• Cuma, Ekim 20, 2017

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın komutanı Korg. Nurettin Ersin’in kurmay subayı (E) Korg. Muzaffer Sever ile söyleşi: Kıbrıs Barış Harekâtı Dünya askeri tarihinde bir ilktir

kibris-roportaj
Türk Solu
Ağustos01/ 2017

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 43. yıldönümü vesilesiyle, harekâtın komutanlarından (E) Korg. Muzaffer Sever ile görüştük. Muzaffer Sever, harekât sırasında albay rütbesindeydi ve Barış Kuvvetleri’nin komutanı Korg. Nurettin Ersin’in kurmay subayı ve Barış Kuvvetleri’nin İstihbarat ve Harekât Şube Müdürüydü. Sever, harekâttan önce yaklaşık iki yıl, Kıbrıs’taki Türk Mukavemet Teşkilatı’nda da gizli görevlerde bulunmuştu. Söyleşiyi gazetemizin Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü Özgür Erdem gerçekleştirdi.
Donanmanın ve hava kuvvetleri bombardımanının birlikte kullanıldığı tek harekâtkibris-muzaffer-sever
TÜRK SOLU: Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında rütbeniz ve göreviniz neydi?
MUZAFFER SEVER: Ben albaydım. Çiçeği burnunda derler ya, 1 yıllık albaydım. Harekâtın komutanı Nurettin Ersin Paşa’nın kurmay subayıydım. Harekâtın ilk saatlerinden, 20 Temmuz sabahı helikopterle adaya iniş yaptığımızdan itibaren hep birlikteydik, birlikleri sevk ve komuta ettik.
TÜRK SOLU: Kıbrıs Barış Harekâtı çok önemli, büyük bir harekâttı. Cumhuriyet tarihinde toprak kazandığımız tek askeri harekât aynı zamanda. Askeri anlamda da çok başarılı bir harekât. Öncelikle harekâtın ilk sabahını anlatır mısınız?
MUZAFFER SEVER: 20 Temmuz sabahının iki bölümü var: Birincisi çıkarma bölümü, deniz piyadelerin Yavuz Plajı’na çıkması. İkinci bölüm, hava indirme bölümü. Yani helikopterlerle komando tugayının inmesi, paraşütle de hava indirme tugayının indirilmesi. Tabii bu dünya askeri tarihinde bir ilk oluyor.
TÜRK SOLU: Ne açıdan bir ilk?
MUZAFFER SEVER: Dünyada bir indirme harekâtı ve çıkarma harekâtının, donanmanın ve hava kuvvetlerinin bombardımanının birlikte kullanıldığı tek harekâttır.
TÜRK SOLU: Siz piyadelerle mi çıktınız adaya? Hava indirmeyle mi indiniz?
MUZAFFER SEVER: Ben dağın içindeki indirme bölümündeydim. Biz, 2. Komando Taburu ile birlikte ikinci sortide indik.
TÜRK SOLU: Paraşütle mi atladınız?
MUZAFFER SEVER: Ben helikopterle inenlerdendim. Nurettin Ersin’in yanındaydım, o harekâtın komutanı olduğu için helikopterle getirilmiştik.
TÜRK SOLU: İndiğinizde Rum tarafının bir direnişiyle karşılaştınız mı?
MUZAFFER SEVER: Biz indiğimiz zaman orada etraf yanıyordu. Bizim uçakların bombardımanı ve karşı tarafın topçu ve havan ateşiyle her taraf yanıyordu.
Çıkarma dağın öte tarafındaydı. Plana göre, ilk kademede 50. Alay çekirdek olmak üzere özel bir kuvvet oluşturulmuştu. Buna bağlı Neşet İkiz’in Deniz Piyade Alayı vardı. Çıkarma yapan onlar.
TMT günleri ve “Yıldız-70 Planı”
TÜRK SOLU: Rumların beklemediği yerden çıkarma yaptık bildiğim kadarıyla.
