• Salı, Aralık 12, 2017

Menbiç’te ABD ve Rusya’nın “Kürdistan”ı savunacağını AKP bilmez mi?

kaya
Kaya Ataberk
Mart13/ 2017

Menbiç nasıl gündemimize girdi, neler oldu?
Menbiç, El Bab’ın kuzeydoğusunda, Fırat Nehri’nin 30 km. batısında yer alan nüfusu 100 bin bile olmayan bir kasaba. Fakat şu anda dünya siyasetinin ilgi merkezi, ABD, Rusya askerlerinin, Esad güçlerinin, YPG’nin ve TSK’nın aynı anda odaklandığı yer…
Peki, bu oldukça küçük şehir nasıl oldu da bu öneme erişti?
Kısaca hatırlayalım:
Suriye’de iç savaş başladıktan kısa bir süre sonra 2012’de Menbiç, silahlı muhalif gruplarca ele geçirilmişti. Fakat ÖSO ve diğer gruplar şehirde üstünlüklerini koruyamamışlardı. Karşılarında epey dişli bir düşman olan IŞİD vardı.
2014’te IŞİD, muhalifleri şehirden sürdü ve şehri ele geçirdi.
Menbiç iki yıl kadar IŞİD’in elinde kaldıktan sonra, ABD uçaklarının havadan bombardıman desteğine dayanan ve kendilerine Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adını veren silahlı grup şehri IŞİD’den aldı.
Aslında SDG, PKK’nın Suriye kolu olan PYD/YPG’nin paravan olarak kullandığı bir isimdi. Türkiye, YPG’nin Fırat’ın batısına geçmesi konusunda tepki verince, onlar da bu paravan ismi almışlardı. Tabii ki bunda ABD’nin ve Rusya’nın da onayının olduğu açıktır.
Türk Silahlı Kuvvetleri, ÖSO’ya da destek olarak Ağustos sonunda Suriye’ye girdi ve büyük uğraşlar sonucunda El Bab ele geçirildi. IŞİD buradan çıkarıldı. Fakat Türk askerleri, artık Esad güçleriyle karşı karşıya kalmıştı. Çünkü Esad güneyden ilerleyerek El Bab’da Türk askerlerinin bulunduğu hatta kadar ilerlemişti.
Bu noktada bir “kaza” sonucunda Ruslar Türk askerlerini vurarak şehit etti. Kısa bir süre sonra da AKP yetkilileri El Bab’da hedefe ulaşıldığını açıkladılar. Bu yöndeki ilerleme durdu.
Peki, bundan sonra ne olacaktı?
AKP’den birkaç çelişkili açıklama geldi.
Önce Suriye’de daha derine inilmesinin yanlış olduğu söylendi. Fakat yine çok kısa süre sonra bunu yalanlayan bir açıklamayla yeni hedefin Menbiç olduğu duyuruldu. YPG Menbiç’ten çekilmezse Türkiye Menbiç’i vuracaktı. İşte bu noktada Menbiç gündeme bomba gibi düştü…
YPG danışıklı çekildi, peki AKP ne olacağını bilmiyor muydu?
AKP cephesinden gelen bu açıklamalardan sonra YPG bir anda Menbiç’in batısında bulunun beş-altı köyü boşalttı. YPG’den boşalan yeri de Esad’a bağlı güçler doldurdu. Bunun Rusya’nın bilgisi dâhilinde yapılmış bir hamle olduğu da açıkça söylendi. Yani ortada YPG’nin danışıklı bir çekilmesi vardı.
Türk Ordusu ile doğrudan doğruya karşı karşıya gelmek istemeyen YPG, bilerek ve isteyerek bir tampon bölge oluşturmak için yerini Rusya’nın korumasındaki Esad güçlerine bırakmıştı. Yani Türkiye’nin herhangi bir ileri hareketi YPG’ye karşı değil doğrudan doğruya Esad’a karşı olacaktı. Dolayısıyla da Rusya’ya karşı…
Fakat iş bununla da bitmiyordu. Esad Rusya’nın doğrudan himayesindeyse, aynı zamanda ABD’nin de dolaylı himayesindedir. Aynı şekilde SDG yani YPG’nin isim değiştirmiş hali de ABD’nin doğrudan, Rusya’nın dolaylı koruması altındadır. Dolayısıyla Türkiye’nin Menbiç’e karşı yapacağı bir askeri ilerleme sadece Esad ve YPG’ye karşı değil Rusya ve ABD’ye de karşı bir hareket anlamına gelmiş oldu.
En başından beri Suriye’deki operasyonla ilgili dikkatimizi çeken durum şudur: Bu operasyon maalesef ABD’nin ve Rusya’nın çizdiği sınırlar dâhilinde kalan bir operasyon olmak zorundadır. Yani El Bab’a gidilmesi, buradaki harekât, ABD’nin ve Rusya’nın bir noktaya kadar onay vereceği ve geçici olarak sessiz kalacağı bir şeydir. Fakat bunun ötesinde atılacak herhangi bir adım öyle ya da böyle iki sömürgeci güçten biri tarafından veya ikisinin uzlaşmasıyla engellenecekti.
Suriye’nin kaderine sömürgeciler arası bir uzlaşmayla çoktan karar verildi. İki önemli uzlaşma noktası olduğunu biliyoruz.
