• Pazartesi, Aralık 11, 2017

Ressam Haydar Özay’la söyleşi (2): Ressam Haydar Özay ve “Gezi Resmi”

haydarozay
Serap Yeşiltuna
Kasım21/ 2017

Yayın kurulu üyemiz Serap Yeşiltuna, geçen sayımızda ressam Haydar Özay’la gerçekleştirdiği röportajın ikincisinde, Özay’la Gezi resmini konuştu.hayradozay2
TÜRK SOLU: Şimdi Gezi resmine geçelim mi? Siz aynı zamanda Gezi ressamı olarak biliniyorsunuz. 50 metrekarelik çok büyük bir Gezi resmi yaptınız. Bunun hikayesi ile başlayalım isterseniz? Gezi resmi yapma fikri nasıl başladı? Neden o kadar büyük bir resim? Şu an resim nerede duruyor?
HAYDAR ÖZAY: Şu an Kadıköy’de Caddebostan Kültür Merkezi’nde duruyor. Kültür Merkezi’nin 4. katında bulunmaktadır. Herkesi çok etkileyen, olağanüstü bir resim.
TÜRK SOLU: Bir kere bu resimde herkes var. Kimler var mesela?
HAYDAR ÖZAY: Resimde Ali İsmail Korkmaz’dan Berkin’e kadar bazı isimleri hepimiz biliyoruz, bazı isimler böyle çok alttan, şimdilerde hiç konuşulmuyor bile. Elif Çermik gibi mesela. Mehmet Ayvalıtaş’ın annesi var. Tam resmi yaparken kaybetmiştik onu. Annelerden bir tek o var, oğlunun saçını okşuyor. Resimde duygusal bir detay var. Berkin’in kağıt uçurtmasının ipi Ayvalıtaş’tan Uğur Kurt’un eline kadar yükselen ve Gezi Parkı’nın üzerinde bir kağıt uçurtması var. Herkes birlikte uçuruyor ve aslında ilk hayatını kaybeden çocuktu. Resmi çalışırken vefat edince onu da ekledim.
Bu resme devam da etmek isterdim. O dönemin koşullarında tam bitirememiştim aslında. Ama yine de iyi bir duyguda kaldı. Üç ay daha çalışmak isterdim. Bir de Gezi devam ederken desenler çizmeye başlamıştım. Park’a çok yakın oturuyorum, yürüyerek 5 dakika mesafedeyim. O dönemi, süreci, heyecanı da izledim. Neredeyse her gün gitmiştim. Notlar aldım, fotoğraflar çektim, zaten çocukluğumdan beri 20 yıldan fazladır gittiğim bir yerdi.
TÜRK SOLU: Sizin ilginç bir hikayeniz var; babanız Gezi Parkı’nın Baş Bahçıvanı.
HAYDAR ÖZAY: Evet, 1979 yılından itibaren zaten ailece gittiğimiz bir yer. Hep o civarda oturduk, arkadaşlarımızla hayradozay3gittik. 10 dakika mesafedeki lisede, 15 dakika mesafedeki Güzel Sanatlar okulunda okudum. 6 dakika mesafedeki evlerde, atölyelerde oturdum. 20 yıldan daha fazla Beyoğlu’nda, Cihangir’de, Harbiye’de yaşadım. Her zaman önünden, içinden geçerim. Atatürk Kitaplığı’nın, çok sevdiğimiz Taşkışla’nın, Teknik Üniversite’nin önündedir. Çocukken çok sevdiğim bir heykel vardı hemen parkın önünde, geyik heykeli. Köprüsünü, fidanlarını, o eski çiçeklerini, işçi yemekhanelerini, daha arka planlarını da biliyorum. Çalışanlar, temizlik işçileri, şoförler, parkın emekçilerini de çok iyi tanıyordum. Tabi o eski görüntüsü yok şimdi.
