• Perşembe, Temmuz 19, 2018

Sopalı seçimden silahlı seçime

ali
Ali Özsoy
Temmuz02/ 2018

Şaibenin adı AKP
24 Haziran 2018 Seçimleri Türk siyasi tarihine en çok şiddetin, cinayetin ve şaibenin karıştığı seçim olarak geçecek. 1980 öncesi Türkiye’de ideolojik kamplaşma ve silahlı çatışmalar dönemiydi. Ancak 1980 öncesinde bile seçmenin, sandık görevlilerinin, muhalif parti çalışanlarının bu denli tehdit ve şiddete maruz kaldığı bir seçim yaşanmamıştı.
16 yılda AKP ve seçim ilişkisini tek kelimelik bir özeti olabilir: şaibe.
Neredeyse 50 yıllık bir pratik bu. İlk seçim hilesini gençlik kolu seçimlerinde kendi dava arkadaşlarına ve Erbakan Hocasına yapmış biri.
Türk siyasi tarihinde kendi adayını YSK’ya şikayet etmek zorunda kalan ilk ve tek parti Refah Partisi oldu. Bakınız: tercihli oy tartışmasının yaşandığı 1991 seçimi.
Sonra meşhur İBB seçimleri var. Türk tarihinde ilk kez çöplerden oyların toplandığı bir seçimi yaşattılar 1994’te İstanbullulara. Ve “yenilmezliklerle” süslü seçim kariyeri böylelikle başladı. O günden beri de çöp ve oy yan yana anılır oldu Türkiye’de her seçim sonrası. İşte AKP’nin “Milli İrade”yi taşıdığı yer.
Sopalı seçimlerden 
silahlı seçimlere maranki
Bu seçimde ise yaşananlar oy hırsızlığı veya seçim hilesi veya dijital manipülasyon boyutunu çoktan aşmıştır.
Türk halkı diktaya direniyor. Ve seçimlere hiç güvenmese de yine canla başla her fırsattı burada da direncini göstermek istiyor. Ancak halka öncülük etmesi gereken muhalif liderler hep faşizmin çok gerisinden geliyor. Halkın uyanıklığının da gerisine düşüyorlar hatta halkın önünü kapatıyorlar.
Türk Solu yazarları ve Gökçe Fırat özellikle 30 Mart 2014 seçimlerinden itibaren çok ciddi araştırmalar ile oy hırsızlığının kaynaklarını, sahte seçmenlerin nasıl yaratıldığını ve hatta geçen 16 Nisan 2017 Referandumu’ndan önce mühürsüz oyların varlığını bile yazdı.
Her seçimden sonra ciddi istatistik analizleri yaptık. Kaçak göçek nerede var, geçersiz oy hilesi, sahte seçmen hilesi, sahte vatandaş hilesi, sahte ikametgah hilesi, mühürsüz oy hilesi, yurtdışı hilesi, sandıkta hırsızlık, Seçim Kurulunda hırsızlık, gözetmen satın alma, gözetmen sindirme…
Bunların hepsini o kadar detaylı yazdık ki! Artık bunlar sıradan Türk insanının bilincine çıkmıştır. Biliniyor ve kişiler bireysel olarak seçim gecesi bunları engellemeye çalışıyor. Oy ve Ötesi bile bu yüzden çıktı.
Bugün çıkıp bir muhalefet partisinin veya liderinin bunlardan bahsetmesi yeni bir durum değildir. 4 yıl öncede yani Mansur Yavaş’ın başkanlığının gasp edildiği, Gökçek’in koltuğa çöktüğü o rezil gecede kalmanın anlamı yok.
AKP artık bu hileleri aştı. Bunları yapıyor. Hatta kanunlaştırdı (mühürsüz oy, gezgin sandık vs.). Ama 16 Nisan 2017’de gördüler ki bunlar yetmiyor. Bu yüzden artık seçimlere yeni bir unsur soktular. SİLAH!
Muhalefet tarihe “Silahlı Seçim” olarak geçecek bu seçimdeki terör, şiddet, tehdit ve ölüm olaylarını es geçerek sadece sıradan oy hırsızlıklarına odaklanarak büyük hata yapmaktadır. Bu seçim Cumhur İttifakı daha doğrusu saray “propaganda”sını silahla yaptı, sandık başına silahla gitti, oyları silahla saydırttı, “kutlama” adı altında gözdağını silahla yaptı ve muhalefet liderini de belki de “silahla” o gece ortalıkta gözükmemeye ikna etti.
