• Cuma, Ekim 20, 2017

HEPAR Onursal Genel Başkanı
Osman Pamukoğlu’yla söyleşi 16 Nisan Muharebesi 
daha bitmedi

pamukoglu
Ali Özsoy
Mayıs15/ 2017

HEPAR Onursal Genel Başkanı Osman Pamukoğlu ile 16 Nisan Referandumu sonuçları ve önümüzdeki dönem üzerinepamukoglu2 görüştük. Söyleşiyi Genel Yayın Yönetmenimiz Ali Özsoy ve Yayın Kurulu üyemiz Kaya Ataberk gerçekleştirdi.
Evet kazanmadı 
hayır yenilmedi
TÜRK SOLU: Paşam, referandum sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Osman PAMUKOĞLU: AKP’nin elindeki büyük devlet gücü, finans gücü, imkân ve kabiliyeti ile “hayır” taraftarlarının imkânları ve ellerindeki güç karşılaştırıldığında aslında başa baş bir sonuç çıktığı görülüyor. Karşı taraf için bir kazanma durumu yoktur. Kazanamadılar. “Hayırcılar” da yenilmedi. Yüzde 51’e yüzde 49 bana göre at başı bir sonuçtur. Kaldı ki karşı tarafın elindeki ihtişamlı güç karşılığında hayır cephesinin imkânları çok zayıftı. Bunu kendileri de biliyorlar. Ama üzerinde asıl durulması gereken şey; bu yüzde 49’un nasıl muhafaza edileceği ve nasıl büyütüleceğidir.
TÜRK SOLU: Referandumdan önce halkla en çok buluşan, il il dolaşan liderlerden biriydiniz. Çok güçlü toplantılar yaptınız. Her toplantıda da esas mücadelenin 17 Nisan’da başlayacağını söylemiştiniz. Bundan kastettiğiniz neydi?
Asıl mücadele şimdi başlıyor
Osman PAMUKOĞLU: Ben sahaya aşağı yukarı yeni anayasa değişikliği TBMM Genel Kurulu’nda görüşülürken çıktım. CHP’nin, nasıl bir mücadele tarzı uygularsa uygulasın bunun önünü kesemeyeceğini fark ettiğim için Ocak ayı başı gibi erken bir tarihte çalışmaya başladım. Benim de elimde bir mali imkân yoktu. Fakat Osman Pamukoğlu taraftarları, HEPAR’lılar, bizim düşünce ve görüşlerimize daha yatkın olan genç kuşak vardı.
Genel gidişata baktıkça, Mart ayı geldiğinde tabloyu görüyorduk. Anket yaptıracak gücümüz ve mali olanağımız da yoktu. Ama buna rağmen “evet”in yüksek oranlarda çıkamayacağını görüyorduk. Hatta son 20 gün içerisinde artık “hayır” daha önde görünüyordu.
“Esas mücadele 17 Nisan’da başlıyor” derken anlatmak istediğim şuydu: AKP’nin başını çektiği tarafın kazandığı bir sonuç ya da “hayırcıların” kazandığı bir sonuç oluşacaktı. Her iki durumda da iki tarafın da 17 Nisan’dan itibaren sonuçlara bakarak bir değerlendirme yapması ve buna göre strateji ve taktikler geliştirmesi gerekecekti. Yeni organizasyonlar ve çıkışların yapılması ihtiyacı ortaya çıkacaktı. Anlatmak istediğim buydu. Nitekim bu noktaya da geldik.
%51 ile yeni rejim kuramazsın
TÜRK SOLU: Şöyle ilginç bir durum var: Resmi sonuca göre “evet” kazandı ama “evetçiler” bir zafer havası yaşamıyorlar. Hayırcılar ise kaybetmiş görünmelerine rağmen “biz kazandık, zaferimiz elimizden alındı” diyorlar. AKP yeni bir kuruluştan bahsediyordu ama bunun için psikolojik bir zafer gerekir. Ortada bu var mı?
Osman PAMUKOĞLU: Bir anayasa metni hele de bunun gibi bir rejim değişikliğine neden olacak bir metin, yüzde 51’lerle kabul edilemez. Dünyadaki devrimleri, siyasi gelişmeleri, hatta savaş sonralarındaki siyasi gidişatı ve olayları bilenler, anayasaların ulusal mutabakatlar olduğunu söylerler. Yüzde 51 gibi oranlarla bu mutabakat sağlanamaz. Jean-Jacques Rousseau’nun da dediği gibi anayasalar ulusal mutabakatlar, toplumsal sözleşmelerdir. Bu da yüzde 60-70’lerin üzerindeki oranlarla sağlanabilir.
AKP ve yanındakiler de yüzde 60 gibi rakamlar beklemelerine rağmen buna ulaşamadıklarını gördüler. Hesapladıklarının 10-12 puan altında kaldılar.
2019’a güvenmeyin, 
hemen örgütlenin
TÜRK SOLU: Peki bundan sonra nasıl bir yöntem, strateji ve taktikler uygulamalı?
