• Pazar, Eylül 24, 2017

Milli İrade’ye “sopa” darbesi: 
1912 Sopalı Seçimleri

baris
Barış Atagün
Mayıs15/ 2017

1876 yılında Kanun-i Esasi’nin kabul edilmesiyle başlayan parlamenter sistem geçmişimizde gerek Osmanlı döneminde gerek Cumhuriyet döneminde iktidar ve muhalefet partileri arasında zaman zaman ciddi siyasi kavgalar yaşanmıştır. Bu kavgaların altında yatan en önemli nedenlerden biri gücü elinde tutan iktidar partisinin, muhalefeti susturma çabasıdır. Yüzyıllarca süren monarşiden sonra Meşrutiyet’e geçişte demokrasinin doğum sancıları olarak niteleyebileceğimiz siyasi kavgaların yaşanması, partilerin birbirini yok etmeye çalışması normaldir. Bu kavgaların en önemlilerinden biri, belki de en meşhuru tarihe “sopalı seçim” olarak geçen 1912 genel seçimleridir.
Sopalı seçimlere geçmeden önce dönemin şartlarını ve siyasi havasını anlatmakta fayda var. Çünkü tarihi olayları değerlendirirken dönemin siyasi, sosyal, ekonomik şartlarını da unutmamak gerekir. Bir olayın yaşanmasının nedenleri dönemin şartlarına bağlıdır. Sopalı seçimler de kendi döneminin şartlarının bir sonucudur.
1908 yılı Türk tarihi açısından dönüm noktalarından biridir. 32 yıl aradan sonra parlamento yeniden açılmış ve istibdat devri sona ermiştir. İttihat ve Terakki’nin büyük çabası sayesinde Sultan Abdülhamid, baskılara daha fazla dayanamayarak Meşrutiyet’i ilan etmek zorunda kalmıştır. Sokaklarda “hürriyet” sloganları atılmakta, millet tam olarak ne olduğunu bile bilmediği Meşrutiyet’in ilanını kutlamaktadır.
17 Aralık 1908 tarihinde Meclis-i Mebusan coşkulu bir törenle yeniden açıldı. Meclis’in neredeyse tamamı İttihat ve Terakki Partisi’nin vekillerinden meydana geliyordu. Bu sonuçta Meşrutiyet’in ilanının İttihat ve Terakki sayesinde gerçekleşmesinin rolü büyüktür. Halkın hürriyet kahramanları olarak gördüğü İttihatçılar, seçimlerde halktan büyük destek görerek mecliste ezici bir çoğunluğa sahip oldular.
İttihat ve Terakki Partisi, iktidara geldikten sonra hürriyet adına adımlar atmaya başladı. Gazeteler özgür yayın yapmaya başladı. Sivil toplum kuruluşları kuruldu. Kadınlar, kendilerini daha özgürce ifade edebilecekleri bir ortam buldular ve haklarını savundular. 31 Mart gerici ayaklanması sonrası hürriyet yolunda adımlar daha da hızlandı. Muhalefet partilerinin kurulmasıyla siyasette tek seslilik ortadan kalktı.
Ancak bu çok seslilik kısa süre sonra iktidar kavgalarının başlamasına neden oldu. “Hürriyet” sloganıyla dağlara çıkıp Sultan II. Abdülhamid’e Meşrutiyet’i kabul ettiren İttihat ve Terakki, artık rakipsiz değildi. Muhalefet partileri yavaş yavaş sesini yükselterek iktidara talip olduklarını göstermeye başlamışlardı.
Muhalefet partileri, seslerini duyurmaya başlasalar da hiçbiri İttihat ve Terakki Partisi’yle yarışacak güçte değildi. Çünkü İttihat ve Terakki Partisi, Meşrutiyet’i ilan ettiren partiydi ve bu yüzden diğer partilerden çok daha öndeydi. Siyasi olarak bir geçmişi vardı. Ülkenin en etkili komutanları İttihatçıydı. Böyle güçlü bir iktidara karşı muhalefetin tek çatı altında toplanmadan mücadele etmesi imkânsızdı.1 Bu durumun farkında olan muhalefet partileri, 1911 yılında yasama yılının açılışından sonra birleşmek için müzakereler yaptılar ve 21 Kasım 1911 tarihinde Hürriyet ve İtilaf Partisi kuruldu.2
