• Salı, Aralık 12, 2017

Şişkin ego üzerinde yükselen diktatörlük eğilimi…

eser
Eser Özaltındere
Temmuz18/ 2016

“ŞİŞKİN EGO” öyle bir şeydir ki, bu kibir taşkınlığına sahip olanlar kendilerini ULAŞILMAZ bir noktada görürler. “Hubris” veya “kibir” sendromu olarak da adlandırılan bu psikolojik sorunun diğer bir adı da “Tanrısal ego”dur. Bununla ilgili ilk makale psikiyatrist David Owen ve Jonathan Davidson tarafından 2010 yılında önemli tıp dergilerinden Brain’de yayınlanıyor ve diktatörlerinde böylesi bir eğilim taşıdığı bu sendrom bir “güç zehirlenmesi” olarak değerlendiriliyor. Tekrarlayan SEÇİM zaferlerinin de sendromu tetiklediği ifade ediliyor. Tanı koyabilmek için sayılan 14 dört bulgudan en az 3’ü bir liderde mevcutsa o kişi “Hubris” sorunlusu olarak nitelendiriliyor.
Örneğin bunlardan bazıları şöyle; a) Dünyayı GÜÇ kullanımı yoluyla KENDİNİ YÜCELTECEĞİ bir yer olarak görmesi. b) Tüm yapıp-etmelerinde KİŞİSEL İMAJINI geliştirmeyi hedeflemesi. c) Mevcut faaliyetleri ile ilgili konuşurken, bir MESİH gibi yücelme eğilimi taşıması. d) Kendisini ULUSLA bir (bence üstünde) tutması. e) Aşırı ÖZGÜVEN göstermesi. f) Kendisi için ÖTEKİ olan grubu açıkça HOR görmesi. g) Sıradan bir mahkemeye değil de sadece TARİH ya da TANRI gibi bir ÜST İRADEYE karşı hesap verebileceği duygusunu taşıması. h) GERÇEKLİKLE bağının kopması. i) PERVASIZ, VESVESELİ,huzursuz olması, DÜRTÜSEL eylemler sergilemesi. j) Aşırı özgüveninin, işlerin TERS gidebileceği düşüncesinden YOKSUN olarak UYGUNSUZ POLİTİKALAR oluşturulması sonucunu doğurması…
Gerçekten de bu özelliklerin tümünü özenti Halifede görebilmek mümkündür. Örneğin bu bulgulardan bir tanesi neydi; şişkin egodan dolayı işlerin TERS gidebileceği düşüncesine “SAHİP” olmamak!.. Yani ego öyle bir patlama derecesindedir ki, bu olumsuzluk ondaki işlerin TERS gidebileceği düşüncesinin “bloke” edilmesine neden olmaktadır. Bunu da doğal olarak UYGUNSUZ politikalar takip edecektir. Finalde ise “U turnler” ve eski GERÇEKÇİ politikalara dönüşler söz konusudur.Tıpkı işlerin TERS gidebileceğini düşünmeden ve “hesap kitap” yapmadan Suriye bataklığına bodoslama dalınması, Esad ile ailecek kahvaltılardan kanlı bıçaklı noktalara gelinmesi, Kürtçülere ve Kürt “ŞOVENLERİNE” her türlü ödünün verilmesi, “van minut” ve “Mavi Marmara” skandallarının arkasından İsrail’e kabadayılıkların yapılması, Sisi’ye veryansın edilmesi, Davutoğlu’yla “emri ben verdim!” sidik yarışına girişildiği Rus uçağının düşürülmesi gibi…
Tabii ardından da işler SARPA SARINCA; Güneydoğu’da yetkinin YENİDEN askere verilmesi, HDP’nin dokunulmazlıklarının kaldırılması, PKK ile eski kazanımların “sıfırlandığı” TOPYEKÛN bir savaşa tutuşulması, Rusya’dan ÖZÜR dilenmesi, İsrail’le hiçbir şey olmamış gibi BARIŞILMASI ya da Suriye’de çözüm için Esad ile UZLAŞMA işaretlerinin verilmesi, Sisi’ye göz kırpmaların başlaması gibi 180 derece DÖNÜŞLERLE öncekilerle bütünüyle “zıt” olan UYGUNSUZ politikalara tevessül edilir. Tipik bir “Hubris sendromu” belirtisi! Üstelik bu DENGESİZLİKLER onun hiç umurunda değildir. Çünkü yine bu sendromun özelliklerine göre onun ana hedefi KİŞİSEL İMAJININ geliştirilmesidir. Yani imajının ÖN PLANDA yer alması dışında uyguladığı politikaların uygunsuzluğunun, ülkeye verdiği ZARARLARIN onu pek ırgalamamasıdır.
