• Cuma, Kasım 17, 2017

Hep yürü oğlum hiç yılma!

serap-yuruoglum
Serap Yeşiltuna
Temmuz17/ 2017

Sevgili Oğlum,
Büyüklerin deyimiyle artık ayaklandın…
“Tay tay duruyor”, “adımlıyor” ve “sıralıyorsun”…
Ellerinden tutup seni yürütmeye çalışmak ne güzel. O kadar isteklisin ki… Bir yerlere tutunup öylece bakıyor neşeli neşeli bağırıyorsun. Artık sen de anladın. Tam basamasan, dengeni sağlayamasan ve bu seni sinirlendirse de, “düşe kalka” da olsa sonunda yürüyeceksin.
Ninniler hep öyle değil midir? “Uyusun da büyüsün tıpış tıpış yürüsün” deriz. Anneler yürütmeye çalışır, bebekler yürümeye…
Yürümek…
yürümeyenleri
arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
                                 yürümek!..

Yürümek;
dost omuzbaşlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
                                   yürümek!..

Yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
                                 bilerek
                                 yürümek…

Yürümek;
yürekten
gülerekten
           yürümek…

Dünyada milyonlarca çocuk yürümeyi başarır da sana seninki hep mucize gibi gelir. Artık yürüdü ya tamam dersin, büyüdü…
Çünkü yürümek bir hedeftir kararlılıktır, güçlü olmaktır. Nâzım’ın dediği gibi yüreğini yumruklarının içine almak, öylece gitmektir. O yüzden her yürüme de yürüme değildir. Yürümek, bir hedefi olmaktır.
Şimdi nasıl ki bir koltuktan diğerine ulaşmaksa, bir salıncaktan diğerine varmaksa hedef, büyüdükçe nice nice hedeflerin olacak, yürüdükçe, başka başka yerlere yürümek isteyeceksin oğlum.
Yürümek ilerlemektir. Geri geri yürümeye çalışır mı bir çocuk hiç! Hep ilerisidir hedef.
“Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir”deki gibidir bu nedenle. Hiç düşündün mü Atatürk neden çok sever “Gençlik Marşı”nı? Onun adeta yola çıkış parolasıdır o:
Dağ başını duman almış
Gümüş dere durmaz akar
Güneş ufuktan şimdi doğar
Yürüyelim arkadaşlar

