• Cumartesi, Haziran 23, 2018

Kanayan kardeşlik

erdost
Muzaffer İlhan Erdost
Mart02/ 2018

(Adalet ve Demokrasi Haftası’nda, 27 Ocak 2018 Cumartesi günü TİHAK -Türkiye İnsan Hakları Kurumu Vakfı- tarafından gerçekleştirilen Prof. Dr. Korkut Boratav, Prof. Dr. Yakup Kepenek, Mustafa Gazalcı ve Vahap Erdoğdu’nun konuşmacı olarak katıldığı oturuma TİHAK Başkanı Muzaffer İlhan Erdost’un sunduğu açış konuşmasıdır.)
Soru şöyleydi:
Kardeşliğimiz kanıyor mu?
Kardeşliğimiz kanamıyor. Kardeş kardeşe kan alıyor, kan veriyoruz. Can alıp can vermek gibi bir şey.
Dün yeniden gördüm. Anneyi. Türkiye-Suriye-Irak sınırının kıyıcığına sıkışmış, sıkıştırılmış Cizre’deydi. Demişler ki, Emine düşmüş… Koşmuş, bakmış, bayıldı sanmış. “Bana son kez bakıp, ‘Ay anne!’ dedi ve gözlerini bir daha açmadı. Sabaha kadar onu koynumda yatırdım. Ölü bedeniyle uyudum.”
Vurmuşlar. Düşmüş. Ölmüş. Elleri parçalanmış. “Oğlumun ellerini topladım!” diyor bir başka Anne.
Bu acı senin, benim, bizim değil. Çiğnenen insanlığın acısı.
Neyin kıskacında, neyin kapanındayız?
Çocuklar ve anneler, ince duyguları nakışlarında, renkleri kına ellerinde, bir bomba evin ortasında, bir kurşun kızının göğsünde.
***
Bu kurşun, yeni değil. Otuz yıl önce bir ağustos gecesi, kameraların eşiğinde, Şemdinli’de, Seyyar Jandarma Taburunu ateş altına alan makinelilerden yağan kurşun, bu kurşun. “Sömürgeciliği yıkarak, bağımsız demokratik ve birleşik bir Kürdistan kurmak amacıyla” atılmış ilk kurşun bu. İlk adım gibi…
PKK, aynı yıl Türkiye genelinde 47 eylem gerçekleştirecek. Etli, kanlı, canlı -çocuklar hariç değil. Yıl yıl artarak sürdü bu. 1985’te 127 eylem, 1989’da 602 eylem, 1990’da 1.111 eylem. 1991 Körfez Savaşı.
Öcalan, 1992 yılını ayaklanma yılı ilan edecek. Amacını da açıklamış: (1) kurtarılmış bölgeler, (2) ulusal meclis, (3) savaş hükümeti kurmakla sınırlı amaç, aynı yıl petropolitiğe endeksli, Çekiç Güç’ün sağladığı modern silahların desteğinde, “Kürdistan’ın bağımsızlığı” ve Türkiye Cumhuriyetinin yıkılmasını amaçlayan yaygın ve yoğun bir iç savaşa dönüşecektir.
***
Bu savaşın sonucu:
Elli bine yaklaşan soluksuz bedenin ya da mezartaşlarının üstünde, kendilerinin diliyle söylersek, “Türkiye Cumhuriyeti yıkılacak, Kürdistan halkı bağımsızlaşacak”, “Anadolu halkları da demokrasiye ve özgürlüğe kavuşacak” yazacak, Kemalizmle özdeşleştirilen egemen Türklük bu coğrafyadan sökülüp, sürülüp, atılacaktı. Sivas’ta (4 Eylül 1919) soluk borusu tıkanan halklar, yani Ermeni, Arap, Türkmen (Alevi-Türk), Yaz, Çerkez ve Gürcü özgürleşecek, “soluk almaya” başlayacaktı.
***
Kürtlerin değil, tırnak içinde “Kürtler”in sorunu, ortaklaşa sahip oldukları anayurdumuzu bölmek, parçalamak, yıkmak, yakmak, uluslararası sermayeye peşkeş çekmek değil, demokratikleşerek, özgürleşerek bütünleşmek sorunudur. Toprağı, ekmeği, türküyü, birlikte, kardeşçe paylaşabilmek sorunudur.
Türkiye’nin sorunu ise, Kürt sorunu değil, Türk-Kürt, özgür bireyler olarak eşitlendiği, uluslaşma ve ulus olma sorunudur.
Onun içindir ki, tek vatan, tek bayrak, tek ulus / demek yetmez.
Ve özellikle farklı etnik kökenden gelenleri dışlamak ve baskılamak anlamında, faşist bir eylem ya da yönelim olarak söylemek hiç yetmez.
Buraya ne virgül koyun, ne soru imi, ne ünlem.
Tek vatan, tek bayrak, tek ulus / arkasında tek din, tek mezhep, tek tarikat, tek halife gizleniyorsa, tek adam hiç yetmez.
Çünkü biz, yurttaşlık bağıyla bağlı olduğumuz aynı ulusun üyeleri olarak hepimiz Türküz.
Çünkü biz, ulus potasında eriyip kaybolmakta olan geleneksel etnik kökenlerimiz bakımından, ne hepimiz Türküz, ne hepimiz Kürt, ne hepimiz Ermeni, Laz, Çerkez ya da Gürcü!
Ama, hepimiz insanız. İnsanın kurdu insan değil, Marx’ın söylemiyle, insanın dünyası insanız çünkü.
(Not: Işık Kansu’nun 21 Eylül 2015 tarihli Cumhuriyet’te yayınlanan yazısında Muzaffer İlhan Erdost’a sorduğu sorulara aldığı yanıtların güncellenmiş halidir.)


Bu yazı 91 kez okundu.

Muzaffer İlhan Erdost
SON EKLENENLER