• Perşembe, Mayıs 25, 2017

Kuran ve bilim ilişkisi- 11

yunus
Yunus Yılmaz
Mayıs15/ 2017

Yaratılış ve Evrim Teorisi tartışması konusuna devam ediyorum. Yazılarımda eski toplumlarda cismani ve gayri cismani varlıkların “Ateş-Su, Toprak ve Hava” denilen 4 ana maddeden yaratıldığına inandıklarını sürekli işlemekteyim. İnançlardaki ateş, su ve toprak madde inancını işledim, ama “hava” maddesini işlemediğim gibi örnek de vermedim.
Gayri cismani varlıklar eski toplumlarda ve inançlarda “ruhani” varlıklar olarak ifade edilirler. Melek bir ruhani varlıktır, çünkü elle tutulamaz, gözle görülemez bir varlıktır. “Ruh” kavramı Arapça kökenli olmamakla beraber Arapçalaşmış kökü “ruhau” veya “ravhun” kelimesidir. Ruh sözlüklerde “yumuşak hafif rüzgar” anlamına gelmektedir. Rüzgar dediğimiz şey de aslında havanın hareket etmiş halidir. Öyleyse ruh denilen şey hava gibi bir şeydir veya ta kendisidir.
Kuran’da Adem’in yaratılma kıssalarında, Allah’ın kendi ruhundan (min ruhi) Adem’e üflediğinden (nefah tu) bahsedilir. (Hicr 29; Secde 9) Bu ayeti zahiri anlamda anlarsak Allah’ın öz maddesinin ruh olduğu bilgisi çıkarılabilir. Zaten birçok inançta yüce yaratıcının ruhani bir varlık olduğu bilgisi mevcuttur. O nedenle onun öz maddesinin ruh olması gayet doğaldır.
Ayrıca ruh kavramı “nefes”e (nefeha) ad olarak konmuştur. Nefesin ruh olarak adlandırılması bizim için önemli. Çünkü arz ettiğim gibi ruh yani ondan kastedilen hava, nefes (nefeha) gibi havanın üflenmiş, hareketli halidir. Nefis kavramı da bu kökten gelir ki, nefis ise kişinin kendi öz varlığı, daha açıkçası ta kendisi demektir.
Nefeha (nefis) sözlükte “bir nesnenin içine hava üflemek” demektir. Nefaha (nefis) aynı zaman da “karnı şişmek” anlamına da gelir. Yani canlının karnının şişmesi de havanın karın içine çekilmesi hadisesidir. Bir nevi hava hareketidir. İlginçtir “nüfus” kelimesi de bu kökten gelir. Örneğin “sizin evde kaç nüfus var” dediğimizde, aslında bu evde kaç kişi var demek isteriz. Bu örnekteki nefis kavramını kelime köküyle izah etmek istersek, aslında sizin evde havadaki havayı, yani oksijeni alıp “karnını şişir”dikten sonra dışarı veren kaç kişi var demek istemiş oluyoruz! Özetle nefis, nefes, hava alan canlılık belirtisi gösteren varlıktır.
İster ruh kavramından gidelim, istersek nefes kavramından gidelim varacağımız yer “hava” denilen ana maddedir. Allah ruhundan Adem’e üfleyerek cansız bir çamur maddesini canlı bir forma dönüştürmüştür.
Kuran’da meleklerden de ruh diye bahsedilir. Cebrail adlı meleğin diğer bir adı ruh veya “ruhul kudüs”tür. Demek ki melek ve cinlerin ateşten yaratıldığına inanan eski toplumlar ve insanlar olabildiği gibi, meleklerin hava veya hava gibi bir şey kadar berrak, gözle görülmez, elle tutulmaz olduklarına inanan insanlar var. Yine biz biliyoruz ki, cahiliye Arap toplumunda Allah’ın melek doğurduğu bilgisini hatırlarsak ve de Allah’ın Adem’e kendi ruhundan üflediği bilgisini de hesaba katarsak Allah’ın ve onun doğurduğu kızları olan meleklerin özünün hava veya hava gibi bir şey olması gerekir, Cahiliye Arabı inancında.
