• Salı, Aralık 12, 2017

Kuran ve bilim ilişkisi- 2

yunus
Yunus Yılmaz
Temmuz18/ 2016

Adem ilk insan mıydı, ilk peygamber miydi? Hep tartışılıp duran bir konudur. İnsanlığın hafızasında, ilk dinlerde sürekli bir Adem inanışı mevcuttur. İslam dinin ise bu konuyu işlemesi aslında bu inanış üzerinden tevhid inancını anlatmaktır. Bu nedenle bu konuda anlatılmak istenilen haliyle Adem konusunda detaylı bilgi vermek değildir.
Aslına bakılırsa Adem’in peygamberliği konusunda, Kur’an’da açık bir hüküm olmadığı gibi, ilk insan olduğu konusunda da açık bir hüküm yoktur. Ancak Adem’in ilkliği, insanlık hafızasında her zaman var olduğu için, bu kıssanın Kur’an’da anlatılma sebebi de bu yüzdendir. Lakin Adem’in ilkliğinin veyahut ilk insanlardan olduğu bilgisinin ve bu konunun Kur’an’da işlenmiş olması; onun en başta, yani insanlığın öncüsü olduğu gerçeğinin doğruluğu hakkında kesin bir kanıt sunmaz bize. Açıkçası ilk insanmış izleniminin verildiği Adem, aslında bir prototipin adıdır. İlk insanlığın genel adıdır, bir özel isim değildir! Zaten “Adem” demek aslında “Adam, insan” demektir. “Ademoğulları” demek ise aslında “insanoğulları” demektir.
Adem ismini bir şahıs olarak değil de, genel insanlık adı olarak okursak Kuran’daki Adem kıssasını daha iyi anlamış olacağız kanısındayım. Örneğin Araf suresi 189 ve 190. ayette, insanın tek bir nefisten yaratıldığı, eşini de ondan vücuda getirdiği, daha sonra eşinin hamile kaldığı için Allah’a, bize iyi huylu bir çocuk verirsen şükredenlerden olacağız, şeklinde dua ettikleri anlatılır. Ancak çocuk dünyaya geldikten sonra hemen şirk koşmaya başlayıp Allah’a şükredenlerden olmadıklarından bahseder. Dikkat edilirse yaratılan insan ve eşi hemen aklımıza Adem ve Havva kıssasını getiriyor, lakin anlatılan kıssa Adem-Havva kıssası değildir, çünkü Adem ile Havva’nın bir put için Allah’a ortak koştukları bilgisi Kuran’da yoktur. Adem ile Havva yeryüzündeki cennet bahçesinden yasaklı bir ağacın meyvesini yediği için kovulmuştur. O zaman bu kıssa neyi anlatıyor, neden Adem kıssasına benziyor? Bu kıssa, müşrik Arapların kabileler arası savaşlarda üstün gelmek için çoğalma yarışı içinde olmasına karşın, kendilerine evlat veren Allah’a şükretmek yerine hiçbir şey yaratmayan putlara kul olmalarının mantıksızlığını anlatmak için anlatılmaktadır. Bu kıssayı genel olarak okursak insanlık ilk var olduğu vakitten beri Allah’a ortak koşmaktadır, insanoğlu verilen nimetlere karşın rabbine, eskiden beri nankördür.
Verdiğimiz örnekten de anlaşılacağı gibi gerek Adem kıssası olsun; gerek insanlık psikolojisini anlatmak için sanki insanlık tarihi hakkında bilgi veriyormuş gibi bahsedilen diğer kıssaların amacı aslında tarihsel, bilimsel bir bilgi vermek değildir. Bu kıssalar tamamıyla müşrik Arapların Allah’ı ortak koşmasını anlatır!
Bu kıssalar tarihi bir bilgi vermek için olmadığı gibi, yine bilimsel bir gerçekliği izah etmek içinde olmadığı gerek Sad suresi, Bakara ve Araf surelerinde geçen Adem kıssalarından da çok net anlaşılmaktadır. Örneğin bu kıssalarda Adem’in yaratılması konusunda, Allah ile melekler arasında tartışma değilse bile, ona yakın bir konuşma geçmektedir. Melekler bir insanın yaratılmasının gereksizliği hakkında görüş bildiriyor. Daha açıkçası Allah, meleklere Adem konusunda niye danışsın, onların fikrini alma gereği neden duysun? Belli ki bu kıssalar, bu ince ayrıntıdaki bilgileri vermek için değil, başka bir şey anlatmak için bahsediyor demektir. Peki anlatılmak istenilen asıl şey ne?
