.

Şimdi sizlere bu kumpaslara karşı tavrımızı örnekleriyle sunacağım.

Danıştay baskını

Danıştay saldırısının bir “tertip” olduğunu, henüz Ergenekon soruşturmalarına konu olmadan çok önce, 2006 yılında biz açıklamıştık. Sorumlu olarak da açıkça  “Emniyet içindeki Fethullahçı hücre”yi göstermiştik.

Hrant Dink suikasti

Hrant Dink’in öldürülmesinin hemen ardından, peş peşe gelen bu tertiplerin arasındaki bağı şöyle açıklamışım (20 Ocak 2007): Hrant Dink’e yönelik saldırı geçtiğimiz yıl Şemdinli ile başlayan ve Danıştay’la devam eden tertipler sürecinin üçüncü halkası olarak değerlendirilmelidir. Emniyet İstihbaratı, Fethullahçı medya ve sol örgütlerin ortak operasyonudur.”

Cübbeli’nin tutuklanması

Cübbeli Ahmet Hoca’nın tutuklanması Fethullahçıların rakip cemaatleri sindirme operasyonuydu. Bunu 2012’de açıkça yazdık.

İlhan Cihaner’in tutuklanması 

İlhan Cihaner tutuklandığında, bunu “İmamlar Cuntasının Darbesi” olarak değerlendirmiştik.

Fethullahçıların “Yargıya Kafes Planı”

Fethullahçıların Yargı’daki örgütlenmesine “kafes planı” demiş ve şöyle deşifre etmiştik: “Devlet içinde ayrı bir devlet oluşturulmuş durumda. F Tipi yapılanma, Fethullahçıların kontrolü altında dilediği atamaları yapıyor, hoşuna gitmeyen devlet kadrolarını görevden uzaklaştırıyor ve artık yargı içinde elde ettiği güçle de hoşuna gitmeyenleri anında tutukluyor. Cemaat’e bağlı olanlar devlet hiyerarşisindeki üstlerinden değil, Cemaat içindeki sorumlularından emir alır hale geliyorlar. Bu şekilde, Atatürkçü hakim ve savcılar sindirilmek isteniyor, Fethullah’ın cemaatine tabi olmayı kabullenmeyenler ‘kafes’e alınıyor.” (22 Şubat 2010)

kumpaslar


Ergenekon kumpasına karşı en cesur tavrı biz aldık

En büyük kumpasları Ergenekon.

Türkiye’yi 15 Temmuz’a getiren süreç, Ergenekon tertibi ile başlayan Ordu’ya yönelik kapsamlı tertibin bir sonucu olarak değerlendiriliyor bugün.

Ben ve gazetem ise, bu süreç daha başladığı günden itibaren Ordumuzun yanında yer aldık ve ilk günden itibaren “tertip” olarak değerlendirdik.

Daha 2007 yılında, Ergenekon kumpasının henüz başlarında, bunun doğrudan Ordu’ya karşı bir operasyon olduğunu söyledik ve herkesi uyardık:

“Bu, Ordu’ya yönelik Fethullah operasyonu’dur. Şemdinli ile başlayan tezgâh en son Nokta dergisinin yayınladığı sözde darbe günlüğü ile devam etmektedir.”

Çoğu gazeteci Ergenekon iddianamesinde suç peşinde koşarken, biz “Bomba Denilen İddianame Balon Çıktı” kapağı ile çıktık. Bu iddianame bize göre “Kürt-İslam Hukuku’nun Faşist Yüzü”ydü.

22 Haziran 2009’da “Askeri Darbe Değil Askere Darbe” kapağı ile çıktı Türk Solu. Bakın o başyazıda ne demişim:

“Türk Ordusu darbe türü işlere hiç girişmedi ama AKP ve Fethullahçılar hep Ordu’ya karşı tezgâh kurdular. Eskiden CIA darbeleri Ordu’ya yaptırtır, Solcuları ve Atatürkçüleri ezerdi, şimdi ise aynı CIA darbeyi Fethullahçılara yaptırtıyor, ezilen yine solcular ve Atatürkçüler…”

2009’da bu uyarıları yapmışız.

Yıl oldu 2017, yine bir Atatürkçüyü, solcuyu içeri atıyorsunuz.

ergenekon-kumpasi


FETÖ iddianameleri Türk Solu’ndan yazılıyor siz ise başyazarına FETÖ’cü diyorsunuz!

Artık Fethullah denmiyor. Fetullah diyorsunuz. Bütün iddianameleri okudum, özellikle Çatı Davası’nın iddianamesinde geçiyor bu.

Bu “h” nereden gitti biliyor musunuz? Bu “h”yi Gökçe Fırat götürdü…

Türk Solu, 2005 yılında bir kapak yayınladı, manşetimiz “Fethullah Müslüman mı?” idi. İşte o sayıda, Fethullah’ın asıl adının Fetullah olduğunu, bu ismin Bahai fedaisi Fetullah Kami’den alındığını ve Fethullah’ın da Müslüman değil Bahai olduğunu ilk biz yazdık.

Bizim iddianamemizde de geçiyor. Türk Solu’ndan alıntı.

Ben bunun kitabını da bastım, gazetesini de bastım. Bana dava açtılar, ceza aldım, tazminat ödedim.

O gün ben bunu yaptım, bedelini ben ödedim. Bugün savcılar benim buluşum üzerine konacaklar, sanki kendileri bulmuş gibi iddianamelere döşenecekler, Gökçe Fırat’ı da içeriye FETÖ’cü diye atacaklar!

fethullah-muslumanmi-dava


Bu nasıl medya yapılanması?ergun-poyraz

Sadece “suçsuzum” demiyorum tamamen “alakasız”ım

 Sayın Başkan,

Burada FETÖ’nün medya yapılanması üyesi olmakla yargılanıyorum.