Daha önce bahsetmiştim Cahiliye Arap toplumu içinde tam anlamıyla bir inanç-itikat birliği yoktur. Kuran’da bu inanç, itikat farklılığından dolayı, onların inanışlarını yalanlamaktan ziyade o inanışları üzerinden tevhit inancını anlatma yolunu tutar. İşte bu nedenden dolayı meleklerin nurdan mı, yoksa ateşten (nar) mi yaratıldığı kafa karışıklığını yaşıyoruz. Cin kavramından bizim bildiğimiz cinleri mi, yoksa melekler dahil tüm görünmez varlıkların cin ismi ile mi hitap edildiğini tam olarak bilemiyoruz. Yine bir ayete göre topraktan yaratılan insan başka bir ayete göre ise tüm canlılarla birlikte sudan yaratılmış. Yani Arap toplumunda Ateş, Su, Toprak ve Hava öz maddesinden yaratılma konusunda tam bir inanç birliği olmadığının en büyük delili Kuran’dır. Oysa biz bu farklılıkları bir çelişkiymiş gibi algılıyoruz. Kuran verileri dikkate alınırsa gerek melek olsun gerekse cin olan varlıkların ateşten yaratıldığı inancının yaygın olduğunu anlıyoruz. Ama neden ateşin yanında hava anlamını içeren ruh kavramının kullanıldığını pek izah edemiyoruz!
Kuran’da geçen ruh kavramı genellikle insan öldüğünde beden ayrılan ruh olarak algılanmıştır, ama Kuran bizim anladığımız anlamda bir ruh inancını anlatmaz. Daha doğrusu Kuran bilgilendirme yapan bir kitap değildir. Bazı günümüz insanın aklına gelen cin, melek ve şeytan konusundaki sorularımıza Kuran’dan cevap bulamayız, çünkü yok.
Örneğin Yaratılış kıssası olarak algıladığımız kıssada şeytanın Adem’e secde etmeme gerekçesinde “beni ateşten yarattın onu ise topraktan, ben ondan üstünüm” sözündeki üstünlüğü pek anlayamıyoruz. Yani ateşin toprağa olan üstünlüğü nedir? Oysaki çok basit mantıkla düşünürsek toprak ateşin üzerine atıldığında söndüren bir şeydir! Acaba ayette geçen hayrun (hayırlı) ifadesi üstünlük anlamında değil de, öncelikli anlamında mı? Cinlerin, meleklerin insandan önce yaratıldığını biliyoruz. Yani yaşça büyük olanın daha kıdemli olması gibi bir şey mi? Bilemiyoruz.
Kaldı ki İbni Abbas’tan gelen bir rivayete göre, İblis’in şeytanileşmeden önce yeryüzünde bozgunculuk çıkaran cinlerin üzerine, meleklerden bir ordu ile savaştığı bilgisi mevcuttur. Yani ilk dönemlerde İblis meleklerin en başındaki kişiymiş, isyan etmeden önce! Peki o zaman İblis’in savaştığı cinler kim? Bu cinler neden bozgunculuk çıkardılar, bilemiyoruz. Ama rivayetlerden şunu anlıyoruz ki, bu kazanılan savaş ile İblis ve emrindeki melekler yeryüzünün yönetimini ele almışlar. Lakin Allah yeryüzünde bir halife tayin edeceğim denilince bu yeryüzü krallığı ve yönetimi işleri bozulmuş. Çünkü halif seleften sonra gelen demektir. Burada selef olanlar meleklerdir, halef olan ise insandır. Yani insanlar meleklerden sonra gelip yeryüzü hakimiyetini alanlardır. İşte meleklerin başkomutanı İblis, bu bedavacılığa bozulup Adem’e secde etme emrini yerine getirmemiştir!
