• Pazartesi, Aralık 11, 2017

Sürekli aldanan ve sürekli aldatan bir iktidar

erhancagdas
Erhan Çağdaş
Kasım21/ 2017

Sanırım 15 yıllık AKP iktidarını en net ve gerçekçi bir şekilde tanımlayacak cümle “sürekli aldanan ve sürekli aldatan bir iktidar” şeklinde olmak gerekir.
Aslında işin “aldatılma” kısmında yaşananlar ve bu yazıda verilen örnekler bizim tespitlerimiz değil, bizzat en tepedeki zatın her yıl en az birkaç defa kendi ağzıyla itiraf ettiği ve hemen ardından da “falan konuda aldatıldığı için ulu rabbinden ve halkından özür dilendiği”, daha açığı, gizlisi, saklısı olmayan herkesin bildiği olgular.
Ancak “aldatma” konusuna gelince durum biraz değişik ve ortada “aldanma” konusunda olduğu gibi “halkımızı şu konuda aldattık, rabbim bizi affetsin” şeklinde net itiraflar yok, hatta bırakın itirafı bol bol yalanla karışık inkar var, ama itiraf yerine hem de siyasetin daha ilk günlerinde sarfedilen ve ileride yapılacak tüm aldatmaları peşinen kabul ve ilan eden öyle bir beyan var ki bin itirafa bedel; “Ben amacıma ulaşmak için gerekirse papaz elbisesi bile giyerim” deyişi.
Sanırız böyle diyen bir insanın amacına doğru giderken “aldatma” konusunda sayı, sınır ve boyut tanımadığını ve tanımayacağını tahmin etmek için fazla zeki olmaya gerek yok.
Konumuza dönersek, hepsi açık itiraflara dayandığı için kanıtlanmalarına gerek olmayan aldanmalar konusunda en tepeye konulacak husus hiç tartışmasız “bugünün teröristi, haşhaşisi ve nankörü ama yakın geçmişin ne istedilerse verilen, ayni menzile gidilen ve gel artık bu hasret bitsin diye dört gözle beklenen, yeni adıyla FETÖ, eski adıyla Sayın ve Muhterem Fetullah Gülen Hocaefendi’nin bunlara attığı kazık.”
İşin gerçeğinde bu olaya “aldatılma” ya da “kazık yeme” demek de ne kadar doğru bilemiyorum, altında tekmil hükümet yetkililerinin de onay imzası bulunan ve “Gülen’i tehlikeli bir şeriatçi örgütün lideri olarak tanımlayan MGK’nın 25 Ağustos 2004 tarihli kararı” tabak gibi ortada dururken “valla kandırıldık, aldatıldık” mızrağı hangi çuvala nasıl sokulabilir inanın bilemiyorum
İkinci sıradaki aldatılma bence “Akan kan duracak, analar ağlamayacak, dağlarda çiçekler açacak” sloganları ile uygulamaya konulan ve ülkenin “en akil” (!) insanlarından oluşan guruplarla kasaba kasaba dolaşılarak halka reklamı yapılan şu meşhur “Kürt açılımında yaşanan aldatılma” konusu.
Her ne kadar bu konu aldatılmaya biraz daha benziyor gibiyse de şeytan ister istemez insanın aklına bazı fesatlıklar sokmuyor değil, örneğin HDP’nin seçime tek tek değil parti olarak katılacağını duyar duymaz ve daha Dolmabahçe Mutabakatı’nın mürekkebi kurumadan kalkıp “ne mutabakatı, masa da yok mutabakat da yok” denilmeseydi ve onu duyan Selahattin Demirtaş da “Ey RTE seni başkan yaptırmayacağız” demecini patlatmasaydı, daha açığı işler Dolmabahçe Mutabakatı’nda uzlaşıldığı gibi gitseydi o açılım bir anda yerini “sonuna kadar savaş” naralarına bırakır mıydı acaba…
Zira açılımın kapanmasının resmi gerekçesi olarak ilan edilen “meğer biz iyiniyetle görüşürken onlar şehirlerde silah depoluyorlarmış” için de ufak bir sorum var, “özerklik karşılığı başkanlık hayalleri kurarken ve valilerinize kaymakamlarınıza PKK’lılara sakın ellemeyin, karışmayın derken kırk yıllık kanlı teröristlerin dağlarından inip terbiyeli çocuklar gibi analarının dizinin dibine oturup kuzu kuzu işin sonunu bekleyeceklerini mi sanıyordunuz yoksa?”
