• Cuma, Nisan 20, 2018

Sahnedeki ilk fedai: Afife Jale

esvan
Esvan Karaoğlu
Nisan14/ 2018

Ailesini, toplumu, kanunları karşısına; tiyatroyu hayatına alan yalnız bir genç kadındır Afife Jale.
Lisedeyken İstanbul Şehir Tiyatrosu (Darülbedayi)nda staj hakkı kazanan Afife, Türk ve Müslüman kadınların tiyatroda sahneye çıkamayacağını, sadece seyirci olabileceğini elbette biliyordu. Ama taşıdığı umut, inanç ve cesaret yasa ve yasaklardan daha güçlüydü.
Afife’nin tiyatro aşkı ona büyük bedellere mâl olur. İlk olarak kızlı erkekli bir işte çalıştığı hem de kendini sahnede sergileyerek “kötü kadın” olduğu için babası onu evlatlıktan reddeder. Belki özür dilese eve dönebilirdi ama onun yeri babasının dizinin dibi değil seyircisinin karşısıydı.
1920 yılında Hüseyin Suat’ın sahneye koyduğu “Yamalar” adlı oyunda “Emel” rolünü oynayan Eliza Binemeciyan adlı gayrimüslim (Ermeni) oyuncunun yurt dışına çıkması ile onun yerine bir kadın oyuncu aranmaya başlanır ve sınav düzenlenir. Afife bu sınavı kazanarak “Jale” takma ismi ile sahnede ilk kez yer alır.
Jale “çiy” demektir, geceden sonra çiçeklerin üzerinde beliren su damlacıklarıdır. Bu damlacıklar çiçeklere, doğaya can verir. Afife de bir “jale” olarak karanlık zihniyeti aşıp sahneye attığı adımla Müslüman Türk kadınına sanatın renkli yönü tiyatroda öncülük etmiştir. “Emel” rolüyle en büyük emeline ulaşan Afife Jale, rol icabı ağladığı sahnede gerçekten ağlamıştır. O damlalar tutkunun, cesaretin, kararlılığın zaferinin sahneye dökülen çiy damlaları olur. O damlalar bir bahar yağmurudur ve Türk kadınlarının tiyatro sahnesinde birer çiçek gibi açmasını sağlar.
Jale çok beğenilmiştir, alkışlar çiçekler… O artık Afife Jale’dir. Kulise inerken oyunun yazarı Hüseyin Suat, Afife’yi alnından öper ve “Bizim sahnemize bir fedai gerekti. Sen işte o fedaisin” der.
Oyundan sonra sahnedeki kadının Ermeni değil Müslüman olduğu ortaya çıkınca yer yerinden oynar ve kolluk kuvvetleriyle Afife arasında kovalamaca başlar. Afife ikinci oyunu “Tatlı Sır”ı oynarken başka bir oyuncunun salona giren polisleri fark etmesiyle polisin elinden bir şekilde kaçmayı başarır. Bir sonraki oyundaki baskından da kurtulmayı başarır ama devreye dönemin Dahiliye Nazırlığı (İç İşleri Bakanlığı) girer: “Türk ve Müslüman kadınlar kesinkes sahneye çıkamaz” diye bir bildiri yayınlanır. Afife aldırmaz ve yine sahneye çıkar, ancak bu defa polis baskınından kaçmayı başaramaz. Karakola götürülür. Komiser “Dinini, milliyetini unutan sen misin?” diyerek Afife’yi tokatlar. Ama asıl tokadı yuvası bildiği Şehir Tiyatrosu’ndan yer, çıkan bildiri üzerine Afife’nin işine son verilmiştir…
Yıl 1921, Afife 19 yaşında bir genç kız. Yapayalnız. Beş parasız. Ama vazgeçmez, o bu yola baş koymuştur; küçük kumpanyalarla Anadolu turnelerine çıkar. Çok sürmez, kumpanyalar dağılır… Ve Afife de dağılır. “Tiyatro varsa ben de varım” diyen Afife Jale şiddetli baş ağrıları, sinir krizleri geçirmeye başlar. Omzunda ağlayacağı bir baş, hayata tutunacağı bir dal bulamayan Afife Jale morfine tutunur, artık bir bağımlıdır…
