• Cumartesi, Haziran 24, 2017

Liderim, Atatürk’tür! Yolum Altı Ok’tur! Talimatları Bursa Nutku’ndan, Gençliğe Hitabe’den Aldım! Ben Mustafa Kemal’in Askeriyim!

gokcefirat
Gökçe Fırat
Nisan07/ 2017

Bu dava şahsıma yönelik 
bir itibar suikastıdır
Sayın Başkan,
Kendi adıma böylesi bir davada sanık olmayı kabul etmiyorum.
Ben bir gazeteciyim, aydınım, siyasetçiyim.
Kendi ideolojim, kendi fikrim, kendi yolum var.
Kendi partim var. Kendi gazetem var. Mücadele arkadaşlarım var.
Hiçbir şekilde bu yapılanmaya ait değilim. Ama ben muhalifim. Bu iktidara karşıyım. Bu iktidarın hem rakibiyim hem karşıtıyım. Elbette bunlara karşı çıkacağım.
Bu nedenle hakkımda açılmış başka davalar var. Bundan önce de hapse atıldım. Muhalif olduğum için muhtemeldir ki ileride de atılacağım. Ama bundan gocunmuyorum. Bu ülkede muhaliflerin kaderi hep bu olmuş. Ben de bunu bilerek bu yola çıktım.
Ama bu davayı hazmetmemi kimse beklemesin. Bu açık bir itibar suikastıdır. Biz bu adamı susturamadık, bari itibarını sarsalım deniliyor. Ama nafile, bunu kimse başaramaz!
Biz devrimciyiz
Biz devrimciyiz. Biz devrimciler için en önemli ilke kendi kimliğimizi, ideolojimizi ve eylemlerimizi gizlememek, savunmaktır. Devrimci siyasal akımlarla tarikatlar arasındaki ayrım budur. Tarikatlar yöntem olarak takıyyeyi kullanır, devrimciler ise açık propagandayı. Bu ayrım o kadar köklüdür ki, silahlı eylem yapan sol örgütler bile, bu yöntemlerini açıkça savunur. Yani solculukla sağcılık arasında mutlak bir yöntem farkı vardır.
Bu bakımdan bizim Fethullahçı olmamız imkânsızdır. Hatta biz bu anlayışı, yani “Fethullahçı zihniyeti” açıktan eleştiririz. Çünkü bu anlayış, okula gidip ders çalışmak sonra da devlette memur olmaktır. Biz ise okul eylem alanı olarak görürüz, memuriyeti ise asla yapmayız. Che’nin sözüyle “devrimcinin görevi devrim yapmaktır.” Bu nedenle biz solcular hep radikal olmuşuzdur, sağcılar/dinciler ise uzlaşmacı.
Ulusal Sol anlayışımız
Ben Türkiye’de radikal fikirlerin sesi olmuş bir siyasetçiyim.
– PKK’ya ve onu destekleyen sol örgütlere karşı çıktım.
– Avrupacı sola karşı çıktım.
– CHP’yi ulusalcılıktan koptuğu anlarda eleştirdim.
– Atatürkçülüğü gardırop Atatürkçülüğüne dönüştürenleri eleştirdim.
– Alevileri Kürtçülük konusunda uyardım.
– Milliyetçi olmama rağmen Amerikancılık yapmaya karşı çıktım.
– Siyasal İslamcılara karşı oldum.
Yani ben doğruya doğru, eğriye eğri dedim. Her yerde gördüğüm her yanlışı eleştirdim. Böylesi bir siyaset tarzının da Fethullahçı olamayacağı açıktır.
Ben Türkiye’ye yeni bir anlayış getirmeye çalışıyorum. Bu anlayışımı şöyle ifade ediyorum.
Milliyetçiyim ama ırkçı değilim.
Laikim ama dinsiz değilim.
Devrimciyim ama terörist değilim.
Müslümanım ama Şeriatçı değilim.
Solcuyum ama Marksist değilim.
Ben ulusalcıyım işbirlikçi değilim.
Bu yeni sentez etrafında Türk milletini bir araya getirmek için mücadele yürütüyorum.
Benim bir aydın olarak, siyasetçi olarak görevim tarihe ve milletime karşıdır. Bu ülke halkının farklı kutuplara bölünüp birbiri ile kavga etmesini istemiyorum.
