• Çarşamba, Haziran 28, 2017

Kur’an’ın söylemediği ama bizim ona söylettiklerimiz – 8: Kuran ve bilim ilişkisi-I

yunus
Yunus Yılmaz
Temmuz04/ 2016

İlk önce şu soruyu sormamız gerekir Kuran, bilim ile uyuşmalı mıdır? Daha doğrusu din ile bilimi neden uyuşturma ihtiyacı duyuyoruz, eğer uyuşmaz ise dinin gerçek olduğu algısına bir halel gelir mi? Allah kendi koyduğu yasaları bilmesi ve bunu Kuran’da bahsetmesi gerektiğine inanarak Kuran ayetlerini yorumlamaya çalışıyoruz. Ama bazı ayetler gerçekten bilinen bilimsel gerçekliğin dışında olunca bocalamaya başlıyoruz!
Genel kanaatin aksine Allah kendi koyduğu doğa yasalarını Kuran’da bahsetmek zorunda değildir. Kuran’da bahsedilen bilgi ve konuların bilime uymak zorunda olmaması gerekir. Evet olmaması gerekir! Çünkü 1400 sene öncesi insanın algısına ve bilgisine hitap eden bir kitap, MS 2000 yılında, 3000 ve 5000 yılında tespit edilebilecek bilimsel gerçeklere hitap etmez, etmemeli. Kaldı ki gelecekte bilinebilecek bilimsel bilgilerden bahsedilse bile 1400 sene öncesinin insanı bunu anlayamadığı için bu dini kabullenmesi daha da zor olacaktır. Kaldı ki Kuran, o dönem insanın bildiği üzerinden bir şeyler anlatır, bilmediği üzerinden değil. Olması gerekende budur. Kaldı ki Hz. Muhammed MS 610 ile 632 yılının peygamberi günümüze yakın desek bile, MÖ 1.000 ile 1.800 yılında daha da ilkel bir bilgiye sahip topluma peygamber olarak gelen Hz. Musa ve Hz. İbrahim kendilerine gelen vahiylerde bilimsel tüm gerçeklikleri anlattılar mı? Hiç ihtimal vermiyorum. O günkü vahiylerde o toplumun bilgisi düzeyinde olmalı! Halk anlamadığı kendi bilgi ve seviyesinin üstünde olan bir şeye, bilgiye, dine neden inansın?!
Bu iddiamıza örnekler vererek anlatalım. Örneğin Kuran’da Hadid (Demir) suresi vardır. Bu surede “Biz demiri indirdik” denilir (Hadid 25). Kimilerine göre başka galaksilerde oluşan demir elementinin göktaşları vasıtasıyla dünyaya çarpması ile indirildiği iddia ediliyor. Bu iddia sahiplerine göre, Kuran bilimsel bir mucizeyi anlatıyormuş! Diğer bir görüşe göre de burada geçen inzal, indirme kavramı bizim bildiğimiz tarzda bir indirme olmayıp, Allah var ettiği demir elementini insanların kullanımına sokup nasıl bir güzel kullanışlı bir nimet ile lütuf ettiğini anlatmaktadır.
Oysa bendenize göre bu her iki görüşte yanlıştır. Gerçekten demir elementi başka yerden mi gelmiştir, ya da hakikaten indirilmiş midir bilemem, böyle bir astrofizik bilgisine sahip değilim! Lakin emin olduğum bir şey var o da Hadid (Demir) suresinde geçen bizim bildiğimiz atom numarası: 26, atom kütlesi: 56, periyodik cetvelde 4. Periyot; 8B grubunda olan demir elementinden bahsedilmediğidir. Yani bizim bildiğimiz demir elementi anlatılmıyor. Hadid (Demir) Kuran’ın isimlerinden biridir. “Biz demiri indirdik” demek “Biz Kuran’ı indirdik” demektir. Zaten Hadid suresi 25. ayet başından itibaren iyi okunursa Resullere “kitap” ve “mizan” (ölçü) indirildiğinden bahsedilir. Bu resulümüz olan Muhammed peygambere de Hadid (Kuran, kitap) indirdik diyor. Yine aynı surenin 26. ayetinde Nuh ve İbrahim peygamberden bahsedilip bunların soyları arasına resul ve kitaplar verdik diyor. Yani ayetlerin başı sonu tamamıyla peygamberlere verilen kitabı anlatıyor, demiri değil. Güya çok bilimsel dediğimiz bir ayet bile ilk aklımıza gelen şeyi anlatmıyormuş.
