• Pazartesi, Aralık 11, 2017

Suudi 17-25’i, Ortadoğu çapında siyasal İslamcılara tasfiye ve BOP

kaya
Kaya Ataberk
Kasım21/ 2017

Neler oluyor bu Suudilere?

Suudi Prens Muhammed bin Selman
Suudi Prens Muhammed bin Selman

Evet… Ortadoğu yine karıştı. “Ne zaman karışmadı mı ki” mi dediniz? Haklısınız. Ama bu sefer yüz yıldır neredeyse hiç karışmayan bir ülkeden karıştı: Suudi Arabistan’dan!
Önce İngilizci başlayıp, sonra Amerikancı olan Vahhabi petrol şeyhlerinin ülkesi tarihinin en önemli dönüşümünü ve siyasal krizini yaşıyor şimdi.
İlk olarak siyasi krizin arifesine dönelim.
Suudiler bir anda anlı şanlı “Selefi-Vahhabi” geçmişlerine ters düşmek pahasına bir karar aldılar. Kadınlara araba kullanma hakkı veriyorlardı. Bu da yetmiyor bir android robota (maazallah hem de dişi cinsinden) “vatandaşlık” vermişlerdi. Kimse de siz ne yapıyordunuz, şimdi ne oldu demiyordu, diyemiyordu…
Herkes Suudilerin artık “ılımlı İslamcı” olup olmayacağını konuşmaya başlıyor…
Suudi Arabistan’da Veliaht Prens Muhammed bin Selman duruma el koymuştu.
Sonra aniden (evet yine aniden ama Muhammed bin Selman’ın Trump’ın damadı ve özel temsilcisi olan Jared Kushner ile yaptığı bir toplantının hemen ardından) artık Selefi-Vahhabi değil de “ılımlı İslamcı” olmaya karar veren anlı sanlı Suudi şeyhleri, prensleri kendi içlerinden bazılarını tasfiye etmeye karar verdiler.
Bir gecede Arap çölünün ortasındaki kapitalizm tapınaklarından, Cidde’de mukim Ritz-Carlton Oteli’nin lobileri, konferans salonları Suudi prensleri için, atalarının çadır günlerindeki gibi yerlerde yatacakları nezarethanelere dönüvermişti. İddialar Suudi ileri gelenlerinin çok büyük yolsuzluklara karıştığı idi. Adeta Türkiye’de 17/25 Aralık günlerinde denenen tasfiyenin bir başka versiyonu işliyordu Suudi prenslerine karşı!
Suudi prensleri dediysek öyle Suudilerin eski ağababaları İngilizlerin Prens Charles’ı gibi sayılı adamlar aklınıza gelmesin. Suudi’de prens çok!
Kral’ın kardeşleri prens, oğulları prens…
E, bir de hepsinin evlendiği sayısız kadından olma sayısız çocuğu düşünürseniz Suudi Arabistan’da yolda gezerken kolunu sallayanın prense çarpma ihtimalinin yüksekliğini tahmin edersiniz herhalde!
Yani Suudi Arabistan’da “soylu” Suudi ailesindenseniz işiniz iyi. Zenginsiniz, ayrıcalıklısınız, eğitiminizi Avrupa’da ya da Amerika’da alırsınız, oralara gidince entariyle kefiyeyi atıp takım elbise giyersiniz olur biter. Karınızın, ya da karılarınızın değil çarşaf giymemesi, başını örtmemesi bile sorun olmaz. Öyle seçkin, öyle rahat, öyle “Batılı” yaşar gidersiniz işte…
Ama gün gelir birileri çıkar ipinizi çekiverirse? Durduk yere sizden, içinizden, Suudiliğin en merkezinden birisi sizi tasfiyeye kalkarsa ne olur?
Sizi bilmem ama biz sorarız?
Sahi ya ne oluyor bu Suudilere?
