• Çarşamba, Ekim 18, 2017

“Kölelik” Temelli AKP Ekonomisi S.O.S. Veriyor

ekonomi
Eser Özaltındere
Şubat16/ 2014

Bütün iktidarları boyunca takiyye ve yalan-dolan peşinde koştular. Dinin hurâfe boyutunu kullanarak sünepeleştirdikleri aymaz çoğunluğu, oluşturdukları sanal ortamlarla sürekli kandırdılar.Borçlanma ve ithalat üzerine oturttukları savurganlık temelli ve göz boyamaya yönelik yapılaşma ile tüketim ekonomisi hengâmesini gelişme olarak sundular.

“Kriz teğet geçti” ve “dünyanın bilmem kaçıncı ekonomisiyiz” diye kasım kasım kasıldılar. Esasında, “ileri demokrasi” dedikleri ucubenin “içi ve altı” nasıl bomboşsa, anlata anlata bitiremedikleri dışa bağımlı sözde ekonomik kalkınmanın da durumu aynıdır.

Son dönemde döviz piyasasındaki alt üst oluş da bunu açık bir şekilde göstermiştir. Bir de ne diyorlardı; “Türkiye ekonomisi artık (yani sayemizde) krizlere dirençli bir hâle gelmiştir.” Madem öyleydi; neden döviz aldı başını gitti? Hem de MB piyasaya bir günde 2,5-3 milyar dolar pompaladığı ve faizi rekor seviyede arttırdığı hâlde…

Dünya ekonomisi hâla kendine gelememişken ve tasarruf tedbirlerine devam edilirken, ekonomik kapasitesi ve imkânları belli olan bir ülkede “mirasyedi” bir anlayışla ithalata bağlı bir kalkınma modelinin benimsenmesinin getireceği nokta hâliyle bu olacaktı. Zaten, bu derece cari açığa, dış borca ve sıcak paraya bağımlı olmanın, bugün olmasa bile bir başka dönemde “lastik patlatmaması” mümkün değildir.

Nitekim, geçenlerde IMF’nin “sıcak para temelli” gelişme modellerine dikkatli olmaları konusunda bir uyarısı söz konusuydu. Cari açık bunların zamanında Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırdı ve kırmaya devam ediyor. Çünkü, AKP “ithalata dayalı” ve “kendilerine ait” bir zengin sınıfı yaratmaya soyundu.Bir bakıma “kapitülasyonlar” üzerinden zenginleşen bir sınıf…Yani, gelecek kuşakları ipotek altına alan, dış borçlar veya “faize gelen” sermayeden, dolayısıyla da kendi halkının sömürüsünden “nemalanan” bir yerli sermaye. Bu nasıl dindarlıksa!..

Tabii, ithalata yüklenilince, ithalat ve ihracat arasındaki makas da açılacak ve rekor cari açık gerçeği ortaya çıkacaktır. Öyle ya, senin ihracatın veya döviz girdilerin belliyse, bu kadar ithalatı nasıl gerçekleştireceksin? Cevap gayet basit; dış borç ve sıcak parayla…Ama onlara da faiz ödeyeceksin.Fark etmez, nasıl olsa millet “derin uykuda.”

Fakat iş bu kadarla da kalmıyor. Bu AKP’nin “ithalat zengini” yandaş sermayesi, “yüksek faizli” bu borç parayı da rekor ithalat düzeninde, ithal malı aldığı, ağırlıklı olarak da emperyalist ülkelere “gerisin geri ödüyor.” Böylelikle faizin dışında ikinci bir sömürü daha ortaya çıkıyor. Bu nasıl halksa, kendisini “duble” sömüren AKP’ye “din maskesi” nedeniyle gidip yine oy veriyor.

Doğrusunu söylemek gerekirse bunların gelişme stratejilerinin övünülecek bir tarafı da yok. Niye derseniz; al yüksek faizli borcu, ondan sonra onları git gökdelene, inşaata, AVM’ye, yola ya da çiçek çimene göm. Bu sorumsuzca ve “başkalarının parasıyla” gerçekleştirilen ağalığı babam da yapar. Esasında bu derece savurganca para harcamanın bir mantığı da var. Harcama “bol” olmalı ki, ithalat malına ihtiyaç duyulsun veya o harcama alanları “yandaş kesime” peşkeş çekilerek “yeni zengin sınıf” yaratılmasına payanda oluşturabilsin.

Bir de ne diyorlar; “Efendim, sıcak para bulmak o kadar kolay değil, ama bak biz buluyoruz.” Bulursun tabii; “dünya ekonomik krizi” varken, başka ülkeler mal satacak, faizle para verecek keriz ararken, senin gibi biri çıkar da böyle bir krizde “sınırsız borçlanma” enayiliğini gösterirse, onlar da hâliyle balıklama atlarlar.Alırlar faizi yatarlar aşağı.

Geçenlerde çıkan bir habere göre; AB ülkelerinde “deflasyon” tehlikesi başlamış, işsizlik artmış ve faizler düşmüş. Sende ise faizler en yüksek seviyede. Bu durumda, AB ülkeleri sıcak parasını sana aktarıp senden aldığı yüksek faizle işsizlerinin parasını ödeyecektir muhakkak. Şimdi anladın mı neden doları düşüremiyorsun?

Faizleri yükseltmeni istiyorlar. Çünkü, dışa bağımlı yaşıyorsun ve onlara göbekten bağlısın.AKP iktidarı Türkiye’yi, “küresel kapitalizmin” bir numaralı “sömürü pazarı” durumuna getirmiştir. Başbakan geçmişte; “IMF’nin parasına ihtiyacımız yok, isterlerse biz onlara borç verelim.” diye poz üstüne poz atıyordu. IMF’den devlet olarak borç almıyorsun ama, “sıcak parayla” ve “ithalatla” yaşıyorsun. Ha Ali Veli, ha Veli Ali!.. Emperyalistlerin dövizi serbest piyasaya bağlama dayatmalarının arkasında da bu gerçek yatıyordu. Seni “serbest piyasa kumpasının” ortasına attılar mı, güçlü para ve sermayeleri sayesinde, “sıcak para” tezgahı ile dövizi istedikleri gibi “manipüle” edebilecekler, o çerçevede de oturdukları yerden faizi cebe indirerek kendi ülkelerindeki bir açığı Türk halkının sırtından kapatabileceklerdi.

Oysa geçmişteki hükümetler gibi yapmamak şartıyla, para politikası enstrümanları ve özellikle döviz, “serbest piyasa” yerine “siyasetin karışmadığı” Merkez Bankası tarafından dünya ekonomisinin piyasa koşullarına göre “gerçekçi” bir şekilde “belirlenseydi”, Türkiye ekonomisi de bu kadar kırılgan olmazdı.

Hem sonra, son dönem dövizde yaşananlar bir devalüasyon değil midir?

Bunun geçmişteki 5 Nisan kararları süreciyle ne farkı vardır?

Ama yalakalardan çıt yok! Peki, dışarıdan borç alınmaz mı?

Elbette alınır! Ama sorumsuzca, siyasî amaçlarla ve gelecek kuşakları ipotek altına alarak ülkeyi batağa götürecek şekilde değil! Sadece ihtiyaç kadar veya üstesinden gelinebilecekten biraz fazla. Türkiye Cumhuriyeti gibi “emperyalist kapitalizme” baş kaldırmış bir ülkenin “ekonomik-politiği” ne pahasına olursa olsun bu şekilde olmalıdır.


Bu yazı 436 kez okundu.

Eser Özaltındere
SON EKLENENLER