• Cumartesi, Nisan 29, 2017

Osman Pamukoğlu konuştu: Başkomutanlık TBMM’nindir

pamukoglu
Ali Özsoy
Ocak09/ 2017

HEPAR Kurucu ve Onursal Genel Başkanı Osman Pamukoğlu’yla terör, Başkanlık, Anayasa ve Türkiye’nin kurtuluş reçetesi pamukog%cc%86lu1üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşiyi Genel Yayın yönetmenimiz Ali Özsoy ve yazarlarımızdan Kaya Ataberk gerçekleştirdi.
Terör büyük güçlerin üstü örtük hegemonya savaşıdır
TÜRK SOLU: Sayın Pamukoğlu, öncelikle hepimizin merak ettiği konuyu sorarak başlamak isteriz: Terör neden artıyor ve neden engellenemiyor? Sebepleri nelerdir? Nasıl değerlendiriyorsunuz?
OSMAN PAMUKOĞLU: Terör esas olarak bölgedeki askeri, siyasi ve ekonomik çıkmazlardan kaynaklanıyor. Bu bölgede herkes kendi ulusal çıkarlarının peşinde. Bunun bir kısmı geleceğe dönük. Mesela Rusya; Doğu Akdeniz’deki hâkimiyet için Suriye topraklarında bir kıyı kenti ve deniz üssü elde etmek istiyor. Amerika için özellikle Irak’taki doğalgaz ve petrol kaynakları, madenler üzerindeki çıkarları önemli. Avrupalılar ise genellikle Irak üzerindeki petrol ve doğalgaz hammaddelerinin alınması, işlenmesi ve kullanılmasıyla, ulaştırma faktörünün güvenlik altına alınmasıyla ilgilidir.
Dolayısıyla sıkıntının asıl kaynağı, Ortadoğu’daki egemenlik mücadelesidir. Egemenlikten kasıt, bu bölgenin hürriyet ve özgürlüğü değil. Amerika’nın da, Rusya’nın da, İran’ın da, Avrupa ülkelerinin her birinin de bazen ayrı ayrı, bazen Avrupa, bazen NATO şemsiyesi altında tamamen ulusal çıkarlarına dayalı mücadeleleridir. Ama bu mücadeleye imkân ve ortam sağlayan, yalnızca bölgedeki kaynaklar veya Doğu Akdeniz’deki stratejik üsler değildir. Bölgenin etnik, dini ve de mezhepsel olarak çok karmaşık olması, onların bu bölgede çıkarları için harekete geçebilmelerine neden oluyor.
Ortadoğu’da terör bitmez
TÜRK SOLU: Aslında bölgede bunun için zemin var diyorsunuz…
OSMAN PAMUKOĞLU: Ortam ve koşullar müsait. Rahatlıkla istismar edilebilecek siyasi ve etnik gruplar var. Dinler ve dinlerin içinde ayrışmış mezhepler var. Bu bugün ortaya çıkmış bir şey değil. Aslında bütün dengeler I. Dünya Harbi’nden sonra aslında kötü yapılmış olan barış anlaşmalarında bozuldu. Bu ülkelerin hudutları neye göre çizildi? Güvenlik sebebiyle mi? Politik sebeplerle mi? Yoksa o dönemde bu sınırları çizme hakkını kendinde gören ulusların, kendilerine gelecek hazırlamaları için mi?
Nedenleri bütün olarak tekrar belirtelim: Coğrafi yapının ve içinde yaşayan toplumların birbiriyle olan uyuşmazlığı, bölgedeki stratejik askeri hedeflere sahip olma çabası, üs kazanma meselesi ve doğal kaynaklara hâkimiyet.
Terör biter mi diye soracak olursanız, bitmez. Bitmesine neden olacak ne olabilir? Suriye’deki ve Irak’taki grupları ortadan kaldırıldığını varsayalım. Olaylar Arap Baharı ile beraber Afrika’da başlayıp, Mısır üzerinden Ortadoğu’ya sıçradı. “Ortadoğu” tabirini ilk defa İngilizler II. Dünya Harbi döneminde kullanmıştır. Aşağıda Müslüman krallıklar, sultanlıklar var. Bunların rejimleri belli…
Irak üçe bölündü. Şimdi Suriye bölünmeye çalışılıyor ve bölünecek de. Herkes işin içinde, eksik kimse yok. Avrupalılar, bazen direkt hükümet olarak, bazen AB olarak, bazen ABD ile beraber Ortadoğu’da. Güneydeki krallıkların, emirliklerin ne zaman ne yapacağı belli değil. Hiç güven vermiyor. Burada bütün mesele Türkiye’nin çok yüksek öngörülü bir politik strateji ve askeri strateji oluşturmasına ve bunun sağlamlığına bağlıdır.
AKP’nin politikası cambazlıktan ibaret
TÜRK SOLU: Sizce şu an ne noktadayız?
OSMAN PAMUKOĞLU: Şu anda Türkiye’nin durumunu şöyle tarif edelim: Hünerli adamlar vardır sirklerde, aynı anda iki ata birden binmeye çalışırlar. Türkiye aynı anda iki ata binmeye çalışan bu cambazlara benziyor.