Hürriyet ve İtilaf Partisi, ilk başlarda İttihatçılar tarafından fazla ciddiye alınmayarak küçümsendi. Çünkü muhalefetin tek çatı altında toplansa bile kendilerine rakip olabileceğini düşünmüyorlardı. Ancak kısa süre sonra yapılan seçimler, İttihatçıların, Hürriyet ve İtilaf Partisi’ni küçümsemekle ne kadar büyük bir hata yaptığını gösterdi. 11 Aralık 1911 tarihinde İstanbul’da yapılan seçimleri 1 oy farkla Hürriyet ve İtilaf Partisi kazandı.3 Sonuç, İttihatçılar için hezimetti. İmparatorluğun başkentinde seçimleri kaybetmişlerdi. Bundan böyle Hürriyet ve İtilaf Partisi’ni ciddiye almak zorundaydılar. 4
İttihat ve Terakki Partisi, başkentte yaşadığı seçim yenilgisinden sonra erken seçime gitmek istedi. Oysa genel seçimlere daha 6 ay vardı. Erken seçim gerçekleştirmek için de gerekli bir nedeni yoktu ama İttihatçıların amacı başkaydı.5 Hürriyet ve İtilaf Partisi’ne genel seçimlere hazırlanma fırsatı vermeden baskın bir seçim gerçekleştirmek istiyorlardı. Böylece hem ara seçimlerde yaşadıkları yenilgiyi unutturacaklardı. Hem de iktidarı Hürriyet ve İtilaf Partisi’ne bırakmayacaklardı. Ancak önlerinde bir engel vardı. Erken seçim için önce meclis feshedilmeliydi.
II. Meşrutiyet’in ilanı sonrasında Kanun-i Esasi’de yapılan en önemli değişikliklerden biri meclisin fesih yetkisinin padişahın elinden alınmasıdır. Anayasanın 35. maddesinde yapılan değişiklikle meclisin feshi ayan meclisinin onayıyla mümkündü. Ayan meclisi onaylamadan padişah meclisi feshedemezdi.
İttihatçılar, 1909 yılında değiştirilen fesih yetkisini tekrar 1876 Anayasası’na döndürmek, meclisin fesih yetkisini padişaha vermek istediler. Çünkü meclisi feshetmek için üçte iki çoğunluğa sahip değildiler. Bu yüzden meclisi feshedip erken seçim kararı alamıyorlardı. Eğer fesih yetkisi tekrar padişaha geçerse istediklerini çok kolay elde edebilirlerdi. Padişah V. Mehmed Reşad, tamamen İttihatçıların kontrolünde güçsüz iradesiz bir padişahtı.
Meşrutiyet’i padişaha kabul ettiren İttihatçılar, şimdi kendilerinin getirdiği anayasayı tekrar eski haline getirmek istiyorlardı. Meclisin fesih yetkisini padişaha veren yasa teklifini meclise sundular ve kavga gürültüyle kanunu meclisten geçirdiler. Hürriyet ve İtilafçılar, İttihatçıların bu dayatması karşısında hükümeti askeri bir darbeyle devirmeyi düşündüler ama İttihatçıların aldığı tedbirler sayesinde darbe girişimi düşünceden öteye gidemedi.6
Hürriyet ve İtilafçıların darbe planları sonrasında Sait Paşa hükümeti istifa etti. Ertesi gün yeni hükümeti yine Sait Paşa kurdu. Sait Paşa, hükümetin fesih teklifinin mecliste ısrarla reddedilmesi üzerine ülkede kaos olduğunu bahane ederek padişaha başvurdu ve padişah, ayan meclisinin onayıyla meclisi feshetme kararı aldı. İttihat ve Terakki, dolaylı yoldan da olsa amacına ulaşmış, meclis feshedilmişti.7
Seçimler, 1912 yılının Ocak ve Mart ayları arasında yapıldı. Seçimlerin uzun sürmesinin nedeni iki dereceli seçim sisteminin uygulanmasıdır. Kanuna göre ilk turda birinci seçmenler, mebusları seçecek olan ikinci seçmenleri seçiyordu. 500 birinci seçmenin oyuyla 1 ikinci seçmen seçiliyordu ve Anayasa’nın 65. maddesine göre her 50.000 erkek nüfusa 1 mebus seçilme hakkı kazanıyordu.8
