• Cumartesi, Mayıs 26, 2018

Tarihçi yazar Osman Selim Kocahanoğlu’yla söyleşi (1): Atatürk olmasa Kurtuluş Savaşı olmazdı. Bunu Karabekir bile kabul ediyor.

osman-selim-khanoglu
Özgür Erdem
Şubat07/ 2018

Tarihçi yazar ve Temel Yayınları’nın sahibi Osman Selim Kocahanoğlu ile Atatürk ve Kurtuluş Savaşı üzerine konuştuk. Söyleşiyi gazetemizin Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü Özgür Erdem ve yazarımız Necati Gültepe birlikte gerçekleştirdi.
ÖZGÜR ERDEM: Atatürk düşmanı tarihçilerin şöyle bir tezi var: “Atatürk olmasa bile Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşa gibi diğer komutanlar da Kurtuluş Savaşı’nı başarıyla sürdürebilirdi.” Sizce bu doğru bir tespit mi?osman-selim-kocahanoglu
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Aslında bu soruyu Feridun Kandemir bizzat Karabekir’in kendisine de sormuş: “Paşam Mustafa Kemal olmasaydı onun yerine geçen biri olabilir miydi veyahut da Kurtuluş Savaşı başarıya erişebilir miydi?” Kandemir’in kitabında bu soru da var net cevabı da var. “Olamazdı” diyor Karabekir! Yani Mustafa Kemal gibi bir lider çıkmasaydı, Kurtuluş Savaşı başarılı olamazdı diyor bizzat Karabekir!
Biliyorsunuz, Mustafa Kemal’in Müfettişlik gibi bütün rütbeleri söküldü Erzurum Kongresi öncesinde. Mustafa Kemal bir millet ferdi olarak, sivil bir adam olarak kaldı. Feridun Kandemir demek istiyor ki: “Onun yerine siz geçemez miydiniz?”
Paşalığı yok, rütbesi yok, Hükümet tanımıyor. Kendisi de istifa etmiş resmen. Çırılçıplak bir adamdır Mustafa Kemal, sivil bir adamdır. O’nun yerine Karabekir Paşa niye cesaret edemedi? Üstelik İstanbul Hükümeti Mustafa Kemal’i azletti, Mustafa Kemal’in rütbesi Erzurum’a gittiğinde 3. Ordu Müfettişiydi. Ayrıca omuzunda Vahdettin’in Yaver-i Şehriyari Kordonu vardı. O kordon müşirlik kadar önemlidir. Halk nezdinde tabii, Mustafa Kemal nezdinde değil.
O ortamda, Mustafa Kemal’den sonra en uygun insan Karabekir’di. Koskoca teşkilatla, en güçlü kolkolordunun başında, Osmanlı’nın o andaki durumu da belli, “mücadeleyi ben alıyorum” demesi lazımdı. Diyebilirdi veyahut da. Eğer içinde ağırlığı varsa, bunu ortaya atabilirdi, çıkabilirdi ortaya. Çıkamadı. Karabekir’in yanıtı şu: “Ben” diyor “lider olamazdım Mustafa Kemal olmasaydı. Yani bu mücadelenin başına geçemezdim. En büyük engelim, benim etrafımda beni destekleyen paşa çıkmazdı.” diyor.
Karabekir’i kim destekleyecek? Mustafa Kemal’de hiç olmazsa iyi bir müfettişlik kadrosu var. İyi kötü Rauf Bey yanımda. Ali Fuat Paşa tam destek veriyor.
ÖZGÜR ERDEM: Zaten çok yakın arkadaşı.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Evet, yakın arkadaşı tabii. O destek veriyor. Ali Fuat Paşa’nın kolordusu kağıt üzerinde olsa bile. Bir uydurma fırkası vardı. O da kağıt üzerinde. Mükemmel teşkilatlı bir ordu değildi Ali Fuat Paşa’nınki. Karabekir’inki ise teşkilatlıydı. Aynı zamanda muharip bir kolorduydu. Buna rağmen Karabekir mücadele liderliğine soyunamadı. Aklından bile geçmiyordu. Geçse bile bunu arkalayacak, destekleyecek bir askeri kadro yoktu.
İkincisi, Kazım Karabekir Paşa, Saray’a yakın biriydi. Bunu hiç kimse bilmez. Şaduman Halıcı’nın yeni kitabında var bu.
