• Cumartesi, Haziran 23, 2018

Hasan Kıyafet ile söyleşi: “Deniz Gezmiş’ler Türkiye halkını Sol ile buluşturdu”

hasan-kiyafet
Özgür Erdem
Mayıs18/ 2018

Hasan Kıyafet ile Deniz’lerin idamının 46. yıl dönümünde 68 Kuşağı’nı ve Deniz’leri konuştuk. Söyleşiyi Yazıişleri Müdürümüz Özgür Erdem gerçekleştirdi.
68 Kuşağı canım ciğerim
TÜRK SOLU: Ünlü romanınız Komünist İmam 1969 yılında yayınlanmıştı ve o dönem çok ses getirmişti. Bugün de tam 6 Mayıs, Deniz’lerin idamının yıl dönümündeyiz. Kendinizi 68 Kuşağından görüyor musunuz?
HASAN KIYAFET: 68 Kuşağı’nın dünya görüşünü başım üstüne kabul ediyorum. Ancak yaş olarak onlardan biraz büyüğüm tabii ki. Ancak pek çok eylemlerine ben de katılmıştım. Eylemlerine koştum. Bildirilerinin dağıtımına katıldım, hatta İbrahim Kaypakkaya ile çok bildiri katlamışlığım vardır Divan Yolu’nda. Dünyanın en güzel, en saygın insanlarıydı onlar. Onlarla yaştaş olmamama rağmen elimden gelen katkıyı yapmaya çalıştım o dönem. Bu anlamda, evet, 68’liyim diyebilirim.
TÜRK SOLU: 68’de İstanbul’da mıydınız? O dönem öğretmendiniz sanırım.
HASAN KIYAFET: Çorlu’daydım. Çorlu Lisesi’nde öğretmendim. TÖS’te de (Türkiye Öğretmenler Sendikası) şube başkanıydım. Hafta sonları İstanbul’a kaçar, Beyazıt’taki eylemlere katılır, etkinliklerine katılırdım. Tabii sonra Niğde’ye sürüldüm Çorlu’dan. Devlette çok sıkıntı yaşayınca 1970’te Kültür Koleji’ne girdim mecburen. 12 Mart’a kadar bir yıl İstanbul’daydım. Tabii 12 Mart olunca, tutuklanıp Harbiye’ye meşhur işkence merkezine götürüldüm.
68 Kuşağı canım ciğerim.
68’in mirası
TÜRK SOLU: 68’in mirası nedir sizce?
HASAN KIYAFET: Anadolu’nun yüzünü aktif olarak sola dönderdiler. Deniz’ler, Mahir’ler gelene kadar, Türkiye’de Sol’un kitapta yeri vardı ama halkın içinde pek yeri yoktu. Sol düşünceyi halkla buluşturan 68 olmuştur. Pratiğe indiren 68’dir.
Deniz Gezmiş çok sevilirdi özellikle. “Deniz Gezmiş solcu” denince, Sol aleyhindeki bütün önyargılar kırılıverirdi. 68 Kuşağı Sol ile Halk arasına köprü oldu. Çocuklar canlarını verdi ama tüm Anadolu’yu ışıttılar. Sol düşünceyle Anadolu’yu onlar tanıştırdı.
TÜRK SOLU: 68 Gençliği tabii üniversitelerde başlayan bir hareket ama işçi hareketiyle buluşan, hatta köylerde toprak işgalleri örgütleyen, yaz aylarında tatil döneminde Anadolu’ya giden bir gençlik söz konusuydu. Sizin de katıldığınız bir toprak işgali eylemi olmuş muydu?
HASAN KIYAFET: Olmaz mı… Çantaköy. Silivri’nin bir köyüdür. Bir hafta sonu devrimci gençler toplanıp geldiler. Ben de haber aldım, katıldım.
TÜRK SOLU: O işgali anlatır mısınız? Bir efsane gibi hep duyarız 68 toprak işgallerini, ama devrimci gençlerin etkisi neydi? Ne yapıyordunuz?
HASAN KIYAFET: Tabii Çantaköy toprak işgal, katıldığım tek işgal değildi. Ama ilkiydi. Anlatayım. Önce köy kahvesine gittik, köy ağasına karşı köylüye propaganda yaptık. “Bu toprak sizin. Allah’ın toprağı. Kimsenin mülkiyetine giremez.” gibi söylemler kullandık. “Ağanın adamlarının bacaklarını kıracağız. Bu toprakları siz ekip biçeceksiniz, onlar giremeyecek.” denildi. “Hakça taksim olacak. Kuracağımız komiteler sizden bu toprağı almak isteyenlerden hesap soracaktır.” diyerek moral veriyorduk.
