• Pazartesi, Aralık 11, 2017

Kabilelerde elit olmaz! Reisler elit sevmez!

elitler
Türk Solu
Kasım21/ 2017

Elit yoksa kabile var
Tayyip Erdoğan, “Biz kabile devleti değiliz” açıklamasını yaptığında, ben AKP’nin ekonomi politiği üzerine yazıyordum. Yazının omurgası ise, kabile düzeniydi!
Ben daha bu yazıyı yayınlayamadan, “[Yeni AKM] belli bir elitin gelip programları izlediği bir yer olmayacak. Burada tüm halkımızın, milletin gelip bu programları izlediği bir yer olacak” diye konuşunca, bu yazıyı öne almak zorunda kaldım.
Çünkü, “elit” sadece ve sadece kabilelerde olmalıydı!
Toplumları, ‘basit’ten karmaşığa doğru bir çizgide sıralarsak, en ‘basit’te kabile düzenini görürüz. Kabile düzeninde nüfus azdır, üretim azdır, artı ürün azdır, toplumda sınıflar yoktur, katmanlar yoktur, bilim-sanat-din adamları katmanı henüz oluşmamıştır. Her şey kabilenin şefidir. Kabilenin şefi hem siyasi otoritedir hem askeri otorite hem dini otorite.
Ama kabilelerin nüfusu arttıkça, şeflik artık dar gelir. Şef, askeri işleri devreder, dini işleri devreder; bu anlamıyla askeri ve dini elitler ortaya çıkar: Subay sınıfı ve rahip sınıfı. Kabile reisi buna mecburdur. Ama yine de onun otoritesi sınırlanır. Sonra toplumda zanaatkârlar, sanatçılar oluşur ki bunlar aynı zamanda “bilim adamı” sınıfının da öncüsüdür.
Kısacası toplum, sosyal sınıflaşmaya doğru evrilir. İşte bu, kabile düzeninin yıkımıdır, o nedenle kabile şefleri, reisler bu durumdan hoşlanmaz.
Kısacası “elit”, gelişen toplumda ortaya çıkar, bu gelişmişlik ölçüsüdür. Hatta, “elit” yaratamayan toplum çürüyor demektir. O nedenle gerçek liderler, “elit” yaratmak için çabalarken, kabile şefleri elitleri yok etmekle uğraşır.
İngiltere’de neden Oxford var diye mi soruyorsunuz, sorunun yanıtı budur. Aynı zamanda ODTÜ neden yok edilmeye çalışılıyor, nitelikli okullar neden vasatlaştırılmak isteniyor diye mi soruyorsunuz, cevap yine budur.
Elit dedikleri Kemalistlerdir
“Elit” kavramı, iktidarın dilinde ne anlam taşıyor peki?
Reislerinin sözüne bakılacak olursa kültürlü, sanatsever, eğitimli bir kitleyi hedef aldıklarını görebiliyoruz.
Aslında bunun tek kelimelik bir tanımı da var: Kemalistler!
Bakmayın siz şu sıralar Atatürk üzerinden yaptıkları takiyeciliğe, Cumhuriyet’in ilanından bu yana, bu kindar-dinci tayfanın gözünde düşman; Kemalist-laiklerdir.
Bunun sosyolojisini Şerif Mardin yapmıştı. Onlara göre toplumda bir “merkez” vardı ve bunlar Kemalist seçkinlerdi. Bir de “çevre” vardı, halktı. Ama bu halka hür türlü sömürücü sınıf ve zengin tabaka dahildi. Toprak ağaları, aracılar, tefeciler, komisyoncular, fabrikatörler.
Kısacası, “elit” eleştirisi özünde halkçı değildir, çünkü onlar için toprak ağası, “esnaf ağaları”, toptancılar, stokçular, tefeciler, kodamanlar elit değildir. Zengin ama görmemiş denilen şey, halk olarak tanımlanır. Ama üç kuruşa talim eden öğretmen, doktor, sanatçı elit oluverir.
Yani kültürlüyseniz “elit” olursunuz.
Eğitimliyseniz “elit” olursunuz!
Ama sanıldığı gibi burada düşman kültür veya eğitim değildir. Mesele yine paradır!
Nasıl mı?
Türkiye gibi ülkelerde, yani kabile olmayı binlerce yıl önce aşmış ülkelerde sınıflaşma da, tabakalaşma da çok gelişkindir. İşçi sınıfından burjuvaziye, köylülüğe kadar hem sınıflaşma hem de her bir sınıf içinde tabakalaşma çok kapsamlıdır. Bu ise, bu toplumu tek bir sınıfın bile yönetmesine engeldir. Nasıl bir kabile reisi yönetsin?
İktidarlar eliti neden sevmez?
Ama devlet aygıtını elinize geçirmişseniz, yani artık cumhurun reisi olduysanız, ekonomiyi belirlersiniz. İşçi ücretlerinden köylü desteklerine, memur maaşlarına, sosyal yardımlara, işveren teşvik ve cezalarına kadar toplumu hizaya sokabilirsiniz.
İşadamları reise boyun eğer, çünkü fabrikasını korumak zorundadır.
İşçi sınıfı reise boyun eğer, çünkü işini korumak zorundadır.
Köylüler reise boyun eğer, çünkü topraklarını korumak zorundadırlar.
Toplumun her kesimi, bir yerlerden bağlanır, boyun eğer.
Ama bir kesim boyun eğmez: Elitler!
Yani serbest meslek sahibi, parasını kazanabilen, reise tabi olmayan doktor, avukat, mühendis, öğretmen vb. kesim. İşte iktidarın gözündeki “elit” bunlardır. Tıpkı Mardin’in sosyolojisindeki gibi.
Türkiye’deki oy verme davranışını incelerseniz, AKP’nin bu kesimlerden oy alamadığını görürsünüz.
Ama bu kesim kültürlü, eğitimli olduğu için değil, temelde ekonomik bağımsızlığı olduğu için, kabile ekonomisinin kalıplarına sığmadığı içindir bu davranış.
Tıpkı AKP’ye oy verenlerin cahilliklerinden değil, ekonomik tutsaklıklarından oy verdiği gibi.


