• Cuma, Ağustos 18, 2017

Necmettin Öğretmen’e değil, Türkiye’ye ağıt

billur
Özgür Billur
Ağustos01/ 2017

Bugün okul yok artık çocuklar
Ama yarın mutlaka açılır
Ellerimi hemen, kavuşturmayın ne olur
Bırakın bırakın bırakın biraz daha yatayım

Başıma değen taşlar çocuklar
Şakağımdan sızan kan
Ağlamayın ağlamayın ağlamayın çocuklar

O eller de bir gün kırılır
Kapatın gözlerimi bağlayın çenemi
Ben toprağa hazırım
Yanında yer ayır Kubilay Teğmenim
Yoksul bir köyde öğretmenim

Biliyorum bütün kabahat bende
Öğretmen oluşumda
Ve saklamamamda aydınlık düşüncelerimi
Ama ben Cumhuriyet’te doğdum,
Cumhuriyet çocuğuyum
Olamaz öğretmen oluşum suçum

Cem Karaca

Cem Karaca’nın 40 yıl önce yazdığı “Bir Öğretmene Ağıt”ı dinliyorum.
Aklımda Necmettin Yılmaz…
23 yaşında bir köy öğretmeni.
Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinin Çiftçibaşı köyündeki öğrencilerine karnelerini dağıtan Necmettin Öğretmen, 16 Haziran’da memleketi Gümüşhane-Torul’a doğru yola çıkıyor. Aracı PKK’lılar tarafından Tunceli’de durduruluyor ve yakılıyor.
Öğretmenimizi katleden teröristler cesedini Pülümür deresine atıyorlar.
Batman’da öldürülen 22 yaşındaki Aybüke Öğretmen’in acısı içimizde taptaze iken bu haberle bir kez daha sarsılıyoruz.
Aybüke Kardeşimin o güzelim ve gülen yüzü geliyor gözlerimin önüne..
Sonra Necmettin’in sınıfta öğrencilerle çektirdiği fotoğrafa bakıyorum.
Duvarda mevsimleri ve ayları gösteren panolar. Belli ki, öğretmenleri hazırlamış. Hava soğuk olmalı, hepsinin üzerinde mont var.
Ama nasıl da mutlular…
Necmettin Öğretmen’in de yüzü gülüyor. Gururla bakıyor objektife.
Sonra bir başka fotoğraf:
Necmettin Öğretmen’in bir odanın köşesine sığmış eşyaları. Bir minder, iki-üç yastık, küçük bir tüp ve kitaplar…
Devleti yönetenler utanır mı bu fotoğraftan, ama ben utanıyorum?
Gazetede resimli bir haber:
Az önceki çocuklar o minicik okullarının minicik merdivenine(ne merdiveni eşiğine) oturmuşlar. Şaşkın şaşkın bakıyorlar.
Öğretmenlerinin kaçırıldığını öğrenmişler.
Bilmiyorlar henüz öldüğünü..
“Öğretmenizi bırakın, onu çok seviyoruz” diyor biri.
“O bize daha çok şey öğretecek, Allah rızısı için bırakın, öğretmenimizin ne günahı var” diyor bir başkası.
Velilerden de benzer cümleler…
Ama Necmettin Öğretmen yok artık…
PKK’nın şehit ettiği diğer öğretmenler gibi…
Hatırlıyor musunuz?
Bu insanlık düşmanları 150’den fazla öğretmenimizi katletti.
Mesela Tekirdağlı Neşe Alten…
O da 22 yaşındaydı. Diyarbakır-Bismil’de 25 günlük öğretmendi. Babasıyla derme-çatma bir evde kalıyordu.
Bir gece teröristler kapısını çaldılar ve “Faşist TC’nin öğretmenlerini burada yaşatmayacağız” diyerek Neşe Öğretmeni köy meydanına götürüp kurşuna dizdiler. Arkasından da babasını öldürüler. Sene 1993.
Yine aynı yıl Bitlis’te eşi ve kızı ile beraber öldürülen Bayram Tekin’i hatırladınız mı?