Kuran’da başta Adem, Nuh, İbrahim, Şuayb, Salih, Hud, Musa ve İsa gibi kıssalarda sanki bu ismi geçen peygamberler hakkında bilgi veriyormuş izlenimi verse de, dikkatli bakılırsa bu kıssaların bir şekilde Hz. Muhammed’e uyarlandığı, Hz. Muhammed ve onun yaşadığı dönemdeki olaylar hakkında bilgi verdiği görülecektir! Örneğin Adem kıssasındaki Adem, Hz. Muhammed’dir. Adem’e secde eden melekler, Hz. Muhammed’in peygamber olduğuna inanan sahabedir. Bu kıssada geçen şeytan ise bizim ontolojik olarak bildiğimiz şeytan değil, Ebu Cehil, Ebu Leheb, Velit bin Mugire gibi Allah’a asi olan şeytansı Mekkeli müşrik insan tiplerinin genel adıdır!
Bu Adem kıssasında verilmek istenen başka mesajlar da vardır. Örneğin meleklerin bizler varken insanlık gibi kan döken, bozgunculuk yapan bir insanın kulluğuna, ibadetine ne ihtiyaç vardır gibisinden bir karşı çıkışının vermek istediği mesaj gibi. Burada dikkat edilirse meleklerin sürekli Allah’a ibadet ettiklerinden bahsedilir. Buradaki mesaj aslında müşrik Arabadır. Müşrik Arap inancında meleklerin bir yardımcı tanrı olduğundan daha önce bahsetmiştim, Müşrikler bu meleklere tapıyor, onlar için ibadet yapıyorlar. Oysa Allah, “sizin taptığınız melekler de bana tapıyor, bana kulluk ediyor, bana ibadet yapıyor, eğer bunlar tanrı olsaydı, kimseye kul olmaması ve ibadet yapmaması gerekli değil miydi” şeklinde bir mesajı vardır.
Şimdi gelelim o hep açıklayamadığımız şeytanın Allah’ı görmesi ve bilmesine karşın Allah’a neden asi olduğu ve cehenneme gireceğini bilmesine karşın neden affedilmek için çaba harcamadığı sorusunun vermek istediği mesaja gelelim. Bahsettiğim gibi burada bahsedilen ontolojik şeytan değil, Mekkeli müşrik toplumunun en bilgili insanları Ebu Cehil (Amr bin Hişam) ve Velit bin Mugire gibi insan tipleridir. Aslında bu müşrik tiplerin hepsi Hz. Muhammed’in Peygamber ve getirdiği kitabın Allah katından geldiğini, anlamalarına ve bilmelerine karşın asi oldular ve Cehenneme bile bile girecek insan tipini temsil ediyorlar. Görüldüğü gibi herkesin bildiği kıssa aslında o güne uyarlanmıştır! Elbette İslamiyet gelmeden önce bu kıssada geçen şeytanın her şeyi bilmesine karşın Allah’a isyan etmesinin bir gerekçesi olarak belki o günkü Arapların kendilerince bir cevabı vardı. Ama İslamiyet ile beraber bu kıssanın mesajı da değişmiş oluyor.
Yine bu tarz uyarlanmalara en güzel örneklerden biride Araf suresi 10. ayette geçen şeytanın Allah’a “Beni azdırmana yemin ederim ki…” sözüdür. Her ne kadar bu söz bir şeytana ait olduğu şeklinde algılansa da, bu söz bir müşrik Arap’ın sözüdür. Bunu aynı surenin 29. ayetinde müşrik Arapların Kabe’yi, anadan doğma çıplak tavaf etmelerinin tıpkı Adem ile Havva’nın şeytan tarafından kandırılarak çıplak bırakılmalarına benzetilmesinden anlıyoruz. Ki bu iğrençliğin neden yapıldığı sorulunca “Atalarımızı bu hal üzerinde bulduk, Allah emretti bize” şeklinde cevaplıyorlar. Daha açıkçası müşrikler, azgınlıklarını ve imansızlıklarını kadercilik anlayışına yükleyerek oradan da bu suçu direk Allah’a yükleyerek “Allah azdırdı bizi, Allah emretti” diyorlar. Evet bu açıklamamızdan çok net anlaşılıyor ki, bu sözler ontolojik bir şeytana ait değil, insana ait.