Diğer bir yanlış yorumlanan ayet de Secde suresi 5. ayettir. Ayette: “Allah, gökten yere kadar her işi düzenleyip yönetir. Sonra bütün bu işler sizin sayabildiğiniz bin yıl tutan bir günde O’nun nezdine çıkar” denilmektedir. Bu ayetten yola çıkılarak Allah katında olan süre ile cismani alem arasındaki süre farkından yola çıkılarak İzafiyet (Görelilik) Kuramına işaret ettiği şeklinde yorumlanır. Oysaki bu ayet çok farklı bir konuyu anlatmaktadır.
Eski toplumların hemen hepsinde bizden önce kimler vardı, atalarımız nerden geldi, biz kaçıncı nesiliz gibi düşünceler mevcuttu. Hatta ilk insan kimdi, ilk peygamber kimdi gibi sorular sordukları gibi, Dünya kaç bin yıl önce yaratıldı şeklindeki sorulara cevap aramaktaydı. Yani insanoğlu her şeyin ilkini hep merak eder oldu. Cevabı zor olan bu sorulara her toplum ve kişi farklı cevaplandırmaktaydı. Kuran’da geçen kimilerine göre ilk insan ve ilk peygamber olduğu iddia edilen Adem Peygamberin hayatı hakkında Mekkeli müşriklerin bilgi sahibi olduklarını biliyoruz. Hatta ve hatta Adem’den önce başka ademlerin olduğuna inandıklarını da biliyoruz! Kadı ki bu Adem kıssası her toplumun bildiği bir şey. İlk insanın yanında Dünya’nın yaşı da merak edilmiş. Tevrata göre Dünya’nın yaşı 5.000-7.000 yıl arası! Kiliseye göre de buna yakın bir yaşı vardır. Mekkeli Müşriklerin de Dünya’nın yaşının 1.000 ile 5.000-7.000 yıl arasında olduğuna inandıklarını tahmin ediyoruz! Belki bazı Arap toplumlarında bu sayı daha yüksek olabilir örneğin 50.000 gibi. Bu konuda net bir bilgimiz yok. Ama bu alemin tarihi hakkında bir tarih bilinci içinde olduklarını biliyoruz!
Kuran’da Secde suresi 5. ayetin gerçekte neyi kastettiğini tam olarak geçmeden, Arap Müşriklerde göklerin 7 kat olduğu bilgisi mevcuttur. Aslına bakılırsa 7 kat gök inancı birçok eski dinde mevcuttur. Kuran’da insanlarda mevcut olan bu bilgi üzerinden gerçeği anlatıyor. İbni Mesut’tan gelen bir rivayette “Allah 7 Semayı yarattı. Her birinin kalınlığı 500 yıl yürüme mesafesidir.” diyor. Başka rivayetlerde bu rakam 600 yıla çıkıyor. Sonuç olarak 7 kat gök olduğu için karşımıza aşılması 3.500 yıl ile 4.200 yıl süren bir sema vardır.