TÜRK SOLU: Bundan tam iki yıl önce 29 Ekim 2014’te Tayyip Erdoğan, “talimatı ben verdim” dedi. Ahmet Davutoğlu da o zaman Sünni kardeşliği politikası uyguluyordu ama “Kobane’ye bin selam” dedi. Bu politika sonucunda Habur sınır kapısından Peşmergeler ve PKK’lılar giriş yaptı. 300 km. boyunca resmi geçit ile “Kobane” adını verdikleri Ayn El Arap’a Suruç’tan girdiler. Oraya ellerimizle birkaç bin kişilik küçük bir Kürt ordusu yerleştirdik. Şimdi aynı kişiler, “biz burada olmak zorundayız. Biz olmazsak Kürdistan kurulur” diyorlar. Bu ihanet mi yoksa aptallık mı?
OSMAN PAMUKOĞLU: IŞİD için de “bunlar öfkeli çocuklar” gibi ifadeler kullandılar. Sizin de söylediğiniz gibi konunun başlangıcı, ilk zamanlardan itibaren Suriye üzerinde yürütülen politikalarda. Suriye’de kime, neye hizmet ettikleri belli olmayan gruplar aracılığıyla Şam yönetiminin yıkılabileceğini, iktidardan düşürülebileceğine inanmış olmak kadar zayıf ve kötü bir stratejik politika olamaz.
Bütün devlet yönetimlerinde, silahlı meseleler, savaş meselesi gündeme geldiği takdirde, iki şey çok önemlidir: Birincisi politik strateji, diğeri askeri strateji. Önce politik strateji kurulur sonra da askeri strateji. İki tarafta da silah varsa hem politik hem de askeri stratejinizin çok iyi olması gerekir. Böyle değilse, ki bugün görünen öyle olmadığıdır, taktik başarılarla kötü giden strateji kurtarılmaya çalışılır. Sizin dediğiniz de ona geliyor. Politik stratejiyle, “bunlar Kuzey Irak’tan kalksınlar, topraklarımızdan geçsinler, Kobane’ye gidip ordaki silahlı gücü takviye etsinler ve IŞİD’e karşı savaşsınlar” denildi. Ne oldu sonuçta? Kobane üzerinden gelenler de bize sıkıntı yarattı.
Birliklerimiz “U” şeklinde 
tehlikeli bir torbanın içine sokulduelbab
Menbiç diye bir yer var, Fırat’ın batısında. Dikkat edin. Bir kol oradan geliyor. Bir kol da Afrin’den geliyor. Bu ne demektir? Biz şu anda El Bab’a taarruz ederken daha güneyden gelen iki kol daha bizi çeviriyor. Haritayı önümüze koyduğumuzda bu net olarak görülür. Savaş bir sanat ve bilimdir. Stratejiyle, politikalarla ilgili bir şeydir. Bir turist haritasına bu dediklerimi yerleştirip El Bab’a bizi koyun. Menbiç’ten gelen PYD’yi, Afrin’den gelen PYD’yi koyun ve bizim pozisyonumuzu düşünün.
Bunun dışında güneyde Şam’daki hükümetin kuvvetleri şu anda Halep’i ele geçermiş durumda. Fırat’ın hemen doğusunda ise Rakka vardır. Musul da Dicle’nin batısında kalır. İki nehrin tam ortasındaki geniş alanın batısında Rakka, doğusunda Musul var. Aylar önce bir Musul operasyonu heyecanı yaşandı. Sonra Musul’da harekât durdu. Bunun asıl nedeni Bağdat ordusunun 3000’e yakın kayıp vermesiydi. Kuzeyden gelen peşmerge de 2000’e yakın zayiat verdi ve harekât durdu.
Türkiye, Suriye içinde güneye doğru 30 km. indi. 90 km. tabanı ve 30 km derinliği olan bir alana inildi. Bu olurken Amerika, Rakka üzerindeki baskıyı kaldırdı. Aynı sırada Musul üzerinden de Bağdat ve peşmerge baskısı kalktı. Bu Musul’dan Rakka’ya, Rakka’dan El Bab’a kuvvet takviyesi yapılabilmesi demektir… Hem insan olarak hem de silah olarak bu takviye gerçekleşiyor. Normal eğitim almış, okuma yazması olan biri meseleyi harita üzerinde anlayabilir.
TÜRK SOLU: “El Bab’ı bırakırsak Diyarbakır ve Ankara gider” diyorlar, ona ne diyorsunuz?
OSMAN PAMUKOĞLU: Hiç alakası yok. Coğrafyayı jeopolitik olarak okumaları lazım. Niye gitsin ki? Burada önemli olan şey şudur: 90 km. bir taban, 30 km de derinlik var. Bu bir U şekli oluşturur. U’nun ucunda IŞİD var. U’nun doğu ucunda da PKK var. Batısında ise hem PKK hem Esad var. Her şeyin bittiği durumda bile bir torbanın içinde kalma durumu devam edecektir. Bu torbada durmak da hiçbir şeye yaramaz. Hat savunmasında birbirini takip eden birkaç hat yapılır ve durulur. Burada ise bir torbanın içindesin. Buna ek olarak sorulması gereken bir soru daha var: Halep’ten sonra Suriye ordusu nerede duracak ya da duracak mı?
Moskova Protokolü’nde Şam rejiminin egemenliğine verilen veya verilmesi düşünülen topraklar nerelerdir? Yani Şam yönetimi Fırat’la sınırlanacak mı? Moskova Protokolü’nün birinci maddesi Esad rejimini tanımlıyor…
TÜRK SOLU: Buradan politik olarak şöyle bir durum çıkıyor: Türkiye Esad’la birlikte El Bab’a saldırsın. Askeri strateji ile politik strateji arasında bir uzlaşma olmak zorunda. “Buraya saldırmazsak Türkiye bölünecek” deniyor, illa saldıracaksak böyle saldırmak daha mantıklı değil mi?