TÜRK SOLU: Bu resmi yapmanız kaç gün sürdü?
HAYDAR ÖZAY: 2013’ten sonra 2014 Mayıs, Haziran’da ben bunu götürmüştüm. Bir yıl kadar çalıştım, 2015 Mayıs’ında da sergiledik.
TÜRK SOLU: Resmi yaparken resmi görmemişsiniz. Yani bölüm bölüm yaptığınız için iskelede, en son halini bitince mi gördünüz?
HAYDAR ÖZAY: Bundan önce yaptığım ilk versiyonunu görmemiştim. O Şan Tiyatrosu’nda çok büyük bir resim yaptım, Büyük İstanbul Resmi’ni. Etkisi İtalya’ya kadar ulaşmıştı. Orada ikinci bir resme başladım. Sonra orada inşaat çalışması başlayınca devam edemedim. Bu boş tuval Gezi resminin ilk çizgisidir. O tuvali atölyemde ikiye katlayarak devam ettim. Çünkü çok yüksekti. 2008’de bitirdim ve 2014’te Mimarlar Odası, Gezi resmi yapmak için mekân aradığımı biliyordu. Sami Yılmaztürk, Mücella Yapıcı beni davet ettiler ve burada atölye kurup yapabilirsin dediler. Onların terasında bir atölye oluşturdum. Yerlerde çalışmaya başladığım resmi buraya getirdim. Soyut bir resimdi, ismini de koymuştum. 2014’ten sonra mesela burada Berkin’i eklemişim.
TÜRK SOLU: Yani o resmin üzerine mi yaptınız?
HAYDAR ÖZAY: Evet.
TÜRK SOLU: Yani beyaz bir sayfaya yapılmadı, o resmin üzerine yapıldı. Bu da çok ilginç bir şey. Bu sıkça yapılan bir şey midir?
HAYDAR ÖZAY: Zaman zaman yapılır ama o büyüklükte ve o bitmişlikte bir resmin üzerine yapılmamıştır. Çünkü tuval bulamadık. Çünkü öyle bir şey bulmak da çok sıradışı bir şey. Para bulsanız da bulamayabilirsiniz. Çünkü 5 metre ve tek parça. Bir dönem 5 metreye 40 metre bir tuval bezi bulmuştum. 5-6 kişi zor taşıyorduk. 14 metresini Şan Tiyatrosu’nda kullandım, 10 metresini Gezi resminde, kalanları da biraz bozarak ufak tefek şeylerde kullandım. Oradan kalan 20 metreyle bu iki resmi yaptım. Ayrıntılara Mimarlar Odası’nın terasında başladım. Başladığım dönem, 2014-2015, Gezi duygusallığının yoğun yaşandığı bir dönem. İnsanlar geliyor, terasa çıkıp atölyeyi görüyorlar. Bazen basından görüp duyup gelen oluyor. Gazeteciler geliyordu. İnsanlar fotoğraf çekip paylaşıyorlardı. Öneriler getiriyorlardı.
Ben basını, siyaseti de çok izleyen birisi değilim. Genel hatlarıyla biliyorum tabi. Mesela insanlar geliyorlar, şu da olsun diye söylüyorlardı. İnsanlar geliyor, Elif Çermik’i de yap diyorlar mesela.
TÜRK SOLU: Özgecan Aslan var mesela. Bu genel tablonun içinde çok göremeyiz onu aslında ama çok da yakışmış. Sonuçta bu sistemin çarpıklığının bir kurbanı o da.
HAYDAR ÖZAY: Bir de o olmasaydı bu resim çok eksik kalırdı. Gazeteci Nuh Köklü var. Onun önüne de kartoplarından şeyler yaptım. Böyle isimli isimsiz pek çok kişi var. Özgecan da bence Gezi’deki çocukların kardeşidir. Bizim insani gerçeğimizin dışında birisi değildir. Onun olması bence bu resmi daha da büyüttü, değer kattı. Nuh’u da kattım, yıllar önce çok kısa bir tanışıklığımız olmuştu. Berkin’in köpeği de var resimde. Burada bir detay olarak görmüşsünüzdür, Özgecan’ın çalışılma aşamaları da var.