Nitekim köylü cesaretlendi, gençlerle birlikte, tabii benim gibi TÖS’ten gelen öğretmenleri de yanına alarak ağanın topraklarını işgal etti.
Mustafa Kemal’e savaş açan bir sol anlayıştan yana değilim
TÜRK SOLU: 68 Kuşağı’nın şöyle bir duruşu da vardı: Atatürk’ü reddetmeyen, aksine Mustafa Kemal’den beslenen bir solculuk, devrimcilik anlayışı. Mesela Deniz Gezmiş kendisini İkinci Kurtuluş Savaşçısı olarak tanımlardı. Mahir’in “Kemalizm ile sosyalizm arasında aşılamaz Çin Seddi yoktur.” şeklinde ünlü bir sözü vardır örneğin. 68’in böyle bir teorik mirasından da söz edebilir miyiz?
HASAN KIYAFET: Elbette. Mustafa Kemal bugün yaşasa kesin bizim yanımızda olurdu. Sol’da olurdu. Kültürlerin üst üste konarak büyüdüğünden yanayım. Türkiye kültürünün bir gerçeğidir Mustafa Kemal. Sağ’ın yanında değildir.
Benim çocukluğumda ezan Türkçe okunurdu. “Tanrı Uludur” der, “Haydi namaza” der. Ne kadar güzel. Ezan’ı Türkçeye çevirebilecek kadar ilerici olan bir lider Sol’un karşısında olabilir mi? Mustafa Kemal’in karşısında olan bir sol düşünceyi onaylamıyorum.
Yalnız şunu da diyorum: Mustafa Kemal yaşasa daha çok gelişecekti. Sovyetler’le ilişkisi çok iyiydi. Kurtuluş Savaşı’na Lenin’in yardımları ortada. Mustafa Kemal’e savaş açan bir anlayıştan yana değilim. Tabii Mustafa Kemal anladığımız anlamda sosyalist değildi. Olamazdı da. Şartlar elverişli değildi. Ama ilericiydi, bilimden yanaydı.
Deniz Gezmiş’in ailesiyle arkadaşlığımdeniz-gezmis
TÜRK SOLU: Deniz Gezmiş’le tanışıklığınız oldu mu?
HASAN KIYAFET: Oldu tabii ki. Ama öyle uzun uzun konuşmuşluğumuz yok. Beyazıt’taki eylemlerde karşılaşır, selamlaşırdık o kadar. Ancak babası Cemil Gezmiş’le ahbaplığım vardır. Kadıköy’de benim tavla arkadaşımdı. Aynı mahallede yaşardık. Çok iyi bir insandı.
TÜRK SOLU: Deniz’in idamından önce mi? Sonra mı?
HASAN KIYAFET: Sonra. Deniz’in annesi Mukaddes Hanım da çok değerli bir insandı. O aileyle birlikte bizim hanımı da alıp sinemaya gitmişliğimiz de vardır. Kısıklı’da bir sinema vardı, ilerici bir film gelmişti, oraya gitmiştik.
Tabii Mukaddes Hanım, idamdan sonra çökmüştü. Çok etkilenmişti. Nasıl etkilenmesin. Bütün Türkiye yıkılmıştı Deniz idam edilince. Mukaddes Hanım bir ana olarak elbette daha çok etkilenmişti.
O filmden de çok etkilenmişti, çok iyi anımsıyorum. Ama Cemil Gezmiş her zaman daha metindi.
TÜRK SOLU: Siz tabii 68’den önce Yön dergisinde çalışmalarınız da var. Yön de sonuçta 68’i besleyen esas damarlardan biri.
HASAN KIYAFET: Yön’den çok şey öğrendik. Akşam gazetesi, Çetin Altan, İlhan Selçuk… Ama en önemlisi Doğan Avcıoğlu. Ben Yön’ün çıkışında bulunmadım, ama daha sonra birkaç yazım yayınlanmıştır. Hep müstear imzalarla. Sanırım bir tane de kendi ismimle yazı yayınlatmıştım. Sadun Aren’i de unutmayayım. O da Yön’de yazıyordu. Onun da çok etkisi olmuştur 68 Kuşağı üzerinde.
Kızıldere’nin ve Deniz’lerin idamının halk üzerindeki etkisi
TÜRK SOLU: Mahir’le bir tanışıklığınız var mıydı?
