• Cumartesi, Mayıs 26, 2018

Rusya’ya ve Türkiye’ye dolar dersi: Paran kadar konuş

tayyip-putin
Ali Özsoy
Aralık21/ 2014

Bir anti-emperyalizm karikatürü

Yeni bir tür anti-emperyalizm (!) var.

Benim “iphone”um olsun, plasmam olsun, BMW marka arabam olsun, süper AVM’lerim olsun, kapitalist tüketim kültürüm olsun, insanımızı mutlu edecek turizm sektörüm, şımarık zenginlerim dahası multi-milyarder işadamlarım olsun ama aynı zamanda Batı’ya karşı olayım, AB’ye kafa tutayım hatta ABD’yi tepe taklak yuvarlayayım.

Kruşev gibi ayakkabımla kürsülere vurayım, Castro gibi puro içeyim, Nâsır gibi tüm Ezilen Dünyayı toplayayım ama aynı zamanda ülkemde BP petrol çıkarsın, Ford fabrika açsın, Deutsche Bank süper lüks otoyol için 1 milyar Euroluk krediyi de versin.

Barda genç kız tavlamak için eski solculuk anılarını anlatan kart bir şarlatanı düşünün. Pespaye ve pilini tüketmiş bir emperyalist olan Rusya 1950’lerden kalma, eski Üçüncü Dünyacı bir jargonla ABD’nin çoktan posasını çıkardığı döküntü ekonomileri etrafına toplamaya çalışıyor.

Zaten hapı yutmuş “mekân sahibi” Rus mafyası kapısına gelince önce seviniyor. Mafya: “Sana koruma verelim, hem de çok düşük faizle kredi açalım. Bak ben seni bu çakallardan kurtarırım.”

Putin ile Tayyip arasındaki ilişki de tam da bu.

Rusya güvenlik şirketi mi haraççı mafya mı?

Batı karşıtlığına evet…

Sömürgecilik karşıtlığına evet…

Anti-emperyalizme, Üçüncü Dünyacılığa evet…

En sağlamından anti-Amerikancılığa evet…

Ama sahtekârlığa hayır!

“Dünya 5’ten büyüktür” diyen yerel haraççı bir oradan bir buradan tokadı yiyince 5’in birine razı oldu.

Rus mafyası kapısına gelip, sana koruma verelim deyince hemen hoşafın yağı kesildi.

Eh be Tayyip biz de seni Kasımpaşalı sanırdık. Bu işlerin raconunu bilmez misin? “Seni koruyalım” demek gayri-meşru âlemde, “kucağıma otur bana haracını ver” demektir.

Pek çok kılığa giren mafya “güvenlik şirketi” kartvizitiyle sizi ziyaret ettiğinde açıkça şunu söyler: “Seni sadece dışarından değil kendimden de koruyacağım. O yüzden haracını geciktirme.”

Özgür Erdem’in geçen haftaki yazısında veriler ortada. Rusya düşmanı (!) olan AB’ye sattığından iki kat fiyata yeni dostu Türkiye’ye doğalgaz satıyor.

Bu fark niye? Mekan koruma parası mı? Keşke ona bile razıyız.

Küçük mafyamız bu farkı bizden çıkarıyor. Sabit komisyon oranıyla, daha pahalı gaz eşittir “sıfırlanacak” daha çok para.

Tayyip şimdi bunu büyük stratejik derinlik olarak sunuyor. Ortada güvenlik politikası falan yok. Aslında çılgın politikasıyla birden ABD ve AB’nin şer eksenine soktuğu Türkiye’yi “Batı’dan koruyayım, alternatifim olsun” durumu da yok.

Tayyip’in tek derdi kendi tekleyen mafya çarkını sürdürebilmek. Ortadoğu’da her konuda çatıştığı Rusya ve İran ile birden bire “Bangkok Zirvesi” kurması, “Şanghay Bilmemnesi” olmasının tek nedeni kara para aklamak, komisyonuna komisyon katmak.

Eyvah vatanımızın düştüğü duruma eyvah!

Türkiye böyle bir “Üçüncü Dünyacılık” yapacağına yemin ederim Batı uydusu olsun daha iyi!

Yugoslavya, Irak, Libya, Suriye… Rusya’nın ipiyle kuyuya giren her ülke parçalandı bugüne kadar!

