• Pazartesi, Aralık 11, 2017

RTE ve AKP için felaket Türkiye için selamet senaryosu

erhan-cagdas
Erhan Çağdaş
Kasım03/ 2017

Türkiye’de siyasetten az buçuk anlayan herkese “RTE ve AKP açısından ileriye dönük en korkunç siyasi senaryo hangisidir” diye sorsanız hiç kuşkusuz %99 oranla alacağınız cevap “2019 seçimlerinde hem TBMM hem Başkanlık seçimlerini kaybetmeleri” şeklinde olur.
Aynı senaryoyu “Türkiye için selamet senaryosu” olarak görenlerin oranı her ne kadar %99 değilse de %50’nin epeyi üzerinde olduğu muhakkak ve aslında bu oran bile onlar açısından bir felaket senaryosu oluşturmak için yeterlidir.
Açayım…
Öyle görülüyor ki 2019 sonrası TBMM dört partiden oluşacak, “AKP, CHP, İyi Parti ve HDP”, kuvvetli tahminim MHP’nin %3-4 gibi komik ve acınası bir oy alacağı, ayrılıkçı Kürtlerin partisi HDP’nin gene %10’larda bir oy alabileceği ve Selameti, Vatan’ı falan düşersek geriye kalan %80-85’in de ilk üç parti arasında az çok dengeli bir şekilde paylaşılacağı yönünde. (Örneğin üç parti de 20-30 arası veya üzeri bir oy alacak ama hiç biri %36-37 bandını aşamayacak.)
Bugünlerde yapılan kamuoyu araştırmaları siz yanıltmasın, -ki onlar da AKP’de bir erime olduğunu gösteriyorlar- zaman AKP’nin aleyhine çalışıyor ve birinci parti olma durumunu korusa bile 2019’a doğru çok daha fazla yıpranacak ve oyu düşecek, umarım seçimleri bir şekilde sabote etmek gibi çılgınlıklara başvurmazlar.
Bu arada yeni kurulan Meral Akşener’in “İyi Parti”sinin önümüzdeki dönemde siyasi dengeleri en başta AKP aleyhine epeyi değiştireceği ve oy kaymalarının daha da hızlanacağı mutlak bir gerçek.
Yukarıda belirtilen tablonun anlamı da gayet net, “hiçbir parti tek başına iktidar oyunu alamayacak ve eğer seçimler yenilenmezse hükümet mecburen iki partili bir koalisyon şeklinde olacak.” Koalisyon için de kuvvetli tahminim, eğer olabiliyorsa, CHP-İyi Parti şeklinde, zira hiçbir partinin AKP ile daha doğrusu RTE ile hem de küçük ortak olarak koalisyon yaparak intihar edeceğini düşünmüyorum.
( Not: Bizim sistemimizde hükümete güvenoyu için toplantıya katılanların çoğunluk oyu yeterlidir, anlamı örneğin HDP o toplantıya girmeyerek ya da girip red oyu vermeyerek bir CHP-İyi Parti koalisyonuna yol açabilir, salt, yani Meclis tam sayısının bir fazlası çoğunluk hükümetleri düşürmek için gereklidir.)
Ve şimdi de gelelim aynı günde ya da günlerde yapılacak olan cumhurbaşkanı seçimine… AKP adayı belli RTE, bence İyi Parti’nin adayı da belli, Meral Akşener, CHP adayının da Kılıçdaroğlu olacağına bahse girebilirim, olmasa da farketmez yerine olan da benzer oyu alacaktır.
Böyle bir tablodan -eğer YSK bu seçimde de öncekinden daha başarılı (!) son dakika düzenlemeleri yapmazsa- ilk turda herhangi bir aday için %51 çıkacağını sanırım Bilal oğlan bile beklemiyordur.
(Bu AKP açısından acı gerçek RTE’nin “daha fazla güç, tek başına güç, çok yetkili ama tam denetimsiz ve sorumsuz güç” egolarını tatmin için iktidar çıtasını %40’larla hükümet ve o yoldan cumhurbaşkanı olabilecekken illa başkanlık için gereken %51’lere çıkarmasının sonucudur.)
İkinci tura kalınınca da kesin bir şey söyleyemem ama Kılıçdaroğlu’nun şansının M. Akşener’den daha fazla olduğunu tahmin ediyorum, ama şunu da gayet iyi biliyorum ki hangisi son ikiye kalırsa kalsın diğerinin oylarının çok büyük kısmı ona gidecek.
Şüphesiz ki benim açımdan senaryolarımın en ballısı “RTE’nin son ikiye kalamaması”, en korkuncu da “RTE’nin ilk turda %50’yi aşması,” ama bence bu iki olasılık da dediğim gibi asla gerçekçi değil ve yukarıda dediğim gibi cumhurbaşkanlığı seçimi adaylardan biri RTE olmak üzere iki turlu olacak.