Cumhuriyet devrimiyle devrimin öncü neferlerinden Afife Jale’nin açtığı perdenin ardından pek çok Müslüman Türk kadın tiyatro ve sinemada rol almaya başlar. Afife Jale sağlık sorunlarına rağmen sahnede yerini alır, ancak morfin bağımlısı oyuncuya kapılar teker teker kapanır.
Bir bahar akşamı bestekâr-udî Selahattin Pınar’la tanışırlar. Kısa sürede evlenirler. Ancak morfin bağımlılığı yüzünden evlilikleri uzun süremez, severek ayrılırlar.
Bir süre kız kardeşinin yanına gider, ancak eniştesi bir morfin bağımlısını evinde barındırmak istemez.
Parasız ve kimsesiz kalan Afife Jale bir süre parklarda barınır sonra arkadaşlarının ve Dr. Mazhar Osman’ın devreye girmesiyle Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde yatmaya başlar. Hastanede yatarken ne ailesi ne hayranları ne de onu sahneye çıktıktan sonra tebrik edip alnından öpen büyükleri ziyaretine gelir… 39 yaşında yapayalnız ölür. Cenazesinde sadece dört kişi vardır. Herkes gibi olmadığı için dışlanmıştır. Halbuki herkes gibi davransaydı Türk kadını tiyatroyla arasındaki o karanlık perdeyi daha geç, daha zor yırtacaktı. Kısacık bir ömür, kısacık bir sahne hayatı, kısacık bir evlilikten öte asırlarca anlatılacak bir cesaretin ta kendidir Afife Jale. Her şeyi, herkesi geride bırakıp kendi yolunu çizen bir savaşçıdır. “Beni acıyarak değil, düşünerek severek, kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro varsa ben varım!” diyen Afife Jale’nin mezarının yeri bilinmiyor. Belki de bu devrimci ruhun olması gereken yer, Türk kadınının yer aldığı tüm tiyatro sahneleridir, yani onun can bulduğu ve uğruna can verdiği yerdir.
Ve İsmail Kahraman…
Meclis’te düzenlenen Meclis Sohbetleri etkinliği kapsamındaki 18 Mart Çanakkale anmasında Devlet Tiyatroları oyuncuları bir temsil sahnelemişti.
TBMM Başkanı İsmail Kahraman 99 yıl önce Afife Jale’nin adım attığı sahnede bugün kadın oyuncuların yer almasını “gereksiz” buldu.
İddia şuydu :
“Günlerce prova yapılmasına karşın, oyuna bir saat kala verilen talimatla; askere evladını, eşini gönderenlerin vedalaşma sahneleri, kadın sanatçıların sahneye çıkması ve projektörden gösterilecek Atatürk silüeti yasaklandı.”
Bu gereksiz tutum hem yazılı hem de sosyal medyada epey tepki gördü. Kahraman’ın “Tiyatro yoktu, sadece Çanakkale Türküsü söylenecekti” açıklamalarına karşın prova görüntüleri paylaşıldı.
Kahraman’ın Atatürk ve Türk kadınıyla kavgası yeni değil. Ama kaybedeceği bir kavgada tasladığı bu “kahramanlık”lar çok da önemsenmemeli.
Dönemin İç İşleri Bakanı nasıl Afife Jale’ yi perdenin arkasındaki karanlığa hapsedemediyse, bugünün Meclis Başkanı da Afife Jale’leri karanlığa hapsedemeyecek. Türk kadını sanattan, sahneden, hayattan koparılacak dünkü çocuk değil. Çünkü dünümüzde Afife Jale gibi kahraman var.

afife-jaleler


Bu yazı 32 kez okundu.

Esvan Karaoğlu
SON EKLENENLER