OSMAN PAMUKOĞLU: Sun Tzu’nun M. Ö. 400’de yazdığı Savaş Sanatı’nda bile ateşle taarruz yöntemi vardır. Bu yöntemde piyade gitmeden, düşmana ateşle uzaktan zarar vermek esastır. Bugün de bu yöntem vardır. kitap_3422752Mesela terör örgütleri bu M.Ö. 400’de yazılan yöntemi kullanıyorlar. Bombalı saldırılar ve suikastlar, ateşle taarruzun içindedir.
Bunu niye anlattım? El Bab’a yapabiliyorsak çepeçevre kuşatacağız, yılan gibi saracağız. Şu anda kendi hududumuzu terk ettikten sonra El Bab’ın kuzeyine dört ayda gelmiş bulunuyoruz. 40 kadar şehit var. Savaş demek zayiat demektir. Kimse şehit gelsin istemez ama savaşta zayiat verilir. Savaşta zayiat şöyledir:
1- Ölüler, bizim için şehit.
2- Yaralılar.
3- Kayıplar.
4- Esirler.
Halka bilgi verirken bunların hiçbirini atlanmamalıdır.
Bunun üzerinde niye duruyorum? Orayı haritadan okuduğumda, araziyi görmediğim için söylüyorum, öyle çok çetrefilli bir arazi olmadığı görülüyor. Dümdüz bir yer. Çok rahatlıkla gidebilirsiniz.
Atatürk: 
“Şiddet ve sürat istiyorum”strateji
Bir de şu var: Savaş sürat ve şiddettir. Azami hızla yapacaksınız. Atatürk, Büyük Taarruz’da iki kere emir verdi: Biri “Ordular ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!” Sonra ikinci bir emir daha verdi. Oradaki bir cümle çok önemlidir: “Sürat ve şiddet istiyorum” dedi. Bir ordu işgale başladığı an silindir gibi ezmek zorundadır. Savaşın ilkesi budur. Yaparsın, yapamazsın. Bir sınırı aşıldığı andan sonra, kuvvetin bir bölümü sınırda tutulamaz. Savaşta peyderpey takviye olmaz. Siyasi hedef neresidir? Hükümet bunu en baştan orduya bildirmelidir.
TÜRK SOLU: Siyasi hedef bulanık olduğu için mi ordu yavaş ilerliyor?
OSMAN PAMUKOĞLU: Siyasi hedef olacak. Hangi ulaştırma hatları, hangi şehirler, hangi stratejik araziler ele geçirildiğinde siyasi amaç gerçekleşecek? Orduya verilecek olan bu bilgidir. Bunlar karar altına alındı mı?
Ekonomik hedef, madenler, fabrikalar, ulaştırma hatları ve kritik arazi kesimleri… Orduya buraları ele geçirmesi söylenecek. Bu dendiği andan itibaren ordunun yapacağı şey sürat ve şiddettir. Biraz önce örneğini verdim, başka örnekler de verebilirim. Yazdığım Strateji kitabında dünyadan birçok örnek var.
Ama ben bizden, Atatürk’ten örnek vereyim: Türk Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nın en kritik bölümleri muharebe günleridir. Ordunun moralini, psikolojisini yükseltirken der ki: “Şiddet ve sürat istiyorum.” Bu Mustafa Kemal Atatürk’ün savaşın nasıl bir şey olduğunu, neyi gerektirdiğini, ihtiyacın ne olduğunu bildiğini gösteriyor. Çünkü onun hayatı hep cephelerde geçti. Trablus, Gelibolu, Diyarbakır, Bitlis, Yıldırım Orduları… Çanakkale ise bütün dünyaya ismini duyurduğu savaştı. Savaş nasıl kazanılır biliyordu. Kaldı ki biz Afyon-Kütahya-Eskişehir hattından İzmir’e olan 400 km’lik yolu 14 günde aştık.
Afyon hattını çökertildikten sonra esas tahkimli savunma, 4-5 hazırlanmış hat olarak bulunuyordu. Yunanlılar savunmaya devam ettiler. Afyon’dan sonraki bu kısmı çok kimse bilmez. Yani önümüz bomboş değildi. Engelli koşu gibi gittik. Atatürk, askerlerin ne kadar yorgun olduklarını biliyordu. Elimizdeki ikmal ve lojistik imkânların ne kadar dar olduğunun farkındaydı. Askerin ayağındaki çarığın gerçekten tabanı yoktu. Yarısında ise hiç çarık yoktu. Yunanlıların elinde 850 tane kamyon varken, bizde kağnı vardı. Topları öküzler, mandalar çekiyordu. Buna rağmen Türk Ordusu 14 günde 400 km aştı. Bütün olay sürat ve şiddetti. Bu her yerde de geçerlidir.
Sun Tzu’dan, Jomini’den ya da Clausewitz’ten bahsedebiliriz. Ben Sun Tzu’dan özellikle bahsediyorum çünkü M.Ö. 400’de yazılmış ama hâlâ popülerliğini koruyan bir kitap Savaş Sanatı. O kesin olarak söylemiştir: sürat harbin özüdür. Bu orada da Milli Mücadele’de de gene aynıdır, değişmez. Yabancı bir toprağa girdiğin andan itibaren kesinlikle bir silindir gibi geçmen lazım. Kasırga gibi hareket edeceksin. Bunun amacı karşı tarafın dengesini bozmaktır.