Benim açımdan “suçsuzum” demek çok basit bir savunma olur çünkü ben “ilgisiz” ve “alakasız”ım.

Sayın Başkan,

Bakın, burada 13 gazeteci yargılanıyor, diğer dosya ile birleştirirsek toplam 25 kişi.

Bu davanın dışında, Ahmet Altan’ların yargılandığı ve Ekrem Dumanlı’nın da dahil olduğu 17 kişilik bir dava var.

Bir de Zaman yazarlarının yargılandığı toplam 30 sanığın olduğu bir dosya var.

Tüm bunların dışında FETÖ Çatı Davası var ve o davada Hidayet Karaca da dahil 73 kişi yargılanıyor.

Bunun dışında pek çok dava var. Akıncı Üssü vb.

Şimdi ben tüm bu davaların iddianamelerini incelettim.

İlk tespitim şu:

İddianamelere göre FETÖ’nün medya yapılanmasının içinde yer aldığı iddia edilen yayın organları şunlar: Zaman, Bugün, Millet, Meydan, Today’s Zaman, Yeni Hayat, Taraf gazeteleri, Sızıntı, Aksiyon, Püff ve Yeni Ümit dergileri, çeşitli TV kuruluşları ve internet siteleri…

Hatta iddianamelerde Sözcü ve Cumhuriyet gazetelerinin de ismi geçiyor!

Ancak Türk Solu bunlar içinde yer almıyor!

İkinci tespitim şu:

Diğer dosyalarda ismi geçen ve FETÖ medya yapılanması içinde yer aldığı iddia edilen pek çok gazeteci var. Hidayet Karaca’dan Ekrem Dumanlı’ya, Ahmet Altan’dan Nazlı Ilıcak’a kadar. Bunların bir kısmı Cemaat medyasının yöneticileri, bir kısmı yazarları, bir kısmı ise çalışanları.

Ancak benim bu isimlerin hiçbiriyle, bakın tekrar ediyorum, biriyle dahi bir irtibatım yok. İddianamede hakkımda böyle bir iddia, HTS kayıtlarında vs. böyle bir delil yok! Şu an yargılandığım davanın diğer sanıklarıyla da böyle bir irtibatım yok!

Üçüncü tespitim ise şöyle:

Bugüne kadar FETÖ medyasında benim lehimde tek bir haber çıkmamış. Benimle ya da Türk Solu’nun diğer yazarlarından biriyle tek bir röportaj yapılmamış. Ulusal Parti’nin genel başkanıyım, partimin faaliyetleri hakkında tek bir olumlu haber yok. Kitaplarımın yayınlandığı İleri Yayınları’nın hiçbir kitabının tek bir tanıtımı dahi yapılmamış bu gazetelerde ya da kitap eklerinde… Ama pek çok örneğini sunduğum gibi aleyhimde tonlarca haber ve yorum yayınlanmış!

Dördüncü tespitim:

Bizim dosyadaki savunmamda söylediğim ve anlattığım gibi, bizim gazetemizde de tek bir FETÖ’cü yazmamış, röportaj vermemiş, demeci yayınlanmamış!

Beşinci tespitim:

Tek bir ilanımız FETÖ yayın organlarında yer almamış, biz de onlardan hiç reklam almamışız. FETÖ’nün iktisadi kuruluşlarıyla da hiçbir irtibatımız, alışverişimiz olmamış!

Altıncı tespitim:

Türk Solu hiçbir iddianamede geçmediği gibi, tam tersine, FETÖ Çatı İddianamesi’nde mağdur sıfatıyla müdahil. Yazarımız Ergün Poyraz bu davada müdahillik talebinde bulundu ve bu talep kabul edildi. Şimdi saçmalığa bakın ki Türk Solu’nun yazarı Ergün Poyraz FETÖ’nün mağduru ama o gazetenin Başyazarı Gökçe Fırat FETÖ medya davasında sanık. Böyle abuk sabuk bir şey olabilir mi?

Sayın Başkan,

Ben size şunu göstermek istiyorum.

Gazeteciliği suç olarak görmüyorum. Ama gazeteciler suç işlemez de demiyorum. Suça bulaşmış kişiler gazeteci de olsa yargılanır.

Tıpkı sizin mesleğiniz gibi bir meslektir gazetecilik. Sizin etrafınızda hakimler, savcılar, avukatlar, adli personel, kolluk gücünden oluşan bir “doğal havuz” vardır. Aynı şekilde gazeteciler için de böyle bir havuz vardır. Aynı gazetedekiler daha yakın ilişki içindedir. Farklı gazetelerde çalışanlar arasında da ilişkiler vardır. Bu eşyanın tabiatıdır.

Ama tüm dava iddianamelere, tüm teknik raporlar, HTS kayıtları, gazete arşivleri, bir şeyi gösteriyor: Gökçe Fırat bu medya havuzunun içinde değil.

Yüzlerce gazeteci sorgulanmış, Gökçe Fırat’ın adı geçmemiş!

Allah aşkına soruyorum size, hiç böyle bir medya mensubu olabilir mi?

Ben FETÖ karşıtlığına dair yüzlerce belge sundum ama sizin bana karşı sunabildiğiniz tek bir kanıt yok!

Soruyorum o halde: Neden bu davanın içindeyim?

Ben FETÖ’nün ne medya havuzunun içindeyim, ne de başka bir havuzunun içindeyim. Ama onlarla aynı torbaya atılmış ve yargılanıyorum.

