• Cuma, Ağustos 18, 2017

Sarayın Hayırcıları bölme operasyonu

ali
Ali Özsoy
Mayıs15/ 2017

İkinci yarı yok
16 Nisan seçimleri iki önemli sonuç ortaya çıkardı:ali-1
Birincisi AKP azınlıktır. Seçimin gerçek galibi “Hayır”dır. Tüm baskılara ve hukuksuzluklara rağmen Türk Milleti Atatürk Cumhuriyeti’ni savunmuştur
İkincisi 16 Nisan seçimleri gayrimeşrudur. Dolayısıyla başkanlık gayrimeşrudur. Sözde kabul edilen Anayasa değişikliği gayrimeşrudur. O zaman Türkiye’de bir rejim ve Anayasa boşluğu ortaya çıkmıştır. Bu rejim krizinden de öte bir devlet krizidir. Saray Devleti, Türkiye Devletini yıktığını ilan etmektedir ancak kendi meşruluğunu ve Anayasal temelini kuramamıştır.
Sahte %51 ile bir devlet yıkılıp, yenisi kurulamaz. AKP Anayasa’yı zaten 15 yıldır tanımıyordu. Ama kendi Anayasal düzenini de kuramadı çünkü bu keyfi saray idaresinin doğasına aykırıdır. Keyfi yönetimde yasa ve Anayasa olmaz. Ama bugün saray da kendi rejimini kurmak için yeteri kadar güçlü değildir. Ayrıca Türkiye keyfi rejimle yönetilemeyecek kadar büyük bir ülkedir. Bu bir boşluk oluşturmaktadır. AKP de bunu hissetmektedir. Saray da. Türkiye’nin iç ve dış düşmanları da. Bu Türkiye ve Türk Milleti için büyük bir tehlike oluşturmaktadır.
Bu iki olguyu görmeden muhalefet adına konuşmak, halka çıkış yolu göstermek ya saflık ya da kötü niyettir. Böyle kritik tarihi anlarda da hatalar saflıktan kaynaklanmaz. Bu yüzden Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Saray CHP’yi bölmek için düğmeye bastı” açıklaması doğrudur. Mesele CHP içi muhalefet meselesi olsaydı bizi çok ilgilendirmezdi. Ama bugün muhalefet içinde muhalefet bayrağı açan herkes Türk halkını bölmek ve yukarıda bahsettiğimiz iki olguyu saray lehine gizlemek görevini üstlenmektedir. Bu yüzden bizim de söz hakkımız var.
Her ne kadar bu söze CHP içi muhalefet kızsa da, bu süreci Saray kışkırtıyor. Ortada kanıtları vardır. Daha 17 Nisan günü önce Kılıçdaroğlu’na saldıran, sonra “bu maçın ikinci yarısı var, 2019’a odaklanalım” diye ortaya çıkan ilk kişiye bakın. CHP’li değildir, hep CHP’ye düşmandır ama CHP içi politika yapar, CHP içinde klik yaratmaya çalışır. Tescilli ajandır.
“Maçın ikinci yarısı var” demek 16 Nisan seçimini meşru kabul etmektir. Tayyip “atı alan Üsküdar’ı geçti” derken muhalefet nasıl öfkeyle “HAYIR” diyorsa, bu sinsi “ikinci yarı” propagandasına da “HAYIR” demelidir. Maç şimdi oynanıyor. 2019’a kadar kimseyi uyutamazsınız.
Perinçek ve Baykal kime hizmet ediyor?
Düşünün büyük bir mücadele veriliyor. Açık bir seçim hilesi yapılmış. Daha seçimlerin sonuçlarını YSK bile onaylamaya cesaret edemiyor. YSK AKP’nin seçim hilesini ilk kez kendi ağzıyla duyurmak ve mühürsüz oy hırsızlığını tüm dünyaya ilan etmek zorunda kalmış…
Ve Doğu Perinçek çıkıp diyor ki “Kılıçdaroğlu seçimleri tanımıyorum diyerek ABD ve PKK ile aynı safa düşmüştür. Hemen istifa etmelidir.”
Aynısını Tayyip de diyor. Yani halkın oylarına, sandıklara, demokrasiye, Anayasa’ya, yasalara sahip çıkması ABD ve PKK ile yan yana gelmek demekmiş. Seçimden önce de demişlerdi aynısını: “Hayırcılar teröristtir.”
Herkes Perinçek’in bu açıklamalarına tepki gösterirken, açıklamasının geri kalanını gözden kaçırdılar. Perinçek maçın ikinci yarısının 2019’da oynanacağını ve 2019’da başkanlık seçimlerini milli bir adayın kazanacağını ileri sürüyordu.
Bir hırsızlık var. Bir hırsızlıkla oldubitti yaratılıyor. Cumhuriyetinizi yıktık, atı alıp Üsküdar’ı geçtik deniyor. Halk da diyor ki “hayır, bu sonuç gayrimeşrudur, Üsküdar’ı falan da geçemedin.” Sonra da sarayın hayır cephesine soktuğu bir ajan çıkıp hem de güya Atatürkçülük adına “gayrimeşru derseniz Amerikan ajanı olursunuz, merak etmeyin 2019’da bizim adayımız seçilir.” Yani 16 Nisan seçim hilesini kabul edin, üstüne de bir bardak su için. Sonra da kendinize bir aday bulmak için saç saça baş başa kavgaya tutuşun.
