• Cumartesi, Haziran 23, 2018

İsmet İnönü’den aşkı ve devrimciliği öğrenmek…

ismet-inonu
Türk Solu
Mart02/ 2018

Unutulan İsmet Paşa
O, bizim için öncelikle “İkinci Adam”dı.
Mustafa Kemal’in silah arkadaşı, CHP’nin ikinci lideri ve devletimizin ikinci cumhurbaşkanı.
“Birinci”nin bile kıymetinin yeterince bilinmediği bir yerde, “İkinci”nin sözü mü geçerdi?
Nasıl ki Mustafa Kemal’i bir “devlet adamı”na indirgeyip, onu devrimci konumundan kopardıysak, İsmet Paşa’yı da bir “bürokrat”a, “yardımcı”ya dönüştürüp yok saydık.
Onun nasıl bir devrimci yaşam öyküsü olduğunu, aşkını, mücadelesini ve tabii ki “Mustafa Kemal’in askeri” olduğunu unutmuştuk.
Ta ki “Vatanım Sensin” dizisine bir karakter olarak girene kadar…
İsmet Paşa, yalnız eşi ve hastalıktan ölen çocuğuazize-ismetpasa
“Vatanım Sensin”de olağanüstü bir hikâye anlatıldığını sanmayın.
Bize olağanüstü gelen o fedakârlık, o yılların en olağan şeyiydi.
O çok tekrarlanan sözle söylersek: “Aslolan vatansa gerisi teferruattı.”
1919’un son günleri.
İsmet Paşa, İstanbul’daki evinde eşini ve hasta çocuğunu geride bırakarak, Anadolu’ya geçer ve Mustafa Kemal’in emrine girer.
Eşi, Mevhibe Hanım’dır.
Evlendikleri yıl Birinci Dünya Savaşı çıkmış ve İsmet Paşa, o dönemde de 20 günlük karısını bırakıp, cepheye gitmiştir zaten.
Ama İsmet Paşa Kuvvacıdır ve Kuvvacıların aileleri de İstanbul’da tehdit altındadır. Mevhibe Hanım, yaşlı babasını ve hasta çocuğunu alır; önce Samsun’a, oradan da yaylı arabayla Malatya’ya geçer.
İsmet Paşa Anadolu’ya çıkmıştır, o ise Anadolu’ya sığınır.
Fakat, önce babası ölür.
Hemen ardından da minik İzzet’i kaybeder.
Baba acısı bir yandan, evlat acısı diğer yandan, üstüne yalnızlık ve kocası cephede, ölümle burun buruna bir kadındır Mevhibe Hanım.
Ama yıkılmaz.
Ne ah eder ne de sitem.
“Vatan sağ olsun” der, İsmet Paşa’ya oğlunun ölümünü telgrafla bildirir.
Ve İsmet Paşa, bebeğinin ölümünü, cephede telgrafla öğrenir.
O da sadece “vatan sağ olsun” der…
Evinin erkeği olmak mı Mustafa Kemal’in askeri olmak mı…
Evinin erkeği olmayı hiç düşünmemiştir çünkü Mustafa Kemal’in askeri olmayana, erkek gözüyle bakılmaz.
Çocukları İzzet’i toprağa veren İsmet ve Mevhibe çifti, izzetin, onurun ne olduğunu gösterir.
Bakın, gösterir diyorum ama işin en yürek burkan tarafı, bunun lafı bile hiç edilmez; çocuk unutulur, vatan yaşatılır ve bunlar fedakârlık olarak bile görülmez.
Onlar için fedakârlık, bir vazifedir, bahsetmek utanç verir.
İsmet Paşa, doğru dürüst göremediği, kucağına alamadığı çocuğunun lafını da hiç etmemiştir, evlendikten 20 gün sonra bırakıp 8 yıl sonra buluşacağı karısının lafını da.
Ve Mevhibe Hanım da, hiç konuşmamıştır.
Mustafa Kemal ve arkadaşları: Gerçek toplumcular
Şimdi, “Devrimci Gençlik”in feda efsaneleriyle büyümüş biri olarak bunları düşünüyorum ve sadece utanıyorum!
Bizim yeterince devrimci bulmadığımız, beğenmediğimiz, eleştirdiğimiz İsmet Paşa’nın ve o kuşağın inanmışlığı, fedakârlığı, tevazusu ve bu suskunluğu içimi parçalıyor.
Diğer yandan, diğer paşalar, hemen hemen hepsinin hikâyesi aynı.
Kurtuluş Savaşı’mız, binlerce değil, on binlerce değil, yüz binlerce çocuğun, ailesiz ve evsiz kaldığı bir dram.
“Vatan sağ olsun” imanının, vatana emanet ettiği çocuklar.
Atatürk’ün ilk işi daha o savaş yıllarında Çocuk Esirgeme Kurumu’nu kurmak olmuş!
