• Pazartesi, Aralık 11, 2017

Lawrence eşcinsel ve Sado-Mazoşist miydi?

kologlu
Orhan Koloğlu
Temmuz04/ 2016

Cinselliği olmayan 
Lawrence
Hakkında yazılanlar ve kitabında yazdıklarından anladığımız kadarıyla Lawrence hayatı boyunca kurulu düzene ve disipline hep karşı oldu. Bir asker için bunları duymak ilginç gelebilir, ancak Lawrence bir istihbaratçı olmakla birlikte asker kökenli değildi, sivil kökenli bir askeri görevliydi.
Lawrence, çokça bilindiği gibi, bir eşcinseldi. Bunun nedeni Deraa’da bir Türk subayı tarafından tecavüze uğraması olarak gösterilse de, bu tez artık tamamen terk edilmiştir. İngiliz araştırmacılar da Araplar da cinsel bunalımlarının kökeninde aile hayatındaki çarpıklıkların olduğun konusunda adeta fikir birliğine varmıştır.
Örneğin, annesiyle babası resmen evli değillerdi. Ve Lawrence bunu 10 yaşındayken öğrenmişti. Üstelik bu bir sırdı ve ailesidahum bunu çevrelerinden saklıyordu. İngiltere’de soy kütüğü ve soyluluk çok önemlidir. Böyle bir toplumda bu tür bir bilgiyle karşılaşmak elbette sarsıcıdır. Ve saklamak zorunda kalmak da genç Lawrence üzerinde derin izler bırakmış olmalıdır. Aynı şekilde, annesinin Lawrence’ı cezalandırmak gerektiğinde pantolonunu indirip çıplak poposunu pataklaması da olumsuz izler bırakmıştır.
Lawrence, The Mint isimli kitabında, insanların kalıplara sokulmasını ve tekdüze yetiştirilmesine tepki verir. Şu satırlar sanırım cinsel sorunlarını en iyi anlatanlardır:
“Ses geçicidir, görüş geçicidir, koku?.. (aynen) Dokunma?.. Bilmiyorum. Duygularım içinde en çok endişe ettiğim ve kaçındığım budur. Oxford’da saygıdeğer rahip, bir gece vaazında cinsel hastalıklar konusunda dedi ki: ‘Genç dostlarım, ölümsüz ruhunuzu, aldığım inanılır bilgilere göre, bir dakika üç çeyrek saniyeden daha kısa süren bir zevk için tehlikeye atmamanızı sizden rica ederim.’ Ölümlü ruhumu tehlikeye atma teşebbüsünde hiç bulunmadığım için, bundan sonra ilk elden bir tecrübeden bahsedemeyeceğim. Bu işe girişenlerin onda altısı da, ateşleyici sözlerine rağmen benim bilgisizliğimi paylaşıyorlar.”
Lawrence, erkeklerin, özellikle de asker olanların evlenmesine de pek iyi gözle bakmaz:
“Kadınlar, erkeklerin fiziki başarılarının engelleridir.”
Tabii, kendisine dokunulmasına bu kadar tepki gösteren Lawrence, Arap isyancıların gözleri önünde Türk kadınlarla erkek ve kız çocuklarını dağa kaldırmalarına hiç tepki göstermemesi, onlara “dokunulduğu”ndan hiç bahsetmemesi ayrıca not edilmelidir.
Lawrence’ın “cinselliğim yok” dediği bilinir. Nitekim 17-18 yaşlarındayken Lawrence ile uzun süre bir arada bulunan Vivian Richards adındaki bir İngiliz/Amerikan delikanlı şöyle der:
“Ne eti ne de şehveti vardı. Açıkçası bundan bir şey anlamıyordu… Bana sadece ruhsal bir aşk verdi. Şimdi anlıyorum ki, cinselliği yoktu. En azından seks hakkında bir bilgisi yoktu.”
Lawrence’ın 
“özel” erkek arkadaşları
1910 yılında Kargamış’ta idare ettiği 200 kadar Arap ve Kürt işçi arasından ikisiyle özel bir ilişki içinde olduğunu biliyoruz. Birihicaz 15 yaşında Dahum isimli eşek güdücüsü bir Arap çocuktu. Diğeri ise epey iri olduğu söylenen Hamudi isimli bir haydut. Sürekli birlikte vakit geçirirler, hatta yaz tatillerinde Suriye içinde gezilere çıkarlardı. Lawrence, 1913’te ikisini İngiltere’ye götürmüş ve evinin bahçesindeki küçük kulübede birlikte kalmışlardı.
Nitekim bu üçü hakkında o dönem Kargamış’ta çok dedikodu dönermiş. Bir kadın gibi davrandıkları anlatılırmış. O kadar ki gerçekten kadın olup olmadığını öğrenmek isteyen Kürt kadınlarının saldırısına uğramış, çırılçıplak kalana kadar elbiseleri parçalanmıştır.
Özellikle Dahum ile olan ilişkilerinin siyasi görüşlerine ve faaliyetlerine de yansıdığını 1919’daki Paris Barış Konferansı’nda bir İngiliz diplomata Araplarla neden ilgilendiğini anlattığı şu yazdıklarında itiraf eder:
“Etki sırasına göre… Birincisi kişiseldir. Bir Arap’ı çok sevdim ve düşündüm ki onun ırkı için özgürlük geçerli bir hediye olur.”
Bilgeliğin Yedi Direği isimli ünlü kitabının girişinde ise S. A. isimli birine şunları ithaf eder:
