• Pazartesi, Aralık 11, 2017

Soner Yalçın George Orwell’a neden saldırıyor?

hazar
Hazar Arısoy
Kasım03/ 2017

Bizim memlekette her zaman gündemde olan ve bu gidişle her zaman gündemde olacak yazarlardan biri de George Orwell’dır. Her gittiğiniz kitapçıda Orwell kitapları ya “çok satanlar” bölümündedir veyahut en çok dikkat çeken kitapların konduğu raflardadır.
Orwell’a olan bu ilgiye şüphesiz Orwell’ın edebi yeteneğinin payı büyüktür. Bu kadar tutulmasının önemli sebeplerinden biri içinde yaşadığımız ülke koşullarıdır. Hayatınızda “Hayvan Çiftliği”ni ya da “1984” kitaplarını bir kez okumuş olmanız yeterlidir. Memlekette olan olaylar size bu kitapları yaşamınız boyunca defalarca hatırlatacaktır.
Özellikle “Hayvan Çiftliği” masal tadındaki dili ve sıkmayan üslubu ile herkesin aklında yer eden ve zaman zaman ülkesini gördüğü bir eserdir. Gelin önce “Hayvan Çiftliği”ni bir hatırlayalım:
Hayvan Çiftliği
Bilinmeyen bir zamanda, bilinmeyen bir yerdeki bir çiftlikte geçer “Hayvan Çiftliği”. Çiftlik acımasız, alkolik bir çiftçi tarafından işletilmektedir. Çiftliğin sahibi daha çok kâr etmek için hayvanları sömürmekte, verimi artırmak için onlara her türlü işkenceyi yapmakta sakınca görmemektedir.
Yaşadıkları zulüm dolu hayat bir gün hayvanların canına tak eder. Hayvanlar “Koca Reis” isimli bir domuzun liderliğinde ayaklanır, çiftlik sahibini kovar. Onlar böyle yaşamayı hak etmiyordur. Yeni, eşitlikçi bir düzen kurarlar. Bu yeni düzenin adı Animalizm’dir. Çiftlik tüm hayvanların ortak malıdır. Artık kimse kimseyi sömürmeyecektir. Her hayvan eşittir yeni çiftlik düzeninde.
Çiftlik sakinleri Koca Reis isimli domuzun önderliğinde mutlu, huzurlu yaşamaya başlar. Sömürüsüz eşit bir düzen kurulmuştur çiftlikte. Her şey gayet iyi gitmektedir.
Ta ki Koca Reis ölünceye kadar…
Koca Reis’in sürpriz ölümünden tüm çiftlik hayvanları derin bir üzüntü duyar. Ama yeni düzen sürmek zorundadır. Koca Reis’ten boşalan koltuğa zeki, lider ruhlu Kartopu geçecektir. Ancak iktidar bir şekilde Napolyon isimli az konuşan, kaba, siyah domuza geçer. Kartopu, Napolyon’un gizlice eğittiği köpekler tarafından katledilir!
Napolyon ile beraber çiftlik işleyişinde ufak tefek değişiklikler meydana gelmeye başlar. Eşitlik şiarıyla kurulan Hayvan Çiftliği bazen politik oyunlarla bazen korkutmayla adım adım domuzların egemen olduğu bir sistemle yönetilmeye başlar. Çiftliğin adı Hayvan Çiftliği’dir ancak düzen eski haline döner. Eskiden hayvanlar insanların refahı için çalışırken artık domuzların hizmetindedir.
Tüm hayvanların eşit olması parolası ile kurulan düzende artık felsefe değişmiştir:
“Tüm hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir.”
“Hayvan Çiftliği” George Orwell’ın 1945 yılında kaleme aldığı artık klasik sayılabilecek bir eserdir.
Eser yazıldığı dönem olarak bir Sovyetler ve Stalin eleştirisidir. Sovyet rejiminin nasıl ve ne ideallerle kurulduğunu, Stalin tarafından ne hale getirildiğini anlatır. Aynı zamanda Sovyet rejiminin geleceği için de çok da yanlışlanmamış bir kehanette bulunur.