Bir de resimde insanları çok etkileyen şey, benim için önemli olan, bu insanların yaşama haklarının ellerinden alınmış olmasıydı. O bakımdan da insani değer taşıyan herkesi koydum. Bu da o insanları daha bir unutulmaz yaptı.
TÜRK SOLU: Bu insanların ideolojik altyapılarını önemsemeden yaptınız.
HAYDAR ÖZAY: Hiç önemli değil. Çünkü bu insanlar genç insanlar, aydın insanlar, halktan insanlar.
TÜRK SOLU: Şunu koymayayım, fikrini benimsemiyorum demediniz.
HAYDAR ÖZAY: Tabi ki. Böyle bir şey resmi yoksullaştırırdı. Bir de tabi o çocuklara bir saygı duruşu olmasını istedim. Kendime göre edebi detaylar ekledim. Mesela şiirden sahneler. Şair Edip Us’un Edip Us sahnesi, bakın burada bir semah sahnesi var. Alevilerin, Edip Us’un turnaları dönüyor. Bir kuru kafa, aslında ölüm var.
TÜRK SOLU: Futbol topu neyi temsil ediyor?
HAYDAR ÖZAY: Futbol topu bir röveşata halidir. Röveşata özgürlükle ilgili çok orijinal bir harekettir. Ama burada ayağı zincirli. Siyah-beyaz, Beşiktaş için yapmıştım bunu. Bu Ali İsmail’in futbol tutkusuyla ilişkili bir şey. Sarı kanarya, Fenerbahçelidir.
TÜRK SOLU: Hiçbir ayrıntıyı kaçırmamışsınız.
HAYDAR ÖZAY: Bir şey söyleyeyim, ben aslında futbolla ilgilenmem. Burada insanların heyecanını anlamaya çalıştım. Mesela birbirini tanımayan, aynı günlerde ayrı saatlerde gelen iki insan bunun önemini vurgulayınca bir sezgi gelişmeye başlıyor. Hayatım boyunca toplam 20 dakika maç seyretmişimdir.
TÜRK SOLU: Bu öyle 30 saniye bakılıp geçilecek bir resim değil. Buna her gün farklı duygularla bakabilirsiniz. Gerçekten de gidip görmek lazım.
HAYDAR ÖZAY: Burada bir de şey var, kendi açımdan ne anlattığını anlatan bir kitap da yazacağım. Olanlar kadar ortadan kaldırdığım ayrıntıları da yazacağım.
TÜRK SOLU: İlk önce sormam gereken şeyi en son soruyorum, biraz sizi tanıyabilir miyiz? Kaç yıldır resim yapıyorsunuz? Nasıl bir ortamda büyüdünüz? Ailenizin durumu nasıldı? Mürebbiyelerle, piyano dersleriyle büyümediniz anladığım kadarıyla.
HAYDAR ÖZAY: Biz köy kökenli bir aileyiz. Ben işçi çocuğuyum. 4-5 yaşlarındayken, babaannemle bostan sulamaya giderdim. Beni elimden tutardı, küreği vardı sırtında, Söğütler denen bizim bostanımız, tarlamız vardı. Bir sene bostan yapılır, bir sene buğday ekilirdi. Şu yolu babaannemle beraber yürüyoruz, küreği, heybesi elinde. Sonra şuraya geliyoruz, o sene buğday ekilmiş. Ben de burada ekin biçiyorum. Önce sebzeler toplanır, sonra sulanırdı çamur olmasın diye. Babaannemle yemek yiyeceğiz. Küreği suyu bostana bağlamak için alıyor. Yemeği şöyle yiyoruz, heybeden kuru ekmek çıkarıyor, kuru ekmeği o dere suyuyla yumuşatıyor. Bana da veriyor. Biraz peynir çıkarıyor, iki soğan alıyor tarladan, onları da suda yıkayıp birini bana veriyor. Yeşil soğan, peynir ve kuru ekmekle yemek yedik.