MUZAFFER SEVER: Kesinlikle öyleydi. Ben 1970-71’de TMT’de görevliydim. Kod ismim Mete Bey idi. Bizim ilk bir planımız vardı, Yıldız-70 Harekât Planı… Magosa’nın kuzeyindeki plajlara çıkma planıdır. 1971 yılında, öyle bir tesadüf oldu ki, 19 Temmuz günüydü, o günü hiç unutmuyorum, geceleyin bize sancaklardan mesajlar gelmeye başladı. Limasol’dan, Larnaka’dan, Baf’tan, Erenköy’den, Yeşilırmak’tan, Serdarlı’dan, kendi bölgelerinde hareketlilik olduğunu söylediler. Ben de bizim adamları bölgelere gönderdim, bu hareketlilik nedir, araştırın diye.
O arada Larnaka Sancağı’ndan bir mesaj geldi: “Limasol yönünden 20 araçlık bir Rum konvoyu geldi. Larnaka’dan Magosa istikametine gitti.”
Neticede biz uyandık ve araştırma başlattık. Serdarlı hariç diğerleri, kendi bölgelerindeki kampların boşaltıldığını söylediler. Ben, özellikle Magosa’nın kuzeyini araştırın dedim. O bölgeye gelmişler ve bizim İkinci Hat dediğimiz bir hat vardır ve hücum hattının hemen gerisindeki hattır, hücum birliklerinin çıktığı plaj mesela birinci hattır, sonraki hat ise ikinci hattır. O hat üzerinde Rum birliklerinin tertiplendiğini gördük. Daha doğrusu, gözetleyiciler gördüklerini bildirdiler.
Ben bunu ilgililere anlattım, dedim ki, “Rumlar Yıldız-70 Planı’nı biliyorlar, plan deşifre oldu. Planı değiştirin.”
Bunun üzerine 1971 yılında yeni bir çıkarma planı yapıldı. Bu arada buna ek olarak bu indirme planları eklendi. O sırada uçak ve helikopter sayımız artmaya başlamıştı. Rumlar bu yeni planı öğrenemediler ve Magosa’da beklediler.
TÜRK SOLU: 1974’teki harekâtta 1971’de hazırlanan bu plan uygulandı yani.
MUZAFFER SEVER: Evet. Yeni plan Girne’nin doğusundaki ve batısındaki plajları öne alıyordu. Yavuz Plajı dediğimiz yer seçildi, oraya çıkarıldı. Rumlar baskına uğradılar. Rumların büyük birlikleri hâlâ Magosa’da bekliyordu.
TÜRK SOLU: Kitabınızda da anlatıyorsunuz, ilginç. Çıkarma yapılacak plaj için ön istihbaratı sualtı araştırması yapan birinden almışsınız. Bunu biraz anlatır mısınız?
MUZAFFER SEVER: Milletvekiliydi. Su altı araştırmaları yapan bir ekibin başındaydı. İçlerinde yabancılar da vardı. Batık gemileri araştırıyorlardı. Bu haber geldiği zaman ben onu buldurttum.
Sene 1971. Dedim ki, “Denizaltı araştırmalarında Girne’nin doğusundaki ve batısındaki plajlara ağırlık verin. Kıyıya yakın yerlerde su altında engel olup olmadığını bizzat sen gözlemle, yabancılara haber verme.” Araştırdılar ve kıyının temiz olduğunu söylediler.
TÜRK SOLU: Harekâtın öncesini konuşmuşken, siz 1974 öncesinde TMT’de de görev yapmıştınız.kibris-muzaffer-sever-2
MUZAFFER SEVER: Evet. Yine aynı görevdeydim. Önce Harekât Şube Müdürüydüm, sonra da 1971 yılında İstihbarat Şube Müdürü oldum.