RTE’nin ilk turda seçilemeyeceği iddiamın dayanağı da iki boyutlu: Bir, 16 Nisan referandumunda bile %51’i bulamamış olması, -ki bunu kendisi de biliyor- iki, o günden buyana ve giderek hem kendisinin hem partisinin başta laiklik, ekonomi, adalet ve dış siyaset olmak üzere daha da yıpranacak olması. Son ikiye mutlaka kalacağının gerekçesi de özellikle Akşener’in ondan epeyi oy alacak olmasına rağmen onu aşacak bir potansiyele henüz sahip olmaması.
Peki finale kalanlardan bir tanesi RTE olan bir yarışmada “ipi kim göğüsler?”
Onu da bilemiyorum ama zaten benim bu yazıda ele aldığım “felaket ya da selamet” senaryosunda bu fazla önemli de değil, değil zira cumhurbaşkanı kim olursa kesinlikle sadece kendi partisinden oluşan bir hükümetin değil iki partiden oluşan bir hükümetin cumhurbaşkanı olacak ve eğer hemen değiştirilmezse demokrasiye uygunluk ve kendi içinde tutarlılık açılarından tam anlamıyla çorbaya benzeyen, daha doğrusu RTE-AKP birlikteliği için özel olarak dizayn edilmiş bulunan bu antidemokratik anayasa ile ülkeyi yönetmek zorunda kalacak.
Ha, ülke böyle bir yönetim kadrosuyla uzun süre yönetilebilir mi, ona da cevabım tek kelime, “asla”.
Hele hele bir de Kılıçdaroğlu ya da Meral Akşener’den birinin cumhurbaşkanı, AKP’nin sadece hükümet ortağı olduğu bir hükümetin ne tür bir “şenlik” olacağını tahmin etmek için ise sanırım çok fazla zekaya ihtiyaç yok.
E tabi olasılıkları sayarken cumhurbaşkanının Kılıçdaroğlu veya Akşener’den birisinin ve hükümetin de CHP- İyi Parti ortaklığında oluşması olasılığını da unutmamak gerekir ki bu olasılık hiç de uzak bir olasılık değil ve böyle bir sonuç bana göre bütün olasılıklar arasında ülke açısından en doğru ve en sürdürülebilir model.
Ve son sözlerim… “Hiç kuşku yok ki RTE-AKP ikilisinin ne cumhurbaşkanlığı ne hükümet içinde olmadığı bir senaryonun her ikisi açısından bir felaket anlamına geleceğini sadece biz değil, tüm dünya biliyor. Sadece birinin olacağı bir senaryonun bile bu yoldan oluşacak bir yönetimin normal demokrasilerde olan ve olması gereken devlet başkanı-hükümet uyumunu asla gösteremeyeceği için kalıcı ve başarılı olması beklenmemelidir.
Bu gerçeğin en net nedeni de RTE-AKP ikilisinden birinin olmadığı her iktidara 15 yıllık AKP iktidarının başta ekonomi, eğitim ve tarım, her alanda yarattığı dejenerasyonun düzeltilmesi ve geçmiş yolsuzlukların hesabının sorulması konularında kamuoyundan mutlaka gelecek taleplere hatta baskılara hangisi olursa olsun, iktidar ortağı partinin karşı çıkamayacak olmasıdır.
RTE’nin, o da eğer cumhurbaşkanlığını kazanırsa, bunları engellemeye kalkmasının olağan sorunları ve gerginlikleri daha da arttıracağı ve ülkenin kaçınılmaz bir şekilde sonu belirsiz bir kaosa sürükleneceği konularında ise sanırım kimsenin kuşkusu yoktur.
Bütün bunların yanında CHP- İyi Parti birliğinin gerekirse HDP’nin de desteğini alarak Anayasa’yı referanduma bile kalmadan, ki kalsa da sonuç değişmez, değiştirebileceğini ve cumhurbaşkanlık yetkilerini büyük ölçüde tırpanlayarak yeniden çağdaş parlamenter demokrasilere uygun hale getirebileceğini ve raflarda bekleyen yolsuzluk dosyalarını işleme koyabileceğini de -ki bunları mutlaka yapmaları gerekiyor- unutmamak gerekir.
RTE ve AKP açısından “felaket” anlamına gelen bu senaryoların çağdaş dünya ve çağdaş Türkiye için “selamet” senaryoları demek olduğunu ise bu ülkede artık sadece biz çağdaş Atatürkçüler biliyor değiliz, bugüne kadar AKP’ye oy veren kitlenin de önemli bir bölümü yaşayarak öğrendi.


Bu yazı 72 kez okundu.

Erhan Çağdaş
SON EKLENENLER