Çıkartın beni bu torbadan Sayın Başkan!

Gerekirse ayırın dosyamı!

Tek başına Gökçe Fırat’ı yargılayın olsun bitsin!


Fethullahçı medya ile ben savaştım

 Fethullahçı medya yapılanmasının bir üyesi olmakla suçlanıyorum. Bu iddianın gerçekdışılığını ortaya koymak için, biraz da Fethullahçı medya ile olan ilişkimize, daha doğrusu mücadelemize yer vermek istiyorum.

  1. Zaman’la mücadele

Türk Solu’nda Zaman gazetesini eleştiren yazılarımız yüzlercedir. O kadar ki, 2006’da “Yılın Faşisti” oylaması yaptığımızda basın alanındaki iki adayımız Zaman ve Bugün gazeteleriydi!

  1. Medyada Fethullah kontrolü

2007’de, Bugün gazetesini Fethullahçılar satın aldığında, uyarmış, “Fethullahçı medya kontrolü”ne dikkat çekmiştik.

  1. Nokta dergisi

Nokta dergisi 2007’de tekrar yayına başladığında, Solcu/liberal geçmişine karşın, “Fethullah’ın yeni haber dergisi” olduğunu açıklamış ve “Kontrgerillacılıkta son Nokta” demiştik.

  1. Merkez medyaya uyarı

Merkez medyada Fethullah yanlısı yayınlar yapan Yiğit Bulut, Serdar Turgut gibi isimleri deşifre etmiş, bugün anti-FETÖ’cü geçinen Faruk Mercan’ın Fethullah’ı öven kitabını bastığı için Doğan grubunu eleştirmiştik.

  1. Taraf: CIA bülteni

Taraf gazetesinin yayın hayatına başlamasını “solcu/liberal” bir gazete olarak görüp sevinçle karşılayanları eleştirmiş, “Taraf gazete değil CIA’nın istihbarat bülteni” açıklamasını yapmıştık.

  1. TRT’deki Fethullahçılar

TRT’deki Fethullahçı yapılanma bugün çok tartışılıyor. Bu yapılanmayı, 2009’da, daha başladığı günlerde, biz ortaya çıkarmıştık: “TRT’den şimdi de Fethullah açılımı”

  1. Radikal gazetesi

Eyüp Can, Radikal gazetesinde görev alınca Fethullah cemaatinin önemli adamıdır” diye yayın yapmış, uyarmıştık.

  1. Yiğit Bulut

Bugün Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olan ve çok anti-FETÖ’cü görünmeye çalışan Yiğit Bulut, Habertürk’te yazarken Pensilvanya’ya gidip Fethullah’la görüşünce eleştirmiştik.


Medyada önümü Fethullahçılar kestiyuksek-gerilim

 Şimdi size bir medya maceramı anlatacağım. Beyaz TV’de Yüksek Gerilim adında bir program başlayacak. Ben radikal bir adamım. Sert söylemlerim var. Karşı tarafta da benim kadar sert söylemleri olan Serdar Arseven’i çıkartacaklar. 13 program yapacağız.

Osman Gökçek’e dedim ki, “Baban seni arar, fırçalar, program kapatılır. Tayyip Erdoğan aleyhinde konuşurum.” Sorun yok dedi. Fakat ben bir yanlış yaptım, Fethullah aleyhinde konuştum.

Medya maceramın bitişi budur.

Verilen bir aranın hemen ardından, programın moderatörü Faruk Mangırcı bir açıklama yaptı ve kanala gelen tepkilerden bahsetti. Sanmayın ki, AKP’lilerin tepkisini aktardı. Hayır!

Fethullah Gülen’den soyismini anmadan, hatta Hocaefendi demeden bahsetmem izleyicilerin tepkisini çekmiş! Programdaki konuşmamla ilgili tek müdahaleleri bu oldu!

Şöyle bir mesaj gelmiş: “Milyonların sevdiği bir insana utanmadan Fethullah diye hitap etmesini  huzurunuzda kınıyorum…”

Moderatörün programda bu tepki mesajını okuduktan sonraki yorumu ise şöyleydi: “Sizin biraz önce Fethullah Gülen’le ilgili ifadelerinizden rahatsız olmuş.”

Program yayından kaldırıldı. Tayyip Erdoğan aleyhindeki konuşmalarımdan dolayı değil, Fethullah aleyhindeki söylemlerimden!

Demek Pensilvanya’dan dediler ki, bu adamın sağı solu belli olmaz, çıkarmayın bunu.

Türk Solu medyadaki Fethullahçı yapılanmayı, yalan haberleri, yıpratma kampanyalarını her zaman dikkate almış, kamuoyunu uyarmıştır.

Ama ne ironik bir durumdayız ki, dün Cemaat’le birlikte bize yani Türk Solu’na saldıran isimler, şimdi sanki Cemaat karşıtı imiş gibi davranıyor.

O isimler dışarıda ve tüm hayatı boyunca bu mücadeleyi veren gazeteci 
Gökçe Fırat hapiste!


“Paralel Devlet”in adını koyan benim!paralel-12baski

Şu anda yargılandığım dava bir “Paralel Devlet Yapılanması-PDY” davası. Oysa Türkiye’de “paralel devlet” kavramını ilk kullanan insan ben olduğum gibi, Fethullahçılar için “paralel devlet” suçlaması getiren ilk kişi de benim.

Anlayacağınız, tam bir “Aziz Nesin’lik” durumla karşı karşıyayım.