Demir ağlardan önce Çocuk Esirgeme Kurumlarıyla örmüş yurdu dört baştan!..
Atatürk’ün insanlara gösterdiği örnek de o kadar anlamlı: Savaşta yetim kalan çocukları evlat edinmek.
Ahde vefa!
Çünkü gerçek ana vatandır ve çocuklar vatanın evladıdır.
Ve Mustafa Kemal’in örneğini takip eden, evlat edinen diğer paşalar. “Ben”in yerini “biz”e bıraktığı, gerçek “toplumculuk”!
Gençliğimi verdim, çocuğumu verdim ama artık yaşlandım demeyen adam
Hayat insanları sınar.
En büyük sınama ise muhakkak evladıyla sınanmaktır.
Hz. İbrahim’in “kurban” hikâyesi, bunun en özlü ve net ifadesi değil mi?
Ne kadar iman ediyorsun, ne kadar vatanseversin, ne kadar devrimcisin, her şeyin sınandığı an.
Ve işte o sınavdan alnının akıyla çıkar İsmet Paşa.
Yıllar sonra o genç devrimci İsmet İnönü’yü tekrar mücadele alanında görürüz.
Menderes diktası, gemi azıya almış, parlamento neredeyse feshedilmiş, CHP’yi kapatma hazırlıkları yapılmakta.
Hepsinin karşısına ihtiyar bir devrimci olarak çıkar, meydana iner!
Taşlanır, kafası yarılır ama vazgeçmez!
Linç edilmek istenir ama korkmaz!
Diktayı yıkan cesareti o ateşler.
Ardı sıra devrimci gençlik gelir.
Bir 10 yıl sonra iyice yaşlanmıştır ama, Deniz’lerin idamına karşı çıkar!
Deniz de, onun için bu vatanın evladıdır çünkü…
Evladın kıymetini en iyi o bilir…
Nerede o cesur insanlar…
Ya şimdi, nerede o cesur insanlar mı diyorsunuz?
Cesaret, inançtan doğar ve fedakârlık olarak ortaya konulur.
Şimdi o cesur insanlar yoksa, bilin ki inanç gitmiş, fedakârlık bitmiş, geriye sadece bireycilik kalmıştır.
“Mustafa Kemal’in Askerleriyiz” sloganını anlamı da budur zaten.
Ben değil, biz diyebilmek!
Ben değil, vatan diyebilmek!
Fedakarlığı “enayilik” olarak görecek kadar alçalmamak.
Ama fedakârlığı, “daha zamanı gelmedi” diye öteleyecek kadar “uyanık” da olunmamak.
Kendini kandırmamak…
Umut, inanç ve mücadele
Ya umut?
Mustafa Kemal’in veciz sözü: “Umutsuz durumlar yoktur, insanlar vardır!”
Aslında umutsuz insanlar da yoktur, inançsız insanlar vardır!
Mustafa Kemal de İsmet Paşa da “en umutsuz” zamanlarda yaşamış.
İşte, Fransız gazeteciyle röportajında bu umutsuz günleri hatırlar İsmet Paşa.
“Bu fikri devam ettirecek kaç kişisiniz?” sorusunun cevabı ise umutludur, çünkü gerçekçidir:
“Vardık, kâfi derecede.
Bugün de varız.
Yarın emin olun daha da çoğalacağız.”
Kaç kişinin cevabı ise ayrı vecizedir: Bir Türk dünyaya bedeldir!
Ergenekon’dan kaç kişi çıkmıştık ki…
İşte bu inançtaki bir insan, Kurtuluş Savaşı’nı kazanmış bir komutan; Saray’ı yıkmış, padişahı indirmiş bir lider elbette ki DP diktasına boyun eğmezdi.
“O karanlık”ta gelecek aydınlık günleri görüyordu.
Çünkü Beyazıt Meydanı’nda dökülen gençliğin kanı, yeşerecek güzel günlerin zeminini suluyordu.
Bugün “bu karanlık”ta, İsmet Paşa ne derdi sizce…
İsmet Paşa’nın aşkı
İsmet Paşa’nın aşkı mı…
O paşayı bekleyen Mevhibe Hanım’dır.
Ondan hiç umudu kesmeden bekleyen kadın!
Kadın, erkeğini hep bekler, yeter ki erkek erkek olsun, yeter ki erkek onurlu olsun, yeter ki erkek fedakârlık yapsın.
Ve kadın erkekten kendisi için fedakârlık beklemez ki!
O sadece fedakâr bir erkek ister.
Mevhibe Hanım, İsmet Paşa’da o erkeği bulmuştu.
Gençken ona “cepheye gitme” dememişti, yaşlanınca da “yaşlısın sokağa çıkma” demedi.
Çünkü vatanı için mücadele etmeyen, kadını için de etmezdi…


Bu yazı 216 kez okundu.

Türk Solu
SON EKLENENLER