1- Her ikisi de Esad’ın kalmasına karar verdiler.
2- Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt özerk bölgesi oluşturulması üzerinde anlaştılar.
Son bir haftanın olaylarını bu bakış açısından değerlendirmezsek anlayamayız.
Doğru; YPG’nin Menbiç’ten çekilmesi danışıklı bir hamleydi. Fakat şunu sormamak konuyu eksik ele almak olur: AKP, bunun böyle olacağını bilmiyor muydu?
Bilmiyorsa, hesap edemediyse bu çok kötüdür. Komşu bir ülkenin topraklarında operasyon yapan bir ülkenin politik ve stratejik durumu okumada bu kadar kör olması kabul edilemez. Bu daha en baştan kaybetmek demektir.
Fakat bir de diğer ihtimal var ki o daha da kötü. O da AKP’nin, ABD ve Rusya’nın bu tepkileri vereceğini bilerek bu çıkışı yapmış olması. Bunu yaparken iç ve dış politikada hangi faydaları düşündükleri son derece spekülasyona açık. İşin bu kısmına hiç girmeyeceğiz. Bunlar zaten zamanla ortaya çıkacak ama bizim ülke ve Türk milleti olarak nasıl bir riskle karşı karşıya olduğumuzu görmemiz gerek.
Rusya, ABD ve Almanya’ya karşı aynı anda mı savaşacağız?
AKP’nin bir şekilde Suriye’de bizi Rusya ve ABD ile aynı anda karşı karşıya getirmesi zaten çok büyük bir olay. Bir o kadar da büyük bir risk. Diğer taraftansa Almanya ve diğer Avrupa ülkeleriyle inanılmaz bir fütursuzlukla tırmandırılan bir gerginlik var. Bu nasıl bir durum?
Birinci Dünya Savaşı’nda İngiltere, Fransa ve Rusya bir blok halinde karşımızdaydı. İngiltere o dönemde ABD’nin bugünkü konumundaydı. Yani baş sömürgeci oydu. Atatürk daha savaş başlamadan böyle bir savaşın sonunun hezimet olacağını görmüş ve dönemin iktidarı olan İttihat ve Terakki’yi uyarmıştı. Bu inanılmaz riskli bir maceraydı. Sonu Türkiye’nin işgali olacaktı.
Fakat o dönem her şeye karşın sömürgeci güçlerden biri, yani Almanya müttefikimizdi. Bu sözde bir müttefiklik de olsa, savaşı kazanması halinde Almanya’nın Türkiye’yi sömürgeleştirmeye kalkacağı doğru da olsa böyleydi.
Peki, şimdiki durum ne?
Bir taraftan ABD ile, diğer taraftan Rusya ile kavgalıyız. Yetmez, bir de Almanya ile laf dalaşındayız.
İttihatçılar maceracıydı. Türkiye’yi maceracı bir politika ile felakete sürüklediler ama en azından yanlış da olsa ortada bir politika ve iyi niyet vardı.
Şimdiyse ne bir politika, ne bir strateji hatta ne de bir taktik var…İyi niyetse zaten sizlere ömür… Saymıyorum bile.
“Rojava” tamam ama bu tavır Türkiye’yi böler
ABD ve Rusya artık Suriye olayına el koydu. Suriye’de etkisi azalan ve günden güne de azalmaya devam eden tek güç Türkiye.
Batı basını açıktan yazmaya başladı bile: “Suriye savaşının kazananları ve kaybedenleri belli oldu. Türkiye kaybediyor” diyorlar. Esad’ın kalacağının kesinleşmesi zaten bu yorumun temel dayanağı.
Doğru. Fakat iş bununla kalsa bu AKP’nin kaybı sayılabilirdi sadece.
Ama Türkiye olarak, Türk milleti olarak asıl kaybımız artık “Rojava”nın ABD ve Rusya garantörlüğü altında olması.
Peki, bu herkesle kavga eden politikalar ne anlama gelir?
Birincisi, Türkiye yapayalnız kalır.
İkincisi, her türlü provokasyon Türkiye üzerine oynanabilir.
Üçüncüsü de, bu yapılanlar Türkiye’nin bir parçasının da “Kürdistan” yapılmasına neden olabilir.
Barzani paçavrasının havaalanına çekilmesi sadece bir provadır. Sürüklendiğimiz felaket o paçavranın ya da YPG’ninkinin Türkiye topraklarına çekilmesi olabilir.
Ortadoğu’da sömürgecilerin birbirleriyle çelişen çıkarlarına rağmen ortak bir projeleri var. O projenin adı “Kürdistan”. Bu proje “Biji Obama” çığlıkları ile ilerledi son yıllarda. Bundan sonra da “Biji Trump, Biji Putin” diye ilerler. Yapılan her yanlış, atılan her dengesiz politik adım bu projeye payanda olur. Türkiye’yi yalnızlaştırır.
Evet, ABD de Rusya da “Kürdistan”ın hamisidir. Bunu sokaktaki çocuk da bilir.
Peki AKP bilmez mi? Esas soru işte budur.


Bu yazı 274 kez okundu.

Kaya Ataberk
SON EKLENENLER