Suudi’nin kimliği, olanların açıklamasıdır!
“Suudi kimdir” sorusunun en kestirme ama doğru cevabı Suudi’nin de Vahhabi’nin de doğrudan doğruya birer İngiliz ürünü olduğudur. Suudiler Arap çölünde, medeniyetten hayli uzak bir bedevi hayatı sürerken, “birileri” onları Vahhabilikle buluşturdu. Vahhabilik yeni bir mezhepti ama köklerini Selefilik’te buluyordu. Kendisi dışında kimseyi beğenmiyor, hatta Müslüman kabul etmeyip, “tekfir” ediyordu. Ama esas düşmanlığı da o zamanlar karşılarında “Osmanlı” kimliğiyle yer alan Türklereydi. Türkler onları yönetemezdi ama İngilizler yönetebilirdi. Türkler hilafeti hak etmiyordu, hilafet Araplarda olmalıydı. Bu payeyi İbni Suud’a kim bahşedebilirdi? Tabi ki Britanya! Türk ya da Osmanlı “Elhamdülillah Müslüman’ım” dese de, yüz yıllarca İslam’ın Haçlı karşısında kılıcı olsa da kâfirdi. İngiliz ise Haçlı emperyalizminin en azgın temsilcisi olsa da makbuldü Suudi için…
Suudi İngilizcilikte Şerif Hüseyin’e bile tur bindirdi. Böylece hem Necd’in hem de Hicaz’ın krallığı ona bahşedildi. Ama çok da vefalı değildi Suud oğulları…
Gün geldi üzerinde güneş batmayan Britanya’nın kendisi battı. Yerini Amerika’ya bırakıp sahneden çekildi. Suud oğulları da yollarını yeni efendilerin yoluna kattı. Artık İngilizcilik değil Amerikancılık birinci plandaydı. Suud oğlunun “Vahhabi radikalizmi” de Amerikalı efendilerin emrinde olacaktı.
O dönemde Suudi ülkesini ARAMCO (Arap-Amerikan Petrol Şirketi) yönetti. Gelmiş geçmiş en kapsamlı İslamcı örgütlerden “Rabıta”yı da bu şirket kurdu. Bizim Türkiye’nin “İslamcılarını” bile bu örgüt besledi. Hatta bir ara Diyanet’te memur olan imamların maaşlarını bile ödedi!
Ama Amerikan Suudileri sadece bunları beslemekle kalmadı. Bir “Yeşil Kuşak” çıktı. Afgan Hikmetyar’dan El Kaide’ye nerede bir “İslamcı” varsa Suudi petro-dolarlarıyla beslendi, Amerikan CIA-Pentagon uzmanlarınca eğitildi. Ortadoğu’nun ortasına salındı…
Fakat…
Gün geldi bu “küresel cihatçılar” dönüp ABD’yi vurdu. İşler tersine döndü. O zamandan beri “efendiler”, “uşaklarından” kuşkulanır oldular. Acaba bu işlerin (özellikle 11 Eylül’ün arkasında) Suudiler olamaz mıydı? Üstüne üstlük Usame bin Ladin de Suudi’ydi. Şu “uşakları” biraz tımar etmek elzemdi artık!
Suudi İngiliz projesi de, İhvan’la İran değil mi?
Suudiler doğrudan doğruya Osmanlı’ya ve Türk’e karşı bir İngiliz projesi olarak doğmuştu. Sonrasında bu sefer sola, Soğuk Savaş döneminin şartlarında Sovyetler’e karşı bir Amerikan projesi oldular.
İhvan yani Müslüman Kardeşler de Türk karşıtıydı. Onu da İngilizler kurgulamış, Amerikalılar oynatmıştı. Bir süre sonra onun Türk karşıtlığına da Nâsır ve Baas (Arap laik, antiemperyalist milliyetçiliği) düşmanlığı eklendi. Süveyş, petrol vs. ne kadar kritik konu varsa hepsinde önce İngiliz, sonra da Amerikan çıkarlarına hizmet ettiler.