Bunun arkasında da yine şişkin egodan kaynaklanan cahilce bir ÖZGÜVEN vardır.Bu beraberinde GERÇEKLİKLE bağının kopması sonucunu doğurur. Kendisini bu topluma gönderilmiş bir MESİH olarak görmeye başlar. Nitekim, DENGESİZ politikaları sonucunda ortaya çıkan yanlışların sorumluluğunu üstlenmez: ALDATILDIK deyip geçer. EL ÜSTÜNDE tutulması gereken bir varlık olduğuna ve yanlışlarına “göz kapanması” gerektiğine inanır. O şişkin ego ayrıca PERVASIZLIĞI da neden olur. Zat-ı şahaneleri tepkilerini dile getiren şehit asker ve polislerin yakınlarına ne diyordu; “O da asker, polis olmasaymış!..” Diğer bir söylemi neydi; “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir!..” Bu sözler şu anlamda da yorumlanabilir; “Asker veya polislerin işi zaten “ÖLMEKTİR” ve bu benim politikalarım nedeniyle de olsa fark etmez! Yanlış yapsam da ben DOKUNULMAZIM ve kimseye hesap vermem!..” Sanki o sözlerin gerisinde ince bir hat halinde pervasızca bir TEPEDEN BAKMA hissedilmektedir.
Hatırlanırsa yine benzer bir kayıtsızlıkla o günlerde şehit olan 8 askerimize rağmen kızının düğününü yapmakta da hiç bir beis görmemiştir. Eh tabii ki görmeyecektir; zira o ulus ÜSTÜ bir lider, güvenlik görevlileri ise dünyaya ÖLMEK için gelmiş canları önemsiz KULLARDIR.Oysa aynı Halife sık sık şehitleri bahane ederek ULUSAL BAYRAM resepsiyonlarını iptal eden kişidir.Peki ya 45 kişinin öldüğü Atatürk Havalimanı bombalı saldırısından sonra Osmangazi Köprülü otoyolunun bayram havasındaki açılışına ne demeli? Avrupa futbol şampiyonasında ve Fransa parlamentosunda SAYGI duruşları yapılırken Türkiye’de Halife önderliğinde KONFETİLİ, “göbek atmalı”, SELFİLİ açılış töreni düzenlenmiştir.Ya o gün ya da ondan önceki günde 4 şehit verilmiştir. O arada da şehitler gelmeye devam etmektedir. Ama şişkin ego tüm ölümleri KADERDEN saymakta; Arnavutluk başkanının koluna girmiş yandaş motosikletçiye espriler yağdırmaktadır. Varsın şehitler gelsin canım, kime ne ki;”Onlar da asker, polis olmayıverselermiş!..
“KİBİR SENDROMU” hastalığına yakalananların diğer bir özelliği de “HUKUK ÜSTÜ” olduklarına inanmaları, “DÜNYEVÎ HUKUKU” tanımamalarıdır. Zaten “Halife Padişah” da öyle değil midir? Kendi ego ve iktidarına ters düşen tüm hukuk kurallarını yok saymıştır. Hukuku, yargı organlarını OYUNCAĞI hâline getirmiş, AYM başkanından TBB başkanına kadar söylemediğini bırakmamıştır. O hukuka değil hukuk ona TÂBİ olmalıdır .O yüzden de Cumhurbaşkanlığı döneminde TARAFSIZLIK ilkesini çiğneyen kişidir. FİİLİYATTA Başkanlık sistemi olduğunu ileri sürerek kukla bir Başbakan aracılığıyla iktidar partisini kendisine bağlamış, böylelikle YÜRÜTME ile Cumhurbaşkanlığını birleştirerek PARLAMENTER rejimi “De facto” olarak lağvetmiştir.Yargıyı yürütmenin EMRİNE sokarak “Kuvvetler ayrılığını” ortadan kaldırmıştır. Önüne gelene HAKARET davası açmış, hukuku “Tanrısal egosunun” KORUGANI hâline getirmiştir. Şaibeli diplomayla Cumhurbaşkanlığı yapması da yasalara aykırıdır.
“Hubris’in” diğer bir belirtisi ise insanları ÖTEKİLEŞTİRMESİ, kendinden olmayanları HOR görmesidir. Halifenin “kindar olun!” söylemi, “Zenci Türk, Beyaz Türk” ayrımı, “Gezicileri, Cumhuriyet mitingcilerini” düşman ilân etmesi ve ŞİDDET kullanması, “% 50’yi zor tutuyorum” meydan okuması, Gezi Parkı’na “kışla”; Taksim’e, Cumhuriyet Parkı’na “cami” yapma KIŞKIRTMALARI hep insanları ötekileştirerek KAMPLARA bölme saplantısının ve “Dünyayı GÜÇ aracılığıyla KENDİNİ YÜCELTECEĞİ bir yer olarak görmesinin” kanıtlarıdır.
DİKTATÖRLERE ait “güç zehirlenmesinin” temel olduğu “Tanrı hastalığı” işte böyle bir şeydir!..


Bu yazı 289 kez okundu.

Eser Özaltındere
SON EKLENENLER