• Perşembe, Mayıs 25, 2017

Şam’da kayısı

metehan
metehan özkün
Ocak09/ 2017

Şehit acısıyla yanıp tutuştuğumuz bu dönemde aklımda hep aynı sorular var. “Askerlerimiz Suriye’de, peki ya Suriye nerede?”
Memleketlerini arkalarına bakmadan terk edenler nerede? Ülkemize ilk girişlerinde kamu spotu niteliğinde reklamları yapılan
vatandaşlardan bahsediyorum. “Vatandaş” diyorum çünkü Suriye vatandaşı olarak gelip artık Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı oldukları için. Dünyanın hangi ülkesinde bu denli peynir ekmek gibi vatandaşlık dağıtılıyor merak ediyorum? Yıllardır birçok ülkeden vizeyi zar-zor alırken, biz herkese gereğinden fazla misafirperverlik gösterdik, göstermeye de devam ediyoruz. Sabah sokağa çıktığınızdan akşam eve giresiye kadar kaç Suriyeli vatandaş, kaç Suriye plakalı araba ve ya işyeri görüyorsunuz? Ülkeye giriş yaptıklarından itibaren, onlara tanınan sosyal ve ekonomik hakların kaç tanesi kendi vatandaşımıza tanındı? Sosyal güvencesi olmayan vatandaşlarımızın, işsiz gençlerimizin, karda kışta sokakta yatıp kalkan insanlarımızın üzerine bu kadar titrediniz mi? Dişe tırnağa dokunur ne kadar somut adım attınız? Şimdi gündem de olan diğer bir konu, vatandaşlık verilen Suriyelilerin devlet memuru olabileceği! Bence hiç uğraşmadan direk kabinede bakanlık versinler! Zaten uzun süredir istenilen Türk kültürünü Arap kültürü ile asimile etme gayesi değil mi, işlerine gelir! O yüzden bu etnik kaos bulunmaz fırsat. Yıllardır
torpille, çalınan sınav sorularıyla, terör yuvası tarikatlar eliyle bu devletin içine yerleştirilenler yetmedi şimdi sırada ülkesinde dahi bu denli fırsatları bulamayanları devletin içine sokma çabası başladı. Dış politikadaki rezilliğimizi, iç
politikada sıvamaya başladık. Çıkıp “kandırıldık, aldatıldık” dediniz ve şu an ellerinizle yerleştirdiğiniz devletin içine konuşlanmış FETÖ hainlerini temizleme gayretindesiniz. Yıllar sonrada bugünü yaşar mıyız diye düşünmeden alamıyorum kendimi? Devlet politikası olarak; zor durumda olan komşu milletlere iyilik yapak istiyorsan eğer; onları uygun bir şekilde “misafir” edersin. Alıp koynuna sokmazsın!
Zamanında Meclis’te “terör olaylarıyla ilgili” Meclis Araştırması açılması ve Meclis Komisyonu kurulması önergesine ret oyunu ben kullanmadım, kullananlar belli! Ve bugün dönüp baktığımızda kabul edilmeyen önergeden bu yana patlayan bombalar, onlarca şehidimiz ve halkta korku paranoyası. IŞİD terör örgütü ülkemizde bu denli teşkilatlanmış ve eylem içinde bulunuyorsa, bu aşamada devlet, güvenlik politikalarını tekrar gözden geçirmeli, özeleştiri yapmalıdır.
Diğer bir yandan somut belgelere, istatistiklere baktığımızda ise Suriyeli vatandaşların sadece Gaziantep ilimizde toplam resmi suç sayısı 1926 (Mayıs 2016 istatistik bilgileri). Bunlar; Kasten yaralama: 238, İş yerinden hırsızlık: 44, Kapkaç: 14, Kasten öldürme: 7, Taksirle yaralama: 248, Şüpheli ölüm: 17, Tehdit: 59, Fuhuş ve küçük yaşta ilişki: 12, Evden hırsızlık : 30, Oto
ve otodan hırsızlık: 21, Hürriyetinden yoksun bırakma: 30, Çocuk istismarı: 8, Cinsel taciz: 6.
Bir diğer ilimiz Kahramanmaraş’ta ise istatistikler şöyle karşımıza çıkıyor: Kasten yaralama: 183, Taksirle yaralama: 241, Evden
hırsızlık: 14, İşyerinden hırsızlık: 17, Açıktan hırsızlık: 28, Görevli memura mukavemet: 3, Cinsel suçlar: 9, Gasp: 11, Parada sahtecilik: 8, Kaçak sigara: 167.
Bakınız bunlar sadece iki ilimizdeki oranlar! Türkiye geneline ve günümüze kadar geçen süreyi de hesaba katarak ele aldığımızda ortaya çok ciddi rakamlar çıkacaktır. Kendi elimizle kendi halkımızın canını daha ne kadar yakabiliriz bilemiyorum? İşte Avrupa neden kapılarını kapattı, neden “parasını ben vereyim, bunlara sen bak” dedi bir kez daha anlaşılıyordur umarım.. Biz kendi içimizi temizleyemezken, dışarıdan yeni kaoslar ithal ettik. Kanser ülkenin her bölgesine metastaz yaptı.