“Paralel Devlet” kavramını ilk olarak 2012’de kullanmıştım. Ağustos 2013’te ise, yani 17/25’ten 4 ay önce şunları yazmışım:

“Kendilerine ‘Hizmet Hareketi’, hatta son açıklamalarında sadece ‘Hizmet’ diyen bir grup var karşımızda. Başında Fethullah Gülen var. Klasik bir cemaat ve tarikat. Ama bu tarikatın klasik ötesi post-modern bir yapılanması var.

Siyaset yapıyor hem de âlâsını ama asla siyaset elbisesi giymiyor. Dini kullanıyor ama asla dini elbise giymiyor. Devasa bir parasal ağa hükmediyor ama asla tüccar elbisesi giymiyor.  İnanılmaz hiyerarşik bir örgütlenmeyi gerçekleştiriyor ama örgüt elbisesi giymiyor.

Karşımızda, siyaseti, ticareti ve dini kullanan, tehlikeli bir örgütlenme var. Ama örgüt olduğunu kabul etmiyor.

Bu örgütün, klasik sivil örgütlenmelerden bir önemli farkı ve üstünlüğü de var; sivil alanda değil kamusal alanda, bürokraside örgütleniyor. O kadar etkin bir örgütlenmesi var ki, vatandaşların oyu ile iktidarı alan partinin hükümeti değil, bu cemaatin mensupları devleti yönetiyor.”


“Paralel Devlet”i deşifre ettiğim için
 Fethullah Gülen bana dava açmıştıcemaat-cete-davasi

“Paralel Devlet”i deşifre ettiğimiz yazılara, Fethullah davalar açtı. Bunların bir kısmından beraat ettim, bir kısmı hâlâ devam ediyor.

Yani siz burada FETÖ’yle hâlâ davalık olan birini FETÖ’cülükle yargılıyorsunuz!

Cemaat’i “paralel devlet” olarak suçladığımız için Fethullahçıların açtıkları davalar, mahkemeler tarafından reddedilince, Yargı’da Cemaat aleyhinde bir hava oluştuğu tespitini yaptım ve bunu “Cemaat’e Çete Davası Açılıyor” şeklinde bir kapakla duyurduk.

Tarihi çok ilginç: 9 Aralık 2013. Yani 17/25’ten bir hafta önce!

 


FETÖ ile en alakasız insanı yargılıyorsunuz

Sayın Başkan,

Ben burada FETÖ’cülükle suçlanıyorum ama FETÖ ile irtibatıma dair hiçbir delil yok.

İlkokul arkadaşlarımdan FETÖ’cü çıkmamış.

Ortaokul-lise arkadaşlarımdan FETÖ’cü çıkmamış.

Üniversite arkadaşlarımdan FETÖ’cü çıkmamış.

Hocalarımdan FETÖ’cü çıkmamış.

Mahalle arkadaşlarımdan, komşularımdan FETÖ’cü çıkmamış.

Ailemde, sülalemde FETÖ’cü çıkmamış.

Gazete arkadaşlarımdan FETÖ’cü çıkmamış.

Parti başkanıyım, il başkanlarım, ilçe başkanlarım, yöneticilerim arasında FETÖ’cü çıkmamış.

Çok açık söyleyeyim: Sanırım bu ülkede FETÖ ile en alakasız, ilişkisiz insan benimdir!

Öyle ki iddianamede bile tek FETÖ’cü yok!

Ama FETÖ’cüler sonuçta toplumda var. Hemen hemen her alanda varlar. Muhtemelen toplumda %5 civarında bir kesimi oluşturuyorlar.

Yani bir kişinin etrafında FETÖ’cü olması, ilişkisi olması da çok normaldir.

Burada normal olmayan benim durumum!

Bunun açıklaması da çok basit:

Ben 20 yıldır FETÖ ile savaşan, çatışan biriyim. Bu nedenle biz onlarla yan yana gelmedik. Karşı karşıya geldik.

Sayın Başkan,

Eminim sizlerin bile benimkinden en az 10 kat fazla etrafında FETÖ’cü olmuştur. Önünüzden belki binlerce sanık geçti. Dosya geldi.

Soruyorum size: Benim kadar alakasız bir sanıkla karşılaştınız mı?

Ve yine soruyorum: Sırf siyasi düşmanlık nedeniyle bir insanı, bir aydını FETÖ’cü diye yargılamak adalete sığar mı?


Fethullah ile davalığım ben!

Şu anda Fethullah örgütünün üyesi olarak suçlanıyorum ama ben tam tersine Fethullah’la ve onun medyası ile davalığım.

Şimdi size, bizzat adli makamlar tarafından alınan bazı kararları sunacağım. Daha önce Emniyet ve savcılık ifademde de bunu açıkladığım ve belgeleri de sunduğum halde iddianame’de bu yargı kararları geçiştirilmiş ve lehime olan delil adeta yok sayılmıştır.

Fethullahçı yapılanma hakkında “paralel devlet” iddiasını ortaya attığımda (17/25 Aralık’tan aylar önce, Ağustos 2013’te) hemen harekete geçtiler. Fethullah Gülen’in avukatı 13 Eylül 2013 tarihinde suç duyurusunda bulundu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ise 7 Kasım 2013 tarihinde kovuşturmaya gerek yok kararı verdi.

Daha sonra ben Ocak 2014’te “Paralel Devletler Savaşı” adlı kitabımı yayınladım. Bu defa Fethullah Gülen’in avukatları Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundular ve yine 25 Haziran 2014’te kovuşturmaya gerek yok kararı verildi.

Bundan sonra 16 Eylül 2013’te İstanbul 23. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne tazminat davası açtılar. Ama bu davayı da kaybettiler.

Bu davalar, benim durumumu yeterince açıklamaktadır.