Herkesin fikir özgürlüğünü savunuyorum, en başta da en çok karşı olduklarımın.
Laik-anti-laik kutuplaşması en çok emperyalistlere yarıyor
Ben bu olaya yani Fethullahçılık meselesine, hep karşı çıktım. Bunun mücadelesini verdim. Ama olay sadece siyasal bir mesele değil en önce sosyolojik bir mesele.
Bu ülkede tarikatlar, hep Atatürkçülere ve solculara karşı geliştirildi. Laik-antilaik kutuplaşmasının insanımızı nasıl böldüğünü, bundan en fazla Batılı emperyalistlerin faydalandığını görüyorum.
Ülkemizde pek çok tarikatta masum insanlarımızın olduğunu biliyorum. Bu insanlara Atatürk’ü, laikliği, solculuğu anlatmak, onlara yol göstermek, çıkış yolu göstermek enim vazifemdir.
Ben toplumun her kesiminden insanlara Atatürkçülerin, solcuların, namusunu, adaletini, vicdanını göstermek zorundayım.
İdama yürüyen Galiyev’in, Şeyh Bedreddin’in, Deniz Gezmiş’in yolundayım
Şimdi bir darbe döneminde bir aydın olarak tehdit altındayım.
Ya vicdanımı dinleyeceğim ve bunun bedelini ödeyeceğim.
Ya da düzene teslim olup, onurumdan vazgeçeceğim.
Benzeri bir terör dönemi Sovyetler Birliği’nde 1938 yargılamalarında yaşandı. Milyonlarca insan, hiç işlemedikleri suçları kabul etmek zorunda bırakıldı.
Ama o dönem Türk Sosyalistleri başlarını eğmedi ve idama yürüdü. Ben idama yürüyen Galiyev’in yolundayım. Ben idama yürüyen Şeyh Bedreddin’in yolundayım. İdama yürüyen Deniz Gezmiş’in yolundayım.
Bana inanan insanlara karşı bir borcum var. Bana inanan, benim sözümle yola çıkmış tek bir insan bile olsa, o kişiye olan saygım gereği, idama bile yürürüm.
Benim aileme sözüm evde olmak değil, doğru olmaktır.
Benim partime, yoldaşlarıma sözüm, partimin başında olmak değil, başımı eğmemektir.
Kendime sözüm devrimci geleneğimize leke düşürmemektir.
Korku ateşine kitap taşımak istemiyorum!
Sayın Başkan,
Bir hukuk sistemi, hiçbir masum insanı sırf düşünceleri dolayısıyla, vicdanı ile çelişkiye düşüremez.
Bu, zulümlerin en büyüğüdür.
Bugün susan, korkan, boyun eğen insanlar, bu ülkeye fayda getirmez. Riyakâr, yaltakçı insan tipi oluşturulur. Bu ise topluma karakter değil karaktersizlik aşılar.
Türk hukuku karakterli insanları savunmak zorundadır.
İnsanları karakterlerinden, vicdanlarından, fikirlerinden dolayı cezalandırmamalıdır.
Sayın Başkan,
Ben 12 Eylül sabahı 6 yaşında sobasında kitap yanan bir evde uyandım.
Ben 40 yıl sonra, bu korku ateşine kitap taşımak istemiyorum!
Bu ülke, namuslu, cesur, vicdanlı insanlara hasret.
Ben büyük Türk milletine layık olmaya çalışıyorum.
Liderim Atatürk’tür
Son olarak size örgütüm hakkında da açıklama yapayım.
Liderim, Atatürk’tür!
Yolum Altı Ok’tur!
Talimatları Bursa Nutku’ndan, Gençliğe Hitabe’den aldım!
Ben Mustafa Kemal’in Askeriyim.
İlkokulda verdiğim sözü tekrarlıyorum:
“Ey bugünümüzü yaratan Büyük Atatürk!
Açtığın yolda, koyduğun ilkede, gösterdiğin hedefe, hiç durmadan yürüyeceğime and içerim.
Ne mutlu Türk’üm diyene.”


Bu yazı 613 kez okundu.

Gökçe Fırat

Ulusal Parti Genel Başkanı ve Türk Solu Gazetesi Başyazarı.

SON EKLENENLER