Sancak dediğimiz, bizim alay seviyesinde mücahit birlikleri vardır. Çoğunluğu lise öğrencisiydi. Başlarındakiler de yine yaş olarak onlara yakın olan mücahitlerdi. Bunları eğitiyorduk. Özellikle piyade eğitimi alıyorlardı. Çünkü başka silahları yoktu. Ya tabanca, ya külüstür makineli tüfek, ya da piyade tüfekleri vardı. Piyade tüfekleri de bizim bildiğimiz tüfeklerden değil, İngilizlerin 7 57’lik filinta dedikleri I. Dünya Harbi’nden kalma tüfeklerdi. Mermisi bile zor bulunurdu.
Harekâtın asıl kahramanları Kıbrıslı mücahitlerdi
TÜRK SOLU: Çıkarmaya geri dönersek, o sabahı anlatır mısınız. Kıbrıs’a nasıl indiniz?
MUZAFFER SEVER: Ben Adana’daki kolordudaydım, Nurettin Ersin ile birlikte. 1. komando taburu saat 09.00’da indi. Biz helikopterle 10.30’da indik. Hava indirme tugayı sabah 07.00’da inmeye başlamıştı, 4 tabur peş peşe indiler. Biz gemilerden iki saat önce indik. Gemiler planlanandan iki saat geç geldiler.Ama havada destek olmadığı için bizi havada avlamaya başladılar.
TÜRK SOLU: O zaman bayağı zorlandınız.
MUZAFFER SEVER: Zorlanan biz değildik. Baskını gören Rum birlikleri alarma geçip bizim mücahit birliklere saldırdı, onlar çok zorlandı.
Normal bir bölük 150-200 kişidir. Bizim mücahit birlikleriyse 40 kişiydi. Ellerinde, demin bahsettiğim işe yaramaz tüfekler, Sten makineli tabancalar vardı. Bu tabancaları ilk kez kullanıyorsanız, mutlaka parmağınızı kaptırırsınız.
Karşı tarafta ise Rum birlikleri en az 250 kişilikti. Her 40 kişinin karşısında en az 250 kişi vardı. Rumların havanları var, geri tepmez topları var, makineli tüfekleri var, bir de kendi topçusunun desteği var. O günün kahramanları onlardır, kim ne derse desin.
Hatta 20 Temmuz gecesi de en büyük yardımlarından birisi şu olmuştur…
TÜRK SOLU: Yani çıkarmadan sonraki ilk gece…
MUZAFFER SEVER: Evet, çıkarmadan sonraki gece, bir Rum taburu bize baskın yapmaya geliyor. Yolda mücahit bölüğüne yakalanıyorlar. Bizim mücahitlerin elinde 60 mm’lik havan var, tesiri taş çatlasa 1 km. Gidip taburdan 80 mm’lik havan alıyorlar, ilk kez kullanmalarına rağmen, konvoyun başındaki aracı vuruyorlar.
Yol, tek aracın geçebileceği kadar dar bir yol ve baştaki araç durunca bütün konvoy duruyor. Oraya yardıma gelen Rum konvoyu durdurulmasaydı, o gece ciddi bir baskına uğrayabilirdik.
TÜRK SOLU: TMT’nin böyle çok stratejik yardımları oldu mu?
MUZAFFER SEVER: Görevleri oydu ve en iyi şekilde yaptılar. Ben onların içlerinde 2 yıl yaşadım.
“Kim bu gavur?”
TÜRK SOLU: Sizin yaşadıklarınıza dönelim. Sabah helikopterle indiniz, sonra ne oldu?
MUZAFFER SEVER: Helikopterden indik, o sırada bizim inme bölgesinde uzun saçlı, çok uzun boylu, elinde kamera olan birisi vardı. Arkalarında bir Land Rover vardı. Land Rover’in içindekini tanıyorum. O daha önce bizim mücahitlerden biriydi. Benim yanımdaki muhaberat subayı, “bu gavur casusu” dedi adamın üzerine saldırdı. Kim bu gavur dedi, adam İngiliz BBC’nin muhabiri çıktı. Bayraktarlık izin vermiş, git demiş hava indirmesini çek. Bütün orijinal fotoğraflar oradaydı.