Peki ya Pülümür’de katledilen Ayhan Kural Öğretmen?
Muş Bulanık’ta hamile eşinin gözleri önünde öldürülen Sait Korkmaz (1994)…
Diyarbakır Ergani’de eşi ve çocuğuyla birlikte şehit edilen Aynur Sarı (1996)…
Kendisi de Tuncelili olan ve Tunceli’de öldürülen Esma Karadoğan (1991)…
Diyarbakır Hantepe köyünde köyünde kaçırılarak öldürülen dört öğretmenimiz: Nesrin Ünügür, Cuma İbiş, Sadettin Küçük ve Uğur Gören (1996)…
Liste uzayıp gider.
Her birinin cenazesinin arkasından “Kanı yerde kalmayacak” denildi.
Hatta, geçenlerde Tunceli’de PKK’ya yapılan bir operasyon sonrası “Necmettin Öğretmen’in kanı yerde kalmadı” açıklaması yapıldı.
Bu kadar basit değil mi?
“Şehitler ölmez, vatan bölünmez” diyoruz yıllarca.
Ama ölmeye devam ediyoruz.
Sadece askerlerimiz değil, öğretmenlerimiz de ölüyor.
Ve hâlâ “Kanı yerde kalmayacak” sözleriyle kandırılmaya devam ediliyoruz.
***
CHP Tunceli İl Başkanı Ali Rıza Güder, bir toplantıda gözyaşları içinde isyan ediyor:
“Ne istediniz Necmettin Öğretmen’den? Bu neyin davasıdır? Ne uğruna öldürüyorsunuz, ne uğruna öldürüyorsunuz? Bu kör şiddetin sebebi neyin nesidir?”
Güder’in sözlerinin PKK’lılar için bir hükmü yok elbette. Bu katiller kandan beslenen ve emperyalizmin kuklası bir terör çetesinin üyeleri.
Onlarda vicdan ve insanlık aramak nafile…
Peki ya teröre lanet okuyan iktidarlar?…
Peki ya “Kahrolsun PKK” diyen her şehit cenazesinde gözyaşı döken bizler?
Kaçımız biliyoruz şehitlerimizin hikâyelerini?
Kaçımız merak edip araştırdık?
Kaçımız ailelerine başsağlığı dilemeyi akıl etti?
Yoksa sadece televizyonlarda cenazeleri izleyip gözyaşı mı döküyoruz?
Belki artık ona da alıştık. Şehit cenazeleri sıradanlaştı. “vah yazık” denip geçiliyor.
Ve ateş düştüğü yeri yakıyor.
Şehit öğretmenler için bir şarkı yazıldı mı? Bir roman, bir hikâye? Ya da bir film yapıldı mı?
“Adını çalıştığı okula verip yaşatacağız.”
Ama yeni canlar gitmeye devam ediyor.
Çünkü terörle mücadele üzerimize düşeni yapmıyoruz.
“Biz asker miyiz, bizim üzerimize ne düşer?”
Ne mi düşer?
Terörle mücadelede üzerine düşeni yapmayanlardan hesap sormak, oy vermemek, protesto etmek?
İktidar veya muhalefet farketmez, Meclis’e gönderdiğimiz her vekil ülkenin birliğini ve huzurunu korumakla görevli.
Onları denetlemek de her Türk vatandaşının görevi. Hesap sormak da…
Özellikle iktidardakilerin pişkinliği işte bu yüzden.
Şehit geliyor, bir başsağlığı açıklaması, bir “Kanı yerde kalmayacak”, tamam.
Yeter artık..
Ne sorumlulardan hesap soruyoruz, ne de şehidin ailesine sahip çıkıyoruz.
Ondan sonra da “Şehitler ölmez, vatan bölünmez.”
Görev tamamlandı!
***
Cem Karaca, 1977’de “Bir Öğretmene Ağıt”ı yazmıştı, bugün Türkiye’ye ağıt yazmalı…
Çünkü yitirdiğimiz sadece öğretmenlerimiz değil, insanlığımız.


Bu yazı 196 kez okundu.

Özgür Billur
SON EKLENENLER