Ama burada bir ayrıntı daha vermek istiyorum. Fethullah Gülen’in avukatı olan Orhan Erdemli, itirafçı olmak için başvuru yaptı. Basına yansıyan itiraflarında şunları anlattı. 2013’te örgüt bir strateji değişikliğine gitmiş ve avukatlarına gazetecilere dava açma talimatı verilmiş. Bunun üzerine de gazetecilere 600 dava açmışlar. İşte o dava açtıkları gazetecilerden biri de benim.

Tüm bunlar karşın iddia makamının bunları yok saymaya çalışmasını da anlayabilmiş değilim.

Kaldı ki Fethullah’la olan dava geçmişimiz bunlarla da sınırlı değil. Daha önce “Fethullah Müslüman mı?” adlı kitabımıza da açmışlardı. Ancak o davayı biz kaybettik.

Aynı şekilde 2007 tarihinde bu defa Bugün gazetesine biz hakaret davası açtık. 18 Mayıs 2007’de Beyoğlu 3. Asliye Hukuk Mahkemesi bizi haklı buldu ve 5.000 TL tazminata hükmetti.

fetullah-ile-davaligim-ben


Ben Atatürkçüyüm

Ben Mustafa Kemal’in Askeriyim

Bir siyasi partinin, Ulusal Parti’nin genel başkanıyım. 2010 yılında kurulan partimizin, ben hapiste iken yapılan son genel kurulunda (27 Şubat 2017) yeniden genel başkanlığa seçildim.

2000 yılından itibaren aralıksız yayın yapan, Türkiye’nin önde gelen Atatürkçü aydınlarının ve gençlerinin teorik yazılarının yer aldığı, Atatürkçü Fikir Dergisi İleri’nin başyazarıyım.

2002 yılından bugüne yayın yapan, şu anda 544. sayısı yayınlanmış bulunan, “Atatürkçü, Solcu, Milliyetçi Gazete” sloganı ile çıkan haftalık Türk Solu’nun başyazarıyım.

Yani 20 yıldır, yazı yazarım, gazetecilik yaparım, fikir üretirim, siyaset yaparım.

20 yıldır toplumun ve medyanın gözleri önünde, şeffaf bir şekilde bulunuyorum.

Sizlere geçmişimi, mücadelemi, dostlarımı, mücadele arkadaşlarımı anlatarak başlamak istiyorum.

1996 yılında başlayan YÖK karşıtı öğrenci mücadelelerinde yer aldım. 10 Mart 1996’da paralı eğitime karşı Taksim’de ilk yürüyüşe önderlik ettim.

1997 yılında “Tarikat okul ve yurtları kapatılsın” sloganı ile kampanya başlattım. 8 yıllık kesintisiz eğitime destek için kampanya yaptım.

Atatürkçü şehidimiz Uğur Mumcu için, İstanbul Beşiktaş’taki anıtında ilk saygı nöbetini 24 Ocak 1998’de tuttum, o günden bugüne her yıl nöbet tutulmaktadır.

10 Kasım’da, Atatürk’ün yolundan gittiğimizi ve gideceğimizi göstermek için, ilk gece meşaleli yürüyüşünü düzenledim.

Sadece eylem alanlarında değil TV ekranlarında da boy gösterdim. Siyaset Meydanı, Objektif gibi popüler programlarda Atatürkçü/Solcu gençliği temsil ettim.

İlk kitabımı Cumhuriyet’in ilanının 75. yılında, “Cumhuriyet Bize Emanet” adıyla yayınladım.

2000’li yıllardan itibaren, Atatürkçülük, Sosyalizm ve Milliyetçilik fikirlerini birleştiren “Ulusal Sol İdeoloji”nin fikri önderliğine soyundum.

Attila İlhan, gazetemiz Türk Solu’nun yazarıydı. Birlikte çalışır, fikir üretirdik. Son kitaplarından biri, “İntibah Başladı” adıyla tarafımızdan yayınlandı.

Anayasa Mahkemesi’nin önceki başkanlarından, Atatürkçü-laik duruşu ile tüm toplumca tanınan Yekta Güngör Özden, 2000yekta-9gungor-ozdenle yılından bu yana bizim yol göstericimiz, destekçimiz ve yazarımızdır. Kitaplarını hiçbir gelir almadan yayınevimizden çıkartmaktadır.

Milli Davamız Kıbrıs için, Rauf Denktaş ile birlikte Annan Planı’na karşı ortak mücadele yürüttük, etkinlikler düzenledik. Onun “Bayrak Yere Düşürülmez” adlı kitabını da yine biz yayınladık.

Ünlü sanatçımız İlyas Salman hem partimizin üyesi, hem gazetemizin yazarıdır.

Ergenekon Kumpası’nda en uzun süre yatan aydınımız Ergün Poyraz’la, Erol Mütercimler’le, Bekir Öztürk’le uzun süredir dostuz, birlikte imza günleri yaparız.

Ünlü solcu romancımız Öner Yağcı gazetemiz yazarlarındandır.

Türk devletinin uluslararası alanda Ermeni meselesinde savunucusu Prof. Dr. Türkkaya Ataöv partimizin yöneticisi ve gazetemizin yazarıdır.attila-ilhan-pamukoglu

Yine Ermeni meselesinde Türk tezlerini savunan Amerikalı tarihçi Prof. Justin McCarthy de, sözde soykırımın 100. yılında tarafımdan Türkiye’de ağırlanmış, konferanslar vermiş ve kitapları yayınlanmıştır.

PKK terörüne karşı mücadelesi ile efsaneleşen Osman Pamukoğlu ile birlikte ortak siyasal/kültürel çalışmalar yaparız.