TMT bir yerel teşkilattı. Bunun ilk örneği II. Dünya Savaşı’nda Fransa’da ortaya çıkan yer altı teşkilatı Maki’dir (Maquis). Zaten ondan sonra bu tür teşkilatlar kurulurken, onların yaptıkları, eğitim olarak kullanılmıştır. Bizim gördüğümüz eğitimlerde de izlediğimiz belgesellerde de hep Maki’ye ait şeyler, Hollanda’da, Danimarka’da, Norveç’te çekilen fotoğraflar, çekilen filmlerdi ya da orada yapılan işlere göre eğitiliyorduk. TMT’de görev yapanların tamamına yakını aynı eğitimi görmüştür.
Harekat’ı bir İngiliz kaydetti, biz edemedik
TÜRK SOLU: Türk muhabir var mıydı orada?
MUZAFFER SEVER: Ben çok istedim aslında, bizi yükleme yerinde, hiç unutmuyorum adını, Hamit Deste’ydi, Hürriyet’in Adana muhabiriydi. Bizim bindirme bölgesine geldi, çok yalvardı, indirme bölgesinde fotoğraf çekmek için. Ben de komutana çok ısrar ettim. Dedim “Komutanım bizim yaptığımız ilk harekât bu. Bu adam bizimle gelse biz bunu kontrol ederiz. İstemediğimiz bir şey yaparsa elindekilere el koyarız.” Ama maalesef izin alamadık. Bir İngiliz bunu kaydetti, biz kaydedemedik. Ergin Konuksever ise deniz çıkarma birliğinden gerekli izinleri alabilmiş, ilk sabahtan itibaren çekim yapmıştı.
Bizi Rum sandılar
TÜRK SOLU: Sonrasında neler oldu?
MUZAFFER SEVER: Sonra oradan çıktık. Mücahidin altından Land Rover’i aldım, plana göre indiğimiz yerde bir komuta merkezi olması lazım, oraya gidelim dedim. TMT komutanlarının böyle bir yer hazırlamaları gerekir. Aradık, taradık, öyle bir yer bulamadık.
Herkes saklanmış. Rum mu geldi Türk mü geldi belli değil. Orada sivil halk da vardı. Bunlar Türk’tü ama bizi Rum sandılar. Çünkü Rumlar da aynı kıyafetleri giyiyorlardı. Kimse çıkmayınca ben bağırdım. Benim rahmetli ağabeyim, bir önceki dönemde Boğaz Sancak Komutanı idi. Adı Zeki idi, kod ismi olarak babamızın ismini de ekleyip Hakkı Zeki ismini vermişlerdi. Ben dedim “Hakkı Zeki’nin kardeşiyim, korkmayın, çıkın ortaya” dedim.
Bir kadın kucağında bir bebekle çıktı, sordum buralarda böyle bir merkez var mı diye, “yok komutanım” dediler. Baktım kimse yok, yürüyerek Boğaz Sancağı’nın komuta yerine geldim. Komutanla orada buluştuk. İlk irtibatımızı Boğaz Sancağı’nın santrali vasıtasıyla yaptık.
TÜRK SOLU: İlk gün Rumlarla karşı karşıya geldiniz mi?
MUZAFFER SEVER: Hayır. Gelemezdik, çünkü hep cephe ardındakilerle çatıştık. Çekilen yoktu, doğuda da batıda da hep bize saldırdılar. Ama mücahitler çok iyi savundular.