Başkomutan TBMM’dirali-beg-pamukoglu
TÜRK SOLU: Sürekli “Başkomutanım” diyen biri var. Şu anki harekâtın kurmayı kim? Siyasi ve askeri emirleri kim veriyor? “Girin, ilerleyebildiğiniz kadar ilerleyin” mi deniyor? TSK mi yönetiyor?
OSMAN PAMUKOĞLU: Anayasal olarak şöyledir: Başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne aittir. Bunu sembolik olarak barışta Cumhurbaşkanı temsil eder. Savaşta ise bu yetki Genelkurmay Başkanı’na aittir. Ankara hükümeti Atatürk’e bile Başkomutanlık yetkisini uzun zaman vermedi. Ancak düşman Sakarya’ya gelip de Polatlı’dan top sesleri duyulunca verdiler. Ondan sonra da üç aylığına verdiler ve uzatmadılar.
Ama o Meclis’in yapısı şöyleydi: üçte biri kalpaklı, üçte biri fesli, üçte biri sarıklı… Her zaman muhalifler vardı. Sadece Yunanlılarla uğraşılmıyordu ki! Hatta onlar en kolayıydı. İstanbul müttefik donanmasıyla kuşatılmıştı. Sular donanmadan görünmüyordu ve namluları da Yıldız Sarayı’na çevrilmişti.
TÜRK SOLU: Şu anda durum ne? Tayyip Erdoğan kendini Başkomutan ilan ediyor ama fiili olarak kim karar veriyor buna?
OSMAN PAMUKOĞLU: Elbette bir harekâtı yetkili general sevk ve idare eder. Orada önce bir tabur kadar asker vardı, sonra tugaya kadar çıktı. Tugayın başında mutlaka bir kolordu komutanı olmalıdır. Dahası, bu tip bir harekâtta yetki verildikten sonra harekât planı uygulanır. Birliğe (tabur, alay ya da tugay) hedef verildiği andan sonra bir daha karışılmaz. Destek olarak yapılacak şey ancak genel anlamda takviye etmektir. Bir de düşmanın bilinmez olması savaşta büyük sıkıntıdır. Bu da böyle bir savaş.
Harekâtın tipine baktığımızda ilk başlarda IŞİD’in fazla bir direnme göstermediğini görüyoruz. Bir nevi örtme yaptılar, çekildiler. Muharebeyi kabul etmediler. Bunun nedeni IŞİD’in güneyden Menbiç’ten de kuşatma altında olmasıydı. Kuzeyden Türkler, doğudan Kürtler geliyordu. IŞİD kuşatılacaktı. Üstelik orada çok bir kuvveti olmadığı da belliydi. Onları da aşağı çekti ve esas savunma hattına geldi.
Genelkurmay savaş 
terminolojisi kullanıyor
Genelkurmay “savunma hatlarını bulduk, komuta yerlerini bulduk” açıklaması yapıyor. Bunlar savaş terminolojisidir. Sen “IŞİD’in komuta yerini buldum” diyorsan bu “düşman” demektir. Senin ağır topçun savaşta mı? Uçakların savaşta mı? Tankların, zırhlı araçların, komando birliklerin orada… Türk Ordusu’nun işinin zor olmasının nedeni 15 Temmuz’da bir darbe yemiş olmasıdır. Ne derseniz deyin. Bunun toparlanması kolay değil. Büyük bir ordudan bahsediyoruz. Tabii ki savaşır. Oraya sürülecek tugay vardır. Ama sen Harp Okullarını, Askeri liseleri, GATA’yı kaldırmışsın, bunların acıları ileride çıkacak. Şimdi çok sıcak… Yıllar boyunca Fethullah Gülen terör örgütünün adamlarının liselerden, Harp Okullarından Ordu’nun içine girmeleri, bütün kamunun ele geçirilmesi korkunç bir şey. İşin bu tarafı da var. Bu dışarıdan bakılarak çözülecek bir mesele değil.
TÜRK SOLU: Motivasyon ve psikoloji şimdi şirketlerde bile var.
OSMAN PAMUKOĞLU: Türk insanı bireysel olarak kahramanlık yapar. Burada bir sorun yok. Her yerde görmek de mümkündür. Güneydoğudaki mücadelede de görülüyor. Ama generallik başka bir şeydir. Strateji ve taktik başka bir şeydir. Bunlar çok önemli. Zayıf bir generalin, 10 bin tane babayiğidi, gözü kara cengâveri bir vadiye, bir boğazın tabanına, bir kanyona soktuğu anda her şey biter. Onların orada olmamaları gerekir.
TÜRK SOLU: Orada askerimiz savaşıyor ve olanları eleştiren herkesin vatansever olmadığı iddia ediliyor…
OSMAN PAMUKOĞLU: Eleştiriyle ne ilgisi var? Bunlar sıradan laflar. Burada anlatılan şudur: Girdin mi, girdin; karar verdin mi, verdin. Genelde böyle yabancı topraklarda yapılacak bir harekâtta, araziyi tanımaz. Dünya savaş ustaları; Jomini, Friedrich, Clausewitz, Sun Tzu ne demiştir? Bunlardan hareket edeceksin diyorlar ve etmişsin zaten. Ama burada bir şey dikkati çekiyor. Strateji ve taktikler savaş sanatında esastır. Suriye’de, Irak’ta, Güneydoğu’da, Kıbrıs’ta, yine Balkanlar’a gideceğim diyorsan orada da uygulamak zorundasın.