Oysa Secde suresinde tüm işler 1.000 yıl gibi sürede Allah katına çıkıyormuş. Bu hadislere göre 3.500 ile 4.200 yıl sürüyor. Secde suresi 5. ayeti daha iyi anlayabilmek için bu ayetin müteşabihi olan Mearic suresi 4. ayete bakmamız gerekir. Ayette: “Melekler ve Ruh, miktarı 50.000 yıl olan bir günde yükselir ona” denilmektedir. Mearic suresi başından itibaren okununca bu ayetlerin kıyameti anlattığı anlaşılmakta. İşi biten Melekler ve Ruh’ta 50.000 ya da 1000 yıl içerisinde Allah katına yani mahşeri aleme çıkarak herkesin toplandığını anlatmaktadır.
Bu ayetlerden kabaca bugün itibariyle böyle anlasak bile bu ayetin muhatabı müşrik Arap ise şöyle anlamış olması gerekir. Mearic suresinin bir müşrik Arap’ın kıyametin vaktini merak eden birinin meramını giderdiği çok açık ve net. Demek ki o müşrik Arap’ın algısında Dünya ve alemin 50.000 yıllık bir yaşı olmalı! Kuran da bu algıya hitap ederek 50.000 yıl üzerinden sürenin dolduğunu muhtemelen bu akşam, değilse yarın, hiç değilse bu yıllar içinde kıyametin kopması yakındır anlamında bir korkutma mesajı vermektedir.
Kuran her ne kadar kıyametin tarih ve saatini vermese de, bu bilginin Allah katında bir kitapta (Levhi Mahfuz) olduğu, peygamber dahil hiçbir kulun bilemeyeceğini yine söylese de kıyametin yakın olduğu izlenimini verir. Hatta Kuran, ölümden çok kıyamet tasvirleri kıyametin yakınlığı ile Mekkeli Müşrik üzerinde etkili olmaya çalışır. Zaten bu bilgiler yüzünden Hz. Muhammed ahir zaman peygamberi algılanarak, kıyametin yakınlığı 1.400 yıl geçmesine rağmen, hâlâ çok yakın olduğu bugün bile tekrar tekrar dillendirilir.
Bu ayetlerde geçen Ruh’un Cebrail, meleklerin de yeryüzünde işleri düzenleyen veya kaydeden diğer melekler olduğu kesin. Asıl ilginç olan yer ise Mearic suresi 6-7. ayetlerdir. Müşriklerin bu kıyamet vaktini çok uzak görmesine karşın, Allah bu vaktin yakın olduğunu söylüyor. Ayetlerde her ne kadar baiden (uzak), kariben (yakın) kavramları geçse de bu bizim anladığımız manada uzak ve yakınlığı anlatmaz! Uzaktan kasıt Müşriklerin kıyametin kopacağına inanmadığının, yakından kasıtta ise bu işin kesinkes, kuşkusuz olacağı anlatılır.
Şimdi bu sürenin anlamına gelirsek, buraya kadar verdiğimiz bilgiden anlaşılıyor ki bu bizim bildiğimiz anlamda bir süre veya vakti vermekten çok, yolun uzunluğunu anlatan bir rakamdır. O nedenle buradan izafiyet, görelelik gibi bir şey çıkarmak imkansız gibidir. Ama yinede bu ayetlerde süre verilmiyor diyemeyiz, çünkü yolun uzunluğundan yola çıkılarak dolaylı bir anlatımla da sürede verilmektedir. Lakin bu sürelerden iki farklı mekan olan Allah katı ile Dünya arasındaki vakit farklılığı anlamını çıkartamayız.
Lakin vakit farklılığı sanki Hac suresi 47. ayette var gibidir. Bu ayette kıyametten bahseder ve iyi irdelendiğinde Mearic suresi 4. ve Secde suresi 5. ayet ile aynı şeyi anlatır. Kıyametin uzak bir tarihte değil, Müşriklerce inanılmasa da kesinlikle olacağı hatta belki çok yakında olacağı anlatılmaktadır.