ÖZGÜR ERDEM: Çerkez Ethem kitabında mı?
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Evet, o kitapta… 1920 Mayıs’ında Damat Ferit Hükümeti varken, o zamanki coğrafyada, yani Anadolu coğrafyası diyelim, Vahdettin’in hakim olduğu coğrafyada, bütün sivil erkan yani valiler ve mutasarrıflarla askeri erkan, Vahdettin’e sadakat yemini etti. Bu bir genelge olarak gönderildi Anadolu’ya, mesela Erzurum valisine. Her vali ve her kumandan, kendi bağlı olduğu yerdeki diyelim mutasarrıf ve valiler kendi mülki erkanına İstanbul’a, Saray’a, Padişah Vahdettin’e sadık kalacağına dair yazılı metinler vardı, onları dağıttı. Sadakatname dendi buna. Aynı zamanda ordu kumandanına gönderildi. Karabekir Paşa da Erzurum’da bütün kolordu erkanını Erzurum valiliğinde toplayarak herkese bu yemini ettirdi:
“Biz Vahdettin’e, Padişahımıza, Zat-ı Şahane’ye sadık birer kuluz. Onun emrindeyiz.”
Bunun tarihi belli, hangi gazetelerde yayınladığı belli, bu sadakat metni belli. Ama Karabekir’in anılarında bu tek kelime geçmez.
Her şeyi günü gününe not eden Karabekir’in bakın anıları vardır, bir de günlükleri vardır.
NECATİ GÜLTEPE: İkisinde de yok mu?
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Hiçbirinde yok! Bu bir.
İkincisi, TBMM açılırken Saray harekete geçti. İki noktadan harekete geçti. Bir Dürrizade Abdullah Efendi ve bazı ulemayı bizzat Vahdettin huzuruna davet etti. Dedi ki “Bir fetva vereceksiniz.” Onlar da “memnuniyetle” dediler tabii. O meşhur fetvalar yayınlandı. “Anadolu eşkıyasının peşine düşenlerin hepsi Padişah’a isyan etmiştir, bunların katli vaciptir.”
Bu fetva dört tanedir. Orijinal metinleri var. Sadeleştirilmemiş metinleri de var.
NECATİ GÜLTEPE: Biz Devlet Arşivleri olarak yayınlamıştık o metinleri. Arşiv yayınlarında var.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Bu bilinen bir şey. Literatürde geçen bir şey, gizli saklı bir şey değil. Bu katli vacip fetvaları var. Bir de bu bahsettiğim “Sadakat-ı tam” metinleri de var. Şaduman Halıcı, Tasvir-i Efkar ve İleri gazetelerinde falan yayınlanmış bu metinleri verdi bana. Bir de Sina Akşin’in çalışmalarında var.
ÖZGÜR ERDEM: Peki o sadakat yemini etmesi istenip de bu görevi yerine getirmeyen var mıydı o dönem?
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Böyle bir bilgimiz yok. Olsa onu da söyleriz. Karabekir Paşa, valilik binasında bütün kolordu erkanını toplayacak, vilayet erkanı da vali dahil orada olacak, yemin ettirecek, subayın biri çıkıp ben yemin etmiyorum diyemez. Karabekir orada onu hallederdi! Mantığa aykırı bu.
İkincisi, şu denebilir, 1920 Mayıs tarihi bu. Türkiye Büyük Millet Meclisi açılalı 10-15 gün olmuş. Mustafa Kemal’in açış nutkunda da Vahdettin’e sadakat var. Vahdettin’e hain diyecek hali yok Mustafa Kemal’in Meclis’i açarken. 23 Nesin 1920’den bahsediyorum. Bu konuyu Mustafa Kemal de bu konuyu Nutuk’ta Karabekir için eleştiri konusu yapmamış mesela.
O fetvalarda, Dürrizade’nin imzası var fakat Mustafa Sabri yayınlamıştır. Zaten Dürrizade’yi Şeyhüslislamlık makamına getiren Mustafa Sabri’dir. Onun adamıdır. Fetvanın metni de %100 Mustafa Sabri’nin kaleminden çıkmıştır. Bu Damat Ferit’in dördüncü sadaretinde oluyor. Bir bu.
İkincisi, o fetvalarda Ali Fuat Cebesoy’un adı var. Mustafa Kemal zaten başta. Adnan Adıvar ve Halide Edip’in bile adı var. Bir tek Karabekir yok!
