• Cumartesi, Haziran 23, 2018

Tarihçi yazar Osman Selim Kocahanoğlu’yla söyleşi (2): İki triumvira’nın çarpışması: Mustafa Kemal-İsmet İnönü-Fevzi Çakmak’a karşı Rauf-Ali Fuat-Karabekir

osman-selim-khanoglu
Türk Solu
Mart02/ 2018

Tarihçi yazar ve Temel Yayınları’nın sahibi Osman Selim Kocahanoğlu ile Atatürk ve Kurtuluş Savaşı üzerine konuştuk. Söyleşiyi gazetemizin Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü Özgür Erdem ve yazarımız Necati Gültepe birlikte gerçekleştirdi. Uzun söyleşinin ikinci bölümünü yayınlıyoruz.
Nutuk tabii ki güvenilir bir kaynaktır
ÖZGÜR ERDEM: Nutuk’a gelmek istiyorum. Kurtuluş Savaşı’nı ve Cumhuriyet’i anlamak için en temel tarihi kaynaklardan birisi. Ancak kimi Cumhuriyet düşmanı sözde tarihçiler, Nutuk’un çok “subjektif” olduğunu, Mustafa Kemal’in en başından beri anlaşamadığı “İttihatçı Paşalar” olarak özetlenebilecek Ali Fuat Paşa’lar, Kâzım Karabekir’ler, Rauf Orbay’ları aşırı derecede eleştirdiği söylenir. Sizce Kurtuluş Savaşı Nutuk’ta anlatıldığı gibi mi gerçekleşti, yoksa diğer paşaların anlattıkları mı daha doğru?
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Hepsinin anıları var. Hepsini okuduk. Hatta bir kısmını ben bastım Temel Yayınları’nda. Bir tek Refet Paşa yazmamıştır anılarını, ancak onun da çok şey değiştireceğini sanmıyorum. Nutuk hakkında İzmir Suikasti’nin savunmasıdır diyen kimdir? Feroz Ahmad. Mustafa Kemal’in Nutuk’u sırıf İzmir Suikasti davasıyla ilgili bir savunma vermek için yazdığını ilk o öne sürmüştür.osman-selim-roportaj
Ancak Nutuk’un içindeki olayları münferit olarak değerlendirmek lazım. Realiteye uyuyor mu uymuyor mu, karşılaştırmak lazım. Bunu yapmadan sırf İzmir Suikasti’nden bir yıl sonra yazıldı diye bütün Nutuk’u İzmir Suikasti tartışmalarıyla alakalıymış gibi göstermek doğru olmaz. Bence hiç ilgisi yoktur. Nutuk’un en iyi özelliği şudur, açık kalple yazılmıştır. Üstelik yazıldığı dönemde bütün muhattaplar hayattadır, olaylar da yeni yaşanmıştır. Diğer anılara bakacak olursak, bir kere bir kısmı yıllar sonra kaleme alınmıştır, çoğu yayınlandığında Atatürk hayatta değildir mesela. Üstelik diğer anılar Nutuk gibi açık kalple yazılmamıştır.
Üstelik Mustafa Kemal’in çekineceği hiçbir adam yok. Mesela Karabekir anılarını 30’lu yıllarda yazmıştır, yazarken “şu cümleyi yazsam ne olur” diye baskı altında illa ki hissetmiştir kendisi. Ali Fuat Cebesoy’un anılarını da çok iyi bildiğim için söylüyorum, onun anıları da istediği gibi açık kalple yazılmamıştır.
Mustafa Kemal, otoriter birisi. Rejime hakim olmuş. Lider. Karabekir’e göre “ilahlaşmış” bir adam. Başarıya ulaşmış, dediğini yapmış bir adım. “Yapıyorum” dediyse yapmış. Bunu Karabekir diyememiş. Rauf diyememiş. Ali Fuat diyememiş. Dedikleri de olmamış. Mustafa Kemal’in dediği olmuş.
Üstelik Nutuk yazıldığında, bütün olaylar milletin hafızasındaydı. Unutulmamış. Karabekir gibi 15 sene sonra, Ali Fuat gibi 20 sene sonra, Rauf Orbay gibi 64 yılında yazılmış anı değil ki. Sıcağı sıcağına yazılmış. Bence diğer anıların hepsi uydurma. Realiteye uymayan şeyler. Nutuk ise öyle değerlendirilemez.
Mesela anlattıklarına da bir bakalım. Erzurum Kongresi’yle ilgili anlattıklarına bakalım. Sivas ile ilgili anlattıklarına, Büyük Taarruz ya da Cumhuriyet’in ilanıyla ilgili anlattıklarına bakalım. Herhangi bir hata bulabiliyor musunuz?
