• Cuma, Nisan 20, 2018

Şişirilen Marmara depremi balonu-1

sener-usumezsoy

Le Pichon ve Şengör’ün çürütülen Marmara tezi
99’daki Marmara depreminin olduğu haftayı takip eden açıklamamda depremin Marmara’da yüzyıldan beri beklenen büyük deprem olduğunu vurguladığın zaman bu paradoksal bir açıklama olmuştu. O dönemde genel söylem özellikle Şengör ve Le Pichon’nun teorik söylemlerine dayanan Marmara körfezdeki kırılan fay ile 1912’de Saroz’da kırılan fay arasında Marmara’nın boydan boya gerildiği; 1509’dan beri kırılmayı bekleyen bir fayla birlikte bir deprem potansiyeline sahip olduğu ve bu deprem potansiyelinin de 8.1’lik büyük bir depremle büyük kıyamet olacağı vurgulanmıştı.
Bu olguya karşı çıkan Armijo 1509 depreminin kayıtlarını incelediğinde ne 180 km’lik bir fay kırılmasını ne de 8.1’lik depremi; tam tersi 50±20 km’lik bir fayın kırılmasıyla 7 üzerinde bir deprem oluştuğunu vurgulamış, “1509 depreminin yeniden ziyareti” isimli bir makalede yayınlamıştır. Bunu üzerine büyük deprem, yani Marmara’da İzmit’ten çıkıp Salacak’a giden büyük kıyamet teorisi deprem riski terk edilmiştir.
Onun yerine 1166’da kırılan iki fay, yani 1766 Mayıs depremi ve 1766 Ağustos depremleriyle küçük kıyametler ileri sürülmüştür. Bu söylem aslında Marmara’yı İzmit’ten yani Hersek Burnu’ndan İzmit Körfezi’nin çıkışına kadar uzanan Gaziköy fayına kadar uzanan bir fayın kırılacağı söylemini (180 km’lik fay kırılacak 7.8, 8.1’lik deprem) dışlayan bir söylem olmuştur. Yani büyük kıyamet yerine küçük kıyametler; biri Adalar fayının Çekmece’ye kadar kırılması diğerinin ise Çekmece’den başlayıp Gaziköy’e kadar giden fayın kırılması temeline vurgulanmıştır.
Ama daha sonra Fransız gemisi gelerek Adalar fayının böyle bir risk taşımadığını, burada normal bir fay olduğunı ve fayın Yeşilköy’den başlayıp Gaziköy’e kadar uzandığını ve bu noktada da Tekirdağ ve Silivri çukurunda kırılmanın Ağustos ayında, Kumburgaz ve Çekmece arasındaki kırılmanın ise Mayıs ayında olduğunu vurgulanmış. Ama bu gemide bizzat çalışan Roland Armijo ve arkadaşları, Le Pichon ve Şengör’ün bu Marmara’yı boydan boya devam eden yanal atımlı fay sistemine karşı çıkarak fayın düşey bir fay olduğunu ve Yeşilköy’den başlayıp Gaziköy’e giden fay sisteminde iki parçalı olduğunu, birinin Tekirdağ-Silivri diğerinin Kumburgaz orta sırt fayı olarak iki fay olduğunu ileri sürmüş ve deniz tabanına indirdikleri Victor denizaltısıyla yaptıkları çalışmada “Marmara’da ne tarihte böyle boydan boya 7,2’lik, 7.8’lik 180 km bir fay kırılmıştır ne de gelecekte kırılacaktır” söylemiyle bu tez bizzat gemide teorik olarak değil pratik olarak çalışan kişiler tarafından çürütülmüştür.
Ve bu anlamda Marmara’yı boydan boya kat eden Le Pichon-Şengör tezi çürütülmüştür. Ama çürütülmüş bu tez zaman zaman medyada yer almaktadır.
Buna karşılık Armijo’nun vurguladığı Tekirdağ-Silivri çukurundaki fay 1912’de kırılmıştır. Yani Le Pichon ve Şengör’lerin ileri sürdüğü “1912’de yalnıza Gaziköy fayı kırılmış Marmara Denizi kırılmamıştır” tezi tamamen çürütülmüştür. 1912’de Tekirdağ-ilivri fayı kırılmış ve böylelikle Marmara’daki risk taşıyan 60 km’lik kesim stresini boşaltmıştır.
Diğer taraftan Adalar-Çınarçık çukurunun güney kesimindeki fay hattı Hersek deltasından başlayarak Yalova’nın batısına doğru uzanan 50-60 km’lik bir kesimde 1894’te kırılmıştır. Ve bu da gerek Adalar fayında gerekse güneydeki Esenköy fayındaki stresi boşaltmıştır.
Bundan sonra 99 depreminde Körfez fayı kırılmış ve bunun üzerine Marmara’da kırılmayan yegane fay olarak Kumburgaz çukurundaki 30-35 km’lik bir fay ile orta sırt dediğimiz Büyükçekmece-Florya arasında kalan, orta sırtı kat eden, ikinci bir 25-30 km’lik fay kalmıştır.