Karabekir Erzurum Kongresi’nde, Sivas Kongresi’nde hepsinde var. O’nu destekliyor. Mustafa Kemal’in baş destekçisi sayılır, onun adı niye yok?
Bu, işte Kazım Karabekir’in kişiliğini ortaya koyan bir şeydir. Saray’a yakın biri, bunu Saray biliyor. Mustafa Kemal’i azleden kabine, Karabekir’i de azledemez miydi? Haydi o günlerde azletmedi, Mustafa Kemal’in peşinden gittiğini görüp daha sonra azlet. Azletmek bir tarafa, Müfettiş Vekili diye ona vekalet verdiler.
ÖZGÜR ERDEM: Mustafa Kemal’in yerine mi?
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Tabii. Müfettişlik makamını ortadan kaldıramadığı için İstanbul, Mustafa Kemal’den boşalan yere Kazım Karabekir’i atıyor vekaleten.
Kazım Karabekir’in en müspet tarafı tabii o istifa ettiği gün gelip Mustafa Kemal’e selam vermesi. Bu Karabekir’in en büyük vatanseverliği… Gücü kuvveti kalmamış bir insan orada Mustafa Kemal… Karabekir gelip O’na selam çakıyor.
Bunun tabii arka planda dedikodusu çok. Rauf Bey başka anlatır, diğeri başka anlatır falan. Ama ben doğru olarak kabul ediyorum, gelmiş Mustafa Kemal’e “Emrindeyim” demiş.
Bu, Karabekir Paşa’nın bir yönü. Rauf, Ali Fuat Paşa, Refet. Bu dördünü iyice bilmeden Mustafa Kemal’i de bilemezsin, Milli Mücadele’nin aldığı güzergahı da bilemezsin.
ÖZGÜR ERDEM: Peki o sadakat yemini etmesi istenip de bu görevi yerine getirmeyen var mıydı o dönem?
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Bunların içinde en güçlü adam Karabekir. Bunların içinde Rauf Bey riyakar bir adam. Dobra dobra Mustafa Kemal’e konuşan bir adam değildir. Karabekir mesela yeri geldiğinde Mustafa Kemal’in karşısına çıkıp eleştiri yöneltebiliyor. Ama Ali Fuat Paşa da, Rauf Bey de böyle değil. Mustafa Kemal’in dehası burada ortaya çıkıyor. Samsun’a çıktığından Büyük Zafer’e kadar, 9 Eylül’e kadar benim incelediğim yüzlerce olay var. Sivas Kongresi’nde cereyan ediyor, Erzurum Kongresi’nde cereyan ediyor, TBMM’de cereyan ediyor. Mesela İkinci Grup var. Başkumandanlık Yasası’nda cereyan ediyor.
ÖZGÜR ERDEM: Cumhuriyet’in ilanında cereyan ediyor.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Tabii, Saltanat, Hilafet, devremlir faslı… Yüzlerce, binlerce olay yaşadıktan sonra Mustafa Kemal bunları tanıyor, bunlar da Mustafa Kemal’i tanıyorlar. Hep birbirlerini yoklaya yoklaya geliyorlar.
Saray’ın mütegallibe takımı, hükümeti, kabinesi ve onun etkisi altındaki Hürriyet İtilaf Fırkası’nın süprüntüleri dahil, bunlar bu işin neticeye varamayacağını zannedenlerdir. Mustafa Kemal denilen bir adam çıkmış. Kongre falan topluyor. Bir yere varmaz sanıyorlar. Birkaç ay sonra söner gider sanıyorlar. Bu aslında doğru bir düşünce çünkü Mustafa Kemal’in başaracağını hiç kimse tahayyül edemez. İstisnai bir durum bu. Mustafa Kemal kadar vatansever paşa var mı İstanbul’da? Var tabii. Cevat Paşa var, Fevzi Paşa var. Cemal Paşa var.
ÖZGÜR ERDEM: Mersinli Cemal değil mi?
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Evet, Mersinli Cemal. Onlar da vatansever. Hepsini bir kenara atacak halimiz yok. Şimdi, onların vatanseverliğini, Mustafa Kemal’i Samsun’a gönderdikleri zamanda görebiliriz. Onlar da vatansever ama tek farkları şu: Bu imparatorluk öldü, orduları dağıldı. Yenildi. İstanbul işgal altında. Devletin merkezi işgal altında. Yeniden bir mücadele başlatılamaz diyorlar. Orduları lağvetmişsin. Halk zaten koyun gibi kendi halinde. “Ne bilirse bizim padişahımız bilir” diyen bir halk. Halkın gözü Saray’da. Vatansever paşaların da umutsuzluğu ortada.