Sesimizi yer, gök, su dinlesin
Sert adımlarla her yer inlesin

Bu gök, deniz nerede var
Nerede bu dağlar taşlar
Bu ağaçlar güzel kuşlar
Yürüyelim arkadaşlar
…”
Anadolu’ya, Samsun’a bu marşla varmıştır Atatürk. “Yürüyelim arkadaşlar” sözü öyle çok anlamı barındırır ki içinde.
Yürümek, vazgeçmemektir.
Kararlılıktır, pes etmemektir.
Zor gibi görünse de dayanmaktır, direnmektir.
Yürümek, mücadeledir…
Onun için “yürüüüyelim arkadaşlar!” diye ölümüne kadar gözyaşları içinde söylediği, sözleri basit ama kendisi güçlü bu marşla vatan sevgisini iliklerine kadar hissetmiştir bana sorarsan.
O, yeni başlangıcın, Cumhuriyet yolunda atılan adımın ilkidir.
O nedenle biz de “Andımız”da “açtığı yol, kurduğu ülkü, gösterdiği amaç” için “hiç durmadan yürüyeceğimize” söz veririz O’na…
Yürümek, kendine gelmektir. Olgunlaşmaktır biraz da.
“Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynaştasın?
Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!”
diyen Arif Nihat Asya tüm Türk çocuklarına seslenir.
“Yürü” derken, “hadi artık oyalanma” der, “hadi artık sorumluluk al”, “hadi artık büyü” diye seslenir.
Çünkü ordular yürür, milletler yürür ve büyük hedeflere, büyük fetihlere öyle ulaşılır.
Fatih, ordularıyla yürür düşmanın üzerine. Kanuni öyle, Yavuz öyle, Timur öyle… Tüm büyük adamlar yürür. Yürüyerek ilerler…
Kavimler Göçü, Türk’ün “yürümesi” sonucu tüm Avrupa’nın siyasi haritasını nasıl değiştirdiyse, Türk’ün yürümesi tüm dünyaya yeniden öyle şekil verir.
Bizde “meeting” yoktur yürüyüş vardır!
Öyle durup da bir yerde beklemeyiz, dinlemeyiz kimseleri, ille de yürürüz.
68 olur yürürüz…
19 Mayıs olur yürürüz, 29 Ekim olur yürürüz. Samsun’dan Ankara’ya yürürüz.
Bayrak için yürürüz, Atatürk için yürürüz, Cumhuriyet için yürürüz.
“Protesto” yoktur bizde. Varsa yoksa yürüyüş.
O yüzden “yollar yürümekle aşınmaz” derler, önümüze öyle çıkmaya çalışırlar. Ama aşındırmak için değil, mücadele etmek için yürürüz biz. Susmadığımız, beklemediğimiz, hazmedemediğimiz için yürürüz.
Çıktığın yolda, bugün, yelken açık, yapyalnız,
Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervâsız,
Yürü! Hür mâviliğin bittiği son hadde kadar!…
İnsan, âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar.
Hayal kurmak için yürürüz. Hayallerimize doğru, sevdiklerimize, aşklarımıza doğru yürürüz.
Küskünlüklerimizi yürüyerek bitiririz biz “bir adım atarak”…
Sinirlendik mi de üstüne yürürüz!
Düşmanın, kötülük yapanın ve de celladın:
…Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Yürümek bu yüzden biraz da ayakta kalmak, nefes almak gibidir. Hayatta kalmak için yürürüz.
İnancımız için, kutsalımız için, yaradan için yürürüz.
Ben yürürüm yane yane
Aşk boyadı beni kane
diyen Yunus gibi, “Yürü, can gözünü aç” diyen Mevlânâ gibi yürürüz.
Yürümek bir duygudur bizde. Öyle bir duygudur ki içinde hep mücadele etmek vardır. O yüzden minicik bebeler daha yaşında olmadan başlarlar o mücadeleye tıpkı senin gibi oğlum…
Yürümek başlangıçların en güzelidir. Yeni oyunların, yeni dostlukların, yeni duyguların, yeni tatların yanına varmaya doğru bir başlangıçtır.
Sana doğru yürüyen bir bebek gördün mü sen de ona doğru yürür, düşmesin diye ellerini tutmaya çalışırsın. Ama sadece düşmesin diye değil, düşüp de yürümekten vazgeçmesin diye tutarsın ellerini.
Vazgeçmesin ki o da yeni başlangıca adım atsın istersin.
O yüzden şimdi yürümeye çalışan küçük bedenini sımsıkı tutmaya çalışıyorum ben de.
Sen yürürken o uzaktaki oyuncağı düşlesen de şimdilik, ben senin için güzel günler, güzel bir ülke düşlüyorum.
Şimdi olduğu gibi hep yürü oğlum, hiç yılma.
Dedim ya yürümek, azmetmek bizde, mücadele etmek, savaşmak, sevmek ve tutuşmak…
O yüzden hep yürüyelim oğlum, durmamak üzere çıkıp yola öyle yürüyelim.
Sen de hoş geldin aramıza…
Nâzım’ın dediği gibi
Hoş geldin.
Dinleyip diyecek çok.
Fakat uzun söze vaktimiz yok.
YÜRÜYELİM…
(Bu yazı ilk olarak Adalet yürüyüşünden 3 yıl önce, Türk Solu’nun 19 Ekim tarihli 467. sayısında yayınlandı.)


Bu yazı 55 kez okundu.

Serap Yeşiltuna
SON EKLENENLER