• Çarşamba, Eylül 20, 2017

“Kahraman Terzi” Tuncay Akın’ın “açtığı kapılar”

aliozsoy
Ali Özsoy
Eylül11/ 2017

Tuncay’ın Terzihanesi
“Sen sağ ol baba!.. Hayatta bana açtığın tüm kapılar için asıl sen sağ ol!..”
Sunay Akın 2007 yılında kaleme aldığı “Tuncay Terzihanesi” kitabında babası ile ilgili bölümü bu cümleyle bitiriyor.
Şair-yazar Sunay Akın ya da Türk Solu ailesi için Sunay Abi… Değerli babası Tuncay Akın’ı kaybetti. Hepimiz kaybettik. Yüz yüze hiç tanışmamış olsak bile bu kaybı biz de hissettik. Çok sevdiğiniz birinin sevdiği birini yitirmesi elbette o kişiyi tanımasak da bizi de üzer. Ama bu seferki üzüntümüz o türden değildi. Çünkü aslında Sunay Akın’da babasını görebiliyorduk.
Şiirlerinde, yazılarında sürekli çocukluğundan bahseden bir yazar Sunay Akın… Sadece kendi çocukluğunu değil, tanıdığımızı sandığımız pek çok büyük edebiyatçıyı, tarihi şahsiyeti ve devrimciyi önce çocukluğuyla anlatır Sunay Abi. O çocuğu tanırız, severiz. Sonra da hep kullandığı yöntemdir. Kim olduğunu öğreniriz o çocuğun. Karşınıza Nâzım gibi bir şair de çıkabilir, Deniz gibi bir devrimci de… Ya da ismini yeni öğrendiğiniz bir bilim, kültür, sanat ya da kol emekçisi…
Sunay Akın’ın anlattığı çocuğu severken birkaç sayfa sonra sevdiğimiz örnek bir insana ulaşırız. Çünkü çocuklukta öğrenir insan emeğiyle yaşamayı, haksızlığa karşı çıkmayı, dürüst olmayı, kibirli olmamayı ama özgürlüğünü hep savunmayı. Orada bir hammadde vardır. Ve daha ergenliğe gelmeden o cevher ya çoktan körelmiş olur ya da işlenmiş.
Çocuktan oyuncağa geçer Sunay Abi sıklıkla. İnsanla ilgili sırrı ben de sıklıkla çocuklarda, oynadıkları oyunlarda, ailelerinde ararım. Bazen bir şeyler bulurum bazen bulamam. Kafam daha da karışır. Her biri bu kadar yaratıcı ve akıllı olan, her biri bu kadar güzel ve içten gülen, her biri bu kadar ışıldayan ve hayat saçan küçük varlıklar, ne ara nasıl oluyor da, mutsuz, yalancı, fitneci, çirkin insanlara dönüşüyor. Ve sadece bir azınlık o çocukluktaki ışıltıyı ve dürüstlüğü ölene kadar taşıyor. Dünyayı çekilir kılan örnek aldığımız isimlere dönüşüyor. Ünlü ya da ünsüz.
Sunay Abi bu sorunun çözümünü bulmuş gibi… Çocukluk öykülerine, oyuncaklara ve tanıdığımız büyük insanların yine büyük değerleri emanet aldıkları akrabalarına odaklanır. Kimisi bunu bir anlatım tekniği sanır. “İşte o kişi Nâzım Hikmet’in dedesinden başka biri değildi…”
Hayır. Burada okuyucunun veya dinleyicinin ilgisini çekmek değildir amaç. Köklere vurgudur. Bir cevherin, tüm insanlığa ait elmas değerindeki bazı değerlerin aynı sülale veya çevre içinde aktarılması bir rastlantı değildir. Bize de büyük bir görev yükler. Sadece iyi bir insan olmak değil, iyi insanlar yetiştirmek ve iyi insanlarla dayanışma içinde olmak da bir ödevdir.
Bir Osmanlı paşası olan Ali Fuat Cebesoy’un babası İsmet Fazıl Paşa akrabası olan Nâzım’a da kol kanat germiş, genç Mustafa Kemal’e de. İsmail Fazıl Paşa, Nâzım’ın şiir yeteneğini teşvik etmiş, Kurtuluş Savaşı yıllarında İstanbul’dan Ankara’ya kaçmasını sağlamıştır. Hiçbir kan bağı olmamasına rağmen çok sevdiği İstanbul’da kimsesi olmayan Selanikli halk çocuğunu, oğlunun sınıf arkadaşı Mustafa Kemal’i Abdülhamit’in zindanından kurtarılmasını da aynı Osmanlı paşası sağlamıştır. Acaba bu babacan Osmanlı paşası olmasa Türkiye’nin ilerici geleneği hatta Türk ulusunun kaderi ne durumda olurdu?