Olayı böyle ele aldığımızda her şey çok net. Sarayın tek amacı var. 16 Nisan günü ortaya çıkan iki gerçeği unutturmak. Tekrar ediyoruz. Bir; seçim, başkanlık ve sözde yeni rejim-sistem GAYRİMEŞRUDUR. İki; AKP azınlıktır, HAYIR çoğunluktur.
O zaman ne yapılmalıdır Saray için?
16 Nisan seçim meşru kabul ettirilmelidir. “2019’daki adayımızı şimdiden tartışalım” bu demektir.
Çoğunluk olan “hayır” cephesi parçalanmalıdır. “CHP’ye yeni genel başkan seçelim” de bu demektir.
Masumane gözüken ama aslında büyük bir tuzak olan olta %49’lık hayır cephesine şimdiden bir lider bulma önerisidir. Hepsi birbirinden çok farklı olan hayır bloğunun tüm eğilimlerini yansıtacak tek bir “başkan adayı” asla bulunamaz. Zaten “hayır”cılar ortak başkan belirlemek için değil, başkanlığa ve saray rejimine hayır demek için bir araya geldi. Demek ki daha şimdiden, iki yıl önceden, “hayır”cılara ortak aday bulalım demenin tek sonucu, “hayır” cephesini bölmek ve eritmek olur. Oysa “hayır cephesi” genişlemelidir. Bu da ortak aday bularak değil 16 Nisan’daki hukuksuzluğa karşı ortak mücadeleyi devam ettirerek yapılabilir.
Hayırcıları parçalayacak bu kumpasları saray kendisi muhalefete ve halka kabul ettiremez. Perinçek’in etkisi de bellidir. Onunla da bu iki operasyon gerçekleştirilemez. O zaman Deniz Baykal veya Muharrem İnce bir dursunlar ve düşünsünler. Biz sormuyoruz. Eğer biraz olsun vicdanınız varsa, kötü niyetli değilseniz, siz kendi kendinize sorun: Kime ve neye hizmet ediyorsunuz?
“Sine-i Millet” tuzağı
Muhalefete bir tuzak “16 Nisan’ı kabul et, 2019’a aday bul” tuzağıysa diğer tuzak tam tersinden kurulan “sine-i millet” tuzağıdır. Bu öneriyi yapanlar 16 Nisan’ı gayrimeşru ilan edip, tersinden meşrulaştıracak bir hata içindedir.
16 Nisan’ı meşrulaştırmak için “2019’a güzel aday bulalım” rolü sözde ulusalcılara verilmişken, CHP’yi köşeye sıkıştırmak için daha radikal ve sözde isyankâr rol ulusalcıların çok karşı olduğu iki isme Fikri Sağlar ve Selin Sayek Böke’ye verildi. Halktaki haklı bir beklenti yani 16 Nisan’daki hileye karşı aktif bir mücadele beklentisi istismar edildi. CHP’nin “sine-i millete” dönmesi adı altında TBMM’de AKP’ye 400 vekil verecek bir strateji önerildi.
Selin Sayek Böke’nin niyetini bilemiyoruz. Ama kendisine “sine-i millet” sorusunu soran yandaş bir gazeteciydi. Fikri Sağlar da yandaş Akşam gazetesine konuştu. Böke belki tecrübesizlikten, belki böyle düşündüğü için “sine-i millet olabilir” dedi. Elbette bu parti disiplini açısından sorunlu ancak yine de CHP’nin iç sorunudur. Ancak şu not edilmeli. Böke de istifa ederken parti yönetimini pasiflikle suçlayan sert bir açıklama yaptı. Demek ki yandaş gazetecinin sorusuna daha doğrusu oltasına atlaması sadece tecrübesizlikten değildi.
Tekrarlıyoruz. CHP’nin iç tartışması bizi ilgilendirmez. Bizi ilgilendiren halkın büyük mücadelesiyle elde edilmiş hayır sonucunun geçersiz kılınmasıdır. CHP içi muhalefet, muhalefet yapacaksa halkın 16 Nisan’daki hayır iradesine dokunmadan, bunu parçalamadan yapsın. Yoksa size sarayın muhalefetisiniz denirse kızmaya hakkınız olmaz.
“Sine-i millet” bir aldatmacıdır. Çünkü CHP bu kararı alsa bile TBMM’nin hepsinin seçime gitmesi için yeterli istifa sayısı ortaya çıkmayacaktır. Dolayısıyla AKP seve seve boşalan koltukları ara seçimle doldurup 16 Nisan’daki gayrimeşru seçimle gerçekleşen “Anayasal Düzene Darbe”yi pekiştirecektir.