Üçüncü sıra aldanma için iki kuvvetli aday Esad ve Barzani, ancak tarih sırasına koyarsak öncelik Esad’da, ailece görüşülen kanka ve başkan Esad iken birden bire hem düşman hem diktatör Esed oluveren bu zatla yaşanan olayda kimin kimi aldattığı konusunda itiraf edeyim ben biraz kararsızım. Tahminim bu konuda RTE’yi ülkenin yetiştirdiği en büyük ve derin dış stratejist (!) olan Ahmet Kirizoğlu Bey yanılttı ve ikisini durup dururken düşman yapıverdi. Şimdi eğri oturup doğru konuşalım, her şey tıkırında giderken ilk “gidip şunların camisinde bir namaz kılalım” diyen Esad mı oldu yoksa bizimkiler mi?
Sen ordunla gidip elalemin camisinde namaz kılmaya kalkarsan elin oğlu da sana böyle tepki verir işte. Neyse ki Kirizoğlu gidince hava yeniden yumuşadı, yakın bir gelecekte RTE-Esad ikilisini elele ve arka arkaya iki cumayı Emevi Camisi’nde ve Sultanahmet’te kılarlarken görürseniz sakın şaşırmayın.
Barzani’ye gelince, “Barzani ile AKP iktidarı arasındaki ilişkilerin seyrini, başta adama T.C. pasaportu vermek, şöyle bir sıralamaya kalksam inanın başınız döner, o nedenle de sadece son aldatma aldanma olayını ele alacağım.” İki yıl önce Ankara’da bayraklı ve devlet başkanı protokollu karşılamalar ve Diyarbakır meydanında “megri megri” türküleri, bu yaz “hain, nankör, alçak edebiyatı.”
Ya arkadaş, Ortadoğu’da tarih boyunca gelmiş geçmiş tekmil siyasetçiler arasından bana bir tane güvenilir adam gösterebilir misiniz? Şimdi kalkıp “Barzani bizi aldattı” demekle “akrebi okşamak için elime aldım ama beni soktu” demek arasında ne fark var, onların tarihleri zaten baştan aşağıya atlatma, aldatma, ihanet ve yalan ile dolu.
Adam işine geldiğinde yavşak bir köpek, işine gelmediğinde alçak bir sırtlan, böyle bir adama inanmak bana göre hiç mazereti olmayacak ve en az onun kadar aldananı da aşağılayacak bir olgu.
Ve gelelim aldatma konusuna, bu konuya girerken hem zamanlama ve hem de olayın boyutları konularında kuşkusuz bir şekilde birincilik 2002 seçimleri sırasında sabah akşam ettikleri şu meşhur “Biz artık Milli Görüş -yani şeriatçılık- gömleğini çıkardık ve muhafazakar demokrat olduk” martavalı.
Bu yalan konusunda işin en matrak tarafı ise şu bizim tatlısu demokratlarının da bu yalana yürekten inanmaları ve “ay ne güzel bütün vesayetleri yıkıyorlar” ve “yetmez ama evet” çığlıkları ata ata AKP iktidarına destek vermeleri.
Bugünlerde oraya buraya kaçmayı beceremeyenlerinin tamamı ya mahkemelerde sürünüyorlar ya da pişmanlıklar içinde kafalarını mahpushane duvarlarına vurup duruyorlar.
İkinci “süper aldatma” bana göre “Bizim için teröristlerle görüşüyor diyen de görüşen de alçaktır şerefsizdir” lafından önce “Biz değil devlet ada ile görüşüyor”a, sonra da “Ne var bunda barış için kimle görüşülür tabi ki düşmanla, biz de onlarla görüşüyoruz”a kadar uzanan açılım sahtekarlığı.
Ancak bu konuda yukarıda da değindiğim üzere kimin kimi dolandırıldığı biraz karışık, ama şurası açık bir gerçek ki iktidar gizli gizli yürüttüğü bu görüşmeleri açığa çıkınca önce “alçaklıktır, şerefsizliktir” diyerek inkar etti, tutmayınca da “aldatıldık” mazeretleri uydurulmaya başlandı.
Bu yazıyı bir romana çevirmemek için mecburen ufakları atlayarak diğer “esaslı” aldatmaları kısa başlıklar halinde geçmek zorundayım ve ilk aklıma gelenler şunlar: “AB’ye girmek istiyoruz, başkanlık sistemi gelince hem terör bitecek hem Türkiye havalara uçacak, 17-25 Aralık 2013 soruşturmaları tümden iftiradır ve hükümeti devirme amaçlıdır, tarafsız bir cumhurbaşkanı olacağıma şerefim ve namusum üzerine yemin ederim, 16 Nisan Anayasa Referandumu’nu biz kazandık ve ekonomi gayet iyi gitmektedir.”
Ve final… “Biz artık Atatürkçü olduk.”


Bu yazı 30 kez okundu.

Erhan Çağdaş
SON EKLENENLER