HASAN KIYAFET: Yoktu, ama Kızıldere yaşandığında ben de tam o bölgedeydim tesadüf. Fatsa’ya gitmiştim. Terzi Fikri’yle görüşmeye. Biliyorsunuz, 70’lerin sonunda Fatsa’da bağımsız belediye başkanı seçilmişti. Terzi Fikri çok iyi bir arkadaşımdı. Yazacağım bir roman için taşeron işçilerin hayatını yaşayarak görmek istiyordum. Terzi Fikri’den rica ettim, o da beni taşeron işçilerin arasına soktu. “Satmak” denirdi buna. Terzi Fikri beni bir fındık tarlasında çalışmam için taşerona “sat”tı. Ben de diğer işçilerle birlikte 10-15 gün fındık topladım bahçelerde. Romanım için tabiri caizse malzeme topladım.
TÜRK SOLU: Kimse fark etmedi mi sizi?
HASAN KIYAFET: Fark etmezler mi. Kadınlardan biri fark etmiş: “Istanbullı, Istanbullı” dedi bana. “O ayakkaplarla fındık toplayaman.” Kıyafetim, şapkam falan kendimi benzetmişim ama ayakkabılarla ele verdik! Kara lastik giyecekmişim. Tabii benim şehir ayakkabıları kayar dururdu. Daldan tutunmadan duramıyordum.
Tam o dönemde Mahir’ler Radar Üssü’nde İngilizleri kaçırmışlar, Kızıldere’ye götürmüşlerdi. Ben tabii tesadüf oradaydım. Kızıldere’ye yakın bir yerdeydim.
TÜRK SOLU: Kızıldere’de o katliam yaşanınca halkın tepkisi nasıl oldu? Sıradan Karadeniz insanını kastediyorum.
HASAN KIYAFET: Çok üzüldüler. “Yazık oldu gençlere” diyorlardı. O katliamı onaylayanı görmedim. Kızıldere’de düşenlerden Ertan Saruhan da öğretmendi. O taraflardandı, ya Çarşambalı ya da Fatsalıydı. Onu şahsen tanırdım. Çok değerli birisiydi. Traktörleri dağdan indirip Samsun yolunu kesen bir köylü eylemi olmuştu. Tütün eylemi. O eylemi örgütleyen mesela Ertan’dı.
TÜRK SOLU: Peki Deniz’lerin idamından sonra tepki nasıldı halkta?
HASAN KIYAFET: Deniz’i kendinden bildi hep halk. Deniz’e farklı baktı. Onun o yiğit duruşu. Hiç eyvallah demeyişi. Asker falan öldürmeyişi, hiç cana kıymayışı… Halkı farklı etkiledi. Anadolu halkı Sol’la Deniz sayesinde tanıştı diyebiliriz.
Köylü çocuklarına hep 2 not fazla verirdim
TÜRK SOLU: Samsun Lisesi’nde öğretmenken ilk lise direnişi de sizin sayenizde gerçekleşiyor. Bunu da anlatır mısınız?
HASAN KIYAFET: Samsun Lisesi’nden Eskişehir’e sürülmüştüm. Bunun iki nedeni vardı. Birincisi Amerikan karşıtı söylemlerim. “İki dost ülkenin arasını açmaya çalışarak komünizm propagandası yapmak” gibi komik bir gerekçeyle görevden alındım. Bir diğer nedeni de not verirken “sınıf ayrımı” yaptığım iddiasıydı.
TÜRK SOLU: Nasıl bir sınıf ayrımı?
HASAN KIYAFET: Benim bir düşüncem vardı. Biliyorsunuz, İngilizce öğretmeniydim. Hali vakti yerinde olan aileler çocuklarına özel öğretmen tutuyordu, imkânları daha çoktu. Onlar zaten hak ettikleri notları alıyorlardı. Ancak yoksul çocukların böyle bir imkânı yoktu ki. Ben de köylü çocuklarına hep iki not fazla verirdim. 10 üzerinden 3 mü aldı, 2 puan da ben eklerdim “köylü kontenjanı”ndan. Hatta bunu TÖS’ün bir dergisinde açık açık yazmış, bütün devrimci öğretmenlere “yoksul çocuklarına daha çok not verin” çağrısı yapmıştım.
Tabii şimdi bakıyorum, çok saf, biraz da cahilce bir hareket. Ama o dönemki hava böyleydi.
TÜRK SOLU: Köylü çocukları nasıl karşılıyordu bunu?