Ateş, Su, Toprak, Tahta! (Hava)
Bir diğer din ile bilim arasında ilişki kurularak yanlış yorumlanan ayetler ise Dünya’nın, evrenin, insanın ve diğer canlıların yaratılması ile ilgili ayetlerdir. Örneğin Furkan suresi 59. ayette “Gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı günde yaratıp sonra arş üzerinde egemenlik kuram O’dur.” denilmektedir. Burada dikkat edilmesi gerek 6 gün tabiridir. Şimdi ben burada geçen gün (Yevm) tabirinin 24 saatlik bir şey midir, yoksa çok uzun bir evreyi, devreyi mi ifade etmektedir o konuya girmeyeceğim. Ama bu 6 günde yaratma olayı semavi dinler dahil diğer çok tanrılı dinlerin hepsinde vardır. 6 gün tabirine dikkat çekmemiz bu süre içinde asıl mesaj o olduğundan değildir. Hatta ayetin indiriliş sebebi bu 6 günü de anlatmak hiç değildir. Asıl mesaj “her şeyi Allah yaratı”yı anlatmaktır. 6 güne değinmesi ise müşriklerinde yerlerin ve göklerin 6 günde yaratıldığını inandığı içindir. Yoksa bu ayet yaratmanın detayları hakkında bilgi vermiyor, daha önce bir bilgi üzerinden her şeyi Allah yarattı diyor.
Bu konuya başka bir ayetle devam edelim. Kaf suresi 15’te “ilk yaratılıştan aciz kalıp yorulmuş muyduk” denilir. İlk yaratılıştan kasıt 6 günde yaratmadır, ama verilmek istenen asıl mesaj ne ilk yaratmadaki 6 gündür ne de yaratmanın mahiyeti hakkında bilgi vermektir. Ayetin indiriliş sebebi bir sonraki ayet olan 16. ayette geçen “Biz ona, şah damarından daha yakınız.” cümlesinden ve 17. ayette geçen, insanın sağında ve solunda kayıt yapan melekler, cümlesinden çıkmaktadır. Lakin bu ayetler grubu da yanlış yorumlanmakta. “Biz ona şah damarından daha yakınız” genelde, Allah’ın her yerde olduğu şeklinde yorumlandığı gibi, insanın içinde bir damar yakınlığında olması Vahdet-i Vücut anlayışına kadar götürülmektedir. Oysa bu ayet Müşrik Arap’ın Allah algısındaki eksikliğe ve Allah’ın her şeyi bilemediğini inanan Müşrik bir inanca cevap vermektir. Müşrik Arap’ın Allah’ı tıpkı Hıristiyanlar gibi 6 günde yaratıp 7. günde yorulup, aciz düşüp dinleniyor. Hz. Muhammed’in Allah’ı ise asla yorulmuyor. Yine Müşrik Arap kıyamet kopup Allah’a döndürülsek bile yaptıklarının nerden bilineceği, neye göre yargılanacağını sormaktadır. İslamiyet ise Allah sizin her şeyinizi bilir, zaten görevli melekler sizin yapıp ettiklerinizin kaydını tutuyor mesajını vermektir. Genel olarak müşrikler kıyamete inanmadıkları gibi, haliyle yapıp ettiklerinin hesabını da vermeye inanmadıkları için bu bilgilerin kaydının tutulmadığı bilgisinden yola çıkarak bu soruyu soruyor. Görüldüğü ayetler Allah’ın nasıl yaratığı hakkında bilgi vermek için indirilmemiş. Yorulan ve bilgisi sınırlı bir Allah algısı yıkılıyor İslamiyet’le. “Allah her yerdedir” tezini ispatlamak için başka ayetlere bakmak gerekli!
Kuran’da diğer ayetlerde geçen “Biz tüm canlıları sudan yarattık” ya da insanı topraktan yarattık gibi ayetlerde aslında yatılışın detayı hakkında bilgi vermek için inmemiştir. Kaldı ki, tüm canlılar kavramı içinde insan da var. Şimdi insan sudan mı yaratıldı, yoksa topraktan mı? Buna tam bir cevap alamıyoruz. Aslına bakarsak alamamamız da çok normal, çünkü bu ayetlerin indiriliş sebebi sudan nasıl eviriliyor da canlılar oluyor hakkında bilgi vermek değildir.