Sıfırdan bir ordu kuracaksın, mücadeleye gireceksin… Hiç kimse buna ihtimal vermiyor. Mustafa Kemal hariç. İşte Mustafa Kemal’in büyüklüğü burada. Bunun en büyük düşmanı Kuvayı İnzibatiye Kumandanı Mustafa Şevik Paşa vardır. Onun anılarında yazar ki: “Mustafa Kemal’in başaracağı kimsenin aklına gelmedi” diyor. Bakın Mustafa Kemal’in düşmanı olduğu halde ikrar ediyor bunu. “Mustafa Kemal şunu da gördü” diyor, “İngilizlerin ve müttefiklerinin o zaman Anadolu’da mücadele başlatamayacağını, İngiliz halkının da dört yıllık cihan harbinin yorgun olduğunu gördü.” diyor.
Şimdi İngiltere bizim gibi değil. Orada bir kamuoyu var, bizdeki gibi koyun sürüsü değil. İngiliz ahalisi diyor ki “Dört sene savaştık. daha ne savaşacağız Anadolu’da.” Bunu İngiliz kamuoyu, kabinesi kabul etmiyor. Ancak bu gerçeği de bir tek Mustafa Kemal görüyor.
ÖZGÜR ERDEM: Lozan döneminde de Atatürk o yüzden ısrarla geri adım atmıyor.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Mustafa Şevik Paşa da diyor ki “Bunu Mustafa Kemal gördüyse, bu adam gerçekten deha. Kabul etmek lazım bu dehayı.”
Bu dehayı kabul etmeyen bir tek Vehip Paşa’mız var. Vehip Paşa da Mustafa Kemal’in bir önceki nesli, Mustafa Kemal’den daha meşhur, Enver’in en yakını bir adam. Milli Mücadele’de duydunuz mu hiç adını?
NECATİ GÜLTEPE: Yok, geçmez. Habeşistan’da falandı galiba.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Habeş Ordusu’na yardım ediyordu, Habeş Ordu Kumandanı’nın müşavirliğini yapıyordu Habeşistan’da. Anadolu’da Milli Mücadele oluyor, o Habeşistan’dan maval okuyor.
Burada Yakup Şevki Paşa’ya bir mektubu var, utanırsın. Mustafa Kemal için “Bu adam milletin başını belaya sokacak” diyor. Üstelik bu mektubu gönderdiği tarih Büyük Taarruz’dan birkaç ay önce.
ÖZGÜR ERDEM: Yani Sakarya falan kazanılmış, ondan bile sonra?
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Evet. Yakup Şevki Paşa da 9. Ordu Müfettişi’dir. O da Mustafa Kemal’den iki nesil öncedir. Yaşlı bir paşa. Ona yazıyor bu şekilde.
Bir tek orada Mustafa Kemal var. Bütün bu olayların karşısında, yüzlerce engelin karşısında, olağanüstü bir adam demek ki, bunu başarabiliyor.
Zaten Arnold Toynbee geliyor, Mustafa Kemal’le görüşüyor, “Monadik beyinli” diyor Mustafa Kemal için. Yunan felsefesinden bir kavram bulmuş, öyle tanımlıyor Mustafa Kemal’i.
ÖZGÜR ERDEM: Her şeye hakim anlamında değil mi?
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Evet. Mustafa Kemal’i adım adım izlemeden, gün gün izlemeden, her olay bazında değerlendirmeden Mustafa Kemal anlaşılmaz. Bu birincisi.
İkincisi, Milli Mücadele nasıl kazanılmış o da anlaşılmaz.
Hele hele Cumhuriyet dönemine hiç gelmedik. O hiç anlaşılmaz. O zihin yapısıyla alakalı. Entelektüel kapasite orada devreye giriyor.