Başını kuma gömerek
 muhalefetin umudu olmak!
Uyanın beyler uyanın. Silahların konuştuğu yerde normal seçim muhabbeti yapılabilir mi?
Yok Kılıçdaroğlu başarısız, yok İnce başarılı, hayır İnce başarısız, Akşener başarılı…
Bunlar boş sözler ve laflar ne yazık ki? Bu seçim YSK’da bir simülasyon olarak gerçekleşti. Her simülasyonun açığı vardı. Gerçeklikle zıtlığı ortaya koyduğunuzda simülasyonun sözde iç tutarlılığı çöker. Ancak bu zıtlığı ortaya koyacak olan sandık görevlileriydi. O çokça bahsedilen Muharrem Bey’in de belirttiği hani şu “ıslak imza” meselesi var ya. Ondan bahsediyoruz.
Peki size bir soru: Sizce Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde bir sandık görevlisi ıslak imzayı mı düşünür yoksa gölgesinde oturduğu keleşi mi?
Peki ya Erzurum’un Karaçoban İlçesi’nde… Düşünsenize. Herhalde oradan “ıslak imzalı tutanak” ulaşamamıştır Genel Merkez’e.
Ve böyle bir Türkiye’de yaşamıyormuşuz gibi muhalefetin lideri olmaya aday isimler “adam kazandı, tebrik ediyorum” diyebiliyor. Veya “hile var ama 10 milyonluk yok!”
Ciddiyet beyler. Biraz ciddiyet. İyi Parti İlçe Başkanı Mehmet Sıddık Durmaz’ın ismini hatırlatıyoruz. Sandık başında katledildi. Az hile olmuştur tabi Karaçoban’da. Seçimin olmadığı yerde hile mi olur?
“Elimi sıkmazsan teröristsin, teröristsen ölmelisin”
Bu arada başlığa geri dönelim. “Sopalı Seçim” 1912’deki Meclis-i Mebusan seçimleri için kullanılan bir deyimdir. Siyasi literatürümüze yerleşmiştir. İttihat ve Terakki’nin sandık başında ve oy sayımında sopalarla etkin olduğu iddia edilir Hürriyet ve İtilafçılar tarafından.
Aynı Hürriyet ve İtilafçılar İngiliz işgalciler silahlarıyla birlikte 1920’de Meclis-i Mebusan’ı basınca ayakta alkışladılar. İşgalcilerle birlikte vatansever mebusların avına çıktılar İstanbul sokaklarında.
O geleneğin devamcısı AKP 1946 seçimlerini hep diline dolar. Oysa İsmet Paşa ve CHP bal gibi demokratik bir yöntemi benimsedi ve 1950’de iktidarı seçimle terk etti.
AKP ise her seçim başka bir rezalete imza atıyor. 16 Nisan 2017 gecesi “Hayır” kazanınca mühürsüz oy gibi bir rezalete imza atmak zorunda kaldılar. Yasaları ve Anayasal Düzeni açıkça ihlal eden bir sivil darbeydi bu.
Muhalefete o dönem “bu sonuçları tanıyıp, kim başkan adayımız olsun tartışmasına girerseniz asıl o zaman kaybetmiş olursunuz” dedik. Muhalefet ise hem “sonuçları tanımıyoruz” dedi hem de “kim başkan adayımız olsun” tartışması yaptı, yemi yuttu. “Demokrasi Simülasyonu”na dünden razı olanlar seçim gecesi simülasyonuna tabi ki karşı çıkamadı.
AKP ise akıllandı. Bu seçim mühür, tutanak, sistem falan gibi detaylara bakamazlardı. İşi şansa bırakamazlardı.
Bu seçim sopalı seçimlerin bin kat aşan bir şiddet furyasına dönüştü. Ellerinde keleşlerle Suruç’ta esnaf gezen AKP adayı yerel derebeyinin adamları istedikleri yanıtı alamadıkları esnafnı ve oğlunun hayatını aldı. Hem de hastane acil servisini basıp, polisi ve doktorları dışarı atıp, darp ederek.
