• Çarşamba, Ağustos 16, 2017

Perinçek Tayyip’in Dışişleri Bakanı oldu

ozgur
Özgür Erdem
Temmuz18/ 2016

Zarrab davasının Tayyip’in dış politikasına etkileri
Son günlerde Tayyip’i sıkıştıran iki mesele var:
1. Zarrab davası
2. Sahte diploma
Sahte diploma konusunda yapabileceği hiçbir şey yok. Sarayında tir tir Gökçe Fırat’ın diplomanın sahteliğini kanıtlamasından korktuğuna eminiz.
Ancak Zarrab konusunda elinden geleni yapıyor Tayyip. Zarrab davası bilindiği gibi Eylül ayında görülmeye başlanacak. Ocak ayında da jürili duruşmanın gerçekleşmesi bekleniyor. Zarrab itirafçı olsun olmasın, Tayyip’in en geç Ocak 2017’de uluslararası arenada çok zor durumlarda kalacağı aşikar. Yurtdışına çıkışı bile imkansız hale gelebilir.
Geçtiğimiz sayılarda uzun uzun anlatmıştık, İsrail ile sürpriz anlaşma Zarrab davasında elini rahatlatmak için bir hamle olarak da görülmeli. Ancak Tayyip bununla yetinecek biri değil elbette. Rusya’dan özür dilemesi de ikinci adım olarak görülmeli.
Tabii, emperyalist ülkeler arasında adeta dansöz gibi ülkesini pazarlayanlar için Rusya’yla ilişkileri geliştirmek aslında ABD’ye verilen “Bak senden kopuyorum” mesajıdır. Ve ABD’den daha çok şeyler koparmanın bir pazarlığıdır.
Tayyip-Rusya ilişkileri bir özürle düzelecek gibi değil. Asıl önemli adım Suriye konusunda atılacak. Geçtiğimiz günlerde Binali Yıldırım’ın “Suriye ile normal ilişkilere döneceğiz” açıklamasını bu bağlamda değerlendirmek gerekiyor.
Saray’ın hizmetkârı 
Perinçek devrede
Tayyip’in sıkıştığı şu günlerde yardımına ise son 3 yıldır her konuda olduğu gibi Perinçek koştu. Yaptığı açıklamalardan anlaşıldığı üzere Türkiye-Suriye arasında arabuluculuk yapan Perinçek’in ta kendisiymiş!
Karar gazetesinde yayınlanan bir habere göre Perinçek Türkiye-Suriye arasındaki normalleşme sürecini şu şekilde anlatmış:
“Yakın zamanda bu konuda önemli bir gelişme olacağını söyleyebilirim. Ancak Vatan Partisi olarak biz hükümet adına görüşmeler yapmıyoruz. Biz hükümet Suriye’ye karşı düşmanca tutum sergilediği dönemlerden itibaren ilişkilerimizi hep devam ettirdik. Hükümetin temaslarını da ayrıntılı olarak bilmiyorum. Elbette kurulan temaslarla ilgili, Parti olarak Suriye ile yakın iletişimimiz nedeniyle aşağı yukarı bilgi sahibiyiz. Bu temasların bir süredir devam ettiğini söyleyebilirim ama tarih veremem, iki taraf için de hatırlı kişiler, işadamlarından oluşan heyetler üzerinden İran’da gerçekleştiğini biliyoruz”
Peki bu görüşmelerde Perinçek nerede? Sadece bilgi sahibi olmakla kalmadığını, bizzat arada kendisinin olduğunu öğreniyoruz:
“Çok çeşitli kanallardan bu konuda çalışmalar yapılıyor. Kararlı bir şekilde sürdürülüyor ve yakın zamanda bu olacak gibi görünüyor.”
Perinçek’in bu yorumları “gazeteci kimliği”yle yapmadığına emin olabilirsiniz. Çünkü yaklaşık bir ay önce şöyle bir açıklaması da olmuştu:
“Suriye’ye giden arkadaşlarımız Dışişleri Bakanlığına gidip yaptıkları görüşmelerle ilgili bilgi veriyorlar.”
Demek ki Perinçek’in bahsettiği “hatırı sayılır” kişiler aslında hemen her hafta Suriye’ye gittiklerini Aydınlık’taki haberlerden öğrendiğimiz Vatan Partisi heyetleriymiş. Nitekim Perinçek, Habertürk gazetesine bu konuda verdiği demeçte de Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı İsmail Hakkı Pekin başkanlığındaki bir parti heyetinin bu yıl pek çok kez Şam’da üst düzey temaslarda bulunduğunu söylemişti.