Bu deli herifin son çılgınlığı da bu olacak demek.

KGB’ci Putin’den bayat numaralar

Düzeyi düşürmek istemiyoruz ama gayri-meşru âlemden bir örnek daha vermek zorundayız.

Putin gibi sarışın bir aktörü örneğin Nuri Alço’yu düşünün:

“Sizin gibi değerli bir ses sanatçısının, nadide bir çiçeğin bu gazinoda şarkılar söylemesini asla kabul edemiyorum. Bundan sonra bu mekânda kimse sizi rahatsız edemez. Ben sizi koruyacağım. Hem dostunuz hem menajeriniz olacağım. Layık olduğunuz yüksek sanat camiasına sizi taşıyacağım.”

Bir “menajer” bir kızı ağına düşürürken nasıl onun zaaflarına seslenirse, bir istihbaratçı da aynı şekilde pohpohlayarak adam devşirir.

KGB’ci Putin, Tayyip’i çözmüş. Tayyip’in en sevdiği şey “dik durmak”, “delikanlı olmak”, “efelenmek”…

Putin’e Türkiye ile Rusya arasındaki son doğalgaz anlaşması sorulmuş. Putin dünyanın en pahalı doğalgazını Türkiye’ye kazıkladığı yetmezmiş gibi en ucuz ve pespaye gazı da Tayyip’e vermiş:

“Türkiye’nin ambargoya katılması için baskı konusunda şaşırmadım. Ankara’daki görüşmemiz sırasında Erdoğan’a dedim ki: ‘Bazı konuları medyanın önünde açıkça söylemeye gerek yok, aramızda kalsın.’ Ama Erdoğan sert delikanlı (krepki mujik). Bunu yapamadı, yapmadı. (gülerek) Konuşmayı tercih etti. Bu onun tercihi. Bizim gizleyecek şeyimiz yok dedi.

Bizim ortak tarihimizde trajediler de var. Atatürk döneminde olduğu gibi yaşanmış çok güzel şeyler de var. Türkiye bizim için çok önemli bir ülke. Bölgede bazı sorunlar, Türkiye’nin katılımı olmadan çözülemez.”

Tayyip’ten Atatürk, Putin’den Lenin yaratmak! Böylesi ancak hezeyancı başı Perinçek’e yakışırdı.

Rakamlar yine Özgür Erdem’in araştırmasından:

“Türkiye 418, İsviçre 398, İtalya 396, AB ortalaması 348, Almanya 338, Ukrayna 365, Avusturya 357, Fransa 355, Hollanda 334, Çin 350, İngiltere 282, Gürcistan 235, Ermenistan 189, Beyaz Rusya 166.4.

Görüldüğü üzere Türkiye, Rusya’nın diğer müşterilerine nazaran bin metreküp başına ortalama 70 dolar fazla ödüyor. Bu da yılda 1,5-2 milyar dolar gibi fazla maliyet demek.

Türkiye’nin doğalgazda yaşadığı soygunun bir başka boyutu ise konutların ödediği fiyatlar. Avrupa’da doğalgaz fiyatları 2003’ten beri %134 arttı, Türkiye’de ise bu oran %270.5”

Böyle “delikanlıya” can kurban…

Ver gazı Putin ver Tayyip’e. Kış geliyor Türkiye üşümesin, dünyanın en zengin (!) halkı olarak en pahalı gaz bize yakışır. Tayyip de coşsun. Putin sayesinde hem namı yürüyor hem de komisyon hesabı…

Baba III

Kendi mahallesine kan kusturan küçük çakal, Rus mafyasına sığındı ama Rus mafyası kime sığınacak.

Ekonomi ve uluslararası siyaset yazacaktık mafyaya daldık. Bari öyle de bitirelim.

Şimdi mafyayı anlatan efsanevi filmi hatırlayalım. Baba filminin üçüncü serisinde İtalyan ve Avrupa sermayesine hükmeden ve aslında uzaktan tüm yeraltını yöneten P2 Mason locası üyesi üst düzey politikacı Don Lucchesi karakteri vardır. Lucchesi, Baba Al Pacino’yu yok etmek istemektedir.

Bunu bilen Baba güvenilir adamı Vincent’i hırslı ve ihanete hazır basit bir tetikçi kılığında Lucchesi’ye gönderir. Filmin bu sahnesinde sadece mafyayı değil dünya ekonomisini ve siyasetini anlamak için yeterli olan çok yalın bir diyalog geçer.