Seçim propagandalarında her iki parti de dini siyasete alet etti. İttihatçılara göre Hürriyet ve İtilaf Partisi, soyu sopu bilinmeyen, kökü Avrupa’da olan dış mihrakların taşeronları kişilerden meydana geliyordu. Eğer seçimleri Hürriyet ve İtilafçılar kazanırsa “milleti dinsizleştireceğini” söylediler. Hürriyet ve İtilafçıların propagandaları da İttihatçılardan farklı değildi. Hürriyet ve İtilaf Partisi’ne göre de İttihatçılar iktidara gelirse orucu ve namazı yasaklayacaklardı. Bu saçma iddiayı da şöyle saçma bir cümleyle savundular:
“İttihatçılar, Anayasa’nın 35. maddesini değiştirmek istediler. 35 demek, 30 oruç, artı 5 vakit namaz demektir. Bunlar orucu ve namazı kaldırmak istiyorlar.”
Şimdi bize komik gelen bu cümle, o günlerde ciddi ciddi söylendi ve halk, bu saçma dinci propagandalara itibar etti. Kısacası her iki parti de halkın oyunu almak için dini siyasete alet etmekten çekinmediler.
1912 seçimlerinin tarihe “sopalı seçim” olarak geçmesinin nedeni İttihat ve Terakki Partisi’nin seçim öncesi, muhalifleri sopayla döve döve susturmaya çalışmasıdır. İktidar olmanın verdiği güçle muhalefeti susturmak için her yolu denediler. Örneğin İttihat ve Terakki muhalifi Rıza Tevfik, Büyükada’da verdiği konferansı gerekli makamlara bildirmediği bahanesiyle 25 gün hapis cezasına çarptırıldı ve konferansa katılanlar sopayla dövülerek dağıtıldı.9
Muhalefeti sopayla susturma zorbalığında hayatını kaybeden de oldu. Bu kişi Mustafa Nuri Bey’di. Hürriyet ve İtilaf Partisi tarafından Siroz’a şube açması için gönderilen Mustafa Nuri Bey, İttihatçılar tarafından linç edilerek öldürüldü. İttihatçıların şiddeti seçim zamanı da devam etti. Birçok Hürriyet ve İtilafçının dövülerek oy kullanması engellendi.
İttihatçıların seçimlerde muhalefeti susturmak için kullandığı tek yöntem fiziki şiddet değildi. İktidarın tüm imkânlarını kullanıp valilikler ve kaymakamlıklara İttihatçı yandaşlar atandı. Orduda rütbeli komutanlar, İttihat ve Terakki adına propaganda yaptı. Askerler, sokaklarda “Yaşasın Cemiyet” sloganı attı. Devletin sivil ve askeri tüm kurumları İttihat ve Terakki adına çalıştı.
Sonuçta, seçimleri baskıyla, korkuyla, şiddetle İttihat ve Terakki Partisi kazandı. Ancak zorbalıkla kazanılan iktidarın ömrü uzun sürmedi ve hükümet, 5 Ağustos 1912 tarihinde feshedildi. Sonra… Sonrası malum. Önce Balkanlar’ı kaybettik, sonra I. Dünya Savaşı sonunda bağımsızlık savaşı vermek zorunda kaldık. İttihatçıların şiddetle kurdukları iktidarın bedelini her zamanki gibi yine Türk milleti ödedi ve 1912 seçimleri aradan 100 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen tarihe “sopalı seçim” olarak geçti. 3

Kaynaklar
1- Rıza Nur, Hürriyet ve İtilaf Fırkası Nasıl Doğdu, Nasıl Öldü?, İstanbul, 1335, s.8-9.
2- Ali Birinci, Hürriyet ve İtilaf Fırkası, II. Meşrutiyet Devrinde İttihat ve Terakki’ye Karsı Çıkanlar, İstanbul, Dergâh Yay., 1990.
3- Kenan Olgun, 1908-1912 Osmanlı Meclis-i Mebusan’ının Faaliyetleri ve Demokrasi Tarihimizdeki Yeri, Ankara, ATAM Yay., 2008, s.390-392.
4- Kemal Zeki Gençosman, “I. Meşrutiyetten Günümüze 23 Seçim Siyasi Partiler”, Dünya, Sayı:10158 (18 Kasım 1980), s.6.
5- Olgun, a.g.e., s.394
6- Olgun, a.g.e., s.430
7- Olgun, a.g.e., s.392-440.
8- Olgun, a.g.e., s.56-61.
9- Teminat, 21 Şubat 1912 s.1


Bu yazı 44 kez okundu.

Barış Atagün
SON EKLENENLER