• Cuma, Ağustos 18, 2017

Kentsel dönüşüm terörü

burak
Burak Küçükkaya
Ağustos01/ 2017

Başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin hemen hemen bütün şehirleri kocaman şantiye alanına dönmüş durumda. Sözde deprem hazırlığı adı altında başlatılan kentsel dönüşüm projeleriyle eski binalar yıkılıp yerine depreme dayanıklı yeni binalar yapılıyor. Ancak plansız ve ranta dayalı bir şekilde yapılmaya başlanan bu binalar şehirlerde birçok sorunu da beraberinde getirdi…
Kentsel dönüşüm nasıl işliyor?
Binaların dayanıklılık testine tabi tutulmaları ve testi geçemeyen binaların yıkılıp yerine yeni binaların, mülk sahipleri madur edilmeden yapılmasının sağlanması devletin bir teminatı. Devlet deprem riski taşıyan bölgelerde bütün binaları bu dayanıklılık testine sokuyor. Testi geçemeyen binalar ise bir müteahhit ya da bir inşaat şirketiyle anlaşıp yıktırılıyor ve yerine yenisini dikiliyor. Şimdi buraya kadar her şey normal. Ama asıl mesele burda başlıyor.
Bininci sorun: Binalara verilen haksız riskli raporu
Özellikle çok prim yapacak bölgelerde binalar deprem riski taşımasa bile müteahhit ya da inşaat şirketlerinin çeşitli oyunlarıyla risk raporu alınıyor ve yerine daha çok katlı ve daha çok daireli binalar dikiliyor. Böylece konumu güzel olan bir bina daha çok daireli hale gelmiş oluyor. Daha çok daire ve dairelerin yeni olması daha fazla para demek olduğu için özellikle İstanbul’un belirli bölgelerinde bu sorunla çok karşılaşılıyor.
İkinci sorun: Görüntü kirliliği
Yeni yapılan binalar çevre düzenlemesi ve planlaması olmadığı için yapıldığı bölgelerde çok çirkin duruyor. Çevre planlaması Türkiye’nin maalesef sorunu ve kentsel dönüşüm çılgınlığıyla kendini iyice göstermiş durumda. Hem peyzaj hem de mimari anlamda oldukça yetersiz olan binalar bölgenin bütün fiziksel yapısını bozuyor.
Üçüncü sorun: Tahliye ve insanların mağdur edilmesi
Diyelim ki bir bina riskli raporu aldı ve yıkılması kararlaştırıldı. Binada bulunan mülk sahipleri (kiracıların zaten vay haline) kendi aralarında konuşarak binanın yıkım ve yeniden yapım işini bir müteahhit veya inşaat şirketine verdi. Şirketin binayı yıkmadan önce mülk sahiplerine belirledikleri bir süre zarfı içerisinde teslim sözü vermesiyle anlaşma sağlanıyor. Sözleşme imzalanıyor ve şirket mülk sahiplerine oturdukları binanın kira bedeli kadar kira parası vererek binayı yıkıyor. Mülk sahipleri yeni bir ev hayaliyle kirada yaşamaya başlıyor. Kira parasını şirket her ay düzenli olarak ödüyor. Yani normal prosedür bu. Ama işler hiç de böyle olmuyor. Mülk sahipleri hem kendi evlerinden oluyor hem de şirketten kira bedelini alamadıkları için kira ödemek zorunda kalıyor. Şirket içinde bulunduğumuz büyük ekonomik kriz yüzünden binada kendi payına düşen daireleri satamıyor. Bina enkaz halinde kalıyor. Bu örnekten binlercesi mevcut. Yani herkesin kazanacağı bir proje herkesin hayatını mahveden bir projeye dönüşüyor!
Dördüncü sorun: Hafriyat kamyonu cinayetleri
Şirketler binaların yıkım ve hafriyat işini genelde taşeron şirketlere veriyor. Bu şirketler de hafriyat taşıma işini doldur-boşalt sistemiyle işletiyorlar. Yani bir hafriyat kamyonu şoförü günde kaç sefer yük taşırsa o kadar para kazanıyor. Bu da beraberinde adeta bir terör getiriyor. Hafriyat kamyonu şoförleri sırf daha fazla para kazanabilmek için birer canavara dönüşüyor. Trafik kurallarının hiçe sayıldığı, rüşvet ve rantın hakim olduğu bir süreç başlıyor. Bu da içinden çıkılmaz bir trafik ve maalesef onlarca masum insanın hayatını kaybetmesine neden oluyor. Son iki yılda hafriyat kamyonlarının yüzünden 26 kişi hayatını kaybetti…
Belediyeler tarafından korunan bu şirketlerin neden olduğu ölümler onlarca ailenin hayatını kararttı. Bu kadar ölüme rağmen bu şoförler çok az bir ceza alıyorlar. Sorumlular ise asla hesap vermiyor. Binlerce insan madur, onlarca insan ölüyor ama kimse bunun bedelini ödemiyor. Hafriyat kamyonlarının neden olduğu ölümler karşısında aileler hukuki anlamda yalnız bırakılıyor. Medya olaya ilgisiz kalıyor. Aileler ise seslerini sosyal medya vasıtasıyla duyurmaya çalışıyor…
Bu cinayetler karşısında sessiz kalmayacağız. Kentsel dönüşüm terörüne de hafriyat kamyonu cinayetlerine lanet olsun. Daha kaç tane ailenin hayatı kararacak! Kaç can yitecek ki bu adamlardan hesap sorulacak!
12 Mayıs 2016 günü hafriyat kamyonu cinayetine kurban giden genç arkadaşımız Şule İdil Dere’yi saygıyla yad ediyorum. Şule ve onun gibi onlarca insan bu teröre kurban gitti. Bu insanların ve davalarının sonuna kadar yanındayız. Kentsel dönüşüm terörüne ve hafriyat kamyonu cinayetlerine artık sesimizi daha gür çıkartacağız. Katiller ve sorumlular hakettikleri cezayı alana kadar susmayacağız!


Bu yazı 110 kez okundu.

Burak Küçükkaya
SON EKLENENLER