Ayrıca AKP, Saray ve evet cephesi seçim yenilgisi psikolojisi yaşamaktadır. Hileyle evet çıktığının en büyük kanıtı bu psikolojidir. Tıpkı 7 Haziran 2015 yenilgisinden sonra olduğu gibi provokasyon ve yeni seçim istemektedirler. CHP elbette kendi elleriyle bu fırsatı onlara vermemelidir.
Şu anda yenilgi psikolojisi içinde olan AKP’dir. Ama nedense CHP’ye belki de 15 yıldır yürüttükleri en başarılı kampanyadan sonra yenilmiş gömleği giydirilmek istenmektedir. Kurultay tartışması bundan ibarettir.
Şu anda gayrimeşru olan hileli seçim ve AKP’dir. Ama CHP’ye ve muhalefete gayrimeşru elbisesi giydirilmek istenmektedir. “Meclisi terk etsin, CHP halkı sokağa döksün” diyenler buna hizmet etmektedir. “Sine-i millet” tartışması da bundan ibarettir.
Halk sokağa dökülmelidir. Elbette. Bu halkın her zaman hakkıdır. Ama CHP Meclisi ve meşruluğu savunmalıdır. CHP bir devrim veya sokak partisi değildir. Hiçbir zaman olmadı. Hiçbir zaman olmayacaktır da. Bunu gündeme getirenler de zaten sokak eylemcisi değildir. Devrimci de değildir. Geçmişte de böyle bir pratikleri olmadı. Demek ki bu tartışma tamamen yapaydır. CHP bu tuzağa da düşmemelidir. Halk sokağa çıkarsa zaten CHP dâhil tüm gerçek muhalefet partilerinin yeri halkın yanında olmaktır. Gezi döneminde olduğu gibi…
Rejim ve devlet krizi
Burada bir çıkışsızlık söz konusudur. AKP ve Saray “evet”i hileyle kazandırdı ama evetçiler muzaffer psikolojisinde değil. Güya hayır kaybetti ama hayırcılar evetçilerin yaşadıkları psikolojinin tersine “biz kazandık, zaferimizi çaldılar” öfkesini ve ruh halini taşıyor. Bu saray rejiminin kurulamadığını gösterir. Kurulsa bile kumdan kale kadar sağlamdır. Her yeni rejim ve devlet psikolojik bir zafer ve üstünlük hali üzerine inşa edilir. Cumhuriyet İstiklâl Harbi ve 30 Ağustos Zaferi üzerine kuruldu. Ama ne 15 Temmuz ne 16 Nisan da karşıdevrim böyle bir moral zafer elde edemedi.
İkinci çıkışsızlık Anayasal ve yasal meşruiyet krizidir. Türkiye’de parlamenter demokrasiye, kuvvetler ayrılığına ve laikliğe dayanan Cumhuriyet yasaları ve Anayasası geçerliydi. Şimdi bunlar saray için değişmek zorundadır. Sarayın isteğine göre 2019’a kadar –tabi bir sorun çıkmazsa- Meclis bunu yapacak. Meclis kendi elleriyle kendini yıkacak. Ama 16 Nisan’ın sözde Anayasası gayrimeşrudur. Çünkü önceki Anayasa’nın, Meclis’in, yasal düzenin şart koştuğu Seçim Kanunu çiğnendi ve bu belgelendi. Kanuna bağlı kalmadan –salt zor yoluyla- da yeni rejim kurulabilir mi? Evet olabilir. Ama 15 Temmuz’dan sonra AKP buna cesaret edemedi. 16 Nisan’da da seçim hilesini başaramadılar. AKP kendi meşruiyet krizini kendi elleriyle yarattı. Sonuç olarak Türkiye’de parlamenter rejim yıkıldı ama Saray da kendi keyfi rejimini kuracak güçte değil. Bu büyük bir çatışma potansiyeli yaratıyor.
Muhalefette de AKP’de de sorun iktidarın tesisinde hangi rejimin esas alınacağıdır. Örneğin AKP’nin Tayyip Erdoğan’ı tekrar AKP Genel Başkanı ilan etmesi saçmadır. Bu uygulama parlamenter düzene ait bir partiler rejimini diriltmektedir. O zaman bir dahaki AKP Kongresi’nde Erdoğan devrilir ve partiye başka bir başkan seçilirse ne olacak? Erdoğan Cumhurbaşkanlığından da istifa edecek mi? Saray rejimi olacaksa böyle saçma bir düzen olamaz. Saray rejiminde AKP dağılmak zorunda kalacaktır çünkü bu rejimde ülke partiyle değil saray ve danışmanlarla yönetilmelidir. AKP dağılmazsa da Saray rejimi kurulamaz. 16 Nisan beklenenin tersine AKP içi savaşın şiddetlenmesine yol açacaktır.