Kamuoyu yok dedim ya, gerek Anadolu ahalisinin, gerek Saray’ın, gerek TBMM içindeki İkinci Grup’un bütün mücadelesi Mustafa Kemal’in başarısızlığı içindir. Zannediliyor ki, Milli Mücadele başarılınca, Anadolu’nun dağı taşı düşmandan kurtarılınca, yine Saray’da Vahdettin oturacak zannediliyor. Öyle Cumhuriyet kurulacakmış, Saltanat kaldırılacakmış. hiç kimsenin aklında yok. Belki birkaç kişide vardır.
1919, 1920, 1921 yıllarına biz de kendimizi koyduğumuz zaman, bu düşünce bize de mantıklı gelebilir. “Bu mücadele başarıldıktan sonra herhalde başımızda Vahdettin oturacak.”
ÖZGÜR ERDEM: Atatürk’ün kafasında yeni bir Cumhuriyet kurmak zaten var. Mazhar Müfit’e yazdırıyor, falan. Attığı adımlarda da bunu görmek mümkün. Mesela Kurtuluş Savaşı’nın bir döneminde Veliaht Abdülmecit’in oğlu Ömer Faruk Efendi Ankara’ya geçmek ve Kuvayı Milliye’ye yardım etmek istiyor ancak Mustafa Kemal bunu kabul etmiyor. Belki de şöyle düşündü, kabul etse, Kurtuluş Savaşı kazanılsa, bu sefer de Vahdettin yerine başka bir padişahla, mesela Abdülmecit’le ya da Ömer Faruk’la yeni bir padişahlık idaresi kurulacaktı. Yani Kurtuluş Savaşı padişahın değişmesiyle sınırlı kalacaktı. Belki de bunu düşündüğü için Saray’daki başka bir veliahtın karışmasını istemiyor.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Her olayı kendi bazında değerlendirmek lazım. Ömer Faruk Efendi gelse ne yapacaktı? Mustafa Kemal, onu kullanacaktı, Vahdettin’e karşı kullanacaktı, halka denilecekti ki “Mustafa Kemal’in yanında Ömer Faruk Efendi de var.”
Ömer Faruk Efendi aslında çok önemli bir isim, çünkü Abdülmecit’in oğlu ama Vahdettin’in de damadı.
NECATİ GÜLTEPE: Tabii, Vahdettin ile Abdülmecit kardeş değil, amca çocukları.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Bunu böyle kullanacaktı, ama o günün ortamında Ömer Faruk Efendi reddedildi. Abdülmecit de niyetlendi bir zaman, hatta Ankara’da bir dönem Mustafa Kemal’in de böyle bir düşüncesi var, Anadolu’ya iltihak etsin diye. Hatta Abdülmecit’e Ankara’dan bir teklif ulaştırılıyor. Ancak Abdülmecit cesaret edemiyor.
Vahdettin de bunu duyar duymaz, Abdülmecit’i Çamlıca Köşkü’nden alıyor, Feriye’ye tıkıyor, hapsediyor. Kapısına nöbetçiler, boğazda sürekli devriyeler falan. Hatta Abdülmecit İngiltere Kraliçesi’ne mektuplar yazmıştır bu durumu şikayet etmiştir. Rezalete bakar mısınız…
O kadar çok kombinezon var ki, zaten dünya tarihinde böyle mücadele olmamış ki. Hem Ankara’da bir hükümet var, bir hükümet de İstanbul’da. Padişah İstanbul’da falan. Hariciye Nazırı var İstanbul’da, dünya onu tanıyor. Ankara ise adam yerine konmuyor. Bir de halk var. Ankara’yı mı dinleyecek, İstanbul’u mu dinleyecek? Bir de üstüne Halife var İstanbul’da. İkili bir mücadele. Zaten Mustafa Kemal, ancak bir sene sonra etrafındaki pislikleri temizleyebildi. Adapazarı, Bursa, Düzce, Bolu, hatta Ankara’nın yakınında bile isyan var. Bunları temizleye temizleye başladı.
En kötü ihtimal şu olabilir, diyelim ki Kazım Karabekir tutuklasaydı. Ya da Sivas Kongresi olurken kongre basılıp Mustafa Kemal pasifize edilseydi. O Ali Galip olayı gerçekleşseydi. Tutuklansa, İstanbul’a götürülse, o zaman ne olacaktı? Bunu cevaplandırmak da çok yönlü ve bu yüzden kolay değil.
Mesela Sivas Kongresi’nde bir Heyeti Temsiliye kurulmuş, Mustafa Kemal olmadan hepsi zaten sözde kalırdı. Heyeti Temsiliye dediğin aslında Mustafa Kemal. Formalite bir şey Heyeti Temsiliye. Bunu yönlendiren, yöneten, akıl fikir veren Mustafa Kemal zaten.