Sayın Başkan,

Karşınızda bulunan insan, 20 yıldır Atatürkçü, Solcu, Milliyetçi ideallere bağlı, vatanına, milletine, devletine gönülden bağlı, ulusal solcu ideolojiye mensup, geçtik Fethullahçılık gibi karşıt bir akımı, hayatının hiçbir anında suçla, suç örgütüyle, asla bir araya gelmemiş ve gelmesi de asla beklenmeyecek birisidir.

Her faaliyeti yasal ve şeffaf, dostları ortada olan birisidir.

Yolumuz Atatürkçülük olduğu için, doğal olarak 6 Ok çerçevesinde faaliyet gösteririm ve buna karşı çıkan şahıslarla, gruplarla, örgütlerle bir araya asla gelmem, bu tür dostluklar ve ittifaklar kurmam.

Bunu en iyi bilen insan olan, 20 yıldır bize yol gösteren Yekta Güngör Özden’in, Hürriyet gazetesinde yayınlanan, hakkımdaki şu demecini takdirinize sunmak isterim:

Gökçe Fırat’ı Fetö’cülükle suçlamanın hiçbir haklı ve uygun yanı yoktur. Fırat, tutarlı, gerçekçi ve içtenlikli bir Atatürkçüdür. AKP’lilere karşı olanları Fetö’cülükle suçlamak büyük bir yanlışlık ve yanılgıdır. Ulusal Parti Genel Başkanı olan Fırat, Fetö’cü olsa bizimle olmazdı, biz de onunla olmazdık. Savcılar kanaatle değil kanıtla hareket etmelidir.”

(23 Şubat 2017, Hürriyet)

Bugüne kadar yayınlanmış 24 kitabım var. Bu kitaplar da yine Atatürkçü-Solcu-Milliyetçi çizgide kitaplardır. Yüzlerce baskı yapan, toplamı 7.000 sayfayı bulan bu kitaplarım da incelenirse aynı çizginin kesintisizliği görülür.

Ulusal Parti’nin ve Türk Solu’nun düzenlediği eylem, etkinlik, kampanya türü çalışmalar da milletimizin çıkarları içindir.

Ben Türk fikir dünyasında, yeni bir tanımlama getiren birisiyim.

Türkiye’de bir yanda siyasetin sol yanını teşkil eden, Ulusalcılar vardır. Ulusalcı akım, Atatürkçülerden, solculardan ve milliyetçilerden oluşur. Bu grup 6 Ok etrafında birleşir.

Siyasetin sağ cenahını ise Kürtçü bölücüler ve Siyasal İslamcılar oluşturur ki benim özgün tabirimle bunlar Kürt-İslamcılar’dır.

Sol cephe antiemperyalisttir, sağ cephe ise işbirlikçi.

Benim konumum da, hem Türk milletini birleştirecek, bütünleştirecek bu ulusalcı ideolojiye katkı yapmak, hem de bunu gerçekleştirmek için siyasal mücadele yürütmektir. 20 yıldır da hiç sapmadan bu çizgide yaşıyorum.

Bu nedenle bana itham edilen suç, BENİM 20 YILLIK VARLIĞIMLA, DÜŞÜNCELERİMLE, EYLEMLERİMLE, DOSTLARIMLA HİÇBİR ŞEKİLDE UYUŞMAMAKTADIR.

Bu suçlama çok açık bir şekilde İTİBARSIZLAŞTIRMA ÇABASI’dır.

Sayın Başkan,

Kendi ilkelerimi ve ideolojim duruşumu şöyle açıklayayım:

– MİLLİYETÇİYİM AMA IRKÇI DEĞİLİM

– LAİKİM AMA DİNSİZ DEĞİLİM

– DEVRİMCİYİM AMA TERÖRİST DEĞİLİM

– MÜSLÜMANIM AMA ŞERİATÇI DEĞİLİM

– SOLCUYUM AMA MARKSİST DEĞİLİM

– BEN ULUSALCIYIM İŞBİRLİKÇİ DEĞİLİM.


Biz solcu insanlarıznazim

Bizim için hapse girmek şereftir

İnternetten Gökçe Fırat’ın düşmanı 3-5 tane çapulcu tetikçi sitesini sokacaksınız, Gökçe Fırat hakkında “ırkçı”, “faşist” laflarını geçirteceksiniz. Türk Solu’nun başyazarını yargılarken Türk Solu’ndan bir tane satır bu iddianameye koymayacaksınız!

Nerede yaşıyoruz? Oldu olacak, “biz seni baştan suçlu gördük, atacağız içeriye.” deyin.

Ben içeriye atılmaktan gocunmuyorum, ne olacak.

Çok net söylüyorum, sonuçta biz solcu insanlarız. Bizim için hapse girmek şereftir. Hapiste ne kadar fazla yatarsan o kadar kıdemli gözükürsün, az yatarsan da derler ki devlet torpil geçmiş.

Nâzım Hikmet’lerden bugüne Türk Solu’nun tavrı budur.

Ama bir insanı iftirayla, ona kara çalarak işinizi yapmayacaksınız. Bu iddianame de, önceki iddianame de maalesef bunu yapıyor.


FETÖ ile telefon irtibatım
 hiç yok

Sayın  Başkan,

Gördüğünüz gibi iddianamenin Gökçe Fırat ile ilgili bölümü, internet derlemesi, hukuki kanıt değeri taşımayan şeyler, üstelik hepsi de yalan, yanlış ve kasıtlı.