Ben oradan yürüyerek komuta merkezine giderken, devamlı ateş altındaydım, Top atışı var, havan var, uçaksavar atışı var. Bizimkilere kılavuzluk yapacak biri gelmiş, hiç unutmuyorum, siyah pantolonlu, üzerinde kirli, yırtık, siyah yırtık bir tişört, ayağında patlamış lastik bir ayakkabı, elinde o çakaralmaz tüfeklerden, mermilerini koyacak yer yok, mendilini çıkın yapmış, mermileri de içine koymuş. Mücahitler böyleydi.
Birinci gün, günü kurtaran onlardı. Bütün mücahitler, Rum birliklerini üzerlerine çekip onları tuttular. Onları çıkarma bölgesine sokmadılar.
TÜRK SOLU: Yani Rumlar bir taraftan beklemedikleri için, diğer taraftan da TMT’nin direnişi sayesinde mukavemet gösteremediler öyle mi?
MUZAFFER SEVER: Zaten Rumlar da kritiklik durumuna göre bölgelerde birlik bulunduruyorlardı. En büyük birlikleri de Magosa bölgesine yığmışlardı. İkinci olarak Omorfo bölgesinde, üçüncü olarak da Girne’de bulunduruyorlardı, yani bizim indiğimiz bölgede. İndiğimiz bölgede azlardı.
“Kahraman diyecekseniz. Süleyman Gümüş kahramandır işte”
TÜRK SOLU: Karargâhı kurduktan sonra neler oldu?
MUZAFFER SEVER: Karargâhı kurduk, çalışmalara başladık. Sağdan soldan bilgiler geliyor, bulunduğumuz yerin doğusunda, batısında, aşağısında, yukarısında neler var anlamaya çalışıyorduk. Bir taraftan da harekâtın devamı için çalışmalar yapıyorduk.
Birinci gün, komando tugayına ek iki birlik daha indi. Birisi Jandarma komando taburuydu. 3. Paraşüt Taburu indi ve Bozdağ’a gittiler, yani Girne Boğazı’nın doğusuna gittiler ve orayı mücahitlerden teslim aldılar. O geceyi kurtaran onlardır. Gece bunlara bir Rum birliği taarruz ediyor. Ertesi gün öğrendik ki, aşağıdan gelen Rumların 32. taburuymuş.
Birinci günü en kritik geçirmemizin en önemli sebebi şuydu, 1. komando taburu ilk sortide indi. Sabah 06.00’da yüklendi, 45 dakika sonra adaya indi. Görevi şuydu, inecek ve iner inmez Beşparmak Dağları’na tırmanacaktı. Orada bir mücahit bölüğü ve karşılarında da Rum birliği var. Oraya çıkacak ve mücahit bölüğünden bölgeyi devralacak ve hiç beklemeden hemen taarruz hazırlığı yapacaktı. Kaç kişi çıkarsa çıksın. Ancak bunu yapamadılar. O gece orada 40 kişilik mücahit bölüğünün 25’i şehit oldu. Diğer 15’ine ne oldu bilmiyorum.
Geldiler adamlar bizi bastılar, bölüğü çiğnediler ki bölük komutanı ile son görüşen bendim. Dağda bizim bir santralimiz vardı, 1. istasyon. Yani Türkiye ile bizim irtibatımızı sağlayan telsiz istasyonu. Onun başında bir Başçavuş vardı. Orada 6 kişilerdi. Ben de onunla bir-iki sefer konuşmuştum. Bölük komutanı gece 22.00’de “Rumlar bastı” dedi. Rumlar hava kararır kararmaz, saat 20.00’de saldırmaya başlamışlar. Rumlar indirme ile çıkarmanın birleşmesini engellemeye çalışıyorlardı. Dağın güneyinde biz varız, kuzeyinde çıkarma birliği var. Dağda da Rumlar ve bizim mücahit bölüğü var.
Bölük komutanı aradı, telefona ben çıktım. Kendisini tanıttı, “Rumlar bölgeyi bastı, çekiliyorum” dedi. Ben de “çekilme” diye bağırdım. “Çekilme çünkü harekât sana bağlı. Sen çekilirsen bölgeyi teslim etmiş olacaksın.”