Osman PAMUKOĞLU: Yüzde 49’un elde tutulmasının ötesinde bunun nasıl büyütüleceği üzerinde çalışma yapmak gerekiyor. Bu çok önemli… Hep 2019’daki ikinci yarıdan bahsediliyor. Buna çok fazla güvenmemek lazım. Birden bire erken seçime gidebilirler. Hayırcılar hazırlıksız yakalanabilir. Buna karşılık olarak yüzde 49’un 55’lere, 60’lara, 70’lere nasıl çıkarılacağı ile ilgili sağlam, uygulanabilir ve doğal bir geçerliliği olacak bir organizasyon yapılması lazım.
16 Nisan’dan sonra birçok yerden mesajların gelmesi ve HEPAR gençlerinin talebi üzerine “Kazanmak ve yenmek ne demek?” başlıklı bir yazı kaleme aldım. Kazanan olmadığını “kazandım” diyen de biliyor. Diyelim ki bir harekât alanındasınız ve karşınızda bir sırtlar hattı var. Sırtlar hattının birkaç metrekare daha büyük olan kısmı “yendim” diyenlerde kalmış, birkaç metrekare daha küçük kısmı ise diğer tarafta kalmıştır. Ama tepe ortada durmaktadır. “Kazandım” diyenlerin sırtı ele geçirmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Bu anlamda strateji bilmek gerekir ki hayatın kendisi de, gereği de stratejidir.
Ankara’daki toplantı 
dönüm noktası oldu
TÜRK SOLU: CHP’nin yüzde 25’lere kilitlenmiş bir oy potansiyeli var. Yüzde 52-53 civarında olduğuna inanılan bir hayır cephesi var. Ankara’da sizin de katıldığınız muhalif MHP’lilerin toplantısında bir ivme ve bunun bir CHP davası olmadığı ortaya çıkmıştı. Bu dinamik nasıl değerlendirilmeli?
Osman PAMUKOĞLU: Bunu bir CHP meselesi olarak değerlendirerek hiçbir yere gidilemez. Kesinlikle particilik, parti adı, parti genel başkanı gibi faktörler bu işten azami derecede uzak tutulmazsa yüzde 49, bırakın daha yükseğe çıkmayı, bir yamaçtan aşağıya yuvarlanır gibi aşağıya iner.
Bahsettiğiniz toplantıda Türkiye’nin her tarafından gelmiş MHP’liler vardı. Tanıdığım insanlar değildi. Ama o salonda Osman Pamukoğlu kimliğine gösterdikleri büyük ilgi Türkiye’de herkesin ve bütün partilerin dikkatini çekti. O salonda toplanmış bulunan insanlarla sınırlı kalmadı. Dediğiniz gibi bu da yüksek güç ve güncel tabirle bir sinerji yarattı.
Cumhurbaşkanı adayını tartışma çok yanlıştır
TÜRK SOLU: Bu oluşan toplumsal durum ve tartışmalı evet oranıyla AKP ve Saray uzun süre yürütebilir mi?
Osman PAMUKOĞLU: Kesinlikle yürütemez. Götürmek isteyecektir ama rahat olamayacaktır ve sürdüremeyecektir. Dış politikada da çok zorlanır, iç politikada da… Bu “ben yaptım oldu” diyerek halledilebilecek bir durum değil.
Bana göre yanlış giden bir mesele daha var: “Cumhurbaşkanı adayı kim olacak?”, “hayırcıların adayı kim olacak?” tartışmaları. Burada dikkate almadıkları bir şey var. Aynı anda milletvekili seçimi de yapılacak. Ama bu yokmuş gibi davranılıyor. Gensoru hakkının ortadan kalkması, bütçe yetkisinin artık olmadığı gibi olgular öne sürülüyor. Fakat 600 milletvekili seçilecek. Bunun 400’ünün muhalif olması durumunda ne olur? Bu dikkate alınmıyor.
Milletvekilinin artık hiçbir işe yaramayacağı söyleniyor. Bu doğru bir söylem değil. Birçok yetki azalmasına rağmen milletvekilinin ağzı, kolu bağlanmış değildir. Konuşulacak, yazılacak, çizilecek, eylemde bulunulacaktır. İyi veya kötü basın, radyo, televizyon hâlâ var. Buralarda ses duyurulacaktır.
TÜRK SOLU: Muhalefet ilk kez birleşmiş ve bir yenilgi değil zafer psikolojisiyle buradan çıkmışken kim cumhurbaşkanı adayı olacak tartışması gündemi dağıtmaz mı?
Osman PAMUKOĞLU: Bu partilerin kendi içerisinde kalmalıdır. Unvan, statü aramak dışında anlamı yoktur. Şimdiden aday belirlemek de yanlıştır ki mesele “CHP’nin adayı belli olsun” noktasına gelmiştir. Aynı hata 2014’te Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı sırasında da yapıldı. İki turlu seçime tek adayla girilmemelidir. Strateji bilmedikleri ve bu işlerden anlamadıkları zaten burada ortaya çıkıyor.
