• Cumartesi, Haziran 23, 2018

Şişirilen Marmara depremi balonu-2

sener-usumezsoy

Armijo’nun geçmişteki ‘iki parçalı 70 km’lik fay hattı bir seferde kırılırsa 7.2’lik deprem yaratacağı’ söylemi bugünkü söylemini temele oturmaktadır.
Oysa Armijo 7.2’lik söylemi, herkesin Gaziköy’den başlayıp Hersek Burnu’na, İzmit’e kadar tek parça kırılacak 7.8’lik bir deprem modelinin saçmalığı karşısında böyle 7’lik bir deprem konusunda rahat ettiği bir noktadadır.
Oysa benim 99’dan beri çıkardığım üç kitapta da Marmara’daki en büyük depremin 7’lik deprem olacağı söylemiyle benim çalışmam anlatılıyor zannediliyordu.
Şimdi yeni aşamaya geldiğimiz zaman MIT’deki jeolojik ölçümlerle yani GPRS çalışmalarıyla Marmara Denizi’nin kuzey kenarındaki fay hattında kırılma derinliğinin sığ olduğu ve akma gösterdiği yani stres biriktirmeyip sürekli bir kaymayla akma gösterdiğini o nedenle Adalar fayındaki stresin en fazla 6,8 olabileceği vurgulanmıştır. Ama benim buradaki karşı çıkışım şu; Adalar fayı aslında ölü bir faydır. Diğer taraftan Kumburgaz Çukuru’ndaki Tekirdağ’a doğru giden fayda ise hiçbir zaman 7’lik deprem olmayacaktır çünkü akmanın varlığı fayda stres birikimini önlemektedir. Sürekli küçük bir kaymayla burada kitlenme olmadığı için deprem büyük bir enerji biriktirmemektedir.
Daha detaylı son iki çalışma can alıcıdır: bir tanesi Schmitt-Baul tarafından 2016’da yapılan bir yayındır. 1999’dan bu yana olan mikro depremlerin dağılımları (Şekil 1 ve 2) incelendiğinde Marmara Denizi’nin kuzey kenarında kitlenmenin olduğu, stresin biriktiği bir Kumburgaz fayı vardır. Ve Kumburgaz fayının derinliği buna göre 15 km’ye yakındır. Uzunluğu da 40 km’dir. Bu boyutuyla Şekil 2’de gördüğümüz kitlenmede, stres birikimi alanı 600 km’nin altındadır.
Büyükçekmece- Florya arasında kalan 20 km’lik kısımda ise kitlenme derinliği 10 km altındadır. Yani bu boyutuyla bakıldığı zaman fayın buradaki büyüklüğü yaklaşık 6,1’lik bir deprem potansiyeline sahiptir. Daha doğru bakarsak buradaki kabuğun stres biriktiren alanını ölçtüğümüzde Adalar fayının en batı ucu sayılan Çekmece ile Florya arasındaki 20 km’lik kesimde stres biriktiren kesimin kalınlığı yaklaşık 5 km’dir. Uzunluğu 20 km’dir. Böyle olduğu zaman 100 km2’lik bir alan yırtılacaktır. Bu da en fazla 6’lık bir deprem yapabilir. Diğeri ise ondan belli bir boşluktan sonra Armijo’nun gerçek haritasına bakıldığı zaman aralarında bir 5-6 km boşluktan sonra Kumburgaz fayı başlamaktadır. Bu fay da 35-40 km’dir. Buradaki stres birikimi ise en üst düzlem göz önüne alındığı zaman 10 km kalınlıktadır. Böyle de 400 km2’liktir ve bu da 6,5’lik bir depreme denktir.