Diğer taraftan muhalefet partileri açısından da önemli bir sorun vardır. CHP yönetimi, CHP muhalefeti, bütün kanatlarıyla MHP muhalifleri ve diğer tüm muhalif hareketler, kısacası AKP dışında kalan tüm siyasi aktörler hâlâ parlamenter düzen varmış gibi hareket ediyorlar. 16 Nisan’ı meşru kabul etmemenin bir parçasıdır bu tavır aslında. Ama bir gerçeklik de var. Parlamenter düzen de yıkıldı. Muhalefet gayrimeşru durumu sonuçlandırmak ve iktidarı almak için ne yapmalıdır? Hepsinden vahimi halkta da artık adil ve demokratik seçimlerin yapılacağına dair umut azalmaktadır.
Eski düzen karşıdevrim tarafından yıkıldı. Ama yeni bir düzen de kurulamadı. Saray da AKP de muhalefet de bu krizi aşamıyor çünkü hâlâ eskiyi yaşıyorlar aslında. Yeni duruma ilişkin adım atacak güç ve cesaret kimse de yok. Ne eskiyi tekrar kuracak ne yeniyi kuracak bir irade yok. Bu 1917’de Lenin’in Nisan Tezlerinde bahsettiği durumun bir benzeridir. Fark şudur. Orada krizi; Çar’ı ve Saray’ı yıkan ama Cumhuriyet’i kuramayan ve Cumhuriyet Anayasası yazamayan Şubat Devrimi yaratmıştı. Burada ise Cumhuriyet’i yıkmaya çalışan ama saltanatı kuramayan, ülkeyi hepten Anayasasız bırakan Saray yarattı.
Çıkış yolu
Burada çıkışsızlığı aşacak üç olasılık ortaya çıkıyor.
Birinci olasılık; var olan rejim, devlet, meşruiyet ve Anayasasızlık krizi devam eder. Bu Türkiye’yi 1918’den 100 yıl sonra tekrar büyük bir uçurumun kenarına sürükler. İç ve dış müdahalelerin, iç ve dış savaş tehlikesinin önünü açar. Düğüm çatışmayla ve Türk milletine büyük bedellere mal olarak çözülür.
İkinci yol Gezi dönemindeki gibi halkın kendi gücünü göstermesidir. Bu yol için halkın psikolojisi uygundur. Ancak örgütü ve önderliği yoktur. Herkesi de bu korkutmaktadır. Sokak çekingenliği haklı olarak buradan kaynaklanmaktadır. Meşru ve yasal bir zeminde kalmak, provokasyonlara izin vermemek ve sarayın istediği çatışma ortamını 16 Nisan’dan önce olduğu gibi reddetmek şarttır. Gökçe Fırat’ın CHP’ye çağrısı bu açıdan çok önemlidir. CHP kendi iç tartışmalarını bırakmalıdır. Gündem yine “hayır”a dönmelidir. Kemal Kılıçdaroğlu tüm hayır cephesini 19 Mayıs’ta Anıtkabir’e çağırmalıdır. 19 Mayıs ve Atatürk birleştirici bir zemindir. 19 Mayıs çatışma değil birlik ruhu demektir. Devletsiz ve hukuksuz kalan Türk Milleti de şu anda en çok etrafında birleşecek bir değer aramaktadır. Bu çağrıyı bir tek CHP yapabilir. Milyonlar 19 Mayıs’ta Anıtkabir’e akmalıdır.
Üçüncü yol ise muhalefetin “CHP mi sokak mı” açmazından kurtarılmasıdır. Yine Gökçe Fırat’ın belirttiği gibi MHP’li muhaliflere ve Meral Akşener’e burada tarihi ve büyük bir görev düşmektedir. Derhal yeni parti kurulmalıdır. Bir haftalık gecikme bile siyasette çok şeye mal olabilir.
Türkiye’deki gerilimin azalmasını bir tek MHP’li muhalifler sağlayabilir. Merkez sağda kurulacak yeni bir parti evet cephesini bölecektir. Esas temsiliyet sorunu sağda yaşanmaktadır. AKP’nin tutsak ettiği tabanı bir tek MHP’li muhalifler ve özellikle Akşener azat edebilir. Evet cephesini CHP değil MHP’li muhalifler parçalayabilir.
“Hayır”ı güçlendirmek şarttır. Ancak bugünkü dikta koşullarında “hayır”ı güçlendirmek için atılan her adım kaçınılmaz olarak gerilimi ve kamplaşmayı arttıracakken, kurulacak yeni bir sağ partinin evet cephesini bölmesi tüm bu gerginlik ve çatışma riskini bitirecektir.
Böylelikle CHP de sokak da rahatlayacaktır. CHP de sokak da güçlenecektir. “Hayır” iradesinin gerçekleşmesi ve Türkiye’nin demokrasiye geri dönmesin için bir fırsat daha kazanılacaktır.
Sarayı zayıflatıp tekrar siyaseti güçlendirecek her adım Türkiye’nin menfaatinedir.
Demek ki esas soru artık şudur: Sayın Akşener ve Sayın Kılıçdaroğlu üzerlerine düşen bu tarihi görevi yerine getirecek midir?
Bugün hepimizin ihtiyacı olan öngörüden çok cesarettir.