Vincent biraz safa yatar: “Siz bir finans ve politika adamısınız. Bu tür şeylerden ben anlamam.”

Don Lucchesi’nin sorusu: “Silahlardan anlar mısın?”

Vincent: “Evet.”

Don Lucchesi: “Finans (sermaye) bir silahtır. Politika ise tetiğini ne zaman çekeceğini bilmektir.”

Yani ne mafya düzeninde ne de emperyalist düzende işler kabadayılıkla, delikanlılıkla veya salt kuvvetle yürümez.

Tek gerçek silah paradır. Para da her silahı alabilir.

Parayı veren düdüğü çalar. Parası olan da emperyalistlik yapar.

ABD iki kart açtı Rusya’yı bitirdi. Birincisi petrol kartı… Ortadoğu’daki IŞİD krizi beklenenin tam tersine petrol fiyatlarını yarı yarıya düşürdü. Çünkü Sünni-Şii çatışması Şener Hoca’mızın ifadesiyle OPEC’i parçaladı. 1970’lerden beri ilk kez fiyat mekanizması bu kadar ABD’nin pençelerinde… Ve herkesin unuttuğu bir gerçek: ABD kendisine yetecek kadar petrol rezervi olsa da 30 yıldır hep ithalatı seçti. Şimdi kaya gazını da ekleyip eski rezervleriyle birlikte dünyanın en büyük petrol üreticisi oldu.

İkinci önemli kart ise dolar kartı… Ekonomisi toparlanan ABD piyasaya dolar sürmeyi kesiyor ve yavaş ama Rusya’ya acı verici bir şekilde faiz oranlarını arttırıyor.

Sadece Rusya değil tüm Üçüncü Dünya’dan dolar ABD’ye geri akıyor.

Bu da ambargo, düşen petrol fiyatları, savaş masrafları ve hantal ekonomisin erağmen Süper Güçlük taslayan Rus ayısını serseme çeviren son darbe oldu.

Şöyle düşünün: Rus ekonomisini ayakta tutan, bütçe gelirinin %45’ini sağlayan petrolün fiyatı yazdan itibaren varil başına 113 dolardan 65 dolara düşmüş.

Bir dolar ise son altı alda 34 rubleden 80 rubleye çıkmış.

Yani Don Lucchesi’nin tabiriyle ABD “finans silahının tetiğini çekmiş.”

Peki ya Türkiye? Petrolün ucuzlaması cari açığımızı kapatabilir, Rusya’daki finansal kriz de net bir sermaye transferine yol açabilirdi. Ancak tam tersi oldu çünkü finans sistemi Türkiye’yi artık Rusya’yla aynı gemide görüyor.

Son bir haftada Türk Lirası değer kaybında neredeyse Rubleyle yarıştı, tam %6 değer kaybetti.

Kuru soğana muhtaç kabadayılar

“Rusya gazı bir keser AB donar. Çin ABD tahvillerini bir satar ABD çöker.”

Bunlar masal. Ne AB’nin donduğu var ne de Çin’in kendi parasını pul etmek pahasına ABD’ye dayılandığı var.

1990’ların başını hatırlamıyor muyuz? Bir günde çöken Süper Güç Rusya, tanklarını, füzelerini, uçak gemilerini hatta nükleer bombalarını bile kara borsadan satmaya başlamıştı. Hadi o zaman kapalı ekonomileri vardı. Şimdi kapitalizme alışmış toplumlarını nasıl ayakta tutacaklar?

Emperyalizm tetiğini çektiği “finans silahına” bir ülke belki karşı koyabilir ancak kapitalist sistemin içinde kalarak asla… Hem kapitalist olayım, hem sermaye bana gelsin hem de anti-Amerikancı olayım… Yok öyle yağma!

ABD yavaş ve acılı bir ceza veriyor. Hem Türkiye hem Rusya’ya…

Kısacası “kuru soğana muhtaç” yiğidin yiğitliği de soğan cücüğü kadar olur. Görelim bakalım Rus ayısını şimdi.

İyice tökezleyen Putin kazıklayacak tek salak bizimkini bulmuş.

Allah sonumuzu hayırlı etsin.


Bu yazı 586 kez okundu.

Ali Özsoy
SON EKLENENLER