Kuran, Evrim 
ve yaratılışçı teori
Bu tarz örnekleri çoğaltabiliriz, görüldüğü gibi kıssalar bize tarihi bilgi vermiyor. Peki gerçekten bilimsel bir bilgi veriyor mu? Şimdi ona ayrıntısıyla bakalım. Tabii bu konuya girilince ister istemez konu evrim teorisi ve yaratılışçı teorilere giriyor. Herkes Kuran’dan bir ayete dayanarak evrim teorisini veya yaratılışçı teoriyi ya çürütüyor veya onu ayete dayandırarak doğrulatmaya çalışıyor. Oysa Kuran ne evrim teorisinden, ne de yaratılışçı teoriden bahseder!
Buna en güzel örnek Ali İmran suresi 59. ayette geçen “Allah nezdinde İsa’nın durumu Adem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı…” ayetidir. Bu ayet muhafazakar İslamcılar tarafından evrim teorisini çürüttüğü iddia edilir. Oysa bu ayetin iniş sebebi acaba, 610 ile 632 yılları arasında Medine’de evrim teorisi ile yaratılışçı teoriyi tartışan müşrik Arapların meramını gidermek için mi indi?! Hiç sanmıyorum. Ali İmran suresi başından beri okunursa bu surenin bir grup Hıristiyan’ın iddialarına karşı verilen cevaplardan oluştuğu anlaşılacaktır. Burada temel iddia Hz. İsa’nın tanrı olduğu iddiasıdır. Allah’ta bu iddiayı çürütmek için babasız dünyaya gelen iki insandan biri olan Adem ile yine babasız dünyaya gelen İsa’nın ham maddesinin “toprak” olmasından yola çıkarak İsa’nın tanrı değil, insan olduğunu anlatır. Çünkü İsa tanrı olsaydı eğer insanın ham maddesi olan “topraktan” olmaması gerekirdi. Görüldüğü gibi konu evrim konusu değil, İsa’nın tanrılığı konusu. İnsan gibi cismani bir varlık ya topraktan ya da sudan yaratılmıştır. Cin gibi ruhani varlıklar ateşten yaratılmıştır. Alem de varlıklar ateş, su, toprak ve havadan yaratılmıştır. Bu 4 elementlere atıf yapılması, gerçekten bu maddeden yaratılmalarından ziyade, mitolojik inanç bu şekilde olduğu içindir.
Yine Adem kıssasında şeytanın, Allah’a, “Adem’i topraktan; beni ise ateşten yarattın” çıkışı elbette bir gerçeği ifadeden çok bir mitolojik inancı dile getirmektedir! Fakat bu kıssa bu gerçeğin yanında başka bir gerçeği de dile getirmektedir. Burada şeytana söylettirilen ateş ve toprak meselesi yine bizim ayetten zahiri manada anladığımız ontolojik bir şeytanın sözü olmayıp, Ebu Cehil, Ebu Süfyan, Ebu Leheb gibi Allah’a asi insani şeytanların, Hz. Muhammed’i yetim ve öksüz görüp, kendileri kadar imtiyazlı ve zengin olmadığından dolayı bir üstünlük taslamalarındandır. Ayetin batıni, derin anlamı budur. Şeytan ateşten yaratılmasıyla üstünlük taslar, şeytanlaşmış müşrik Araplar ise zenginliği ile üstünlük taslar.
Görüldüğü gibi bu ayetler tarihsel bilgi vermediği gibi bilimsel bir gerçeklik bilgisi de vermiyor. İnsan öldüğünde onun eti ve kemiğinin toprağa çürüyüp karışması, ilk insanlara insanın topraktan geldiği için tekrar toprağa karıştığı fikrini vermiş olabilir. Bu inanış üzerine de mitolojik bir düşüncede gelişmiş olabilir. Ancak bu düşüncelerin bilimsel bir gerçekliği ifade ettiği asla düşünülmemelidir!