Aslında iddianamede gerçekten bu suçla ilgili kanıtın ne olacağı ortada. Bunlar bu iddianamede de sayılmış. En başta “irtibat” diyeceğimiz HTS kayıtları, SGK kayıtları, MASAK raporu gibi devlet araştırmasına dayanan ciddi şeyler. Zaten hukuken de önemli olan, kanıt niteliği taşıyan bunlar.

Ama savcılığın çaresiz kaldığı yer tam da burası. Devletten gelen tüm bilgi ve belgeler, Gökçe Fırat’ın suçsuzluğunu kanıtlıyor.

Şimdi düşünün, devlet suçlu için bylock kaydı arıyor. Ama tabii ki bende yok. Hadi o yoksa en azından birkaç bylockçu ile görüşmüştür deyip algı yaratmaya çalışıyor. Ama bende o da yok. Yani savcının iki kolu bağlı. Ne yapmış peki, 3 tane irtibat saymış benimle ilgili, ama o irtibatlar darbe ile de ilgili değil.

Fakat saydığı irtibatların FETÖ ile de bir ilgisi yok.

Sayın Başkan,

Bu nasıl bir liste?

Şimdi ben sayın savcı İrfan Fidan ile ilgili bir iddianame yazacak olsam, çok daha dolu bir liste yaparım. En azından sayın savcının kardeşi FETÖ bağlantısından KHK ile ihraç edilmiş!

Bakın bunu bir suçlama için söylemiyorum. Sonuçta suç şahsidir. Ama sayın savcı, kendi haline bakıp, başkalarını suçlarken daha adil olmalıydı. Fakat olmamış.

Görüldüğü gibi savcının en güçlü kanıtı sayılabilecek telefon irtibatlarından da değil darbe, hiçbir FETÖ bağlantısı çıkmaz!

Sayın Başkan,

Tüm HTS kayıtlarından görülebileceği gibi, Gökçe Fırat’ın bu davayla da, FETÖ’yle de hiçbir irtibatı, ilişkisini geçtim, bir ilgisi, alakası dahi yoktur!

  1. Burada yargılanan hiçbir sanıkla, bugüne kadar hiçbir irtibatım olmamış.
  2. Buranın dışındaki hiçbir medya yargılamasındaki kimse ile de bir bağlantım yok.
  3. HTS analizinde çaprazlama sorgulama da var. Yani bir sanığın aradığı kişiyi başka bir sanık da aramış mı diye sorgulanmış. Burada da Garanti Bankası, THY, Ulusoy, İş Bankası gibi kuruluşlar var. Yani çaprazlama bir irtibatım bile yok!

Sözde ben FETÖ’nün medya yapılanmasındayım ama ne hikmetse hiçbir medya mensubu ile bir irtibatım yok. Böyle saçma sapan şey olur mu?


İddianame PKK yanlılarının dilini neden kullanır?hdp-pkk-kapaklar

İddianamede aktarılan metinlerde “kafatasçı, ırkçı, faşist, provokatör” gibi tarafsız olmadıklarını tamamen ortaya çıkaran ve karalama amaçlı yazıldıkları belli olan ifadeler bile iddianameye taşınmış.

Savcılık bu hakaret dolu ve siyasi hasımlar tarafından yazıldıkları belli olan alıntılarla Gökçe Fırat’ın “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs ettiğini” nasıl ispatlamış acaba?

Gökçe Fırat düşmanı yandaş medyanın küfür ve hakaretlerini iddianameye aktararak mı?

Sayın Başkan,

Burada bir olguya daha işaret etmek istiyorum.

Benim çizgimi “kafatasçı”, “ırkçı”, “faşist” olarak görenler hep PKK’lılar olmuştur. Çünkü Türk Solu, yayın hayatının başından beri PKK’ya ve yasal uzantılarına karşı amansız ve sert bir mücadele vermiştir. Şimdi bu mücadelenin örneklerini vereceğim.

Bizim en önemli kırmızı çizgimiz Kürt meselesidir. Çünkü Sevr’den bugüne 100 yıldır Batı, Ortadoğu’da bir Kürt devleti kurmak istiyor. Biz de bu projeye, bu projenin piyonlarına karşı çıktık. Ülkemizde yasal statüde çalışan, bize göre yasallık izni olmaması gereken Kürtçü partilere de karşı çıktık.

2011’de BDP Meclis’e girdiğinde “Meclis’te Terörist İstemiyoruz” sloganı attık.

Herkes PKK’dan ve Apo’dan “saygıyla” söz ederken, Apo’nun gerçek yüzünü biz sergiledik. Bakın 19 Ağustos 2013’te “PKK Terör Örgütüdür Apo Bebek Katilidir” manşetini attık.

Aslında bu ayıp bu ülkeye yetmez mi?

Sayın Başkan,

O zamanlar Apo’ya ve PKK’ya eleştiri getirmek suçtu!

Hatta AKP’li pek çok siyasetçiden art arda Apo’ya ve HDP’ye destek açıklamaları geliyordu.

Tayyip Erdoğan:

“PKK ile görüşen arkadaşı ben gönderdim. Sıkıntısı olan bana söylesin.”

Ahmet Davutoğlu:

“Kürtçe yasağını biz kaldırdık. Bana Serok Ahmet diyorlar.”

Bülent Arınç:

“Sayın Öcalan demeyi ve PKK bayrağı açmayı suç olmaktan çıkardık.”

Yalçın Akdoğan:

Öcalan’ın olayları okma kabiliyeti ve tecrübesi var.”

Beşir Atalay:

Öcalan’ın mesajları bizim de düşüncemiz.”

Sadullah Ergin:

Öcalan, bölgenin durumunu daha sağlıklı yorumluyor.”

Yasin Aktay:

Abdullah Öcalan dünyanın geleceğini çok iyi okuyor.”

