• Perşembe, Kasım 23, 2017

İngiltere’nin AB referandumunun sonucu: Kozmopolitizm millete yenildi

kaya
Kaya Ataberk
Temmuz04/ 2016

AB’de “Brexit” şoku
Avrupa Birliği kurulduğu günden bu yana yaşadığı en büyük krize, geçen hafta sonuçlanan İngiltere’nin ayrılma referandumuyla girdi. Kısaca “Brexit” olarak adlandırılan referandumun bir gün öncesine kadar beklentiler hâlâ İngilizlerin kalma yönünde oy kullanacağı yönünde idi. Fakat öyle olmadı, referandum AB’nin hiç de işine gelmeyecek şekilde İngilizlerin ayrılma kararı vermesiyle sonuçlandı.
Aslına bakılırsa İngiltere’nin AB içindeki konumu uzun zamandır gevşek bağlara sahip. AB ülkelerinin siyasi birliktelik yolunda attıkları ilk adımlar ekonomikti. Gümrük Birliği ve ortak vize gibi uygulamaların da ötesinde, ortak para birimi Euro’ya geçilmesi bu işin daha ileri bir aşamasıydı. Almanlar Deutsche Mark’tan, Fransızlar ise Frank’tan, yani ülke ve uluslarıyla özdeşleşmiş para birimlerinden vazgeçmek pahasına bu adımları atarlarken İngilizler bundan kaçınmışlardı. Bu gerçekte ilk anda göze çarpan simgesel anlamın ötesinde bir özellik taşıyordu. İngilizler ekonomilerine istedikleri zaman kendi ihtiyaçları doğrultusunda müdahale edebilecek olan en etkili aracı, yani para politikası uygulama hakkını ulusal bir hak olarak korumuşlardı. Bu zaten onları, AB gibi “ulus-üstü” diye tanımlanabilecek bir iradeden nispeten bağımsız bırakmıştı.
Diğer taraftan, siyaset düzleminde de İngiltere AB’den bağımsız kalma eğilimini hep korumuştu. Zaman zaman AB’nin esas kıta eksenini oluşturan Fransa ve Almanya özdeş politikalar geliştirirken, İngiltere onlardan çok ABD ile yakın politikalara eğilimli olmuştu. Sonradansa Fransa ile Almanya arasındaki politika eşgüdümü de zayıflamış, bu iki ana güç de, İtalya gibi daha yanda kalan güçler de bağımsız dış politikalar, kendi inisiyatifinde emperyalist girişimler peşine düşmüştü. Fakat her şeye rağmen kimse İngiltere’nin doğrudan ayrılık adımını atabileceğini çok da düşünmemişti. Ama oldu…
Şimdi AB çevreleri tam bir şok içindeler. Esas kaygıları ise bundan sonraki adımın ne olacağı. İngiltere’den ayrılık kararı çıkması Fransa’da, Almanya’da, Hollanda’da zaten var olan ayrılma eğilimindeki çevreleri de cesaretlendirdi. Yakında bu ülkelerde de ayrılma yönünde siyasi mücadele verecek akımların filizlenmesi kaçınılmaz.
Sadece AB için değil İngiltere için de sonun başlangıcı
Kısacası Brexit, AB için sonun başlangıcı anlamına gelecek önemli bir gelişme. Yalnız, tek sonucu bu olacak gibi de durmuyor. AB gibi İngiltere de aslında yekpare bir yapı değil. Bizim Türkiye’de genellikle kısaca İngiltere deyip geçtiğimiz ülke aslında orada daha çok Birleşik Krallık (UK-United Kingdom) ya da Büyük Britanya (GB-Great Britain) olarak anılır. Bunun nedeni açıktır. Adanın “İngiltere” olan bölgesi aslında sadece güney ve orta kısımlarıdır. Batısında Galler adı verilen bir bölge varken kuzeyi ise tamamen İskoçya’dır. Bir diğer parça da İrlanda adasının kuzeydoğu kısmında yer alan Kuzey İrlanda’dır. Kuzey İrlanda, zaten İngiltere için sorunlu bir bölgedir. Yıllardan beri İngiltere’den bağımsız olmak için mücadele eden IRA gibi bir örgüt burada etkindir. Kısacası İngiltere, AB içinde bir “ulusal sorun” yarattı fakat kendi içinde de benzer meseleleri var.