Sunay Akın’ın kaleminde bu detaylar vardır. Çünkü o büyük bir mirasın geçmişten bugüne binlerce insanın fedakârlığıyla taşındığını bilir. Onların her birinin bağını ortaya çıkarmak ister. Küçük bir müdahale, sadece insan olmaktan kaynaklanan mütevazi ama kahramanca bir destek tarihe öyle büyük bir katkı sağlayabilir ki. Sunay Abi bunları anlatırken okuyucu şaşırır. “Aaa rastlantıya bak…” Oysa hiçbir şey rastlantı değildir. Bir kere bunun bilincine varan insan bir daha asla rastgele yaşayamaz. Sunay Abi işte bunları anlatır.
Hiç tanımadığımız, ya da sadece oğlunun kaleminden tanıdığımız, bir babanın vefat ettiğini öğrenince bu yüzden çok üzülürüz. Sadece oğlunun acısını paylaşmak değil bu kendi acınızı da hissetmektir. “Demek Sunay Abi gibi bir evlat yetiştiren baba vefat etti” dersiniz. Bu da bir rastlantı değildir. Terzi Tuncay Amca olmasa şair Sunay Abimiz olabilir miydi?
Minnet hissinizi yaşarken yüzüne karşı söyleyememek sizi üzer çünkü “sağ ol baba” diyen yazara babası sayesinde “açılan kapılar” aslında hepimize, milyonlarca insana açılmıştır. Sağ ol Tuncay Amca… Hepimize açtığın kapılar için.
Elinde bir cetvel ile yaşamak
Trabzonlu bir terzidir Tuncay Akın. Tatilleri onun terzi dükkanında çalışarak geçmiş Sunay Abi’nin. Küçük, “artık” kumaş parçalarının nasıl değerlendirildiğini görmüş. Minik bir emekçi olarak da o kumaş parçalarının çöpe atılmaması, yeniden değerlendirilmesi en çok hoşuna gitmiş.
Emeğiyle yaşayan her insan israfa tahammül edemez zaten. Ama gerçekten de başkalarının çöp olarak ve veya önemsiz gördüğü bir nesneyi yeniden değerlendirmenin verdiği mutluluk bambaşkadır. Tekrar teşekkürler Tuncay Amca, küçük evladın Sunay’a bu mutluluğu öğrettiğin için.
Sunay Akın şiirinde de, yazılarında da kimsenin göremediği veya önemsediği bu küçük detayları, kumaş parçalarını alır, özenle bir araya getirir, tekrar diker ve ortaya hayalden bir gerçek çıkar. Ya da hayallerimizin peşinden gitmeyi öğreten gerçek bir öykü:
“Babamın terzi dükkanı her zaman büyülemiştir beni. İlk oyuncaklarım iğneler, makaslar, kumaş parçalarıydı. Babam, elbiseleri keser biçerdi, bense hayalleri. Kocaman bir makası vardı babamın. Kimi oyunlarda o makası sonuna kadar açar, uçak yapardım; kimi oyunlarda kağıttan gemime saldıran bir timsah… Terzinin kestiklerinden arta-kalan kumaş parçalarına ‘bayrak’ denildiğini ve onlardan da kasket yapıldığını çocukluğumdan beri bilirim. Orta Atlas’taki haritalara bakarak, ülkeleri kumaş parçalarının üstüne çizer ve keserdim: Norveç, İtalya, Kenya, Arjantin… Babam kumaşlardan insan bedeni çıkarırdı, ben dünya ülkelerini.”
Terzi olmak sadece emekçi olmak değildir. Bunun da ötesinde cetveli çok iyi kullanmaktır:
“Bir terzinin oğlu olmaktan her zaman gurur duydum. Babam sihirbaz gibi bir adamdı. Sadece elbiselerde değil, binalarda, yollarda bile bir eğrilik varsa hemen görür, ‘Bak oğlum, şurası yanlış yapılmış’ diye bana da gösterirdi. Bu yüzden, hayatım boyunca babam, bir cetvel olarak görünmüştür gözüme. Doğruluktan hiç sapmayan, hayat denilen kumaşı hep düzgün kesen bir terzi!..”