Peki melekler insanın cinler gibi yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkaracağını, kan (dimae) dökeceğini nerden bildiler? Tabii bu soru kimse tarafından cevaplanamıyor. Acaba hakikaten Adem’den önce Ademler vardı da, meleklerin, yendiği cinler bu Adem’den önceki insanlar mı?! Melekler yenilgiye uğratılmış insanların tekrar yeryüzünde hakimiyeti ele geçirmesine mi itiraz ettiler? Acaba yeryüzünde bozgunculuk çıkaran cinler dünyada insan suretine büründükleri mi için melekler sonradan yaratılacak insanın bozgunculuk çıkaracağını bildiler? Ya da dökülecek kanı nerden biliyorlar? Kan biyolojik bir canlıya ait olan bir şey değil mi?
Yaratılış efsanesi ile ilgili ilk mitolojilere göz attığımızda şöyle bir mitoloji ile karşılaşırız. Tanrı Tiamat kader levhalarını ele geçirip bu levhaları eşi Kingu adlı bir cine vermiştir. Bu durum tanrılar arasında savaş çıkarmış. Kingu bu levhaları üzerine giyerek zırh yapmış. Tiamat, Marduk tarafından öldürülmüş. Marduk en sonunda Kingu adlı bu cini de öldürür ve kader tabletleri kurtarılır. Marduk önceleri genç ve önemsiz bir tanrıdır. Bu kahramanlığı ile diğer tanrılardan güçler alarak en baş tanrı olur. Öldürdüğü Kingu adlı cinin kanı toprağı sulamıştır. Tanrı Marduk kanlanmış bu topraktan ilk insanı yaratır.
Dikkat edilirse bu Yaratılış efsanesinde de bozgunculuk çıkaran bir cin vardır. Ve bu cin öldürüldüğünde kanı akmıştır. Bu kanlı toprak insana dönüştürülmüş. Bu efsanede de cinden sonra halef olan insan vardır. İslamiyet’teki Yaratılış efsanesi ile Babil mitolojisi arasında çok benzerlikler var.
Adem’in yaratıldığı cennet öldükten sonra ödüllendirileceğimiz cennet mi yoksa yeryüzündeki cennet mi tartışması aslında bu mitolojik anlatımların hepsiyle son buluyor. Çünkü cennetten kasıt yeryüzündeki bir bahçe, yer. Yine günümüz anlamındaki melek ve cin ayrımının mantıksızlığı da anlaşılıyor. Melek ve cinler farklı şeyler değiller. İnsanlık meleğin iyisiyle, kötüsünü; itaatkarı ile itaatkar olmayan arasındaki farkı; yine Müslüman ile Müslüman olmayan melekler arasındaki farkı ortaya koymak için melek ve cin ayrımına gitmiş. Her ikisi de ateşten yaratılmış iyi olana melek demiş, kötü olanına cin demiş. Cini şu şekilde de tarif edebiliriz, meleğin kötüsü.
Ama biz meleklerin iyi iradeli, nefsi mutmain olduklarını biliyorduk, kötülük yapamayacaklarına inanıyorduk. Kısa cevap vereyim yanlış biliyorduk. İmam-ı Maturidi eserlerinde açıklar, melekler de tıpkı insanlar gibi hem iyilik yapmaya eğilimlidir, hem de kötülük yapmaya eğilimlidir.
Özetlersek daha önceden bildiğimiz, doğru zannettiğimiz şeylerin sahihliği konusunda şüpheye düşmediğimiz için sürekli bocalayıp durduk. Şeytan önceden iyi bir melekti sonradan kötülüğe meyil etti, iradeli bir varlık. İyiyken adı melekti kötülüğü seçti cin oldu. “Şeytan cinlilerdendi” ayetinin anlamı da şudur; ezelden beri cindi anlamında değil, melekken sonradan cin olmayı tercih etti, iyiyken kötü olmayı tercih etti anlamındadır.
Böylece nardan (ateş) mı yoksa nurdan (ışık) mı yaratıldı tartışmasının da anlamsızlığı ortaya çıkmakta. Son yaptığımız okumalardan anlıyoruz ki, Yahudilik inancında Cebrail adlı bir meleğin ateşten yaratılmış olduğu inancı mevcutmuş. Bu da bize şeytan dahil diğer meleklerin de ateşten yaratılmış olduğu inancının nerden geldiğini göstermektedir.