Şekil 2’de gördüğümüz Schmitt-Baul stres taşıyan kitlenmenin olduğu alanlar kırmızıyla gösterilmiş. Buna karşılık Tekirdağ fayında, Silivri fayında stres biriktirmemekte ve akmaktadır. Keza bu modellerde stres biriktiren kabuğun kalınlığı Tekirdağ-Silivri’de derin olmasına karşılık akma olduğu için bir enerji birikmemektedir. 1912’deki kırılmadan sonra burada henüz enerji birikimi söz konusu değildir.
Kumburgaz fayında ise en üstteki katman dışında ortadaki stres biriktiren kesim 10 km kalınlığındadır. Adalar fayının batı ucu dediğimiz yani Büyükçekmece ile Yeşilköy arasında kalan ikinci fay sektöründe ise stres kitlenme derinliği, stres birikme kalınlığı 10 km’nin altındadır. Bu da 6’lık bir deprem oluşturabilmektedir.
Yamamoto ve diğerlerinin 2016’da yaptıkları okyanus tabanı mikrosismik verilerine göre inceldiğinde Tekirdağ ve Silivri çukurundaki faylarda stres akmaktadır yani stres birikmemektedir. Çünkü faylar sürekli mikro depremlerle enerjisini boşaltmaktadır. Buna karşılık, burada kitlenme derinliği 20 km’ye kadar, buradaki kabuğun sismojenik kalınlığı 25 km’ye ulaşmasına karşılık, birdenbire Silivri çukurunun batısındaki Kumburgaz çukurunda simojenik kabuğun kalınlığı 10 km’nin altına düşmektedir. Şekil 3 ve 4’te görülmektedir. Bunun anlamı da şudur: Kumburgaz çukurundaki kitlenme derinliği ve stres birikimi Schmitt-Baul’un söylediği kadar bile değildir ve bu anlamda 10 km’nin altındadır. Böyle olunca 40 km x 10 km 400 km2’lik bir yüzey yapmaktadır. Ve bu da en fazla 6,5’lik bir depremi göstermektedir.
Bu iki çalışma şunu getirmektedir. Nasıl ki Armijo sonuç olarak 180 km’lik Le Pichon ve Şengör modelini çürütmüş ve çöpe atmışsa, burada Tekirdağ ve Silivri çukurundaki fayın 1912’de kırılarak stresini boşalttığını keza Çınar çukurundaki fayın da 1894’te 60 km kırılarak stresi boşalttığını ileri sürmesiyle 180 km’lik stres olduğunu ileri süren Le Pichon ve Şengör’ün coğrafyasının 120 km’lik kesimi devreden çıkmış geriye 50-60 km’lik bir kesim kalmıştır. Armijo’nun modeli de buna dayanmaktadır. Ama Armijo’nun modelini de incelediğimiz zaman, onun fayı da iki parçalıdır.
Biri Kumburgaz çukurunda diğeri ise Çınar çukurunun güney kesiminde 20 km’lik bir kesim halindedir. Ama ikisi arasında 10 km’lik bir boşluk vardır. Bu da ikisinin bir anda kırılmayacağı anlamına gelir. Kaldı ki Adalar fayının devamında olan kesim yalıtımlı bir sistem değil geçişli bir sistemdir. Ve bu anlamda da burada önemli bir stres birikmemektedir.
Keza Schmitt-Baul ve diğerlerinin verilerine baktığımız zaman Kumburgaz çukurundaki stres birikimi biraz evvel gösterdiğimiz gibi orta sırt Çekmece ile Florya arasında kalan kesimde kitlenme derinliğinin ve stres birikiminin çok sığ olduğu görülmektedir. Bu boyutuyla da Armijo’nun söylediği 7,2’lik deprem söz konusu olamaz. Kaldı ki Schmitt-Baul ve diğerleri 7’lik deprem verisini söylese bile fiziksel büyüklükler yırtılma alanlarının konumu bunların söylediklerini çürütmektedir.
Diğer taraftan ise Yamomoto ve diğerlerinin vurguladığı şekilde Kumburgaz çukurundaki fay da sığ olduğu için burada büyük bir depremin oluşması mümkün görülmemektedir. Çünkü kitlenme derinliğini yaratacak sismojenik kalınlık 10 km’nin altındadır.