Ben bağırınca, arkada oturan komutan duymuş, ne bağırıyorsun dedi. Koskoca Korgeneral Nurettin Ersin’le birlikteyiz. “Ne bağırıyorsun” dedi.
“Komutanım,” dedim, “bölük komutanı çekileceğim diyor.”
“Ver,” dedi telefonu, aldı, o başladı bağırmaya “Sonuna kadar savunacaksın bölgeni” diye ama iş işten geçmişti.
Telefonu kapattıktan biraz sonra telefon yine çaldı. Açtım, bu sefer Astsubay Süleyman Gümüş çıktı, bu radyo istasyonunun sorumlusu. Dedi “Komutanım Rumlar bölgeyi bastı, araçları kurtarmaya çalışıyorum.”
“Boşverin araçları, canınızı kurtarın, oradan çıkın.” dedim.
Oradan çıkamadılar, hepsi şehit oldu. Kahraman diyecekseniz, kahraman onlar işte.
Soğukkanlı, cesur ve kibar komutan: Nurettin Esin
TÜRK SOLU: Ertesi gün neler yaşadınız? Harekâtın ikinci gününde?
MUZAFFER SEVER: Gece korkunç bir sessizlik oldu. Ateş kesildi ama yangın daha devam ediyor. Beşparmak Dağları’nın doğusu, batısı yanıyor. Komutan dedi ki, “dışarı çık bir dolaş, bak bakalım.” Çıktım, aşağı doğru dolaştım bir, baktım hiç ses yok. Sadece etraf yanıyor.
Ben orada dolaşırken bir haber geldi. Bir Rum tank taburu ile mekanize taburu bizim bulunduğumuz yere taarruz halinde diye. O sırada saat 03.00 oldu. Ben içeri girdiğimde bana bunu söylediklerinde şaşırdım. Çünkü dışarıda hiç ses yok. Ateş falan kesilmiş. Kesilme nedeni bana göre iki tarafın da mermisinin bitmesiydi. Mermileri bitti ve mermi almaya gittiler.
Bir binbaşı, komuta yeri olarak kullandığımız yarı gömme bir bina buldu. Onun üst katındayız. Temizlik feneri dediğimiz bir fener var. Komutan ayakta duruyor. Bir kişi komutanın ayaklarına sarılmış, diyor ki, “Komutanım Rumlar tanklarla, mekanize araçlarla geliyor, hepimizi öldürecekler.”
Kapıda bir mücahit çocuk vardı. O zaman geri hizmettekilerin hemen hepsi 14-15 yaşındaki mücahitlerdendi. Ortaokul son, lise bir öğrencisiydi. Bunu duyar duymaz, şok oldu, düştü, bayıldı.
Ben bu tekmili veren adama kızdım ve dışarı attım. “Komutanım böyle bir şey yok. Bu adam yalan söylüyor. Dışarıda büyük bir sessizlik var. Tank mank geldiği yok, kimse inanmasın.” dedim.
“Kimse dışarı çıkmasın, herkes yerinde kalsın.” dedi, kaldık.
Bana örnek ver deseler, soğukkanlı, cesur ve kibar bir komutan söyle deseler, ben Nurettin Ersin derim. Çünkü o gece, soğukkanlılığını, cesaretini ve kibarlığını hiç kaybetmedi. Hangi komutan böyle bir haber aldığı zaman soğukkanlılığını kaybetmez?
“Şimdi ne yapmamız lazım” dedi. “Şimdi yapmamız gereken çıkıp etrafı kontrol etmektir” dedim. Adam gönderip sağda solda ne var ne yok diye baktırmak dedim. Gelen giden tank yok, yalanmış.
TÜRK SOLU: Rumların telsizlerini dinleme imkanınız oluyor muydu? İstihbarat için.