Bu anlamda baktığımız zaman Armijo’nun çalışması, 2005’te yaptığı çalışmasını basına duyurmak için bütün çabalarıma rağmen, son yıllara kadar duyulmamış ve son olarak da herkes bunu kabul etmek durumunda kalmıştır. Bu söylemde Kumburgaz çukurundaki 40 km’lik fay ile orta sırt dediğimiz Büyükçekmece- Küçükçekmece arasındaki kesim 20 km’lik iyi fay halinde yer almaktadır. Ve burada Armijo bunu başlangıçta “50 km’lik bir fay 7’lik deprem” derken daha sonra 7.8’lik depremin çürütülmesiyle 7.2’ye inmiştir.
Yıllarca Kandilli’de Le Pichon’un deprem konseyinin 7.8’lik depremini sürekli topluma sunarak yaptıkları eleştiriye karşı benim sürekli “Marmara’daki faylar üç parçalıdır, bunların deprem veyahut büyüme potansiyeli en büyüğü 7’lik depremdir” söylemiyle karşı çıktığım noktaya yaklaşık bir nokta da Armijo’dan gelmiştir.
Ama ayna mantıkla Armijo’nun yaptığı çalışmayı detaylı incelediğimizde burada iki tane fay söz konusudur. İlk eleştirimde de biri 40 km’liktir. Kumburgaz çukurundan Büyükçekmece’ye kadar gelen faydır. Diğeri ise Büyükçekmece’nin açıklarından Küçükçekmece açıklarına ve Florya’ya doğru giden hattır, bu da 20 km’dir. Ama Florya ile Büyükçekmece arasında kalan doğudaki 20 km’lik fay segmenti aslında Adalar fayının düşey devamını oluşturan bir faydır ve gerçekte ise yalıtımlı bir sistem değildir. Bu durumda yalnızca Kumburgaz çukurundakinden Büyükçekmece’den Silivri çukuruna kadar uzanan maksimum 40 km’yi bulan bir fay söz konusudur. Bu fayın uzunluğuna baktığımız zaman, fayın derinliğini de yani simojenik kabuğun kalınlığını ve kitlenme derinliğini bilmemiz gerekledir.
Simojenik derinlik ve kitlenme derinliği
Bu konuda MIT’den Rob Rellinger 99 depreminden sonra yaptığı çalışmalarda Marmara Denizi’nin Kuzey kenarındaki faylarda deformasyonun çok sığ olduğunu ve bu anlamda bunların büyük deprem oluşturmayacağını vurgulamıştır. Çünkü deprem büyüklüğünü esas olarak fayın uzunluğu ve stres biriktiren kabuğun kalınlığının çarpımıyla elde edilen yüzey alanı belirlemektedir.
Bu boyutta 1000 km2’lık yüzey yırtıldığında yani 50 km uzunluğunda ve 20 km derinliğindeki bir fay düzlemi kırıldığında 7’lik deprem olur. Veya 10 km derinlikte 100 km uzunluğunda bir fay kırıldığı zaman 7’lik deprem oluşturur.
Buna karşılık 500 km2’lik bir yüzeyin kırılmasıyla yani 50 km bir fay 10 km derinliğinde bir fay kırıldığı zaman 6.4’lük deprem yapar. Eğer 40 km’lik bir fay 15 km’lik bir derinlikte kırılırsa 600 km2’lik alan yırtılır. Bu da 6.6 -6.7’lik depremdir.
Bu sayıları vurgulamamın sebebi Marmara’daki riskin boyutlarını elde ettiğimiz son verilerle yeniden tartışmaktır. Örneğin Kumburgaz çukurundaki 40 km’lik fayın yırtılma derinliği sığ olup, yırtılma derinliği konusu can alıcı bir noktadadır.
Keza aynı şekilde orta sırtı kat eden Büyükçekmece’yle Florya arasındaki 20 km’lik fayın da yırtılma derinliği çok önem taşımaktadır.
MIT’den Rellinger’a göre Adalar fayındaki yırtılma derinliği sığ olduğu için Adalar derinliğinden Çekmece’ye kadar fay hattı kırılsa da 6.8’lik bir deprem yapabilir. Ama bu fay 1894’te Çınar çukurundaki kırılan stres nedeniyle bir stres söz konusu değildir.
Bana göre de bu fay Kuzey Anadolu Fayı’nın devamı değil orada tarihten kalma düşey bir faydır ve Kuzey Anadolu Fay Sistemi’nin devamı değildir.

usumezsoy-sekil-123

usumezsoy-sekil-4ab

usumezsoy-sekil-5


Bu yazı 36 kez okundu.

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
SON EKLENENLER