Halk, “elit”ten rahatsız olmaz, “elit”e saygı duyaregitim

“Halk”, belli dönemlerde “elit” denilenlere karşı kışkırtılabilir. Ama bu devirler çok kısadır, çünkü halk kabile düzeni değil, modern bir toplum ister.

Son rakamlar, İHL’lere öğrencilerin gitmediğini gösteriyor. Nedeni basit; halk, çocuğunun öğretmen, doktor, mühendis, subay olmasını istiyor.

Osmanlı gericiliği, mahalle efsanesi yarattı. Peki o mahallede kimler vardı? Tekke, medrese, esnaf, kabadayı, yankesici, zengin. Ama bu yapı daha 1800’lerin sonunda yıkılıyordu. Okullar açıldı, mahallelerde subaylar ortaya çıktı, sonra muallimler ve diğerleri. Yani gericiliğin denetiminden çıktı mahalle.

Geriye döner mi, elbet dönmez!

Reis’in kabilesi, çocuğu “elit” olsun istiyor!

Bizim toplumumuzda, elite saygı duyulur.

Doktora, hukukçuya, şaire, öğretmene, insanlar kinle bakmaz. Onlar çok eski devirlermiş.

Eğitimli insana züppe diye bakıldığı günler çoktan geride kaldı.


Elit yaratan toplumlardan değil, elit yaratamayan toplumlardan korkun!

Hangi anlamıyla alırsanız alın, “elit”, bir toplumun gelişmişlik göstergesidir. Devletiniz ister işçi devleti, ister burjuva devleti olsun, ister İslami ister Hıristiyan olsun, elitiniz varsa “beka” sorununuz yok demektir.

Söz gelimi Osmanlı, hem askeri hem kültürel hem sınıfsal elitler yarattı. Bu eğilim sürdükçe Osmanlı yükseldi. Ne zaman ki artık “elit” yaratamaz oldu, düşüş başladı.

Reis’in yakınması aslında 300 yıllık bir yakınma.

Hani “ideolojik hakimiyetimiz yok, kültürel egemenlik kuramadık” diyor ya, doğru diyor ama nedenini bilmiyor!zombi

Cehaletten mi?

Sadece ondan değil; sınıfsal.

Buna, reis körlüğü diyelim! Çünkü o bir sınıfı bile artık temsil etmiyor. Kendi kendini temsil ediyor. Her çöken sınıf, körleşir. Mesela köleci sistem çökerken, sistemin egemenleri bunu görememişti. Aynı şekilde Bizans’ın çöküşünü Bizanslılar da göremedi. En son Sovyetler’in çöküşünü de komünistler görememişti.