HASAN KIYAFET: Tabii çok memnun kalıyorlardı. Hatta bir keresinde bir köylü çocuğu itiraz etti bana. 3 vermişim sınavdan. “2 not da köylü kontenjanından verin de geçeyim” diye geldi yanıma. Ben de kızdım. Zaten 1 almış, ben onu 2 not yükseltmişim. Öyle 3 olmuş! Böyle ilginç anılarım vardı.
TÜRK SOLU: Peki direniş nasıl oldu?
HASAN KIYAFET: Beni Eskişehir’e sürdüler. Yerime de bir Amerikalı İngilizce öğretmeni getirdiler.
TÜRK SOLU: Barış gönüllüsü müydü?
HASAN KIYAFET: Evet, kendilerine “Barış Gönüllüsü” diyorlardı ama aslında savaş gönüllüsüydü onlar. Her neyse, öğrencilerim de bu durumu protesto etmiş, “Türkiye’de Türk öğretmen istiyoruz” diye eylem yaptılar. Okulu işgal ettiler. Radar Üssü’nden askerler falan geldi, öyle durdurdular eylemi.
TÜRK SOLU: Sene kaçtı?
HASAN KIYAFET: 1965. İlk lise direnişlerinden birisidir bu. Ulusal basında da çok haber oldu. Tabii yerel basında düzen yanlısı yayın gazetelerde de çok çıktım. Mesela Samsun’da bir gazete beni “Stalin bıyıklı Hasan öğrencileri komünist yapıyor” diye manşet yapmıştı.
TÜRK SOLU: Askerliğinizi yaparken de sıkıntılar yaşadınız diye biliyorum.
HASAN KIYAFET: Yaşamam mı. Askerliğimi Çorlu Hava Üssü’nde yedek subay olarak yaptım. Amerikalı subaylar da vardı üste. Türk askerlerinin Amerikan subaylarının çöplerini dökmesini ilk ben engelledim. Tabii bunu yapınca Askeri Mahkeme’de yargılandım. Gerekçe aynı: “İki dost ülkenin arasını açmak suretiyle komünizm propagandası yapmak.”
Benimle birlikte bu direnişi yapan bir astsubay arkadaşım vardı. Onu tümen cezaevine koydular. Beni birlikte enterne ettiler. İyi bir hakim geldi şansımıza da beraat ettik. “Yurtseverliğimden bunu yaptığım” kararını aldılar. Bunu “The Asker” kitabımda anlattım.
Elimden geldiğince sol düşünceye hizmet etmeye çalıştım hayatımın her alanında ve her anında.
Komünist İmam kitabıgominis-imam
TÜRK SOLU: Gelelim ünlü romanınız Komünist İmam’a. En çok satan romanlardan birisi.
HASAN KIYAFET: Toplam 65 baskı yaptı.
TÜRK SOLU: Peki kitabınızda bahsettiğiniz o devrimci imam gerçek miydi? Gerçek bir olaydan mı esinlenmiştiniz?
HASAN KIYAFET: Gerçek. Kırşehir doğumluyum ama Doğu kökenliyim. Ailem anlatırdı, Kop yöresinde böyle bir imam varmış. Köroğlu gibi efsaneleşmiş bu imam. Zenginden alıp yoksula verirmiş. Böyle birisi yaşamış. Ben onu romanlaştırdım. Ekonomik eşitliği savunuyor. Gerçek eşitlik bu değil midir?
TÜRK SOLU: Neden imamı bir “devrimci figür” olarak kullandınız?
HASAN KIYAFET: Köy Enstitüsü çıkışlıyım ben. Bize şöyle yanlış bir anlayış vermişlerdi o zaman: Derlerdi ki, “Siz kahramansınız. Yarın köye gideceksiniz. Köyün birinci adamı olacaksınız. Köyün hem doktoru olacaksınız, hem veterineri, hem katibi… Kaç tane imamın sarığını boynuna dolar da sırtını yere getirirseniz, o kadar başarılı olursunuz. Ya da bir Alevi köyüyse kaç tane dedenin sakalını çekersen, o kadar kahramansın.”
Biz işi gücü bıraktık. Halkın ekmek sorunu var, işsizlik var, sağlık sorunları var. Bunlar dururken dinle, imamla uğraştık. Bunun yanlış olduğunu düşünüyorum. Din bir üstyapı kurumu. Sosyalist olduktan sonra bu yanlışın farkına vardım. Burjuvazi bu yanlışı bize bilerek yaptırıyordu. Bizi yel değirmenleriyle döğüştürdüler. Bizim döğüşmemiz gereken ağaydı, imam değil. “Komünist İmam”da da aslında biraz bunu anlatmak istemiştim. Sosyalizmin ne olduğunu halkın anlayacağı şekilde anlatmaya çalıştım.