Esas sorun El Bab’ı 
aldıktan sonra başlar
TÜRK SOLU: 1922 Mart’ına dönersek, Meclis’te bir tartışma olduğunu görüyoruz. Barış anlaşması için bizi tekrar Londra’ya çağırıyorlar. Muhalifler çok bastırıyor. Atatürk de bir siyasi karar veriyor. “Hayır, nihai askeri zaferi kazanmadan nihai barış masasına oturmayacağız” diyor. Bu siyasi bir tercihtir. Ama “biz kısıtlı bir taarruz yapalım, ondan sonra da masaya otururuz” da denilebilirdi. Bu iki tercih arasında farklı askeri tercihler olur.
Tayyip Erdoğan önce Ekim ayının başında, “Esed rejimi değişecek, biz onun için girdik” dedi. İki gün sonra da kastının o olmadığını söyledi. Şimdi ise İran, Rusya ve ABD’yle birlikte IŞİD’i temizliyoruz. Ortada bir siyasi tercih yok. Bunun askeri stratejisi nasıl olabilir ki?
OSMAN PAMUKOĞLU: Bazı açıklamalar iç kamuoyu içindir, bazıları müttefik saydıkları dâhil, dost ülkeler içindir. Bazıları da iki tarafa birdendir. Ama şu var, ne denirse densin, biraz önce bahsettiğimiz askeri strateji ve taktikler değişmez. Onlar ne derse desin, sen bu harekâtı düzenleyen general olarak meslek ve sanatını uygulayacaksın. Burada mesela, siyasi hedef El Bab’ı ele geçirmekse, “El Bab dâhil olmak üzere doğudan batıya bir hat bizim kontrolümüzde olacak” deniyorsa, bunu yapacaksın.
Ama şu var: El Bab öyle bir yer ki, buranın ele geçirilmesinin bir maliyeti vardır. Zayiat olarak da ekonomik olarak da… Sürekli bombardıman (hafif topçu, orta topçu, ağır topçu), sürekli hava taarruzu, sürekli güdümlü füzeler… Bu ne zamana kadar yapılabilir? Savaşın bir ekonomik temeli, bir kaynağı olmalı. Bunu dört ay yaptın. Dört ay daha, sonra yine bir dört ay daha yaptın diyelim. Başınız sadece bu 90’a 30 km’lik arazide belada değil ki… Fırat’tan Türk-Irak-İran sınır noktasındaki Mezargediği’ne kadar 340 km. daha sınır var.
Irak’ın kuzeyinde Barzani ve adamları “2017’de yavaş yavaş bağımsız Kürdistan’ı kuracağız” diyorlar. Sincar’da eskiden PKK’nın bir iki tane kampı vardı, şimdi yedi sekiz kampı var. Bugün PYD’nin içinde PKK’nın üst düzey yöneticileri diye kime diyorlarsa onlar var. “Üst düzey” denilebilecekler birimlerin başında çarpışanlar değildir aslında. Üst düzey Kandil’dir. Bu dediklerimle bu haritaya bir kez daha bakarsak bir torbada olduğumuz görülür. 600 artı 340 km’den ötesinde de İran var. El Bab’ı alırsak o torbada yine bir değişiklik olmayacak. El Bab’ın alındığını düşünelim. El Bab alınıncaya kadar kullanılan kuvvetin en az üç dört misli kuvvetle 90 taban, 30 km derinlik ancak savunulabilir.
Bir defa, savunmaya geçmeniz lazım. Orada durmak savurmaya geçmeyi gerektirir. Doğudan da batıdan da güneyden de gelecekler. Bunun en sağlam çözümü şudur: El Bab dâhil, daha kuzeyde olan kısımda, Suriye hükümetinin ordusunun ilerlemesi gerekir.
Akıllı ol kendini kullandırtmapamokog%cc%86lu2
TÜRK SOLU: Birileri oraları bize mi temizletiyor? Bu şekilde üretilen komplo teorileri de var biliyorsunuz. Kürtler için temizlediğimiz, koridorun yine verileceği söyleniyor.
OSMAN PAMUKOĞLU: Akıllı ol, kendini kullandırtma! Menbiç’e de döndü Türk Ordusu. Bu noktada Amerika “dur” dedi. Eninde sonunda o 90’a 30 km’lik bölgeyi zorlayacaklar. Cerablus ve Afrin’i de zorlayacaklar, şimdilik bekliyorlar. Siyasette donma diye bir şey vardır, bu gayrinizami harpte de var. Bekliyorlar. Sınırın açılması için koşulların yan yana gelmesini bekliyorlar.
TÜRK SOLU: Askeri zeminden uluslararası alana geçersek, Türkiye’yi yönetenlerin son dönemdeki yaklaşımlarının NATO’dan uzaklaşıp Rusya-Çin eksenine girmek olduğu gibi bir izlenim var. Türkiye’nin böyle bir seçeneği var mı? Siyasetin ötesinde askeri olarak bu mümkün mü?