Her ne kadar Soğuk Savaş yıllarında Stalin eleştirisi olarak kaleme alınmış olsa da “Hayvan Çiftliği” diktatörlerin ve kurdukları rejimlerin en yalın şekilde anlatıldığı eserdir. Bizim ülkemizde de bu kadar gündemde olmasının temel sebebi budur.
İnsan bu kitaba neden düşman olur?
Geçtiğimiz hafta gördük ki Stalinizm özelinde tüm diktatörlükleri eleştiren bu kitap birini daha rahatsız etmiş: Soner Yalçın’ı!
İlk başta şaşırdık. Ama şaşkınlığımız çok da sürmedi. Görünüşte hâlâ muhalifcilik oynasa da “FETÖ ile mücadele” adı altında Soner’in iktidarla nasıl can ciğer kuzu sarması olduğu artık herkesin malumu. Irak’a operasyon, FETÖ ile mücadele, Avrasyacılık derken bizim Soner hızını alamamış olacak birden George Orwell’a saldırdı.
Neymiş efendim bu kitapları CIA yayıyormuş. Onların propagandası sayesinde yaygınlaşıyormuş. Liselilere bu yüzden okutuluyormuş. Vs…
Akla gelen sorular
Anlayacağınız yarım asırdır Aydınlıkçıların kullandığı “sıkıştığın yerde kabahati CIA’ya at” taktiğini eski(meyen) Aydınlıkçı Soner de kullanıyor.
İyi de Sonerciğim adama sormazlar mı ülkenin adım adım tek adam rejimine gittiği bir dönemde diktatörlüğü eleştiren bu kitap seni niye bu kadar rahatsız etti diye?
Liselilerin “Hayvan Çiftliği”ni okumasına, iktidarı ellerinde bulunduran domuzlara karşı durmasına niye gocunuyorsun?
Seni rahatsız eden bu kitapları okuyan gençlerin Türkiye’de kurulmak istenen tek adam rejimine karşı konumlanmaları mı?
Yoksa kitaptaki Stalinizm eleştirisinin bugün ülkeyi yamamaya çalıştığınız Rusya ile arayı bozar korkusu mu?
Soner bu milleti aptal yerine koyuyor
Soner Yalçın’ın eleştirisinde rahatsız eden bir nokta da milleti önüne koyan ile yetinen bir koyun gibi görmesi.
Birileri (elbette CIA) George Orwell kitaplarını öne çıkardığı için herkes bu kitapları okuyor. Yahu Stalinizm öleli bir asır olmuş CIA neden hâlâ bu kitapları pompalıyor?
Yoksa vatandaş bu kitapları okurken başka bir dünya liderini mi görüyor okuduklarında?
Ayrıca madem CIA bu yayın dünyasına bu kadar hakim senin kitapların nasıl bu kadar rahat yer bulabiliyor raflarda?
Muhalif pek çok yayın dağıtıma bile çıkamazken senin kitapların nasıl oluyor da “çok satanlar” bölümünde onarlı yirmişerli sergileniyor?
Yoksa bu işte de başka bir istihbarat örgütünün parmağı mı var?
Daha akla gelen çokça soru var ama biz şimdilik burada keselim. Önümüzdeki süreç tüm bu sorulara yanıt verecektir.
Biz yine de kendisine dostça bir uyarıda bulunalım:
İnsanlık tarihi toplumların karşısına pek çok kez diktatörler çıkarmıştır. Ama bu diktatörler hep acılı bir şekilde çekilmiştir tarih sahnesinden. Geriye ibret olsun diye sadece adları kalmıştır. Bu diktatörleri açık ya da kapalı koruyanların ise adları bile hatırlanmaz.
Stalin’in ve Domuz Napolyon’un yandaşlarının yeri tarihin çöplüğünün en dibidir.

orwell-danismanlar


Bu yazı 80 kez okundu.

Hazar Arısoy
SON EKLENENLER