Maçın İkinci Yarısı: Gezi’den beri maçı erteleme taktiğiali-1

Haziran 2013’te başlayan kriz bitmedi. Ergenekon’dan ve Balyoz’dan sonra PKK ile masaya oturan AKP rejimi ve üniter devleti yıkmaya hazırdı. Halkın sokağa inmesi Cumhuriyet’i koruyacak bir gücün olduğunu onun da TSK değil gençlik ve cumhur olduğunu gösterdi. O dönemden itibaren ertelenen tarihi bir hesaplaşma var. Önce 30 Mart 2014 yerel seçimleri Gezi’nin ertelenmesi ve sandığa odaklanmasına yol açtı. Büyük de bir başarı elde edildi. Ancak oylar çalındı. Tekrar gençler YSK’yı kuşatmaya başladı ancak bizzat CHP bunu engelledi. Gerekçe “esas maç Ağustos’ta olacak”tı. Sonra 10 Ağustos 2014’te Cumhurbaşkanlığı Seçimi oldu. Ardından 7 Haziran 2015’te Genel Seçim. Ardından 1 Kasım 2015’te bir Genel Seçim daha. Her seçimden önce “en önemli seçim bu” dendi ve görevler erteledi. En sonunda 16 Nisan 2017’ye kadar bu maçı erteleme taktiği devam etti. Oysa maç hep hileliydi. YSK bir numaralı AKP teşkilatıydı. Maçın sahası, topu, hakemi hep hileliydi. 16 Nisan en azından bunu netleştirdi. Şimdi de hâlâ “maçın ikinci yarısı 2019’da” deniyor. 2019’a Türkiye mi kalacak? Kalacaksa sandık mı kalacak? Papaz hep aynı pilavı yer mi? Hayır beyler!


Nisan Tezleriali-kutu1-nisan

Eski düzen karşıdevrim tarafından yıkıldı. Ama yeni bir düzen de kurulamadı. Saray da AKP de muhalefet de bu krizi aşamıyor çünkü hâlâ eskiyi yaşıyorlar aslında. Yeni duruma ilişkin adım atacak güç ve cesaret kimsede yok. Ne eskiyi tekrar kuracak ne yeniyi kuracak bir irade yok. Bu 1917’de Lenin’in Nisan Tezlerinde bahsettiği durumun bir benzeridir. Fark şudur. Orada krizi; Çar’ı ve Saray’ı yıkan ama Cumhuriyet’i kuramayan ve Cumhuriyet Anayasası yazamayan Şubat Devrimi yaratmıştı.  Burada ise Cumhuriyet’i yıkmaya çalışan ama saltanatı kuramayan, ülkeyi hepten Anayasasız bırakan Saray yarattı.