Yiğit Bulut:

Öcalan Türkiye’nin önünü açıyor.”

Ama biz en radikal şeyi de söylemekten çekinmedik. 25 Haziran 2012 tarihli gazetemizin manşeti:

“Apo Amerikan Köpeğidir!”

Son seçimlerde 7 Haziran döneminde tüm medya HDP propagandası yaparken biz yine aykırı düştük:

“Katil PKK’nın Şirin Yüzü HDP’ye Oy Yok”

Sayın Başkan,

Şu anda herkes benim dediklerimi diyor.

Ne mutlu ki, AKP bile bunları söylüyor.

Oysa ben 15 yıldır bunları yazıyorum.

Yani savcının ifadesiyle söyleyecek olursam, 15 yıldır Türk devletini yıkmak isteyen PKK’ya ve onun yasal uzantılarına karşı bir yıpratma kampanyası düzenliyorum.

Burada vahim olan, PKK ve HDP gibi yasal uzantılarına karşı verdiğimiz mücadelenin bölücü kesimlerde yarattığı Gökçe Fırat nefretinin yarattığı “ırkçı” “faşist” gibi suçlamaların devletin başsavcısının iddianamesine aynen girmesidir…


80 yıl önce Galiyev bugün Gökçe Fıratgokcefirat-galiyev

“Ya bizdensin ya da düşmansın” sözü Stalin’in sözüdür.

Biliyorsunuz Stalin’in parti içindeki en büyük rakibi Troçki’ydi. Troçki ülkeden kaçmıştı. Fakat Stalin herkesin üstüne, yani tüm muhaliflerin üstüne “Troçkist” diye gitti. Milyonlarca insan yargılandı, idam edildi, sürgün edildi. Ama bunların büyük çoğunluğu Troçkist falan değildi.

Bu dönemde Türk komünistleri de yargılandı ve idam edildi. Başlarında Galiyev vardı. Galiyev, milliyetçi, Turancı bir sosyalistti. Troçki ise ultra enternasyonalist ve tüm milli mücadelelere karşı çıkmıştır. Stalin, Galiyev’i de Troçkistlikle suçladı. Onunla birlikte binlerce Türk komünisti yargılandı ve idam edildi.

Şimdi Türkiye’de aynı senaryo uygulanıyor. Ben ulusalcı bir solcuyum. Laikim, milliyetçiyim, hepsinin üstünde Atatürkçüyüm. 20 yıldır bu çizginin içindeyim benden nasıl FETÖ’cü çıkar?

Galiyev’in mahkeme yargılanmasını yıllar sonra Attilâ İlhan şiirleştirmişti:

“bana bir şimşek çak

çok yanlış anlaşılmaktayım

hesabım yanlış bir mahkemede görülüyor

içimdeki zemberek

boşandı boşanacak

yaşamak mı gerek

yoksa unutmak mı

şaşırmaktayım.”

Bir Galiyevci olarak, yani ulusal solcu olarak Galiyev’den sonra, hem de 80 yıl sonra, tıpkı onun durumundayım.

Bugün Galiyev yaşıyor ama Stalin yaşamıyor.

Daha kötüsü Sovyetler Birliği de yaşamıyor!

Yani Stalin’in “ya bizdensin ya düşman” sloganı, önce adaleti bitirdi, sonra devleti.

Sonunda Rusya yıkıldı.

Şimdi aynı hatayı Türk devleti yapamaz.

Bu, AKP’nin geleceği meselesi değil, Türk devletinin geleceği meselesi.

Yargı, adaleti uygulamalı.

Evrensel hukuku uygulamalı.

Ben kimse için iltimas ya da af istemiyorum, hukuku uygulayın suçluları cezalandırın. Ama sırf muhalif diye de, suçsuz insanları cezalandırmayın.


Bu davada nasıl tahliye olunur?

 Sayın Başkan,

Tutukluluk kararı verilirken, eşitlik ilkesi uygulanmamıştır.

Adaleti sağlamak sizlerin görevi.

Bu aynı zamanda sorumluluğunuz.

Kanunları ve kanunların adil/tarafsız/eşit uygulanması ile yükümlüsünüz.

İster uyarsınız, ister uymazsınız.

Ama ben hakkımı, hukukumu her hukuki mercide sonuna kadar arayacağımı size hatırlatmak isterim.

Vazifenizi yapın.

Diyeceksiniz ki, bizden öncekiler yaptı da ne oldu?

Biliyorum görevlerinden oldular. Ama yarın öbür gün, bir kumpas davasının sanığı olmaktan kurtuldular.

İkinci bir heyet geldi, o da hukuku uygularsa ne olur?

Yine mi görevden alınır?

Hiç sanmıyorum.

Adalet’in direneceği ortaya çıkar. İktidar da daha adaletli olur.

Ama size şunu söyleyeyim.

Ben devrimci bir insanım, benim ilkeme göre bir insan her şeyi göze alıp, mesleğinden atılmayı bile, sorumluluğunu yerine getirmeli.

Şu anda adalet mensupları, bazı tetikçiler tarafından suç işlemeye zorlanıyor ve maalesef büyük çoğunluk uyuyor.

Biz ise adalet mensuplarının adaleti uygulamasını istiyoruz.

Ben bedel ödüyorum.

Siz de ödeyin.

Nâzım’ın dediği gibi:

“Sen yanmasan

Ben yanmasam

Biz yanmasak

Nasıl çıkar karanlıklar

aydınlığa…”


Bu yazı 994 kez okundu.

Gökçe Fırat

Ulusal Parti Genel Başkanı ve Türk Solu Gazetesi Başyazarı.

SON EKLENENLER