Kutsal kitaplarda geçen Adem’in yaratılması sanki, çamuru sulayıp o çamurdan yapılan şeye bir ruh verilerek inorganik bir insan heykelinin, organik bir canlıya dönüşmesi gibi anlatılıyor. Çanak çömlek ustasının ısladığı toprağa şekil vermesinden bir farkı yok! Haşa bir bakıma Allah elleriyle çamura şekil vererek insanı yaratmış gibi anlatılır. Veyahut Pinokyo’yu var eden Gepetto Ustanın var edişi gibi anlatılmaktadır. Yani buradan bilimsel bir şey anlatılmıyor, mitolojik bir anlatım söz konusu.
Dikkatinizden kaçmasın bu tarz yaratılıştan bilimsel, evrimsel bir içerik çıkartamadığımız gibi, dini içerikte anladığımız şekilde bir yaradılış inancını da çıkartılamaz. Ne Hıristiyanlık ilahiyatının ne de İslam ilahiyatının anladığı şekilde bir yaratılış inancı değil, bir mitolojik inanç anlatılıyor. Eğer Kuran’da mitolojik bir kuş olan “Anka” kuşunun kendini “küllerinden” yaratması anlatılsaydı, muhtemelen şöyle mi diyecektik: Canlılar; ateş, su toprak, hava ve “kül”den yaratılıyor. Bu ‘kül’ü cismani olarak anlarsanız çok yanlış yerlere gidersiniz, ama bunu mitolojik bir olay olarak bilir yorumlarsanız, bu kıssaları çok daha doğru yorumlamış olursunuz.
Akıllara şu soruda gelebilir, Adem bir bilimsel gerçekliği ifade etmiyor o zaman Allah melek, şeytan, cin gibi gayri cismani varlıklar gerçekten yaratmadı mı? Böyle bir şeyi gözümüzle görmediğimiz için bilemeyiz, sadece inanırız. Kaldı ki İslam geleneği içinde gerçekten de ontolojik olarak Allah’ın bir şeytanı yaratmadığı, gerçekte ise şeytanın insanın nefsinin kötü yanı, yani nefsi emmaresi olduğu bilgisi mevcuttur. Geleneğimizde ki bu bilgiye rağmen her şeyi yaratmaya gücü olan bu dünyayı, insanları yaratan Allah, bir melek ile cini mi yaratamayacak? Biz mümin olarak, Allah melekleri yarattım diyorsa yaratmıştır ve bu bilginin doğruluğuna tüm kalbimizle inanırız. Ancak bu tarz sorular yine yanlış bir algılamadan ileri geliyor. Bilmek ile inanmak farklı şeylerdir. Biz meleklerin yaratıldığını bilemeyiz, görmesek de inanırız, iman ederiz. Ki zaten meleklere iman, imanın esaslarından biridir. Gözden kaçırılmaması gereken ise bu varlıkların insanların algısı üzerinden anlatılmasıdır. Bu algıda ki bazı bilgiler yanlış olabilir, ama bu yanlışlığa rağmen bu inanış tevhid inancını bozmuyorsa Kuran bu bilginin yanlışlığına dokunmuyor. O bilgi yanlış dahi olsa o yanlış bilginin üzerinden bir gerçeği, bir hakikati anlatmaktır Kuran’ın derdi. Bu hakikati anlamadığımız sürece Kuran yorumlama çabalarımız hep boşuna olacaktır.
Bu tezlerimize şöyle bir karşı çıkış da gelebilir. Allah bu ayetlerde batıni anlamda değil, zahiri anlamda bir gerçekliği anlatıyor. Yani cini ateşten yarattım diyorsa ateşten yaratmıştır, insanı topraktan yarattım diyorsa topraktan yaratmıştır. O zaman şunu demiş oluyorsunuz, İslamiyet materyalist, maddeci bir din anlayışını esas alıyor diyorsunuz. Yani insanı yoktan var etmeyen veya edemeyen(!) Allah, var olan bir maddeden bir şeyi var ediyor. Yani vardan var ediyor, yoktan değil. İnsanı yaratabilmesi için toprak, cini var edebilmesi için bir ateşe ihtiyacı var demektir. Fakat ne hikmetse maddeciliğe ve materyalizme karşı olan kişiler bu gerçeği bir türlü kabul etmemektedirler.
(Bu konuya kaldığımız yerden devam edeceğim.)


Bu yazı 726 kez okundu.

Yunus Yılmaz
SON EKLENENLER