“Seni sevmiştim, bunun için bu insan dalgalarını avuçlarıma alıp yönettim ve arzularımı gökte yıldızlara yazdım… Gözlerin benim için parıldasın diye sana bağımsızlık kazandırdım…”
Knightley ve Simpson’a göre S. A. asıl adı Salim Ahmet olan Dahum’dur.
Dahum tifodan ölünce yıkıldı ve boşluğunu bir Arap çiftle doldurdu. Bu çifti Bilgeliğin Yedi Direği’nde şöyle anlatır:
“Farac’ın dostu, Ageyl’li küçük hizmetçim Davut da soğuktan öldü. Çocukluklarından beri sonsuz bir neşe ile arkadaştılar; beraber çalışıyor, birlikte yatıyor, kâr ve kazançlarını mükemmel bir aşkın dürüst açıklığıyla paylaşıyorlardı. Bu yüzden Farac’ın bir anda ihtiyarlamasına şaşmadım. Bakışları sabitleşmiş, yüzü sert ve karaydı. O günden itibaren hizmetinin sonuna kadar bir daha bizi hiz güldürmedi… Hep yalnız yaşadı.”
İki dostun eşcinsel ilişkisini ise şöyle tarif eder:
“İki dost, gölgede saklanmış olarak, bir kum çukurunda titreşirken, yanan vücutlarının mahrem birleşmişliğinde, ruhlarımızı ve aklımızı alevlenen tek bir çabada lehimleyen fiziksel ihtirasta, şehevi bir canlandırıcı buluyorlardı.”
Bir başka görüşe ise S. A., Şerif Hüseyin’in oğlu Ali’dir: Sharif Ali (Şerif Ali).
Lawrence’ta mazoşizm
Knightley ve Simpson, Lawrence’ın mazoşist olduğunu da iddia eder. 1922’de, 34 yaşındayken, 19 yaşındaki Bruce isimli gençTE-arab-19a bir askerle bir zamanlar Dahum’la olduğu gibi bağ kurmuştu. Ancak bu yeni “özel” arkadaşıyla ilişkisi biraz farklıydı. Bruce’a kendini bağlattırıp ona kamçılattırırdı. Üstelik ilişki, bu şekilde 12 yıl boyunca devam etmiştir.
Lawrence, Deraa’da bir Türk subayı tarafından tecavüz edildiği ünlü olayı ise adeta zevkle şöyle anlatır:
“Onbaşının, kabaralı çizmeleriyle kalkmam için bana vurduğunu hatırlıyorum. Bu gerçekti, zira ertesi gün sol tarafım çürümüştü ve sakatlanan kaburgam her nefes alışta batıyordu. Ona aptalca güldüğümü hatırlıyorum, zira belki de cinsel, tadına doyulmaz bir sıcaklık içimde kabarıyordu.”
Ve sadizm
Lawrence, Arap isyancılarla birlikte esir aldığı bir Çerkez erkek gence çektirdiği işkenceleri ise şöyle anlatır:
“Çerkezler aşırı palavracıdır. Yolu açık bulurlarsa büyük abartmacı pehlivanlardır. Biri önlerine çıktı mı, hemen boyun eğerler. Bu çoban çocuk korkudan öylesine ölecek bir durumdaydı ki insan kişiliğine saygımıza hakaret oluyordu. Birkaç kova su onu kendine getirdi. Onunla genç bir Şerari (Bedevi) arasında hançer ile garip bir savaş düzenledik. Ama ilk sıyrıkta esirimiz ağlayarak kendini yere attı. Bizi gerçekten sıkıyordu.
Onu burada bırakırsak alarm verip bütün köyün süvarilerini peşimize takabilirdi. Bağlarsak bu tenha yerde açlık ve susuzluktan ölürdü. Esasen boşa atacak ipimiz yoktu. Öyleyse? Öldürmek. Bu pek yavan çözüm 100 kişilik bir kuvvet için hayal gücü kısırlığı olacaktı. Genç Şerari en sonunda eğer kendisine tem yetki verilirse, hayatta bırakmakla birlikte hesabını göreceğini söyledi.
Bileklerinden üzengisine bağladı ve atını çevremizde dört nala koşturdu. Bir saat Çerkez, nefes nefese yerlerde sürünüyordu. Hâlâ demiryoluna yakındık ama Zerga’ya 4-5 mil mesafededik. Durduk. Esirin işe yarar elbiselerini şimdiki efendisi üzerinden tamamen çıkarıp aldı (Ona ait sayılıyorlardı). Sonra Şerari yüzükoyun yere fırlattı, ayaklarını tuttu ve kamasını çekip tabanlarını derince yardı. Çerkez sanki boğazlanıyormuş gibi ıstıraptan ve korkudan feryat ediordu.
Bu davranış ilk bakışta ne derece tuhaf görünürse görünsün bana hem etkili hem de ölümden daha insancıl geldi. Yarıklar adamı demiryoluna elleri ve dizleri üzerinde ulaşmak zorunda bırakacaktı. Bu da en az bir saat sürecekti. Çıplaklığıysa en az güneşin batışına kadar onu kayaların gölgesinde saklanmaya mecbur edecekti. Teşekkürü, kendisine yapılan hizmete layık olmalı.”
Bir başka yerde ise Türk ölülerin güzelliğinden şöyle bahseder:
“(Cesetlerin) üzerinde yumuşak bir şekilde ışıldayan gece, onlara taze fildişi yumuşaklığını veriyordu. Türklerin elbise altındaki derileri beyazdır. Araplardan çok daha beyazdırlar ve bu askerler çok gençti.”
Bu derece dengesiz biri Türklere karşı objektif olabilir mi? Yazdıkları inandırıcı sayılabilir mi?


Bu yazı 622 kez okundu.

Orhan Koloğlu
SON EKLENENLER