Sonra söğütlerin altında bir göze pınara geldik. Acı şeyler yediğimiz için su içmem lazım. Suyu içemiyorum, su bana Niyagara Şelalesi gibi geliyor. Elbisesinin üzerine su alarak bana içirmişti. Fistanına biriktirdiği suyu içmiştim. Bütün yazı derelerde, çoban çocuklarla geçirmiştim. İstanbul’da oturuyorduk fakat yaz boyunca yabanileşmiştim. İstanbul’a gidince düzeliyordum ama düzelene kadar yine yaz geliyordu. Çoban çocuklar, dereler, tarlalar, her yaz giderdim. Babam götürmezse ağlar, peşine takılırdım. En son güzel sanatlar 1. sınıftayken gittim. O sene resim okumaya başladım. O yıl dedem ölmüştü.
TÜRK SOLU: Aileniz hiç demedi mi, oğlum bu işten ekmek çıkmaz, avukat, mühendis ol, ne işin var Güzel Sanatlar’da?
HAYDAR ÖZAY: Yok, hiç öyle bir şey demediler. Ben bir gün gittim, “resim bölümüne girdim” dedim. Zaten girmiştim yani ayrıyeten konuşacak bir şey olarak görmedim. Bir de bizi hep desteklerler. Öyle bir şey olmadı.
TÜRK SOLU: Köylü ama aydın bir aile. Anneniz galiba mektupların üzerine resim yaparmış.
HAYDAR ÖZAY: Evet. Bana okuma-yazmayı annem öğretti. Bunu çok az insan yapar. Annem ilkokul mezunu değil ama evde kitabı siler, koyar, bakar, bir şeyler sorar. Babam da öyledir. O yaşta bile istediğimiz kitabı alırdı, Devrimler ve Karşıdevrimler Ansiklopedisi’ni alması çok ilginçtir. Köyden gelmişsiniz, onu açtığınızda Fransız Devrimi’ni veya İspanyol Falanjizmi’ni açıyorsunuz, Napolyon işgaline bakarken Goya’yı görüyorsunuz. 6-7 yaşında bir köy çocuğusunuz, Picasso’nun anarşistlerle ilgili deseni var o kitapta. David’in Fransa Devrimi’yle, Marat’yla ilgili resmi var. O dört cilt evimizde bir kenarda dururdu. Annem tozunu alırdı, ben bakardım, anlamaya çalışırdım. Bir de ülkelerin, tarihlerin, toplumların olağanüstü gravürler, Küba Devrimi posterleri, Çin Devrimi illüstrasyonları, Mao köylülerle oturuyor, çok güzel şeyler çizmişler. Çok güzel Che Guevara resimleri… 1975 tarihlidir o ansiklopedi. 77’ler, 78’ler, fasikül fasiküldü, sonra ciltlenmişti. 10 yaşında Michelangelo’yu biliyordum ben zaten. Okuldan değil kitaptan biliyordum. İlgim vardı. TRT’de çıkan Charlton Heston oynuyordu, oturduğumuz gecekonduda onu izliyordum mesela. 79’da, 10 yaşımda o filmi sonuna kadar izlemem gerektiğini biliyordum.
TÜRK SOLU: “Topraktan öğrenip kitapsız bilen bir aile” sanki, sizi sanata çok yakın yetiştirmiş.