Sonra da reisleri “Suruç’ta AKP’lilere saldıranların takipçisiyiz ve hesabını soracağız” dedi. Yani baba ve oğlunu mezardan çıkarıp yine mi kafalarına oksijen tüpüyle vuracaksınız? Peki ya öldürülen baba ve oğlunun terörist ilan edilmesi. Neden? Çünkü AKP’li adayın elini sıkmadılar.
Saadet Partisi ve İyi Parti’nin stantlarına, parti örgütlerine, çalışanlarına sistematik saldırı ve linç girişimlerinin olmadığı gün yok gibiydi.
Ve tabii seçim gecesi daha sonuçlar açıklanmadan havalara tabanca değil otomatik silahlarla sıkılan “kutlama” mermileri. Hayır Erzurum’da değil, Urfa’da değil, Ankara’nın, İstanbul’un, İzmir’in göbeğinde seçim kurullarının önünde.
Ve o geceyi sanki bu ülke yaşamamış gibi 17 saat sonra ortaya çıkan biri: “Hile var ama o kadar çok yok.”
Suriye ve Irak’ta seçimler
AKP’nin seçim geceleri Türkiye yaşattığı hep rezalet oldu. Yalan, hırsızlık, sahtekarlık, pişkinlik… “Atı aldık Üsküdar’ı geçtik” eykiyalığı… Ancak artık bunlar aşıldı. AKP bu son seçimde Türkiye’ye devletsizlik, hukuksuzluk, zorbalık ve terörü yaşattı. Tıpkı bir Ortadoğu çadır devleti gibi, Irak ve Suriye gibi… Kaldı ki Irak’ta bile Peşmerge’nin hile yaptığı yerlerde seçimleri iptal ettiler.
Oralarda (ABD’nin demokrasi getirdiği ülkelerde) her aşiret her etnik grup her mezhep grubu eline silahı alır, kendi bölgesinde seçimi yapıverir. Türkiye’de tek bir fark var. Zorbalık ve silahlı terör bir tek AKP’de. PKK’dan öğrendiklerini uyguluyolrar adeta. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da kamu güvenliğinin aşiretlere ve derebeylerine teslim edildiği ortadadır. Bölgede terör örgütünü temizliyoruz diyen yalancılar vali, kaymakam, polis, askerin değil keleşli derebey milislerinin düzenini kurdular. Bunlar ise bugün reisçiler yarın PKK’lı ne fark eder? Her durumda devlet ve hukuk yok.
Bu durumun AKP iktidarından sonra bir numaralı sorumlusu 30 Mart 2014 gecesi Mansur Yavaş’ı ve onun için YSK önüne toplanan (solcu, ülkücü fark etmeksizin büyük bir dayanışma sergileyen) binlerce genci o gece yalnız bırakanlardır. O gün Türkiye’de demokratik seçim mevzisi yitirildi. “Aman iç savaş çıkmasın” bahanesiyle asıl iç savaşın zemini, seçimsizliğin, kanunsuzluğun ve tek parti terör düzeninin temeli atıldı.
Aynı hatayı seçim gecesi kendisine inanan gençleri 17 saat boyunca sandık kurulları önünde, havalara sıkılan keleşlerin ortasında yalnız bırakan İnce de yaptı. Ne büyük bir milletiz ne idealist bir gençliğimiz var ki, bunca hataya ve satışa rağmen umudunu yine de canlı tutuyor. Hep görevini yapmaya çalışıyor.
Seçimle dikta yıkılır mı? Elbette yıkılır. Tarihte sayısız örnekleri var. Ama seçimle de olsa seçimsiz de olsa fark etmez. Muhalefet gerçekçi, basiretli, cesur ve devrimci olmadan hiçbir dikta yıkılmaz.
AKP cephesine gelince onlar artık tarihe karıştılar. Milletin iradesini silahlı seçimlerle katlettiklerini sanıyorlar. Oysa millet ölmez. Binlerce yıl yaşar. İradesi de ortaya çıkacaktır. AKP ise artık bir parti değildir. O iradenin hüküm sürdüğü ülkede olmayacaklar. Bir kasabanın derebeyi, bir bilgisayarın hile programı kadar kalıcılar.


Bu yazı 125 kez okundu.

Ali Özsoy
SON EKLENENLER