Bu durum son AB’den ayrılma referandumunun sonuçlarına da yansıyor. Seçim sonuçlarını gösteren haritalara baktığımızda da durumu hemen anlıyoruz. Adanın gerçekten de İngilizlerce iskân edilen kısımlarının yani gerçek İngiltere’nin AB’den ayrılık kararına yoğun bir şekilde “evet” dediği görülüyor. Batıda Galler’in sahil şeridi “kalalım” demiş. Diğer taraftan İskoçya ve Kuzey İrlanda’da kalma yönünden oy kullanmış. Galler’in İngiltere ile çok bir sorunu yok ve bu haritaya da yansımış. Fakat İngiltere’den kopma eğilimindeki Kuzey İrlanda’nın ve İskoçya’nın yoğun bir şekilde “kalalım” demesi onların da İrlandalı ve İskoç çıkarları doğrultusunda oy kullandığını gösteriyor. İrlandalı ve İskoçlar, AB’yi İngiltere’nin de içinde eriyeceği ve ancak kendileriyle eşit bir parça olarak var olacakları bir yapı olarak görüyorlardı. Bunun yanı sıra AB vatandaşı olmak onlar açısından ekonomik ve siyasi birçok fayda da sağlayacaktı. 2014 yılında yapılan İskoçya’nın İngiltere’den ayrılma referandumunda “ayrılmayalım” diyen oyların “ayrılalım” diyenlerden fazla çıkmasının en büyük nedeni İskoçya’nın İngiltere ile beraber kalarak AB avantajlarından faydalanmak istemesi olarak değerlendirilmişti. Şimdi İngiltere AB’den ayrılma adımını attığına göre İskoçlar ve Kuzey İrlandalılar açısından bu avantajlar da ortadan kalkmıştır. Yani kısa bir süre sonra dağılma sürecine girecek olan AB’ye, kendi içinde de aynı süreci yaşayacak olan İngiltere de eklenecektir. Brexit sadece AB için değil, Birleşik Krallık için de sonun başlangıcı anlamına gelecek gibi…
AB’cilik eksenli millet düşmanlığının yenilgisi
Şimdi bu olayın Türkiye’deki yansımalarına da bir mercek tutalım. Türkiye’de politikacılar on yıllardır AB’ye girmenin peşinde. Özellikle son on beş-yirmi yıl bu akım iyice çığırından çıkmıştı. Bir taraftan AB diğer taraftan da içerdeki AB’ci teorisyenlerin Türklere ve Türkiye’ye kozmopolitizmi dayattığı bir ortam doğmuştu. Aslında bu ideolojinin esas rengi millet ve ulus-devlet düşmanlığıydı. Bunlara bakılırsa artık ulus-devletin çağı geçmişti. Millet denilen olgu zaten bir vehimden ibaretti ve artık böyle olduğu açığa çıkmıştı. İşte Avrupa milletleri ve ulus-devletleri kendilerinden vazgeçip ulus-ötesi bir kurum olan AB’nin çatısı altında birleşmiyorlar mıydı? Demek ki bu noktadan sonra ulus-devleti savunmak, milletten bahsetmek hele hele Türk milliyetçiliği yapmak ilkellik, çağdışılık, faşizm, ırkçılık değil de neydi?
Aslında bu millet, daha doğrusu Türklük karşıtı fikir de yekpare bir bütün değildi. İçerisinde enternasyonal fikirlerden bu tip bir millet düşmanı AB’ciliğe geçmiş eski Marksistleri, liberal kozmopolit Batıcıları, İslamcı ümmetçileri barındırıyordu. Akımlar pek birbirine benzemese de üçünün de ortak paydası millete, Türklüğe ve Türk ulus devletine karşı olmalarıydı. Fakat kendi fikir dünyaları da çok büyük çelişkiler içeriyordu.