Ruhani varlıklar olan melekler ister havadan yaratılmış olsun ister ateşten bu Kuran’ın dert edindiği bir mevzu değildir. Bizden meleklere iman etmemizi istiyor çünkü Hz. Muhammed’e vahiy Cebrail adlı bir melek tarafından getirilmektedir, bu nedenle iman konusu yapılıyor.
Yaratılış konusunda akıllara takılan diğer bir soru insan yaratılacağı konusunu Allah neden melekler ile tartışıyor? Bizdeki aşkın bir Allah inancı ile bunu izah etmek zor. Çünkü Allah zamandan ve mekandan münezzehtir. Oysaki İslamiyet’in hemen öncesi ve hemen sonrasına baktığımızda sahabede bugün bizim anladığımız anlamda her yeri kaplayan bir Allah inancını pek göremiyoruz! Kaldı ki göğün 7 kat üstünde arşı olan bir Allah’tan bahsediliyor ve bu Allah’ın kürsüsü var. Bir kral gibi tahtı kürsüsü olan Allah, ordusundan melekler ile görüş alışverişi yapıyor!
Kuran aslında bizim anladığımız şekilde bir bilgilendirme yapmıyor. Kuran o dönem insanların Hz. Muhammed’e sorduğu sorulara verilmiş cevap toplamından oluşmaktadır! Ve soruların çoğunluğu gaipten haber getirdiğine inanılan insanı test etmek içindir. Cinin ve insanın neden yaratıldığı konusunda cevap veren ayet aslında o dönem insanın sorusuna cevap vermiştir. O dönemin müşrik insanı Hz. Muhammed’in hakikaten gaipten haber getirip getirmediğini anlamaya çalışmıştır. Bu niyetle sorulan sorunun cevabından biz ise ayet yaratılış konusunda biz insanları bilgilendiriyor zannediyoruz. Bu bilgilendirme zannettiğimiz ayetlerin muhtevası kısa ve net olmayınca melek ve cin arasındaki ayrımı ve aynı şey oldukları konusunda net bir sonuca varamıyoruz.
Kuran’da melekler ve cinler konu başlığı altında toplam bir sure veya ayet yoktur. Kuran’da konular dağınıktır, çünkü bir fetva kitabı özelliğinde olan kitapta nasıl konu bütünlüğü olsun. Kuran’da tekrarların olması da bu yüzdendir. Sorulan bir soru başka bir yerde, başka bir zamanda, başka biri tarafından tekrar sorulunca daha önceki cevaba benzeyen bir şekilde ayet inmiştir.
O dönem insanın soru sorma portföyü bile kısıtlıyken Kuran her şeyden nasıl bahsetsin. Kuran insanların sordukları kadar cevap verdi. O nedenle biz de Yaratılış konusunda ve melekler konusunda az bir bilgiye sahibiz. Zaten Kuran’da İsra suresinde “size ruhtan az bir bilgi verilmiştir” denilmektedir.
Kuran’ı incelediğimizde şu sonuca varıyoruz; 610 ile 632 yılları arasında hiçbir kimse biz neden yaratıldık, nereden geldik nereye gidiyoruz diye felsefe kıvamında bir soru sormamış. Soru olmayınca haliyle cevabı da yok. O nedenle diyoruz ki Kuran Evrim Teorisi’ni de anlatmaz Yaratılış’ı da anlatmaz. Çünkü Yaratılış’ın aşaması ile ilgili bir soru sorulmadı!
O nedenle bu soruların cevabını Kuran’da değil, bilimde aramalıyız. Bilim Kuran’a ters düşen bir şey söylediğinde bilimi kabul etmemek Kuran’a yapılan en büyük kötülüktür.


Bu yazı 16 kez okundu.

Yunus Yılmaz
SON EKLENENLER