• Cuma, Şubat 23, 2018

Sovyet faşizminin yapay ajanı: “TÜRKİ” sözü…

oguzdogan
Dr. Oğuz Doğan
Şubat07/ 2018

Birgün Gazetesi yazarı Attila Aşut, köşesinde yeni yılın ilk günü “Teze yılınız kutlu olsun!” adlı bir yazı yayımladı.
“Türk lehçeleri” kavramına karşı çıkarak “Türki diller” mefhumunu savunduğu yazısında Sayın Aşut, yazının ana fikrini “Orta Asya halklarının tarihsel ve kültürel geçmişleri ortak olabilir. Dillerinde de ortak kökene dayalı sözcükler bulunabilir. Türkçenin uzak geçmişte ‘dil ailesi’ içinde yer almış olması, bugün de ‘aynı dil’ olduğu anlamına gelmez. Adı geçen topluluklar, tarihsel süreç içinde kendi ulusal dillerini yaratmışlardır. O nedenle ‘Türki diller’i artık ‘Türkçenin lehçesi’ saymak bilimsel açıdan olanaklı değildir.” sözleriyle özetliyor.
Peki, Attila Aşut’un “uzak geçmiş” dediği geçmiş, gerçekte ne kadar uzak?!
Azıcık “yakın” tarihi hatırlayalım mı, ne dersiniz?
Çarlık Rusyası’nın, uyguladığı soykırımlar ve Batı Türkistan’ın dört bucağına saldığı misyonerleri aracılığıyla ‘Hıristiyanlaştırarak yok etme’ yöntemi tutmayınca, onun yerini alan Sovyetler Birliği, aynı amacı farklı ve daha bilimsel (!) usullerle hayata geçirme yolunu tercih etti.
Lenin’in 20 Kasım 1917’deki “Rusya Müslümanları, Volga ve Kırım Tatarları, Sibirya ve Türkistan Kırgız ve Sartları, Kafkasötesi Türkler ve Tatarlar, Kafkasya Çeçenleri ve Dağlıları, Çarlar ve Rusya zorbaları tarafından cami ve ibâdet evleri yıkılmış, inanç ve gelenekleri ayakaltına alınmış olan sizler! Sizin inanç ve gelenekleriniz, millî ve kültürel kurumlarınız bugünden başlayarak hür ve dokunulmazdır. Kendi millî hayatınızı özgürce ve herhangi bir engel olmadan kurun. Sizin buna hakkınız vardır.” şeklindeki çağrısı çabucak unutuldu.
Lenin’den sonra kızıl diktatoryanın başına geçen Stalin’in Batı Türkistan’da tam 4 milyon (dört milyon) masum Türk’ü “yapay açlık” bahanesiyle öldürmesi, imha sürecinin bilimsel olmayan evresini teşkil etmekteydi. Bilimsel (!) evre ise, hemen ardından başlatıldı.
Neler oldu?!
1. Kendisine “Türk” diyen her Türk boyuna birer millet ismi armağan (!) edildi ve umumi kavram sıfatında kullanılmak üzere alternatif “Türki” sözcüğü yaratıldı.
2. Sovyet istilasına kadar tek ortak yazı diliyle anlaşan insanlara masa başında 20’nin üzerinde Türk yazı dili (onların tabiriyle ‘Türki dil’) icat edildi. Bu yapılırken, her Türk boyunun, komşusu olan diğer Türk boylarının dillerine en uzak şivesi esas alındı.
3. Yeni icat edilen yazı dilleri, 1920’lerin ortalarında Arap alfabesinden Latin alfabesine geçirilirken, ayrışmayı perçinlemenin yanı sıra, Türkistan ve Azerbaycan Türklerinin halen Arap alfabesi kullanmakta olan Türkiye’den de uzaklaştırılması öngörülmüştü.
4. Ebedi önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün 1928 yılında Türkiye’yi Latin alfabesine geçirerek yaptığı karşı atakla planları bozulan kızıl diktatorya, çareyi 1930’ların sonunda bütün Türk halklarını bu sefer Kiril alfabesine geçirmekte buldu. Bu, aslında onlar için iyi de bir bahane olmuştu. Zira, Latin alfabesine geçiş sürecinde yapmayı çok da akıl edemedikleri bir şeyi bu defa yaptılar ve Kiril’e geçişte her Türk yazı diline aynı sesler için farklı farklı Kiril damgaları dayattılar.
5. Ve nihayet, Stalin’in “repressiya” tabir edilen kanlı siyasal baskılar döneminde, kendisine “Türk”, diline “Türkçe” diyen bütün ama bütün kanaat önderlerinin, siyasi liderlerin, yazarların, şairlerin, öğretmenlerin, bilcümle aydınların, yani halkın tüm kaymak tabakasının istisnasız olarak 1930’ların sonlarına kadar idam edilmesiyle süreç tamamlanmış oldu.
Başı kesilmiş, yalnızca bedeniyle yaşamaya çalışan bir insana dönen Türkistan ve Azerbaycan Türkleri, bundan sonra kendilerine elbette “Türki”, dillerine “Türki dili” diyecekti.
Kazakistan’da 1917 yılında kurulan Alaşorda Hükümeti lideri Alihan Bökeyhan, yazılarının önemli bir bölümünü “Türk balası” müstear ismiyle kaleme aldı. Bökeyhan, 1937’de yukarıdaki planın parçası olarak Moskova’da idam edildiği güne kadar “Türki” sözcüğünü bilmedi…
12 Haziran 1919’da Özbekistan’da İştirakiyun gazetesinde neşredilen “Dilimiz” adlı meşhur makalesine “Dünyanın en zengin, en bahtsız dili hangi dildir? Bilir misiniz? Türkçe!” sözleriyle başlayan, Özbek Türklerinin en büyük yenilenmeci aydını Abdurauf Fıtrat, aynı meş’um odak tarafından 1938 yılında kurşuna dizildiği ana kadar “Türki” sözcüğünü bilmedi…
Büyük komutan ve bilimadamı, Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin son cumhurbaşkanı, “Arap ve Fars dillerini çok iyi düzeyde bilmeme rağmen, kitaplarımı ana dilim olan Türkçe ile yazdım” diyen Alihantöre Sağuni, 1976’da vefatına kadar “Türki” sözünü hiç kullanmadı…
Sayın Aşut hangi “uzak geçmiş”ten bahsediyor olabilir?!
Sovyet zorbalığının ulaşamadığı Güney Azerbaycan’da, birilerinin “İran Azerileri” dediği 40 milyon nüfuslu halk, bugün bile dillerine “Türkçe” diyor ve üstelik bu tabir İran hakimiyeti tarafından da “resmen” kabul görüyor…
Evet, “Türki” sözcüğünü Sovyet Türkolojisi yarattı ve masa başı operasyonlarla bu yapay kavramı temellendirmeye gayret etti. Kaldı ki, Sovyet Türkolojisi hiçbir dönemde bilimsel bir ekol olamamıştır. Zira bu mektebin asli amacı, başından beri, Türk halklarını ve lehçelerini birbirinden koparmak, ayrıştırmak oldu. Bu itibarla belirtmek isteriz ki, Attila Aşut’un yazısındaki iddiasını Talat Tekin’in sözleriyle kanıtlama çabası, aslında bizim tezimizi güçlendirmektedir. Çünkü, merhum Prof. Dr. Talat Tekin, Sovyet ekolünün Türkiye’deki en büyük temsilcisiydi!..
Ruslar tarafından icat edilen “Türki” sözünün orijinali olan “Tyurskiy”, İngilizceye “Turkic” olarak tercüme edilmişse de, İngilizce kaynaklarda bu terim başlarda yoğun bir şekilde kullanılmamış, ancak 70’li yılların ikinci yarısından itibaren soğuk savaşın alevlenmesiyle gündeme oturabilmişti. Almanca başta olmak üzere diğer Avrupa dillerinin çoğunda bu yapay kavramın hala mevcut olmadığını da belirtmek zorundayız!
20 küsur Arap ülkesinde 20 küsur Arapça konuşulup, hiçbiri birbirini anlamadığı halde onların dillerine “Arabi diller”; Çin Halk Cumhuriyeti’nin neredeyse her bölgesinde farklı Çinceler konuşulup, hiçbiri birbiriyle anlaşamadığı halde dillerine “Çini diller” demeyen; ancak Türk lehçeleri üzerinde Aşut’un iddiasının aksine oldukça “yakın tarihte” oynanan oyunlar biline biline “Türki diller” kavramını kullanan vatandaşlarımızın akıllarına mantık ve iz’an, yüreklerine vicdan diliyorum!..
Not: Azerbaycan Türkleri yeni yıla “teze il” değil, “yeni il” derler! İnternetten bulunan her bilgiye inanılmaması gerektiği de, sayın Attila Aşut’a naçizane bir dilbilimci tavsiyesi olsun…


