• Pazartesi, Aralık 11, 2017

İki kitap, iki önemli araştırma

gultepe
Necati Gültepe
Kasım21/ 2017

Geçen hafta Beylikdüzü’nde açılan kitap fuarında İleri (Türk Solu) Yayınları standına uğradığımda almıştım. Özgür Erdem’in, “Türkiye’ye Şer Ekseni Tuzağı” ile Kaya Ataberk’in “FETÖ’den Sonra Pusudaki Cemaatler”
Son yıllarda bende peydahlanan bir huy var. Aldığım kitabı okumadan raftaki yerine koymuyorum, koyamıyorum. Onun için artık kolay kolay kitap almıyorum, mecburen seçici oluyorum.
Şimdi kitaplarını aldığım Özgür Erdem ve Kaya Ataberk’in bundan önceki çalışmalarını da zevkle okumuştum, hatta Türk Solu dergisinde çıkan yazılarını da halen takip ediyorum.
İyi kitap seçme konusunda yanılmamışım, çünkü, her iki kitabı da üç günde okuyup bitirdim. Diyebilirim ki; Türk sosyal siyaseti ve çetrefil politikaları, ancak bu kadar sade, akıcı ve gerçekçi anlatılabilir.
Şimdi, kısaca kitapların içeriğinden bahsedeceğim ama filmin sonunu söylemeyeceğim!
Önce; Özgür Erdem’in, “Türkiye’ye Şer Ekseni Tuzağı”ndan başlayalım. Özgür; kitabında, Türkiye’nin son on beş yıldır uçurumun kenarına gelişindeki en çok konuşulan en belirgin olaylara ışık tutmuş ve onları tespit etmiş.
İşlediği konular:
– Mavi Marmara – Arap Baharı ve AKP’nin “Osmanlıcı” dış politikası – Irak, Suriye ve Türkiye’deki Kürt devleti projeleri – Suriye’de kurulan Uluslararası Ceza Mahkemesi tuzağı – Zarrab davası – Türkiye’nin AB ve ABD ile ilişkilerinin kopma noktasına gelmesi – AB ve ABD, AKP’den neden vazgeçemez? – Rusya’yla ittifak Türkiye için bir çözüm mü? Avrasyacı tezlerin Amerikancı özü.
Hani iktidar ve iktidarın başı her seferinde “kandırıldık, ihanete uğradık, Batı bize tuzak kurdu, müttefikimiz ABD dostluğa sığmaz işler yaptı” vs. her seferinde suçu ve kusuru başka tarafa atıyor ya.
Kitabı okuyup bitirdiğimde bende oluşan kanaat şu oldu. Maalesef; bütün bu kandırma, ihanet, bin bir türlü sahtecilik ve yalancılık, Türk milletine karşı yapılmıştır, yapan ise bizzat AKP iktidarıdır.
Yanlış anlamalara meydan vermemek için buradaki vurguyu tekrar etmem lazım:
Asıl ihanete uğrayan, kandırılan bizzat Türk milleti ve devletidir. Kandıran, ihanet edense AKP ve yöneticileridir. Bir insanın, topluluğun ya da cemaatin durup dururken ihanet etmesi, karşısındakini kandırması kolay değildir; meğer yapısal bir bozukluk olmaya! İşte bu sorunun cevabı da ikinci kitap yani Kaya Ataberk’in “FETÖ’den Sonra Pusudaki Cemaatler” kitabında var.
Kaya Ataberk, Özgür Erdem’in anlattığı olayların müsebbibi şahısların ve toplumların (cemaatlerin) niye böyle yaptıklarının sebebini, zihin yapısını şu başlıklar altında izah ediyor :
– Tasavvuftan, ticaret ve siyasete tarikatlar – Türk sufiliğinden tarikatlara – Nakşibendilik: Tasavvuftan Şeriata – Kürt Nakşibendiliği – Nakşiler, Nurcular, Kürtçülük ve İngilizler – Siyasal İslamcılık ve cemaatler – Cemaatlerin devleti ele geçirme hedefi – Uğur Mumcu ve Gökçe Fırat’ın tarihi uyarıları – Cumhuriyet’e karşı Batıcı ve gerici ihanetin tarihi: 1918-2017 – Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Nakşi Kürt ihaneti – Tarikatların Cumhuriyet’e karşı gizli faaliyet dönemi, Ticaniler, Nurcular, Süleymancılar – Nurcular, ve Adalet Partisi – Erbakan, Nakşibendi cemaatleri ve örgütlenme – 12 Eylül, Özal ve sonrası – FETÖ nasıl imparatorluğa dönüştü? – AKP, cemaatler ve değişmeyen strateji – Pusudaki cemaatler ve örgütlenmeleri – Nakşibendi cemaatleri, Nurcu cemaatler.
Konunun çetrefilliğine göre Kaya Ataberk’in “FETÖ’den Sonra Pusudaki Cemaatler” kitabı da bir önceki Özgür Erdem’in kitabı gibi çok akıcı olduğundan rahat okunuyor; onun için çabucak bitirdim.
Sözü çok uzatmayayım. Bu ikinci kitabı da bitirdikten sonra şöyle geriye yaslanıp düşündüm; Bende oluşan fikirler şunlar: Halveti tarikatının büyüklerinden Şeyh Kuşadalı İbrahim’in Aksaray’daki tekkesi 1833’te yanınca II. Mahmut haber gönderir “Derhal yeniden yaptıralım” diye. Kuşadalı, “olmaz” der: “İyi oldu, tekke tam zamanında yandı; zamanımızda tekkelerde sulûk (yola girme) ve irşâd (doğru yol) etvâr (duruş) yok. Bütün tekkeler meyhane ve kerhâne/kârhane ye dönüştü. Bu iş bitti, artık tekke, tarikat dönemi geçti.”
Deniyor ki, o tarihten sonra ‘Halveti tarikatı’, tekke meselesini kapatmıştır. Ve çok enteresandır, o tarihlerde Hindistan ve Ortadoğu’daki hemen hemen bütün tekkeleri İngiliz sömürge örgütleri ele geçirmiştir.
Bir diğer husus ise; siyasal İslam’ın bu tarihlerden sonra, olanca hırsı ve ihtirası ile Muaviye’den beri ilk defa atağa geçerek, İslam ülkelerinde iktidarları ele geçirmeleridir. Çünkü siyasal İslam’ın İslam’la hiçbir ilgisi yoktur. O tamamen iktidar odaklıdır.Türkiye’de siyasal İslam, on beş senedir iktidardadır. Ve biz biliyoruz ki; siyasal İslam’ın; dini, imanı, vatanı olmaz. Onun varoluş sebebi iktidardır. İktidar yoksa, siyasal İslam da yok demektir…
Neticeten şunu söylemeliyim: Bu iki kitap, son on beş yılın Türkiye’sinin iç ve dış alemini analitik olarak anlatan harika iki eserdir. Özellikle; bu ülkede neler olup bitti, şu an nereye gelindi, sorularını merak edenlere tavsiye ederim. Her akşam TV’lerden o zevzek programları izleyeceğinize, oturun bu iki kitabı okuyun derim.


Bu yazı 45 kez okundu.

Necati Gültepe
SON EKLENENLER