Tarih İslam ümmetinin bir arada tek bir çatı altında yaşadığı, millet bağlarının hiç önemsenmediği bir devri yazmaz. Hz. Muhammed’in vefatının ardından gelen ilk halifelerin döneminde dahi ulusal farklar sorun olmuştur. İslamcı-ümmetçiler açıkça tarihte olmamış ve olmayacak bir şeyin peşindeydiler. Gerçek onların söylediğinin aksine din kurumunun bile milletlerin özelliklerine göre yorum, mezhep anlamında değişiklik gösterdiğine işaret eder. Diğer taraftan ulusu yapay bulan Marksist enternasyonalizm de yine ulus-ötesi bir yapı olarak kurulan Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla yanlışlanmıştı. İşin aslına bakılırsa Sovyetler de zaten merkezdeki Rusların, başta Türkler olmak üzere diğer uluslara hükmettiği bir yapı olarak sömürgeci ve Rusçuydu.
En son olarak AB’nin yaşadığı şok da AB’ci, Batıcı, kozmopolit millet ve ulus-devlet düşmanlarının süngüsünü düşürdü. Hem AB’nin bileşenleri olan İngilizler, Fransızlar, Almanlar ve diğer uluslar doğrudan doğruya ulusal tavırlar aldılar, hem de İngiltere’nin içindeki İskoçlar, Kuzey İrlandalılar aynı eğilimi gösterdiler. Demek ki millet, milli tavır ve refleks öyle birilerinin çağdışı ilan etmesiyle çağdışı olmuyormuş. Aksine son derece çağdaş bir gerçeklik olarak kendisini dayatmaya devam ediyormuş…
Tüm milletlerden daha köklü olan Türk milletine dayalı politika yapmalıyız
Aslına bakılırsa Batılılar ve içimizdeki Batılar bize milliyetsizliği dayatmaya çalıştıkları süre içinde de Batılıların milliyetçilik yapmasından, ulusal politikalar gütmesinden de, bizdeki etnikçilerin bırakın milliyetçiliği, düpedüz ırkçılık yapmalarından da rahatsız olmadılar. Hatta desteklediler. Peki, gerçekte milliyetçilik yapmak kimin daha çok hakkıydı?
Milliyetçilik, kökeninde insanların kardeşini, akrabasını, hemşerilerini sevmesi gibi doğal bir duygu olan bir şey aslında. Aramızda soy, kader, dil, kültür, tarih bağları bulunan insanlara bu anlamda bağlılık hissetmemiz, yani milliyetçi olmamız işin doğasında var. Ve biz Türkler bu bağları tarihin en eski dönemlerinden beri taşıyan, belki de dünyanın ilk ulusu olarak milliyetçi olmaya en çok hakkı olanlarız.
Batının gerçekten de ancak 1700’lerde şekillenmiş ulusal kimliklerinden Orhun Abideleri’ni referans alsak dahi (ki tarihimizin bundan çok daha öncesine dayandığı açıktır) 1000 yıl eski olan Türklük neden milliyetçi olmasın? Buna İngilizlerden çok daha fazla hakkımız olduğunu söyleyebilirim. Hele tarihi, ortak dili, devleti, kültürü olmamış; son yüz yılda zorla üretilmiş etnik kimlikler kendi politikalarını güderken milliyetçilik neden bize haram olsun? Doğrusu kıyas bile kabul etmez.
Brexit, AB’ye ders olduğu kadar bize de ders olmalı…
Tarihin en köklü milletiyiz. Artık kimse bir kez daha mağlup olmuş kozmopolitizme rağbet etmemeli. Türk milletinin milliyetçilik yapması hem haktır hem de zorunluluktur.
Bunu en doğru ve katıksız şekilde yaptığımız Atatürk dönemini hatırlayalım. O dönemle bu dönemi kıyasladığımız anda zaten doğrunun ne olduğu tartışmasız görülecektir…


Bu yazı 195 kez okundu.

Kaya Ataberk
SON EKLENENLER