Attila Aşut, 
yazdığı yazıda kendisiyle çelişiyor
Mademki yeni bir yıla girdik, bir hoşluk yaparak, 2018’i “Türki diller”deki kutlama sözcükleriyle karşılayalım diye düşündüm.
Bakın, Türkiye Türkçesiyle “Yeni yılınız kutlu olsun!” tümcesi bu dillerde nasıl söyleniyor:

Altayca: Slerdi cangı cılla utkup turum!atilla-asut
Başkırtça: Hizzi yangı yıl menen kotlayım!
Gagauzca: Yeni yılınızı kutlerim!
Karaçayca-Malkarca: Cangı cılığıznı alğışlayma!
Karakalpakça: Canga cılıngız kuttı bolsın!
Karayimce: Sizni yanhı yıl bıla kutleymın!
Kazakça: Janga jılıngız kuttı bolsın!
Kırım Türkçesi: Yangı ılıngız mubarek olsun!
Kırgızca: Cangı cılıngız kuttu bolsun!
Kumukça: Yangı yılıgız kutlu bolsun!
Nogayca: Yanga yılıngız men!
Özbekçe: Yengi yılıngız mübarek bolsun!
Tatarca: Sezne yanga yıl belen tebrik item!
Türkmence: Teze yılınızı gutlayaarın!
Irak Türkmenleri: Yengi iliyiz (iliwiz) mubarak olsun!
Uygurca: Yengi yılıngızğa mübarek bolsun!


Bu yazı 437 kez okundu.

Dr. Oğuz Doğan
SON EKLENENLER