Ali Fuat Paşa var, Kazım Karabekir diyelim, aklımıza gelebilir mi bizim, Mustafa Kemal yok, Kazım Karabekir “Ben mücadelenin başına geçiyorum” diyerek kolordusundan ayrılıp Heyeti Temsiliye’nin başına geçtiğini ya da Ankara’ya geleceğini. Bakın, TBMM’yi toplamak bile büyük bir hayal. Bunu da Mustafa Kemal akıl etmiş. Mustafa Kemal gücünü TBMM sayesinde kazandı. Yoksa, Mustafa Kemal pasifize edilmiş, sıradan bir paşa olurdu.
ÖZGÜR ERDEM: Sürecin nereye gittiğini de en iyi Mustafa Kemal görüyor. Mesela Meclisi Mebusan toplanacağı zaman, malum Mustafa Kemal de Erzurum mebusu, kimsenin İstanbul’daki Meclisi Mebusan toplantısına gitmesini istemiyor. Diyor ki “tutuklanırsınız, gitmeyin.” İngiltere’nin ne yapmak istediğini, hatta İzmir’in işgalinden sonra Yunanların nereye kadar gitmek istediğini en iyi gören Mustafa Kemal. Sürecin Türklüğü yok etmek gibi bir planın ürünü olduğunu, düşmanın, İtilaf Devletleri’nin en sonuna kadar gideceğini gören bir tek Mustafa Kemal.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Kesinlikle.
NECATİ GÜLTEPE: Burada bir parantez açmak istiyorum. Şöyle bir şey de var, Mustafa Kemal gibi gören ama İngiliz vesayetine girelim, Amerikan mandasını bir kurtuluş olarak görenler vardı. Kurtuluruz düşencesi bir tek Mustafa Kemal’deydi. Mesela Mustafa Kemal’in İngiliz Muhipler Cemiyeti aleyhine sürekli “bunlar alçak, namussuz” gibi söylemleri vardır. Amerikan mandasıyla ilgili diğer ülkelerin vesayetine girme konusunda bütün düşünceleri menfi. Ama en müspet olanlar bile buralarda yumuşak. Güvenleri yok. Ufukları ve cesaretleri yok.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Orada Saray İngiliz taraftarı. Damat Ferit de Vahdettin de İngilizci. Zaten Vahdettin’e babası Abdülmecit’ten mirastır İngiliz sempatisi. Kırım Harbi’nden beri Osmanlı saltanatında İngiliz sempatisi vardır.
ABD bize uzaktır, sanki Hindistan gibi, Avustralya gibi, bir koloni gibi burayı güzelce idare eder diye düşünüyorlar. Ekonomik gelişimini sağlar on-onbeş sene sonra biz de adam olursak bağımsızlığımızı elde ederiz düşüncesi var. İngilizler gibi sömürgeci görülmüyor Amerika. ABD daha dünyada ortaya çıkmamış. Fazla sömürgesi de yok İngilizler gibi, daha “medeni”.
İkincisi İngilizlerden kurtulmak zor. Amerikalılardan kolay kurtuluruz zannediliyor. Aslında Sivas Kongresi’nde mandayı kabul eden uydurma bir metin yapıldı. Bu rapor orada da verildi. Fakat Mustafa Kemal bunu bilerek yapmış değil. Etrafındaki bütün arkadaşları mandacıydı. Rauf Bey bir taraftan, Fazıl Paşa, Refet Paşa, Ali Fuat Paşa, Bekir Sami… Orada mandayı reddeden o hiç beğenmediğimiz Raif Hoca. Erzurum delegesi. Bir de Ege’den gidenler falan.
Ama, işin daha derin arka tarafını Mustafa Kemal gibi bilen yok. Mustafa Kemal bir nevi onlara uydu. Tabii Amerikan mandasını kabul etmek anlamında değil, bir mektup gönderelim dediler, gitti mektup, uyudu kaldı. Mustafa Kemal gibi isabetli değerlendiren hiçbir siyaset zekası yok o zamanlar için.
Ölümüne kadar da bu böyle devam etmiş gitmiş. (Sürecek)


Bu yazı 206 kez okundu.

Özgür Erdem
SON EKLENENLER