• Pazartesi, Aralık 11, 2017

Sırplarla dans

ozan
Ozan Pekgöz
Kasım03/ 2017

Asrın lideri RTE Hazretleri Sırbistan’a gitti. Unutulmaz bir dostluk ve kardeşlik (doğru okudunuz) portresi eşliğinde işbirliği anlaşmaları imzaladı. Sırplardan 5 bin ton et ithal edeceğiz, Sırplara beyaz eşya ve mobilya fabrikası açacağız, hatta duble yol bile inşa edeceğiz! Ruslara sadakatle hizmetten başka bir varlık gösterememiş “Sırp Zındıklarına”, Rus sahiplerinin bile uzatmadığı, tarihin belki en cömert eli işte böyle uzatmış bulunuyoruz.
Doğal olarak tepkiler yağdı. Hazret’in yerli ve millî kabul etmediği eleştirilere verdiği cevap şöyle;
“AB Sırbistan’ı arka kapısı olarak gördüğü için Türkiye buralara uzandı. Olmaz öyle şey diyorlar. Tedbir geliştirme anlayışındalar. Bizi Sırbistan’da Cumhurbaşkanının kabinesiyle karşılaması, Novi Pazar’a birlikte gidişimiz birilerini tabii ki alt üst etti. Konforlarını bozdu. Türkiye kendine geldikçe, gücünün farkına vardıkça, baskılara eyvallah etmedikçe birileri emin olun ne yapacaklarını şaşırıyor. Çünkü emin olun güçlü Türkiye demek mazlumlara sahip çıkmak demektir.”
Sırbistan’a sormuşlar, neren eğri, diye. Nerem doğru ki, demiş. Hakikaten, neresi doğru, bilinmez. Ama sanki aynı şey bu cevap için de geçerli. Hem de baştan sona!
Bir kere, “Sırbistan’la yakınlaşıyoruz” diye güya alt üst olan AB, Sırplar “Sırpsındığı’nın intikamını” alma şiarıyla 500 bin Müslümanı katlederken hiç de alt üst olmuyordu. Bu soykırıma AB, ABD ve Rusya olmak üzere bütün Batı ortaklaşa zemin hazırladı. Batı sana neyin tedbirini geliştirsin? Sefam olsun der, geçerler…
Hele Sırp Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in karşılaması ile gurur duymak… O Vučić denen Çetnik artığının 1995’te, Sırp parlamentosunda tüm dünyaya nasıl haykırdığını hatırlatalım:
“Öldürülen her Sırp için 100 müslüman öldüreceğiz.”
Gerçi Vučić, sözümona değiştiğini, değişerek geliştiğini, Çetnik gömleğini çıkardığını iddia ederek iktidara gelen biri. Muhakak bizim Hazret, mevkîdaşı Vučić’te kendinden bir şeyler buldu.
Peki ya “güçlü Türkiye’nin mazlumlara sahip çıkması”na ne diyelim? Bunu “Mazlum Sırbistan” yerine Sancak bölgesi ve Novi Pazar olarak okumayı tercih etsek de Hazret’in tuhaf bir mazlum anlayışı olduğunu biliriz. Irak’ta Amerikan askerlerine hayır duası ettiği günlerden, 4 milyon Suriyeli paraziti sırtımıza yapıştrıp sınır boylarında Türkmenleri sersefil ortada bırakmasına… Dosya kabarık…
Peki, Hazret bilmez mi bu Sırbistan’ı? Bilir veya bilmez. Ne fark eder? Zaten mesele başka.
Hatırlarsanız bu Hazret’in dış politika danışmanı Kalın İbrahim, içine düştüğümüz tecrit haline “değerli yalnızlık” demişti. İşte o parlak zekâ, Sırbistan ziyaretinde tuttu Plevne türküsünü okudu. Neden? Çünkü türkü “Tuna Nehri akmam diyor” sözleriyle başlıyor. Tamam işte! Belgrad’da mıyız… Evet. Tuna Nehri var mı? Var. Ne duruyorsun? Helva yapsana! Bulgaristan’da kalan Plevne ile Belgrad arasında nereden baksanız kuşuçuşu 400 km var ama siz çaktırmayın…
İşin özeti şu: Kucak dansı yapa yapa manevra alanı kalmadı. Bakalım, bir elin parmakları kadar dost kalmış mı? Ortadoğu’da tecrit olmuş Katar, bir. Afrika’da tecavüzcü El Beşir, iki. Avrupa’da katil Sırplar, üç. Okyanusun ötesinde Chavez’in mirasını çarçur edip kendi “mini 15 Temmuz”uyla idare eden Maduro ile dört. Bir de Asya’da vatansız kalan Arakanlıları sayarsak zar zor bir Voltran ediyor işte… Gücümüzün farkına varıyoruz, birileri rahatsız oluyor, planları alt üst oluyor dediğı bu yani.
Esasen bizimki vicdansızlık! Acınacak haldeler, tutmuş kızıyoruz. Bırakın, Belgrad’da Plevne türküsü söylesinler, Kenya’da lambada oynasınlar, kutuplarda kung-fu yapıp hamamda ip atlasınlar. Dönüp dolaşıp en sonunda doğru yerde, doğru zamanda, doğru şeyi yapacaklar. Gün gelecek, devran dönecek. Bağımsız Türk mahkemeleri huzurunda her şeyin hesabını verdikleri günler gelecek. Hep birlikte göreceğiz.


Bu yazı 165 kez okundu.

Ozan Pekgöz
SON EKLENENLER