• Cuma, Şubat 23, 2018

Nuriye ve Semih yaşayarak direniyor ya biz?

hazar-arisoy
Hazar Arısoy
Şubat07/ 2018

Ve nihayet Nuriye, Semih ve Esra’nın açlık grevi eylemi son buldu. Açlık grevindeki eğitimciler, 26 Ocak günü yaptıkları basın açıklamasıyla eylemlerine son verdiklerini duyurdular.
Uğradıkları haksızlığa karşı bedenlerini açlığa yatıran 3 eğitimci yaşayacaktı.
Yaşayacak ve mücadelelerine yaşayarak devam edeceklerdi.
Hepimiz çok mutlu olduk.
Hem de çok…
Sahi neden bu kadar mutlu etti bizi bu eylemin sonlanması?
Mesele sadece bu insanların yaşayacak olması mıydı?
***
Türkiye 15 Temmuz hadisesinden bu yana bambaşka bir çehreye bürünmüş durumda. Memlekette öyle bir “FETÖ” rüzgârı estirildi ki kimsenin konuşmaya cesareti yok.
Hoş, susmanın da faydası yok. Rejim istediğini “FETÖ’cü” ilan edip hapse atabiliyor. Ülkede böyle bir iklim yaratılırken bizlerin tek yaptığı izlemek.
Yaratılan baskıyı izliyoruz, suçsuz yere hapse atılanları,
işsiz kalanları izliyoruz.
Sanki sıranın bize gelmesini bekliyoruz. Toplum olarak o kadar mankurtlaştık ki sıra bize gelse bile ses çıkarmıyor, izlemeye devam ediyoruz.
***
İşte böyle bir korku ikliminde bir eğitimci çıkıyor ve uğradığı bu hukuksuzluğa sessiz kalmayacağını haykırıyor.
Önce Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Heykeli’nin önünde her gün basın açıklaması yapmaya başlıyor. Darp ediliyor, gözaltına alınıyor.
Ondan sonra birken iki oluyor eylemi yapanların sayısı. Sayı artıyor ama baskı da artıyor.
Dayak yiyorlar, burunları kırılıyor ama geri adım atmıyorlar.
Korkuyorlar ama üzerine gidiyorlar korkularının. Biliyorlar ki Faşizm korkutamadığından korkar.
Bakıyorlar ki eylemleri yeteri kadar ses getirmiyor bu kez de açlığa yatırıyorlar bedenlerini. Madem siz bizi işsiz bırakıp açlığa mahkûm ediyorsunuz, biz de ekmek mücadelemizi aç kalarak duyururuz diyorlar.
Önce on’lar duydu eylemlerini, sonra binler, yüz binler milyonlar…
Herkesin sustuğu bir dönemde bu iki yürekli insanın çığlığı koca bozkırı tutuşturacak bir kıvılcım olacaktı belki de.
Bu kıvılcımla bozkırın tutuşabileceğini ilk önce iktidar gördü. Nuriye ve Semih sağlam durdukça korkmaya başladılar olabileceklerden. Bu ülke Gezi’yi yaşamış, devlet erkânı yurtdışına kendisini zor atmıştı. Benzer bir süreç bu eylem üzerinden başlayabilirdi pek ala.
Böyle olmasın diye bir gece apar topar evlerini basıp gözaltına aldılar açlık grevindeki eğitimcileri. Yaptıkları eylemin tepki çekeceğini bildikleri için İnsan Hakları Heykeli’ni de “tutukladılar”.
Nuriye ve Semih gözden ıraktılar ama daha bir yer ettiler gönlümüzde. Yüksel eylemleri onlarsız devam etti. Duruşmalara ise talep etmelerine rağmen getirilmediler.
Tepkiler sonuç verdi bir süre sonra. Önce 20 Ekim’de Semih, ardından 1 Aralık’ta Nuriye tahliye oldu.
Tahliye olmaları eylemlerini bırakmalarına sebep olmadı. İlk günkü talepleri ne ise hâlâ onun peşindeydiler. Ortada bir hukuksuzluk vardı. Haksız yere işlerinden olmuşlardı. İşlerine geri dönmek haklarını almak içindi tüm mücadele.
Aslında kendi özellerinde tüm KHK mağdurlarının sesi oluyorlardı.
Aylar süren oyalamanın ardından 26 Ocak günü OHAL Komisyonu Nuriye ve Semih hakkındaki kararını vermişti: İşe dönemeyeceklerdi.
***
Başta da söyledik, bu eylemin bitirilmesi her kesimden muhalifi mutlu etti. Hatta eylemi eleştirenler bile çok mutlu oldu bu işin böyle sonlanmasına.
Biraz dürüst olalım. Bu eylemin bitmesiyle sırtımızdan bir yük kalktı. Ülke faşizme öyle teslim olmuştu ki artık doğal olan direnmemekti. Bizler de toplum olarak direniyormuş gibi yapmayı tercih ediyorduk.
Böyle bir ortamda bu iki yürek bize direnmenin, bedel ödemenin ne olduğunu hatırlattı.
Aslında onların eylemi ne kadar eylemsiz olduğumuzu da gösterdi bizlere.
Nuriye ve Semih’in açlığı dertti bizlere. Belki bir Nuriye, bir Semih olamazdık ama toplum olarak onların açlığına ses verebilirdik pek ala…
Ama yapmadık. En fazla üzüldük, biraz dertlendik ama elimizi sokmadık taşın altına.
Çünkü biz kıymetliydik. Aslında hepimiz onlar kadar devrimciydik ama kimse bunu göremiyordu işte…
Kıymetimiz bilinmiyordu…
Ve birgün eylemin sonlandırıldığını coşkuyla karşıladık. Elbette Nuriye ve Semih’in yaşayacak olması güzeldi ama bizi asıl mutlu eden bu eylemin vicdanımızda yarattığı ağırlığın kalmış olmasıydı.
Hep birlikte derin bir “oh” çektik. Artık kaldığımız yerden “Devrimcilik” oynayabilirdik.
***
Nuriye ve Semih, bu ülkenin direniş tarihine adlarını altın harflerle yazdırdılar.
Ve bu topluma belli değerleri tekrar hatırlattılar…
Elbette anlamak isteyene…


Bu yazı 61 kez okundu.

Hazar Arısoy
SON EKLENENLER