Olayı bu veriler temelinde incelediğimiz zaman, spekülasyonlardan çıkarak bilimsel bir veriyi bilimsel bir mantıkta incelediğimizde karşımıza çıkan sonuç orta sırttaki 20 km’lik bir fay, kitlenme derinliği 10 km’lik sığ Kumburgaz çukurundaki 35-40 km’lik bir fay ile kitlenme derinliği 10 km arasındadır. Stres yaratan başka bir fay Marmara Denizi’nde bu yüzyılda yoktur. Çünkü Marmara Denizi’nde 1894’te Yalova-Çınarcık fayı kırılarak, Esenköy’e kadar hem Adalar fayında hem de bunun güney kesimindeki stresleri boşaltmıştır. Yani Esenköy-İmralı fayındaki stresi boşaltmıştır. Bu boyutuyla Tekirdağ ve Silivri’deki fay 1912’de kırılmış onun devamı ise 2004’te Gökçeada’dan Halkidiki’ye doğru giden kesimde kırılmamıştır. 80 km’lık fay kırılarak 7’lik deprem yaratmıştır. Bu da 7’lik depremin ne olduğunu öğrenmemiz için anlamlıdır.
Bizim Marmara Denizi’nde kalan Armijo’nun bütün itirazlarındaki gibi, Le Pichon ve Şengör’ün 7,6’lık deprem 180 km’lik kırılma modeline karşı 60 km’lik bir fay modeli kalmıştır. Bunun 60 km’lik fayı ise kitlenme derinlikleri çok sığdır.
Dolayısıyla 99’dan beri havada uçan “büyük felaket”, “küçük felaket” gibi veriler aslında buradaki fayların gerçek konumu, bu faylardaki birikmiş stresi ve bu stresin boşalım tarihini bilmeksizin yapılmış spekülatif yorumlardır. O halde bizim 99’dan beri vurguladığımız fay modelinde Adalar fayı ve bütün Kuzey Marmara Fayı düşey bir faydır ve ölü bir faydır. Bu boyutuyla 17 Ağustos’tan sonra “bütün Kuzey Marmara yıkılacak” tezi burada yaptığımız eleştirilerle çürümüştür.
Diğer taraftan ise Yalova Çınarcık fay hattı kendi içinde çatallanıp güneye doğru üç kola ayrılarak bölünmüş ve buradan kuzeye doğru giden kollarla burada 17 Ağustos’ta kırılan fay hattının batı ucu oluşmuştur. Bunun batıdaki devamı ise orta sırtın saatin ters yönde dönmesiyle Kumburgaz çukurundan başlayıp parçalı segmentli olarak Tekirdağ-Silivri- Saroz fayları ile Yunanistan’a giden fay sistemini oluşturmuştur. Yani Yalova-Çınarcık fayı ile bu Tekirdağ-Silivri fayı aynı fayın devamı değil tersine birbirinden kopmuş iki segmenttir. Buna karşılık İzmit Körfezi’nin devamı olan fay Yalova’ya doğru geldikten sonra kendi içinde batı ve güneybatıya doğru ayrılarak bir yapılanma oluşturmuş, bunun Batı’daki devamı ise Bandırma Körfezi’nden Sarıköy fayı ve oradan Yenice-Gönen fayı olarak Edremit Körfezi’ne ulaşmıştır.
Bu boyutuyla son bölümde anlattığım Adalar fayından geçen Kuzey Anadolu Fay modeli, sürekli İstanbul’a doğru büyük deprem riskini getirmektedir. Oysa tarihsel olarak depremler Adalar fayında değil ya Yalova-Çınarcık fayında ya Tekirdağ-Silivri fayında veya Kumburgaz fayında olmuştur. Adalar fayından geçen 7’lik, 7,5’lik 8’lik deprem tarihte olmuş olsaydı ne Ayasofya kalırdı, ne Galata Kulesi ne de Rumeli Hisarı. Ve İstanbul katastrofik olarak tarihten silinmiş olacaktı.