İran da onlardan aşağı kalmadı. Şah rejimi de kendini aslında pek ilgisi yoksa da antik Perslerin devamı ilan eden, Orta Asya ile Türkiye arasında bir “tampon” bölge olarak yine bir zamanların baş emperyalisti Britanya tarafında kuruldu. Onu da hem İngilizler, hem de Ruslar kolladı. Sonra onlar da ABD’nin kucağına düştü. 79’da Humeyni ile “isyankâr mollalar, Ayetullahlar” geldi. Ama onların isyanı da çabuk bitti. ABD İran’a, Irak’la savaşında el altından silah sattı. O paralarla da Nikaragua’da faşist kontraları besledi. İran’ın ABD karşıtlığı görüntüde kaldı. 2000’lerde İran, Ortadoğu’da bir ucu körfezde, diğer ucu Lübnan ve Suriye’de olan bir “Şii Hilali” kurmak istedi. Ama beklenen olmadı: Hilal’in bir ucu Rusya’da, bir uca ABD’de kaldı…
İşte şimdi Suudi Arabistan merkezli başlayan “büyük tasfiye” aslında tüm bu gayrimeşruların tasfiyesinden ibarettir. İş bitmiştir. Görev tamamlanmıştır.
“Baba”, “yükten” kurtulmanın derdindedir.
Suudi 17/25’i büyük tasfiyenin görünen parçası
Suudi 17/25’i diyebileceğimiz “aile içi tasfiye” aslında planın sadece görünen parçası. Suudi Arabistan’da Vahhabi İslamcılık tasfiye edilecek. Burada kurulan “daha da Amerikancı” ama “ılımlı” rejim, Yemen’e ya da Lübnan’daki Hizbullah’a pek de ılımlı davranmayacak. Bu iki gücün ve aslında Hamas’ın da koruyucusu İran ister istemez devreye girecek. Yaşanacak çatışma İran’ın molla rejiminin tasfiyesine yol açacak.
Aslında ABD, Suudi Arabistan merkezli bu “saray darbesi” ile Ortadoğu çapında her çeşitten İslamcılığı tasfiye ediyor. Bir hamlede hem Vahhabi İslamcılığı, hem de Şia İslamcılığı tasfiye sürecine giriyor. İhvan (Müslüman Kardeşler) İslamcılığının kullanım süresi zaten bir süre önce dolmuştu. Hem Mısır’da, hem de Suriye’de hezimete uğramıştı. Şimdi sıra Filistin kolu Hamas’a da gelmiş gibi görülüyor.
Yerlerine kim gelecek? Tabi ki ABD’ye daha iyi hizmet edecek, daha verimli uşaklar…
Yani yeni gelenler daha da Amerikancı olacak. Fakat bu böyle diye de bizim tutup Suudi şeyhlerine, İran mollalarına, İhvan patronlarına üzülmemizi de kimse beklemesin. Hepsi de aynı babanın çocuğudur aslında. Babalarıdır sever de döver de… Bize ne?
Türkiye’deki İslamcılar mı dediniz?
Zaten son bir küsur yıldır AKP’nin FETÖ’yü tasfiyesini izliyoruz. Eh, artık ABD’nin AKP’ye de pek müşfik, sevecen davranmadığı görülüyor. Yani Türkiye’deki İslamcıların işi de pek öyle kolay görünmüyor önümüzdeki süreçte.
ABD, BOP’u ilk gündeme getirdiğinde “sınırlar ve rejimler” değişecek demişti. Hatırlayalım. Şimdi yaşananlar hâlâ süren o projenin yeni aşamalarından başka bir şey değil. Bu projelere ortak olanlar da sonuçlarından payını alabilir…
Bizden söylemesi…


Bu yazı 226 kez okundu.

Kaya Ataberk
SON EKLENENLER