Bu açıklamalarıyla Tayyip ile Esad arasında arabuluculuk yaptığını itiraf eden Perinçek, meselenin bir parti ya dahükümet meselesi olmadığını, “devlet meselesi” olduğunu da her fırsatta söylüyor. Anlayacağınız, Tayyip’in Suriye’de temsilciliğine soyunan Perinçek, bunu meşrulaştırmanın yolunu da böyle bulmuş: “Bu bir devlet meselesi”.
Perinçek Dışişleri bürokrasisini de mi belirliyor?
Hatırlanacağı üzere, Davutoğlu’nun tasfiyesinin ardından Dışişleri kadrosunda büyük değişikliklere de gidilmişti. Bunun sadece Davutoğlu’nın kadrolarını “temizlemek” olmadığını da Perinçek’ten öğreniyoruz:
“Dışişleri Bakanlığındaki bürokratik değişim de Suriye politikası ile ilgilidir. Davutoğlu ile birlikte hareket eden ve daha batıcı Amerikacı olan Feridun Sinirlioğlu görevden uzaklaştırıldı.”
Şimdi bu açıklamayla Perinçek’in ifade ettiği şeyi görmezden gelmemeli. Davutoğlu ekibi “daha Amerikancı” ise, Binali Yıldırım daha mı Amerikan karşıtı?
Yapmayın Allah aşkına…
Hatırlanacağı üzere, Aydınlık daha Davutoğlu tasfiye edilmeden önce Tayyip Erdoğan çevresinin Datvuoğlu’nu “Batı’nın Truva atı” olarak gördüğünü manşetten duyurmuştu.
Anlayacağınız klasik bir Perinçek fırıldaklığıyla karşı karşıyayız. Bu fırıldaklık şu şekilde ilerler. Ve Perinçek’in 50 yıllık siyasi hayatının değişmezidir:
– Bir “baş düşman” belirle
– İktidarı bu “baş düşman”la çatışır göster
– “Baş düşman”a karşı iktidarı destekle.
50 yıldır “muhalif” olduğunu söyleyip de her zaman iktidarın yanında olmayı işte bu şekilde başarıyor Perinçek… Bu şekilde 70’lerde Demirel’i destekledi. NATO’yu destekledi. 12 Eylül döneminde Kenan Evren’i destekledi. İktidara geldiğinde ANAP’ı destekledi. (Meraklı okurlarımıza not: Bu konuda yüzlerce ayrıntılı örneği “Doğu Perinçek’in 50 Yılı” isimli kitabımızda bulabilirsiniz.)
Şimdi de Tayyip’i destekliyor.
Ancak Perinçek’in son dönemlerdeki “iktidar yandaşlığı” klasik bir yandaşlığın ötesinde boyutlara ulaştı. Sadece iktidarın politikalarını desteklemiyor, bizzat o iktidarın temsilciliğine soyunuyor, hatta arabuluculuğunu yapıyor. Dışişleri bürokrasisi ile ilgili açıklamalarından anlaşıldığı üzere iktidarın bu politikayı kimlerle uygulayacağına da karışıyor.
İnsan sormadan edemiyor, acaba Perinçek şu günlerde Dışişleri’nde (sözde) Başbakan Binali Yıldırım’dan bile daha mı etkilidir?
Sadece Dışişleri değil, İçişleri ve Milli Savunma da mı Perinçek’e bağlandı?
Mevzu sadece Dışişleri’yle sınırlı değil. 17 Aralık sonrası, Tayyip’in Perinçek ile ittifak halinde Emniyet teşkilatını nasıl yerle bir ettiğini hatırlatalım. 2014 yılında 250 bin polisin yaklaşık 80 bininin, yani üçte birinin görev yerleri değiştirildi. Amaç görünüşte Cemaat’i tasfiye etmekti, ancak asıl neden Emniyet’i tamamen paralize etmekti. Böylece hem istedikleri gibi yolsuzluk/hırsızlık yapabilecekler hem de Oslo’da PKK’ya verdikleri sözü tutmuş olacak ve PKK’ya karşı devleti savunmasız bırakmış olacaklardı. 2014’teki büyük depremin ardından Emniyet’in geldiği durum ortada. Hemen her hafta patlayan bombalar, istihbarat eksikliği, terör örgütlerinin Türkiye’de cirit atmasının bir nedeni de 2014’te Tayyip-Perinçek ittifakının Emniyet’i darmaduman etmesidir…