Bu körlük, sistemin yıkıldığının habercisidir.

Sistem, ömrünü tamamlamıştır.

Türkiye’de İslami kesimler, hep “Kemalist” dedikleri elitlere saldırdı. İdeolojik tavır olarak doğruydu. Ama çaresizlikti. Mesela neden İslami kesim kendi elitini yaratamıyordu?

Osmanlı İslami toplumu, elitler yaratarak yükseldi. Ama bir süre sonra yaratamadı. Sonra İslami kesim, kendi iç mücadelesini vermek yerine, “dış düşman” yaratıp, düzeni korudu. O düzen de zamanla çürüdü.

Şimdi söyleyin bakalım, son 100 yılın, hatta 300-400 yılın İslami eliti nerede?

Neden yok?

Yanlış sınıfsal konumlanışta olmasın sakın?

İslami kesim, işçi sınıfına yani yükselen sınıfa, hizmetli-eğitimli katmanlara, kentlilere dayanmadığı için kendini yenileyemedi. Sonra bu zamana uyumsuzluğu düzeltmek yerine “biz çevreyiz” kolaycılığına saptı; kasabalı, taşralı bir sistemin direnişini yaptı. Sonuç, kültürel çürüme ve yozlaşma!

Bakmayın sayılarına ve seslerine.

Adeta yaşayan ölülerdir bunlar. Bir anlamda zombi. Zombiler bilirsiniz doğurmaz, üretmez, yaratmaz; sadece saldırır, yok eder!

Ve sonunda kendi kendini yok eder.

İzlediğimiz, bir çöküş filmidir…


Elitler, ya hapisten çıkar ya idam sehpasındannazim

“Elit” deyince aklınıza bir balo mu geliyor; bir kokteyl, şarap kadehini tokuşturan şık hanımlar ve beyler mi?

Kültür dünyası deyince aklınıza bu geliyorsa, yanılıyorsunuz.

Rus edebiyatını herkes alkışlar değil mi? Peki bu edebiyatın öncüleri? Dostoyevski, Tolstoy, Gorki ve diğerleri… Bunlar hapislerde, sürgünlerde ya da mütevazi dünyalarında yaşamış insanlardır.

Türkiye’de övündüğümüz Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz ve diğerleri… Aynı şekilde, ömürleri hapislerde geçmişti.

Siyasal alanda dünyayı değiştiren düşünürler hep yokluktan, yoksulluktan, hapisten çıkmıştır. Marks’tan Lenin’e, Gramsci’den Rousseau’ya öncüler, elitler hep acıdan çıkmıştır.

Kısacası öncü elit, halkın adamıdır.

Halktan bile fazla yoksulluk çeker.

Elit, halk adamıdır.

İslam ve Türk tarihinde de farklı değildir. Ebu Hanife’den Hallac-ı Mansur’a, Yunus’tan Hacı Bayram’a, Yesevi’den Bektaşi’ye, Mevlana’dan Pir Sultan’a hepsi ama hepsi Saray’ın değil halkın adamıdır.

Türkiye’de elit eleştirisi yapan kesimin sorunu şu, ya geri kalmış iktisadi sınıfların temsilcisi oldular ya da sarayların, sultanların.

Sonuç: kültürel iflas.

Bakın, Reis düzeni sol veya Atatürkçü kültüre etki etmiyor ama İslami kültürü yok ediyor.

Çünkü Reis konuşuyor.

Onlar dinliyor.

Ne zaman ki, İslami kültürel elit konuşur, Reis susarsa, işte o zaman İslami bir canlanma olur.


AKM’yi korumak hem devrimcinin hem muhafazakârın göreviAKM

Arkeoloji neden var?

Çünkü insanoğlu öyle kadir kıymet bilen bir varlık ki binlerce yıl önceki mezarları, kemikleri, taşları bile sever ve korur.

Oysa insanın yaşamı değişir, zevkleri değişir. Her şeyden önce teknoloji değişir. Ve biz, atalarımızdan daha kalitelisini, daha iyisini yapabiliriz. Ama biliriz ki, ecdadının eserini korumak, gelecek nesillere aktarmak, insanlık ölçütüdür.

İşte bu nedenle türbeler, camiler, çeşmeler, hatta saraylar, köşkler binlerce yıl yaşar.

Topkapı Sarayı’nı yıkıp daha kaliteli ve güzelini yapmak kimsenin aklına gelmez.