Biz ne yaptık? Kendi insanımıza rayiç bedelinden vermediğimiz evlerimizi, dükkanlarımızı Suriyelilere iki katına kiraladık ya
da sattık. İşyerlerimizin camlarına Arapça levhalar astık hatta isimlerini Arapça olarak değiştirdik. İşe alım süreçlerinde Arapça bilme kıstasını ön planda tuttuk çoğu zaman zorunluluk olarak belirledik. Suriyeli vatandaşı sigortasız ve daha ucuza
çalıştırmak için kendi insanımıza iş kapılarını kapattık. Anadolu bazlamasından, Trabzon ekmeğinden vazgeçtik, Halep ekmeği satmaya başladık. Evine üç kuruş ekmek götüren işportacıları zabıtalara yem ettik ama her köşe başında kaçak sigara satan Suriyelilere ses çıkarmadık. Daha ucuz diye Suriyelilerin lokantasına gittik ama ucuz etin yahnisi bize kedi eti olarak geri döndüğünü gördük. İngiltere’ye, Danimarka’ya, Arjantin’e ya da dünyanın herhangi bir ülkesine gittiğinizde o coğrafyanın insanı Türk olduğunuz için size hangi jesti yaptı? Dükkanına Türkçe afiş? Türkçe bilen personel? Türklere özel işyerleri tahsisi? Bakınız sadece Mersin’de 3 ay içerisinde Suriyelilerin kayıt dışı açtığı işyerleri yüzünden 1250 esnaf kepenk kapattı. Vergisini veren, kendi memleketinde namusuyla para kazanmaya çalışan, bu toprağın insanı; vergi vermeyen, kayıt dışı mal satan üstüne devletten aylık para alan (yine bizim vergilerimizden) insanlar yüzünden harcandı! Bu 1250 kişi ortalama 4 kişilik bir aileye
sahip olsa sadece Mersin ilinde 3 ayda 5000 insanımız mağdur edildi! Bunlar rakamlarla oynayıp hayali ekonomik zaferler ilan etmeye benzemez, bunlar kapı gibi acının, kendi vatandaşını mağdur etmenin rakamları.
Yazının başında da sorduğum gibi; nerede bu Suriye? Güney komşumuz mu? Siz öyle mi zannediyorsunuz?
Suriye; Ege kıyılarında, Akdeniz kıyılarında plajda! İstanbul’da Boğaza karşı nargile tüttürüyor! Ankara’da kar topu oynuyor, kardan adam yapıyor! Trabzon’da hamsi tavaya ekmek banıyor! Maraş’ta afiyetle dondurmasını yalıyor! Son model arabalarıyla eğlence merkezlerinde kopuyor! AVM’ler de alış-veriş yapmaktan yoruluyor! Ama “marka” tesettürleriyle yardım kuyruklarında! Devletin verdiği parayı çekmek için ATM’lerin önünde! Sokağa çıktığımızda köşedeki market, yanımızdaki kasap, berimizdeki manav! Film afişi gibi olacak ama yazmadan geçemeyeceğim; “çok yakında tüm devlet dairelerinde sizlerle!!!”
Mülteciler için sosyal politikalar tabii ki de geliştirilmelidir lakin biz işin ucunu biraz kaçırıp, biraz da abartıyoruz. Suriyeli vatandaşlarla ilgili dozunda olan “milli tutumlar” kesinlikle insan ayrımına yorulmamalıdır çünkü bu bir yabancı düşmanlığı ya da faşist bir yaklaşım asla değildir. İnsanın haddini bilmesidir. Had bilmekten zarar gelmez, aksine düzeni ve
uygun ortamı sağlar. Misafir, misafir gibi, ev sahibi de ev sahibi gibi davranmalıdır. Anlaşılan bu misafir bize yatıya geldi, e onun da bir sınırı yok mudur? Ama bu misafir evimizi sahiplenmeye kalkıyor ve biz de buna ses çıkarmıyorsak o zaman dönüp kendimizi sorgulamamız lazım…
Biz neredeyiz peki?
Onlar ülkemizde keyifteyken, biz onların topraklarında, hiç işimizin olmadığı bir coğrafyada kör bir kurşunun ucundayız. Kanımız vatan toprağına düşse belki küçük bir tesellimiz olurdu kim bilir? Şam’da namaz kılmayı hayal edenler şimdi şehitlerimizin cenaze namazındalar! Tokat’ta, Kars’ta, Kayseri’de… Verilen bu canlar, gencecik yitirilen hayatlar ne için? Kim için? Uluslararası koalisyonların rantlarına “canımızla” ortak oluyoruz. Oysa başarılı ve istikrarlı bir dış politikaya sahip olabilseydik milletimiz bu acıları yaşamayacaktı ve o ağızdan düşmeyen meşhur “Ortadoğu’da söz sahibi olma” kavramı belki bir
nebze gerçekleşebilecekti ama biz şu an Ortadoğu’da maalesef söz sahibi değil, şehit sahibiyiz!


Bu yazı 34 kez okundu.

metehan özkün
SON EKLENENLER