HAYDAR ÖZAY: Mesela o dönem babam pazarcılık yapıyordu. Bana 5 lira vermişti. Feriköy pazarında Nişantaşı’nda, Üsküdar’da falan hep Pazar yerleri vardı, köylülerin hepsi pazarcıydı o zaman. Kurtuluş’ta oturuyoruz, hep oralarda geziyorum. O 5 lirayla plastik bir kılıç aldım. 7-8 yaş hatırasıdır bu, 1977’de. Ergenekon Caddesi’nin girişinde bir gazete bayisi vardı. Musevi biriymiş o gazete bayisinin sahibi, yıllar sonra öğrendim. Suat Yalaz’ın Karaoğlan çizgi romanı vardı, ben onu çok severdim. 2.5 liraya çizimlerini çok beğendiğim o çizgi romanı aldım. Kenarlarını açtım, okudum, köylü bir süveterim vardı içine koyup yürüdüm, kılıcım elimde. İyi hatırlıyorum, sene 1977. Ne alacağımı biliyordum, yanlışlıkla Hey dergisi falan almadım. Suat Yalaz’ı çok severdim. Karaoğlan’ı çok zarif, çok güzel çizmişti.
Ortaokulda resim öğretmenim vardı, hâlâ hayatta ve benle ilgili kitapta bir yazısı da vardır, o da iyi resim çizenlere çok değer verirdi. O da beni farketmişti. Beni resim bilmem ne bölümü başkanı yapmak istemişti, o zamanlar o görevleri kabul etmediğimi anlatmıştı.
TÜRK SOLU: Resimlerinizi satmıyorsunuz, bir de onu sormak istiyorum. Niye satmıyorsunuz?
HAYDAR ÖZAY: Beni duygu olarak zorlayan bir şey. Ona bir türlü yaklaşamadım. Yaratırsam, müzemi yapacak kadar yapıtım var. İlginçtir, 100’e yakın Nâzım koleksiyonum var. Belli düzeyde kabul gören bir sanatçıyım. Beni önemseyen insanlar pek çok yerde var. Dünyanın her yerinde yaptığım işlere, kişiliğime inanan insanlar var.
Benim bir müzem olsa, sadece Nâzım’a ait 100 eserlik bir kat yapılabilir. 60 tane İbsen’in Peer Gynt’ini resimledim. Olağanüstü bir koleksiyondur. Bu sene ODTÜ’de sergiledim onu, toplamı 60 tanedir. Goethe’nin Faust’unu 40 parça yaptım. Dünyanın her yerini dolaşabilecek bir seridir. Yaşar Kemal’in Ağrı Dağı Efsanesi’ni 8-9 yaşlarında okudum, 20 parça yaptım ve genişleteceğim.
TÜRK SOLU: Sizde edebiyat ve resim iç içe değil mi?
HAYDAR ÖZAY: Çok severim edebiyatı. O yönde çok bilgim vardır, herkes bilir. Aynı zamanda Türkiye’deki sol tarihe de sevgim yüksektir. 68, Deniz’ler, 15-16 Haziran…
TÜRK SOLU: Deniz resminiz var mı?
HAYDAR ÖZAY: Biraz başladım, imkân, kaynak sağlayabilirsem bu sene ilginç bir yorum getireceğim o konuya. Hep böyle yanyana üç kişilik bir poster yapılır ama sanatı daha yoğun yansıtmamız lazım. Bir de Nâzım gibi, Deniz gibi diğer insanları da anma günlerine sıkıştırmak bana çok yanlış geliyor. Aslında bu sergi o anlamda da bence çok önemli. Yani Ekim ayındayız ve 15 Ocak’ı beklemeden bir Nâzım sergisi açıyoruz. 3 Haziran’da da değiliz, orada da yapmışız. Onun dışında her zaman ilgi çekmiş. Yoğunlaşırsam, Deniz’ler ile ilgili ilginç bir yorum getirebilirim.
TÜRK SOLU: Merakla bekliyoruz. Çok teşekkür ederim.


Bu yazı 47 kez okundu.

Serap Yeşiltuna
SON EKLENENLER