 

 


Kılıçdaroğlu’na tarihi görev

Meşru ve yasal bir zeminde kalmak, provokasyonlara izin vermemek ve sarayın istediği çatışma ortamını 16 Nisan’dan önce olduğu gibi reddetmek şarttır.ali-kutu2-anitkabir

Gökçe Fırat’ın CHP’ye çağrısı bu açıdan çok önemlidir. CHP kendi iç tartışmalarını bırakmalıdır. Gündem yine “hayır”a dönmelidir. Kemal Kılıçdaroğlu tüm hayır cephesini 19 Mayıs’ta Anıtkabir’e çağırmalıdır.

19 Mayıs ve Atatürk birleştirici bir zemindir. 19 Mayıs çatışma değil birlik ruhu demektir.

Devletsiz ve hukuksuz kalan Türk Milleti de şu anda en çok etrafında birleşecek bir değer aramaktadır. Bu çağrıyı bir tek CHP yapabilir. Milyonlar 19 Mayıs’ta Anıtkabir’e akmalıdır.


Akşener’e tarihi görevali-kutu3-aksener

Gökçe Fırat’ın belirttiği gibi MHP’li muhaliflere ve Meral Akşener’e burada tarihi ve büyük bir görev düşmektedir. Derhal yeni parti kurulmalıdır. Bir haftalık gecikme bile siyasette çok şeye mal olabilir.

Türkiye’deki gerilimin azalmasını bir tek MHP’li muhalifler sağlayabilir. Merkez sağda kurulacak yeni bir parti evet cephesini bölecektir. Esas temsiliyet sorunu sağda yaşanmaktadır. AKP’nin tutsak ettiği tabanı bir tek MHP’li muhalifler ve özellikle Akşener azat edebilir. Evet cephesini CHP değil MHP’li muhalifler parçalayabilir.

“Hayır”ı güçlendirmek şarttır. Ancak bugünkü dikta koşullarında “hayır”ı güçlendirmek için atılan her adım kaçınılmaz olarak gerilimi ve kamplaşmayı arttıracakken, kurulacak yeni bir sağ partinin evet cephesini bölmesi tüm bu gerginlik ve çatışma riskini bitirecektir. Böylelikle CHP de sokak da rahatlayacaktır. CHP de sokak da güçlenecektir. “Hayır” iradesinin gerçekleşmesi ve Türkiye’nin demokrasiye geri dönmesin için bir fırsat daha kazanılacaktır. Sarayı zayıflatıp tekrar siyaseti güçlendirecek her adım Türkiye’nin menfaatinedir.

Demek ki esas soru artık şudur: Sayın Akşener ve Sayın Kılıçdaroğlu üzerlerine düşen bu tarihi görevi yerine getirecek midir? Bugün hepimizin ihtiyacı olan öngörüden çok cesarettir.

Ali Özsoy
SON EKLENENLER

1 Ağustos 2017

Talat Turhan: İyi asker iyi devrimci

1 Ağustos 2017

Gökçe Fırat’tan Talat Turhan için başsağlığı mesajı

1 Ağustos 2017

AB’ye girecekmişiz

1 Ağustos 2017

Yazar-yayıncı ve İnsan Hakları savunuru Muzaffer İlhan Erdost’la söyleşi: AKP ile birlikte iktidar tekelleşti

1 Ağustos 2017

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın komutanı Korg. Nurettin Ersin’in kurmay subayı (E) Korg. Muzaffer Sever ile söyleşi: Kıbrıs Barış Harekâtı Dünya askeri tarihinde bir ilktir

1 Ağustos 2017

Demokratik Sol Parti Genel Başkanı Önder Aksakal ile söyleşi: “Ecevit Irak’ta Müslüman kıyımına karşı çıkınca, sistem Türkiye’de yeni yönetim arayışına girdi”

1 Ağustos 2017

Adalet Yürüyüşü’nün simge isimlerinden Veysel Kılıç ile söyleşi: Adalet yürüyüşümüz 
hiç bitmeyecek!

1 Ağustos 2017

Cihad, matematik ve cehle karşı candan açılan savaş

1 Ağustos 2017

Necmettin Öğretmen’e değil, Türkiye’ye ağıt