İnsana babasının, annesinin verebileceği en büyük ödül, miras budur zaten. O dosdoğru cetveli alabildiyse çocuk ailesinden en pahalı okulların, en büyük paraların bile sağlayamayacağı zenginliğe kavuşmuştur.
Anneler babalar, çocuklarını keman kursuna, yüzme kursuna, bale kursuna gönderebilir. Bunlar yetenek kazandırır. Güzeldir. Ama babasının tezgâhında cetvel kullanmayı öğrenmek, ölçerken doğru, çizerken dosdoğru çizmek her şeye bedeldir. Bu yetenek değil, pusuladır. Pusulasını, yönünü kaybedenin yeteneği neye yarar?
Kendi babam bana 18 yaşında küçük bir pusula hediye etmişti. Tuncay Amca da bir cetvel vermiş daha çocukken Sunay Abi’nin eline.
“Kahraman Terzi”
Ben şahsen Sunay Abi’nin cetveline hep güvendim. Çok tartıştığımız da oldu. Özellikle siyasi konularda… Ama eleştirileri ve önerileri hep dürüsttü. Akıl doluydu. Amacı doğru bir çizgi çizmekti. Kafa karıştırmak, rota şaşırtmak hiç olmadı. Nihayetinde herkes kendi rotasını çizer. Yeter ki doğru bir cetvelle çizilsin.
Gezi Direnişi sırasında hepimiz parkta barikatların arkasında yeni polis saldırısını bekliyorken, medyaya bir haber düştü. Gençlik ile Tayyip Erdoğan arasında bir köprü oluşturmak için sanatçılardan, dizi oyuncularından, şarkıcılardan bir heyet oluşturulmuş. Erdoğan’ı ziyaret edecek heyet ortamı yumuşatacakmış.
Çoğu arkadaş tepki göstermişti hatırlıyorum. Necati Şaşmaz, Mahsun Kırmızıgül falan gibi isimler vardı. Ben ise çok sevinmiştim çünkü Sunay Abi de heyetteymiş. O zaman çoğu insan Sunay Abi’yi eleştirmiş hatta kendisine saldırmıştı. Benim ise içim rahatlamıştı, en azından bizlerden biri var diye.
Ben biliyordum ki o Terzi Tuncay’dan aldığı cetvelle oraya gitmiştir. Bizden, bizi anlayanlardan birinin orada olması gerekiyordu. Polis saldırısının bir gün bile gecikmesi veya en azından saldırı anında gençlerin öldürülmesinin engellenmesi… Kaybımızın 7 gençten 70’lere çıkmaması… Hiç olmazsa bizi doğru dürüst anlatacak birinin olması.
Gerçekten de barikatta olan biri için bunlar o kadar önemlidir ki. Ancak barikatta olmayan ama barikattakiler adına en sertinden muhalefet yüreten biri o masada Sunay Abi’nin olmasını hoyratça eleştirebilirdi.
Sunay Abi’nin gençliğe savaş açan adamın masasında neden oturduğunu çok iyi biliyordum. O herkesle konuşmaya inanır. Bir sözünü hiç unutmam: “İnsanın olduğu yerde umut asla bitmez.”
Ben o kadar iyimser olamıyorum. Ama Sunay Abi’ninki de naif bir iyimserlik değil. Biliyorum. Terzi babasından aldığı o dosdoğru ölçen, çizen cetvelini bırakmadıktan sonra, herkes ile konuşabilir. Ben de sevinmiştim o gün Sunay Abi’nin heyette olmasına. O 15 saatlik toplantıda söylediklerinden dolayı ne kadar sert bir tepkiyle karşılaştığını, ne denli büyük bir bedeli göze aldığını biliyorum.
Bu güveni insana herkes veremez. Ancak yiğit, dosdoğru bir baba yetiştirdiyse Sunay Akın gibi güven verebilir bir aydın toplumdaki herkese. Sunay Abi’nin tüm söyleşilerinde görüyorum bunu. Her kesimden genç var. Türk milletini kamplara bölenleri şaşırtan bir kitle… Hepsi arasında bir köprü olmuş, hepsini birbirine yakınlaştıran “kapılar açmış”.
Ama işte o kapıları ilk Trabzon çarşısının en iyi terzisi Tuncay Akın açmış. Küçük Sunay’ın “Kahraman Terzi”sine Allah’tan rahmet diliyorum. Başın sağ olsun Sunay Abi. Hepimizin başı sağ olsun.


Bu yazı 111 kez okundu.

Ali Özsoy
SON EKLENENLER