OSMAN PAMUKOĞLU: Cümle olarak basit, sade ve insana pratik gibi geliyor ancak ordunun 1952’den beri NATO ordusu olduğu da bir gerçek. Bütün silah sistemleri, hatta askeri eğitim, kitaplar dâhil Amerikan sistemidir. Savaşı veya metotlarını anlatan belgeler, strateji ve taktik buradan alınmadır. Birlikler muharebe tarzlarını hep buradan almıştır. Silah sistemleri de dâhil bütün sistem oraya aittir. Mesela kullanılan helikopterler kimin? Kobralar, Skorskyler kimin?
Mesela Çinlilerle bir füze anlaşması hikâyesi var, benim bildiğim 1997’den beri sürüyor. O kadar emek, gayret ne oldu? Bir iki sene önce Amerika “hayır” dedi, bitti. Söylemek kolay, yapmak zordur. Bu denileni yapabilmek için çok büyük bir politik ve stratejik değişiklik gerekiyor. Bunun kararını bence bir parti veremez, Meclis’in alması gerekir.
Atlantik Savunma İşbirliği Antlaşması’ndan (NATO) çıkmak, “ben gözümü kararttım, siyasi sorumluluğu üzerime aldım” denilerek verilecek bir karar değildir. İkinci olarak geçiş yıllar sürer. Bütün silah sistemleri, eğitim, teçhizat, her şey etkilenir. Bağımsız bir ülkeysen yaparsın, demokratsan yaparsın. Harp sanayinin milli olması gerekir. Karada, denizde, havada milliliği %50-60’lara çıkartmadan yapamazsın. Önce bu seviyeye gel ki, sonra başın dik olarak bu işe kalkışabilesin… Yoksa yapmaya kalksan bile mümkün olamaz.
Tam bağımsızlık değil kutup değiştirmek tartışılıyor
TÜRK SOLU: Bizim hava kuvvetlerimizin kaç uçağı var? Örneğin 600-700 uçak varsa, biz NATO’dan çıkma kararı aldığımızda Rus uçaklarına dönmemiz gerekecek. Rusya 600-700 uçak verebilecek mi?
OSMAN PAMUKOĞLU: Sochi’de düşen uçak 1968’den beri uçuyormuş. Teknolojik olarak geriler. Rusya öyle dışarıdan göründüğü gibi değildir. En büyük sorunu teknoloji, toparlamaya çalışıyor. Avrupa ve Amerika da Rusya’yı sıkıştırıyor. Sen şimdi en iyiyi bırakıyorsun ve orta derecede birine yanaşıyorsun. Tam bağımsız olmak, savaş sanayinin olması demektir. Bu kararı kendisinin alması gibi bir şey mümkün değil. Bu da bir nevi rejim değişikliğine benziyor. Çünkü A’dan doğrudan B’ye geçiyorsun. Aslında iki tarafa da geçmek yanlış ama bunun için elinde bir şey olması gerekiyor.
Hatırlayın, Suriye savaşı ilk başladığında, muhalifler, Şam ordusu, ÖSO vardı. Bunlara ne oldu? Hemen NATO’ya müracaat edildi değil mi? Beş tane füze, Patriot bataryaları geldi. Neden bu hava savunma sistemini kabul ettiler? Neden kendileri yapmadı? Bunun nedeni yapacak durumda olmamaktır. Hollandalılar, Almanlar, Kanadalılar geldi ve yaptı.
İnsanların dikkatinden kaçan bir şey daha var: Mesela Çekoslovakya Türkiye’ye silah vermeme kararı aldı. Alman şirketleri de aynı kararı aldı. Bunların devamı da gelecektir çünkü birbirinden haberli kararlardır. İşler bu yönden de kötü gidiyor. Sonunda Amerika da bu kararı alır. Donma, bekleme zamanı gelir dondurur.
Anayasa onaylanırsa TBMM vekilleri kendi kendilerini dağıtacak
TÜRK SOLU: Anayasa ve rejim konusuna gelirsek, Tayyip Erdoğan, “ben yoksam devlet yıkılır” diyor. Binali Yıldırım da “başkanlık gelmezse ülke bölünür” dedi. Adeta Türkiye ısıtılıyor.
OSMAN PAMUKOĞLU: Anayasa değişikliği ile ilgili bir metin geldi. Bu metin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin milletvekillerinin kendilerini işe yaramaz hale getirmesi demektir. Atatürk’ten örnek verirsek, o kadar zor koşullarda, hatta tek adam olarak karar alması gerektiği anlar da olmasına karşın o her şeyi Meclis’le yaptı. Savaş boyunca harp alanındaki her durumu, “neredeyiz, nerede değiliz, neler iyi gidiyor, neler kötü gidiyor” hep Meclis’e telgrafla bildirdiğini görürüz. İstese, bu kadar bilgilendirmeyebilirdi de.
TÜRK SOLU: Meclis-i Mebusan dağıtılınca, zamanın resmi TKP’sinin ve Yeşil Ordu’nun başında olan Hakkı Behiç “Paşam artık askeri diktatörlük ilan edin. Kongreyle, Meclisle falan uğraşmayın” demiş. Atatürk kabul etmemiş. “Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki Meclis her şeydir ” demiş.
OSMAN PAMUKOĞLU: Kaçabilenler Ankara’ya geldi, kaçamayanlar Malta’ya gönderildi, sonradan İngilizler onları bıraktı.