Türkiye’de kimsenin tanımadığı bir isim aday gösterilmişti. Aday gösteren partideki insanlar da bilmiyordu. Hatta genel başkan, parti meclisi, meclis grubu da bilmiyordu… Ancak bu insanlar da itiraz etmediler. Genel başkanın emrivakisi karşısında aciz kalmak da kabul edilemez. Engellemeleri gerekirdi. Karşı çıkmaları gerekirdi. Halkın “Ekmeleddin” ismini öğrenmesi için bile bir buçuk ay geçmesi gerekti. Bu hatayı yapan başka zamanlarda da benzer hataları yapacaktır. Bu hatadan da ders alamazlar. Bu zihin her zaman başka hataları yapmaya açıktır. Bu zihinle ilgili bir şeydir.
Parti içi tartışmalarıyla “hayır” cephesini bağlamayınpamukoglu1
Bir partinin genel başkanın kim olacağı gibi iç işlerinin 2019 seçimleri ve cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi ile karıştırılması çok yanlıştır. Bu ikisi asla yan yana getirilmemelidir. Doğasına bırakılmalıdır. Doğa kusur kabul etmez. Meclis dışında birçok parti var. Siyasetçi sıfatı taşımayan kanaat önderleri var. Benim merak ettiğim esas sorun şu: Ne olacak, kim ne yapacak da hem yüzde 49 muhafaza edilecek hem de üste çıkması sağlanacaktır. Klasik kurmay tabiriyle; kim, ne zaman, ne maksatla, nerede, nasıl, ne yapacak? Bunu nasıl becerecekler? Bu, kuru lafla olabilecek bir şey değildir. Elbette cumhuriyete, özgürlüklere, parlamenter sisteme sahip çıkılacak. Ama nasıl?
Aslında hayır cephesi bu referanduma da uygun bir stratejiyle gitmedi. Bunu da defalarca ifade ettim. Buna rağmen bu sonuç alınabildi. Oysa herkes kendi istikametinde, bölük pörçük muharebeye girmişti. Harekât ana miğferi neredeydi? Ana hedef neydi? Kanatları kim toparlıyordu? Merkezde kim vardı? Yığınak nasıl yapılmıştı? Lojistiği kim sağlamıştı? Bunların hiçbiri yoktu. Yüzde 49 can havliyle sağlandı. Koordineli bir kurmaylık yoktu. Buna rağmen alınan sonuç muhteşemdir. Kaldı ki; mühürsüz zarf ve oylarla sonucun meşruluğu da ortadan kalkmıştır.
Hem seçim “meşru değil” hem “2019’da ortak aday kim olsun” denmez
TÜRK SOLU: Bu noktada “2019’da adayımız kim olsun?” tartışmasını başlatmak, seçimlerdeki büyük hileleri örtmüyor mu?
Osman PAMUKOĞLU: Evet, birden bire bu tartışmaları başlatmak sonuca meşruluk kazandırmaktadır. İnsan zihni otomatikman bunu böyle kabul eder. Ondan sonra “hukuki çalışmalar sürüyor” denilse bile anlamı kalmaz.
Strateji; zaman, kuvvet ve mekânla ilgilidir. Bunların başında gelen de zamandır. Zamanın iyi ayarlanmadığı bir durumda strateji de olmaz. Partinin iç meseleleri Cumhurbaşkanlığı seçimine karıştırılmamalıdır.
Elbette parti içinde yapılacak değişiklikler 2019’a dönük olacaktır ama genel başkanlık gibi sorunlar, cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilişkilendirilmeden içeride halledilmelidir. Halk buna “bunlar kendi içlerinde bile düzen, birlik beraberlik, uyum sağlayamamışlar, bunu bile başaramayanlar, çeşitli sınıflardan, dünya görüşlü insanlardan oluşan yüzde 49’u nasıl bir arada tutabilirler” şüphesiyle bakar. Kendi evini muhafaza edemiyorsan, mahalleye nasıl düzen vereceksin? Mahalle yüzde 49’dur. Kendi ev içi sorunlarını mahalleye yaymak yanlıştır.
TÜRK SOLU: Peki, bundan sonra ne gibi gelişmeler olacak?
Osman PAMUKOĞLU: Esas olarak akla gelen soru da budur zaten. Bu mevcut kadrolarla, bu düzenle, bu siyasi partiler ve seçim yasasıyla, şu anki partiler ve yönetim kadrolarıyla insanları ruhen, zihnen çok rahatlatacak şeyler olacağına inanmıyorum. Ama bir şey var: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP’nin karşısına kesinlikle en az iki ya da üç adayla çıkılması şarttır, elzemdir, zorunludur, kaçınılmazdır. Bu olmadan hiçbir şey olmaz. Burası kesindir. Bu olmazsa konuşulacak bir şey de yoktur. Bu kendini kandırmak olur.
Halk nezdinde aday için araştırma yapılması gerekir.
Parti unvanı taşıması ya da isminin önünde bir sıfat olması gerekmez. Bu sıfatlara takılanlar zaten kendi şahıslar ve gelecekleriyle ilgili olanlardır. Bu tip insanlar da cumhuriyet ve demokrasi adına çok gözlerini karartarak bir şeyler yapamazlar


Bu yazı 315 kez okundu.

Ali Özsoy
SON EKLENENLER