2014’teki Emniyet tasfiyesinde Perinçek’in Tayyip’i nasıl desteklediğini görmek isteyenler o dönemin Aydınlık’larına bakabilir. Çarşaf çarşaf isimler yayınlayan Aydınlık, Tayyip’e tasfiye edilecek listeler sunuyordu.
Bu şekilde adeta İçişleri Bakanlığına soyunan Perinçek’in son günlerde Milli Savunma Bakanlığı yapmaya da heveslendiğini görüyoruz. Bu sefer de bahane aynı: “Cemaat’i tasfiye”. Basına yansıyan bilgilere göre, 1000’e yakın albay önümüzdeki aydaki YAŞ’ta tasfiye edilecek. TSK’da şu an görevli albay sayısı 6102. Bu kadar Cemaatçi albay olması tabii ki mümkün değil. Demek ki asıl amaç yine farklı. Tayyip’e biat eden bir Ordu yaratılmak isteniyor. Tasfiye edilecek albay ve diğer rütbelerdeki subayların listesinin bizzat Perinçek (ve tabii İsmail Hakkı Pekin yardımıyla) hazırlandığı ve Tayyip’e iletildiği de yine basında yer alan iddialardan…
Perinçek vatansever subayları ve muhalifleri Tayyip’in kuyruğuna takıyor
Perinçek’in Tayyip iktidarının günahlarındaki suç ortaklığı bununla sınırlı değil. 17 Aralık’ın hemen ertesinde Tayyip’in Cemaat’e karşı bir müttefik kazanmak için Ergenekon tertibi mağdurlarını nasıl hapisten çıkarttığını unutmayın. O dönem tahliye olan pek çok vatansever subay ve muhalif ismin önemli bir kısmı, Tayyip’in oyununa gelmedi ve “Cemaat’e karşı Tayyip taraftarlığı”nı kabullenmedi. Doğru da yaptılar. Çünkü Ergenekon kumpasının asıl sorumlusu ve kazananı Tayyip’tir.
Ancak bir kısım emekli subay, Perinçek’in kuyruğuna takıldı ve “asıl düşman Cemaat” gibi bir bahane üreterek Tayyip’in bütün faşist uygulamalarını desteklemeye başladılar. Bu isimler arasında en tanınmış olanı İsmail Hakkı Pekin. Genelkurmay İstihbarat’ın eski Başkanı bir emekli Korgeneral. Ve elbette bir tesadüf değil, Tayyip ile Esad arasındaki Perinçek’in arabulucu ekibinin başında da o var, yazımızın başında belirttiğimiz gibi. (Burada bir parantez açalım ve pek çok Ergenekon tutuklusunun İsmail Hakkı Pekin yüzünden hapis yattıklarını söylediğini ve Pekin’i “jurnalcilik”le suçladığını da hatırlatalım.)
Dolayısıyla Perinçek’in Tayyip yandaşlığı arabuluculuğa varan ihanetle sınırlı değil. Senelerce Tayyip’in zindanlarında yatmış pek çok vatansever subayımızı ve muhalif ismi de kendisi gibi Tayyip’in kuyruğuna takmaya çalışıyor. Vatan Partisi’nin özellikle 7 Haziran seçimlerinde yaşadığı hezimet sonrası bu tuzağa düşmüş pek çok insanın uyandığını memnuniyetle görüyoruz. Umarız diğerlerinin de aklı başına gelir de Tayyip’in kuyusuna su taşıdıklarını görüp vazgeçerler.
Binde 3’lük parti 
ülkeyi yönetebilir mi?
Şimdi diyeceksiniz ki, Perinçek’in çapı belli. Binde 3’lük bir parti ne kadar etkili olabilir… Bizim yıllardır söylediğimiz bir gerçek var: Perinçek ve partisi bir siyasi parti değil, istihbarat örgütüdür. Amaçları da iktidara gelmek falan değil, efendilerinin emrinde manipülasyon ve provokasyon yapmaktır. Bu zihniyet ve misyon tam da Tayyip’in aradığı piyonluğa uygun olduklarını gösteriyor. Bu sayede Perinçek’in Tayyip’in hem Dışişleri Bakanı, hem İçişleri Bakanı hem de Milli Savunma Bakanı gibi çalışıyor…


Bu yazı 319 kez okundu.

Özgür Erdem
SON EKLENENLER