TÜRK SOLU: Her şeyden önce bu yeni Anayasa, kendi kendilerini yok edecek…
OSMAN PAMUKOĞLU: TBMM’nin fonksiyonlarını bu Anayasa metni onların elinden alıyor. İcrayı denetleme yetkilerini de alıyor. Yasama da sınırlandırılıyor. Hiçbir şey kalmıyor. Gidişata etki edebilecek bir yetkisi de kalmıyor. Burada durum şu: Hâlâ komisyon var, hâlâ tartışma var. Bir şey olacaksa olur. Muhalefet de ona karşı bir şeyler yapıyor. MHP dâhil olmak üzere iki parti beraber yürütüyorlar. CHP de buna karşı muhalefet ediyor.
Baştan beri konuştuğumuz gibi işin asli kısmı stratejiyle kilit, kritik yeriyle alakalı. “Strateji kötü, iyi taktiklerle bunu kurtarırız” denilebilir. Hayır kurtaramazsınız. Dünya siyasi tarihi de harp tarihi de ortada. Diğer taraftan taktik de kötü. “Efendim bunu tabur kurtarsın, tugay kurtarsın” deniyor ama kurtaramaz. Bizim bölük komutanları, manga komutanları iyidir, onlar kurtarsın. Çorap söküğü gibi baştan olmadı mı olmaz.
“Boyun eğmeyeceğiz” 
diyen bir iktidar ruhen, 
zihnen rahatsızdır
Sonuçta halen parlamenter rejim var, seçim yapılabiliyor. Bunlar çok önemlidir. Hâlâ halk var ama Türkiye’nin başı terör örgütleriyle belada. Bunların hepsi Türkiye’ye karşı savaşıyor.
Türkiye’nin yönetimindekilerse, “boyun eğmeyeceğiz, teslim olmayacağız” diyorlar. Bu cümleleri söyleyenler, içlerinden gelerek söylüyorsa ruhen ve zihnen rahatsızlardır. Yani bir şeyler olabileceğini hissediyorsun. Bu duygu, yöneticilere hâkim olmuş. Belki farkında da değillerdir. Halktan biri bunu söyleyebilir ama bu konuşmalar uygun değil. Kendileri için de değil, halk için de değil. Tehdit ve tehlike bir ise onu ikiye üçe çıkartır.
Ordular da öyledir. Bir savaşa askerleri, silahları değil ruhunu götüreceksin. Türkiye’nin şu anda sıkı olmaya ihtiyacı var ama Türkiye şu anda sıkı değil. Birlik ve beraberliği kastediyorum. %50 iki taraf için de iyi bir şey değil. %50 senden taraf, tamam ama karşında bir %50 daha var. Sen kuvvetli değilsin. Sen %85-90 olursan diğer kısmı sarfınazar edebilirsin ama durum böyle değil. Eğer bu ülke sıkılığı sağlayamazsa, olmaz. Yapılan her şeye halk inanacak. Türkiye’nin %50’si partici olmuş, diğer %50 de diğer partilere inanıyor.
Türk Ordusu 15 Temmuz’da büyük darbe yedi
TÜRK SOLU: Hem toplum hem ordu Balkan Savaşları öncesine benziyor.
OSMAN PAMUKOĞLU: Balkan Savaşları döneminde ordunun durumu şu ankinden çok daha kötüydü. %40-50’ye yakın general, amiral söz konusu. Bunlar da FETÖ’cü. Bunlar 140 generalin kadrosunu almışlar, binlerce subay, astsubay almışlar, kadro işgal etmişler. Şimdi bu adamlar gitti. Bunları hapset, müebbet ver tamam ama darbeyi kim yedi? Fiilen ordu yedi. Bu kadar insan kaybı var. Balkan Harbi’nde böyle bir darbe yoktu. Balkan Harbi’nde ordu istisnasız particiydi. Bu sefer de FETÖ’cü olmuş.
TÜRK SOLU: Anayasa’daki bir kişiye çok yetki veren, güçlendiren duruma tam tezat bir durum var diyorsunuz aslında. Tek adamın çekip çevireceği bir ülke değiliz, kaldı ki öyle olsa bile bu adam o adam değil. Buna ne diyorsunuz?
OSMAN PAMUKOĞLU: Düşman sayısının azalması için ne yapmak gerekir? Sizin dertleriniz, bulunduğunuz coğrafyadan da bağımsız. Sizin de kendinize göre siyasi görüşleriniz var. Ne yapacaksınız? Halk belli, ekonomi belli… Herkesin aklı fikri doların ne olacağında. Son üç ayda cebinde 100 lira olan adamın parası reelde 80 liraya düşmüş. Herkesin gözü FED’de. FED 2017’de faizi üç kere artıracağını açıkladı. Üç gün önce litre başına benzine 10 kuruş zam yapıldı. Şimdi çarşı pazar bağırıyor, bakliyatın fiyatları niye böyle tavana çıktı. İhracat yapacaksın ama yaptığın ihracatın %70’i ithalat. Ara mal, hammadde dışarıdan gelecek ki üretip ancak ihraç edeceksin.
1. Dünya Savaşı kaldığı 
yerden devam ediyor
Geçenlerde bir televizyon programına çıktım. İlk cümlem şu oldu: I. Dünya Harbi’nin aynısı. Aradaki fark ise şu; o zaman İngilizler baştaydı, şimdi ise Amerikalılar başta. Gene Bağdat, en büyük sorunlardan biriydi. Yine Musul, Şam, Halep en büyük meselelerdendi. Arada bir tek Ruslar yoktu. Rusların da Ekim 1917 ihtilaliyle başları beladaydı. Çekilmeye mecburlardı, şimdi onlar da bu kıyı şeridine geldiler. 64 devletten oluşan Koalisyon, Ortadoğu’yu düzeltecekmiş.