Bu boyutuyla tekrar söylediğimiz zaman geçmişte “8’lik deprem olacak” söylemiyle Kandilli’den yapılan uyarı da 8’lik depremin 10.000 km’lik bir yüzeyin kırılması, bu boyutuyla bu depremi Marmara’ya sığdırmak mümkün olmadığı halde, sürekli bu vurgulanmıştır. Oysa şimdiki 7’lik deprem bundan 30 kat düşük enerji taşımaktadır. 30 kat daha düşük enerjiyi ifade etmektedir.
Bu 7’lik denilen deprem de aslında iki parçalıdır. Bu iki parçalı yapılanma bilimsel olarak da kitlenme derinliği ile fay uzunluklarıyla incelendiğinde gerek Yamamoto gerekse Schmitt-Baul’un verileri, Armijo’nun 70 km’lik bir seferde kırılacak fay modelinin çürütmektedir. Keza Armijo’nun haritasını da incelediğimiz zaman bunun iki ayrı fay olduğu ve bu iki ayrı fay arasındaki 10 km’lik boşluk belirsiz olduğu için de bu ikisinin aynı anda kırılması mümkün değildir. Nasıl ki 180 km’lik fay boydan boya bir seferde kırılmıyor, üç ayrı fay halinde kırılıyorsa o faylar da ortada kalan kesimde kendi iki ayrı fay modelini oluşturmaktadır.
Bu da özetle söylediğimiz gibi bilimin 1999’dan beri yapılmış çalışmaları Rob Rellinger’ın MIT’de yaptığı kitlenme derinliğini ölçen GPRS çalışmaları Marmara Denizi’nin kuzey kesiminde kitlenmenin sığ olduğu Adalar fayında 3-5 km bir derinliği olduğu batıya doğru gittiğinde orada 14 km’lik bir derinliğin ancak Silivri ve Tekirdağ çukurunda yer aldığını vurgulamıştır. Ama daha sonra burada yapıl gerek Schmitt-Baul gerekse Yamamoto’nun son çalışmaları bu fay üzerinde stresin arttığını göstermiştir. Bu boyutuyla ocean bottom mikrosismik çalışmalarıyla Yamamoto’nun Tekirdağ ve Silivri çukurundaki fayın kitlenme derinlikleri, derin olmasına karşın stresin sürekli arttığı ve stres biriktirmediği ortaya koyulmasının yanında Kumburgaz çukurundaki fayın sığ bir derinliğe sahip olduğu için büyük deprem yaratacak kitlenmeye sahip olmamaktadır.
Keza Schmitt-Baul da yaptığı mikrosismik çalışmaları netüicesinde haritada gördüğümüz gibi Kumburgaz çukurunda 10 km kalınlıkta bir kesimde stres biriktirmekte. Tekirdağ çukurunda ise 10 km altında 5 km civarında bir stres birikimi olduğunu gördüğümüzde 7,2’lik deprem yapacak 70 km’lik bir fayın söz konusu olmadığı en azından böyle bir stres birikiminin söz konusu olmadığını ortaya koymaktadırlar. Bu boyutuyla gerçek jeolojik verilere baktığımız zaman Armijo’nun ileri sürdüğü modelde, bugün ileri sürülen modelde 7,2’lik deprem modeli de bilimsel verilerle çürütülmektedir. 7,8 nasıl geçmişte çürütülmüşse 7,2 de bu anlamda çürütülmüştür.

usumezsoy-sekil-4abusumezsoy-sekil-5usumezsoy-sekil-123


Bu yazı 97 kez okundu.

Prof. Dr. Şener Üşümezsoy
SON EKLENENLER