(Belki de malum şahsın aklına gelmiştir!)

Neden derseniz, ataya saygı Tanrı’ya saygıdır. Atasını saymayan Tanrı’ya isyan eder!

İşte AKM, inanan insan için korunmalıdır. Bir devri yansıtır. Siz onu güzel bulmayabilirsiniz. O zaman bırakın insanlar “çirkin”i görsün. Bu da bir mirastır ve derstir.

Ama AKM sizin için Atatürk’ün, Cumhuriyet’in, CHP’nin simgesiyse, onu yıkmak istersiniz. Bu kadar net!

Mesele daha iyi, depreme dayanıklı, modern bina yapmak değildir. Zaten modern insan, eskiyi korur!

İstanbul’da Bizans eserleri de var ve onunla övünüyoruz. Sizler için madem AKM bu kadar kötü bir simge, bırakın kalsın, insanlara gösterin!

Diyeceksiniz ki, ama AKM çok yakın bir tarih.

Ama hani sizin 2071 vizyonunuz vardı.

İşte size harika fırsat, AKM’yı yıkmayın ve 2071’de “Kemalist zülmün” eseri diye gösterirsiniz!

Bu arada AKM’den sonra sıranın Anıtkabir’e de geleceğini anlamayacak kadar aptal değiliz!

AKM’yi yıkmak Taliban zihniyetidir!

Yıkıcılık.

Nefret.

Birlikte olur. Kindarlıkla olur.

Dindarlıkla hiç yan yana gelmez!

Osmanlı, kilise yıkmadı, havra yıkmadı. Hatta Pera’yı onlara bıraktı.

Neden?

Dinine de kültürüne de güveniyordu.

Yıkan adam, kendine güvenmeyen adamdır.

O, Taliban’dır!

Pera’yı Fatih yapmak

Evet, niyet bu.

İstanbul’un en önemli turistik, kültürel mekanını kendi aklınca Osmanlılaştırmak, “yerli ve milli” yapmak.

Bre gafil adam.

Pera’yı kuran Osmanlı’ydı.

Osmanlılık, Pera ile Fatih’in bir arada yaşamasıydı.

İşine gelince Osmanlı hoşgörüsü dersin ya!

Pera’yı yıkınca Osmanlı hoşgörüsünü yıkmış olacaksın!


Elit kültür-halk kültürü birbirinin zıddı mı?

Soru baştan yanlış!

Halk derken neyi kastediyorsunuz?

Toplumsal üretim tek ayaklı ise, halk bir bütündür. Ama üretim çeşitlendiyse, halk da farklılaşır. Kültürü de. Mesela işçi de, köylü de halktır. Ama biri kentlidir diğeri kırsal. Kültürel zevklerinin farklı olması kadar doğal bir şey olamaz!

Egemen sınıf dediğiniz burjuvazi açısından alın. Kentte konumlu bir burjuva ile Anadolu’daki burjuvanın da kültürel anlayışı farklı olacaktır.

İşte bu nedenle;

Opera ile türküyü karşı karşıya getirmek kadar yanlış bir şey yapılamaz.

Meselemiz şu olmalı; iyi operacımız, iyi tiyatrocumuz, iyi folklorcumuz, iyi türkücümüz var mı, yok mu?

Eğer iyi operacınız yoksa, halk oyunlarına saldırarak; iyi türkücünüz yoksa baleye saldırarak günü kurtarabilirsiniz. Bizde yapılan da tam budur.

Bu bakımdan Yunus Emre, tam bir elitti. Ama halkı temsil ediyordu. Pir Sultan da öyleydi. Mevlana da. Ama divan şairlerimiz de! Hepsi bir arada, kültürel bir çeşitlilik ve zenginlik oluşturuyordu.

Kültür kurucu elitler, uzun yaşar. Mesela Yunus, hem Türklüğü hem İslam’ı kurucu bir elittir. 1000 yıl yaşaması çok doğaldır. Fuzulî ve Bakî ise, Osmanlı’nın yükselişinin elitiydi. Osmanlı yıkılırken onlar da yıkıldı. Pir Sultan’ın temsil ettiği Alevi-Türkmen kesim hâlâ var, Pir Sultan da var.

Sorunumuz ne derseniz, yozlaşmadır, basitleştirmedir, “arabeskleşmedir”.


Bu yazı 224 kez okundu.

Türk Solu
SON EKLENENLER