El Bab konusuna dönersek bence yapılacak şey El Bab’ın kuşatılmasıdır… Ateşle taarruz yapılmalı. Kıskıvrak sıkacaksın, El Bab’ın Rakka ve Musul üzerinden gelen bütün lojistiğini, takviyesini keseceksin. Bu dediğim manada kuşatılmalı. Tankla, zırhlı araçlarla donat, uçaklarla vur, güdümlü füzeler falan hepsi sende. Git kuşat, bu kadar!
“Meskûn mahal muharebeleri zordur” diyorlar, elbette zordur. Bu iş ilk çıktığında Halk TV’deki programda bunlar dedim. Amerika havadan bombalayacak hiç bir şey olmayacak. Aradan 5 yıl geçti ve hiçbir şey olmadı. Ama sen devlet olup kuşat, boğ. Boğ çünkü bu imkâna sahipsin. Ateşle taarruz et, ikmali kes. Ortaçağ’daki kale kuşatmaları gibi yap, kuşat, erzaksız, susuz kalsın. Bunlar aslında yeni ve güzel stratejik taktik buluşlar değildir. Bütün dünya biliyor bunu zaten. Savaşlar aslında birbirinin tekrarıdır, sadece silahlar değişir. Silah sistemleri teknik olarak manevraları etkiler. Strateji, ana prensipler, asla değişmez.
Propaganda savaşında 
muğlaklık olmaz
TÜRK SOLU: Bu stratejinin bir parçası da propaganda. Son iki askerimizle ilgili görüntüler yayınlandı ve o süreci de pekiyi yönetemediler. Genelkurmay internet sitesinden bir açıklama yayınlamakla olmuyor…
OSMAN PAMUKOĞLU: Bunun gerçek olup olmadığının ortaya çıkması gerek. En iyi propaganda ne televizyonla, ne gazeteyle ne de başka bir araçla yapılabilir. En iyi propaganda kulaktan kulağa yapılır. Evet veya hayır, doğru veya yanlış, vardır veya yoktur, kesin bitirmeleri lazım. Bitirmezlerse, ipin ucu açık bırakılırsa, o uçtan elli tane uç yapılır. Her biri alıp bunu uzatır. Buna meydan verilemez. Bir şey olmuşsa olmuştur. Muğlâk bırakmamak gerekiyor. Her zaman söylerim; hayat karar ve eylemdir. Karar vereceksin ve ne yapacaksan yapacaksın.
Bu ülke Meclis’le kuruldu,
 Meclis kendi kendini feshedemez
TÜRK SOLU: O zaman bu, tek adam, dünya lideri, şu bu denen kişide de bir karasızlık var demektir.
OSMAN PAMUKOĞLU: “Parti, onun partisi, bunun partisi, o iyi, bu zayıf” gibi şeyler önemli değildir. Benim bakışım da politik ama siyaset değil: Politik ve stratejik. Meclis kendi kendini feshediyor. Elindeki yetkilerden, araçlardan vazgeçmesi bu anlama gelir. Bitti. Bunun yargıdaki, başka organlardaki yansımaları işin teknik kısmıdır. İki tane yardımcı olacakmış, dört olsa ne olacak? Bunu yaşamış bu millet. Milli Mücadele’de sen bunu yaşadın, Meclis nedir, kıymeti nedir biliyorsun. Atatürk Meclis’i kuracağım diye çok emek sarf etti. Erzurum, Sivas kongreleriyle, İngiliz işgalinden kaçanlarla, böyle kuruldu bu Meclis. Türkler Meclis’in kıymetini en iyi bilen millet olmalıdır. Bu ülke Meclis’le kuruldu, savaşı bile Meclis yürüttü. Ordumuzun adı bile Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordusudur. Milletvekillerini içinden orduların başına geçenler vardı. Sakarya’da mevzilerde er gibi çarpıştılar.
Sadece asker milletvekillerini ya da Salihli’de kurulan Kuvayı Milliye’nin başına geçenleri söylemiyorum. Ali Fuat Paşa gibi birçoğu milletvekiliydi. Sakarya’da bizzat er gibi çarpıştılar, savaştan sonra o generaller Ankara’ya geri döndüler. Böyle bir Meclis var geçmişimizde.
TÜRK SOLU: 15 Temmuz’da Meclis’e bomba atılmıştı. O zaman Meclis’e karşı bir darbe yapıldığı söylendi. Şimdi sonuca bakınca, yine Meclis ortadan kalkmış olmuyor mu?
OSMAN PAMUKOĞLU: Daha ne istiyorsun Meclis’ten? Bunlar gerçekten ruh hastası. Bunlar Harp Okullarında nasıl okumuşlar, kim bunları general yapmış? Benim anlamam kesinlikle mümkün değil. Bir sürü kuş beyinli, kuş beyinli derken sözümü geri alıyorum, kuşlar bunlardan daha akıllıdır. Kuşlarda hiç değilse içgüdü vardır, bunlarda o da yok.


Bu yazı 855 kez okundu.

Ali Özsoy
SON EKLENENLER