Hemen hemen Ortadoğu havzasındaki tüm pagan dinlerin hepsinde evren şu 4 elementten oluşmuştur: ateş, su, toprak ve hava. Bunların haricinde bilebildiğimiz bir 5. element yoktur. Biyolojik varlıklar yani cismani varlıklar, daha açıkçası etli, kanlı bir canlı, ya “su” elementinden ya da “toprak” elementinden yaratılmıştır. Cismani olmayan, ruhani, fizik ötesi canlılar ise ya “ateşten” ya da “havadan” yaratılmıştır. Tıpkı cismani olmayan ve gözle görülemeyen “Cin” adlı varlığın “ateşten” yaratılması gibi.
Yani biz bu ayetlerden doğru düzgün bir evrim teorisi çıkartamayacağımız gibi, Hıristiyanlıktan kopyala yapıştır yaptığımız akıllı tasarım anlayışını da çıkartamayız. Hatta ve hatta 21. yüzyıl insanın o pozitif aklı ile bu ayetlerden yorumlama yoluyla yaratmanın mahiyeti hakkında da bilgi çıkartması şapkadan yavşan çıkartmak gibi bir şeydir, çünkü Kuran bu konuda bilgi vermiyor.
Yine o hep aklımıza takılan soruya gelirsek, madem yaratma konusunda detay vermiyor, bu su, toprak ve ateşten niye bahsediyor? Kuran bu konulara girmek zorunda, çünkü insanların o günkü bilgileri üzerinden konuya açıklama getirdiği için kendisine sorulan sorularda bu yönde cevap vermesi gerekiyordu. Bir örnekle açıklarsak Kuran’dan belli oluyor ki Cin’in neden yaratıldığı soruluyor peygambere. Hz. Muhammed bilinenin aksine ateş yerine; Cin’in demir, bakır gibi metalik bir elementten yaratıldığını söylemiş olsaydı eğer, Peygamberlik iddiası tehlikeye girerdi. Zaten müşriklerin kendisine bu tarz sorular sormasının nedeni onun peygamberliğini test etmeleriydi. Eğer gerçekten peygamber ise; Cin’in ateşten, Adem’in ise topraktan yaratıldığını bilmesi gerekir, bilmiyorsa peygamber değildir!
Şu soruda aklımıza gelebilir, yaratmanın detayı hakkında bilgi vermiyorsa eğer, Kuran’da bu kadar çok yaratma konusunun işlenmesi yanında, hatta “yeryüzünü dolaşın Allah’ın başlangıçta yaratmayı nasıl yaptığına bakın” (Ankebut 20) ayetlerini nasıl yorumlamak gerekir derseniz? Cevabı çok basit, Kuran’da bu kadar yaratma konusunun işlenmesinin tek nedeni Yaratıcı Tanrının sadece Allah olmasıdır. Yani diğer yardımcı tanrı olan Lat, Menat ve Uzza gibi tanrıların yaratma özelliği yoktur. Bu yardımcı tanrılar yaratılmış şeyleri düzenler ve kontrol ederler, yani bir çeşit memur gibidirler. Allah da diyor ki, o zaman tüm kulluğun, ibadetin yaratıcı tanrı olan Allah’a yapılması gerekmez mi diyor? Yaratmaya bu kadar dikkat çekmesinin asıl nedeni “şirk” konusu ile ilgilidir. Yaratmadan yoksun bir varlığa kulluk etmenin mantıksızlığını anlatmak için bu konulara giriyor.
Adem, insan ve evrim konusuna bir sonraki yazımda bahsedeceğim.


Bu yazı 314 kez okundu.

Yunus Yılmaz
SON EKLENENLER