MUZAFFER SEVER: Aynı telsizleri kullanıyorduk. Rum’un elindeki de bizim elimizdeki de NATO telsiziydi. Bizim bir görüşmemizi Rumlar yakaladıkları zaman hemen parazit sokuyorlardı, karıştırıyorlardı. İki taraf da birbirinin telsizini dinleyebiliyordu ama dinlenmemek için sürekli frekans değiştiriyorduk. Ya da mesafe yakınsa, mesela benim her birlikten gelen habercilerim vardı, bir haber göndereceğim zaman onlarla gönderirdim.
O gece Süleyman Gümüş şehit olduktan sonra bizim Türkiye ile ve ada içerisinde irtibatımız kesilmişti. Kimseyle irtibat yok, kimin ne yaptığı belli değil, resmen kör dövüşüydü.
Nurettin Ersin, böyle bir gecede bile soğukkanlılığını bırakmadı.
TÜRK SOLU: İkinci günden İkinci Harekât’a kadar o dönemi anlatmak gerekirse, sürekli olarak ilerlediniz mi?
MUZAFFER SEVER: Çeşitli ateşkes ihlalleri bahanesiyle bizim ilerlememiz devam etti. En büyük ilerleme Girne’de Lapta-Karava Muharebesi’nde oldu. Birinci harekât ile ikinci harekât arasındaki en büyük ilerleme Ağustos’un başlarındaki bu muharebede oldu. O zamana kadar doğuya doğru ittire ittire belli bir ilerleme kaydettik.
Kıbrıs’ta yapılan stratejik hata
TÜRK SOLU: Kıbrıs Türkleri ile irtibatınız nasıldı?
MUZAFFER SEVER: Ben harekât öncesinde iki sene Kıbrıslılar ile birlikte bulundum. Onlarla iç içeydik.
TÜRK SOLU: Size bir kurtarıcı gibi mi davrandılar?
MUZAFFER SEVER: Evet, ilk günler öyleydi. Ne zamana kadar öyleydi, ikinci harekâtın sonuna kadar öyleydi. Bizi bağırlarına bastılar, ekmek, su verdiler. Orada kadın bile olsa herhangi bir Türk askeri onların gözünde saygı duyulacak komutandır. Ama ikinci harekâttan sonra oraya Doğu ve Güneydoğu’dan gönderilen insanların Kıbrıslılarla uyum sağlayamaması nedeniyle bazı tatsızlıklar oldu. Hâlbuki Kıbrıslılara kültürel ve coğrafi olarak daha yakın olan Akdeniz ve Ege bölgesinden insanlar gönderilseydi daha iyi olurdu. Bu nedenle zaman zaman gerginlikler de yaşandı. Orada stratejik bir hata yapıldı. Türkiye’den soğuyan bir nesil yaratıldı.
TÜRK SOLU: Kıbrıs’ın bugünkü durumunu görünce, TMT’de mücadele etmiş, o harekâta katılmış, canını ortaya koymuş biri olarak, olumlu ya da olumsuz ne hissediyorsunuz?
Kıbrıs konusunda direnmek lazım!
MUZAFFER SEVER: Kıbrıs konusunda direnmek lazım. Yani Kıbrıs’ta direnirlerse olur. Daha fazla bir şey söylemek istemiyorum, siyasete girecek. Kıbrıs konusunda siyasete girmek istemiyorum.
TÜRK SOLU: Hiç Rumlarla, özellikle sivillerle bir temasınız oldu mu?
MUZAFFER SEVER: Benim direk temasım olmadı. Benim görevim icabı ben hep uzaktaydım. Zaten Rum köylerinin olduğu bölgelerde harekât olmadı. Harekât devam ettikçe onlar hep daha geriye ve daha batıya kaçtılar. Rum sivillere zarar verilmedi.


Bu yazı 113 kez okundu.

Türk Solu
SON EKLENENLER