TÜRK SOLU: O kitaptan dolayı yargılandınız mı?
HASAN KIYAFET: Ben Kürt kökenliyim. Ama Kürtçü değilim. Kitap o zaman çıkarken bildiğin yabancı dili kitabın arkasına yazmak modaydı. Sen İngilizce öğretmenisin dediler, İngilizce yazalım, başka dil biliyor musun dediler. “Here vere” de olsa biraz Kürtçe bilirim dedim. Bildiğimden değil aslında. Zayıftan yanayız ya…
Her neyse, kitabın arkasında “Kürtçe bilir” olunca epey gürültü kopardı kitap. Yazacaklarını da sanmıyordum. Sonra beni gözaltına aldılar o kitap yüzünden. “Kürtlerin bir ulus olduğunu mu söylemek istiyorsun” diye sorgulara aldılar. Sonraki baskılarda çıkarttık o “Kürtçe biliyor” kısmını.
Halbuki sosyalistim. Niye Kürtçü olayım. Kürt kökenli kendi dilini konuşsun, bunun ne zararı var? Bize yıllarca bölücü dediler. Aksine, Türk ve Kürt halklarının birliğini en çok biz savunduk.
TÜRK SOLU: Sonraki baskılarda?
HASAN KIYAFET: Sonraki baskılarda çıkarttılar “Kürtçe biliyor” kısmını. Sadece ilk baskısında var.
Sadun Aren’i sosyalist yapmaya çalışmam
TÜRK SOLU: Sizin Sadun Aren’i sosyalist yapma çabalarınız olmuş, hoş bir hikaye, anlatır mısınız.
HASAN KIYAFET: Samsun’dan Eskişehir’e sürgün edildiğimde, otobüsle Ankara’ya doğru gidiyorum. O dönem her gün birkaç kişiye propaganda yapma hedefimiz vardı. “İşlemek” derdik hatta. Dernekte öğretmen arkadaşlara övünürdük. “Bugün 3 kişiyi işledim, 5 kişiyi işledim” falan diye. Otobüste giderken de yanımda oturanlara hep propaganda yapardım. Hatta 2-3 saat konuşur, sonra bir bahaneyle yerimi değiştirirdim. Böylece bir yolculukta birkaç kişiyi “işleme” şansım olurdu. Dedim ya, cahilce ama son derece samimi hareketler… O dönemin havası böyleydi işte.
Her neyse, Ankara’ya giderken, yaşlıca bir adam yanıma oturdu. Konuşmaya çalıştım yüz vermedi. Ben de “dergi okur musun” dedim, yanımdaki Yön dergisini verdim. Biraz da beni susturmak için olsa gerek, okudu. Sonra Akşam gazetesini verdim. Onu da okudu. Ama bir türlü konuşturamıyorum. Tabii o dönemki düşüncem, “bu okuduğunu anlayamamıştır belki” dedim ve başladım anlatmaya. Bildiğim kadarıyla sosyalizmi anlattım Ankara’ya varana kadar. Ballandıra ballandıra. Yalan yanlış. Adamcağız da mecbur dinledi.
Ankara’ya vardık. Otobüsten indik. Öğretmen olduğumu söylemiştim. İnince “O kadar konuştuk, bir tanışalım” dedi adam. “Ben Sadun Aren.” dedi. “Profesör var mı başında” dedim, varmış. “Niye boşuna konuşturdun beni?” diye sitem ettim sonra. “Sana zaman ayıracağıma boşu boşuna yolculukta iki kişiyi daha sosyalist yapardım.” dedim. Güldü.
Benim adımı sordu, söyleyince tanıdı. O zamanlar hakkımda çok haber çıkıyordu “fikir kurbanı öğretmen” diye. “Ben de polis sanmıştım seni” dedi. Öyle ayrıldık. Ne zaman bir toplantıda, kokteylde karşılaşsak yanıma gelir “Bu Hasan var ya, çok tehlikeli. Kısa mesafede beni az daha komünist yapacaktı.” derdi.
TİP’in başkanlığını yapmış, Yön’de yazılarını okuduğum, bu işin hocası. Ben gitmişim, ona bile “sosyalizm propagandası” yapmışım.


Bu yazı 54 kez okundu.

Özgür Erdem
SON EKLENENLER