Mesela Mustafa Kemal’in en yakın arkadaşı Ali Fuat Cebesoy’a bakalım. O bile, Cumhuriyet devrimlerinin hiçbirisine gönülden destek olmamıştır.
Mondros’u imzalamış olması Rauf Bey’in içinde bir ukte
ÖZGÜR ERDEM: Karabekir’den Rauf Orbay’a kadar böyle, değil mi?
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Tabii. Mesela Hilafet’in kaldırılması, Cumhuriyet’in ilanı, diğer devrimler… Hepsini sayın bir liste yapın, göreceksiniz. Taha Akyol’un kitaplarını okursan, Rauf Orbay’ın Malta’ya sürülmesi kahramanlık. Mondros da kahramanlık onlar için zaten. Türkiye’nin felaketi olan bir şey Mondros. Bunda sorumlu olan tabi iki Rauf değil. Ona kızmıyorum. “İmzala” dediler, mecburen imzaladı. Cavit Bey’in anılarını okuyun, orada göreceksiniz.
Rauf Bey’in önüne, mesela bir proje bile gitmiyor. Normalde nasıl olur, bir proje sunulur, onun üzerinden müzakere edilir. Böyle bir imkanı bile olmuyor Rauf Bey’in.
NECATİ GÜLTEPE: Dayatılıyor Mondros.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: “Ya imzala ya terk et” diyorlar. Mondros Antlaşması’nın imzalandıktan ve Rauf geldikten sonra, Ayan ve Mebusan Meclisleri müşterek toplantı yapıp orada görüştüler. Maalesef bu gizli toplantıların TBMM gizli celseleri gibi zabıtları yok elimizde. Kim ne konuştu bilemiyoruz. Ama kabinede Cavit Bey Maliye Nazırı, toplantıda bulunmuş. Ve anılarında nasıl cereyan ettiğini yazmış. Bu Rauf Bey’in en büyük zayıflığıdır. İçindeki en büyük eksikliklerden biridir bu. Mondros’u imzalamış olması. Ancak tekrar edeyim, onu suçlu bulmuyorum. Kim olsa mecburen imzalayacaktı o antlaşmayı. Nitekim, “Başımıza bu belayı sen açtın” diye kimse dememiştir Rauf Bey’e. Ne bir gazetede böyle yazmıştır ne de Mustafa Kemal böyle bir şey demiştir. Ancak yine de bu Rauf Bey’in içinde bir ukte.
Bu yüzden Rauf Bey, içinden geçenleri Mustafa Kemal’e söylememiştir.
ÖZGÜR ERDEM: Ama Lozan’a gitmesini bu yüzden istemiyor Mustafa Kemal.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Lozan’a başdelege olarak gitmek istemiştir. “Mondros’un intikamını alayım” istemiştir.
NECATİ GÜLTEPE: Tabii, o zamanlar başvekildi.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Evet, o yüzden diyor ki “Ben Başvekilim, o yüzden Lozan’a ben gitmeliyim.” Ama bunu derken asıl amacı Mondros utancını unutturmak. Benim edindiğim intiba, Rauf Bey siyaset zekası bakımından Karabekir’den 10 gömlek üstündür. Rauf Bey daha iyi bir politikacıdır. Ve tabii daha iyi bir entrikacıdır.
NECATİ GÜLTEPE: Rauf Bey, Çerkez midir?
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Çerkezdir. Bir de Çerkezlerin en soylusundan. Medrese literatürü iddia eder ki, zerzavat tarihçiler iddia ederler ki, “Bunlar da Saltanatı kaldırmaya çalıştı. Karabekir de, Rauf da…” Daha Cumhuriyet’e gelmedik. Bu doğru değil. Nutuk’u mesela bu meseleyle ilgili okuyacaksın. 1 Kasım 1922 günü diyor, Saltanat kaldırılıyor, 30 Ekim’de kaldıramadılar. Hüseyin Avni çıktı ortaya, yeni bir önerge verdi: “Saltanat kalkınca Halifelik de kalkmış oluyor” diye. Bu yüzden yeter sayı sağlanamadı, 1 Kasım’a alındı. Bunun en büyük engeli, İkinci Grup’tu.
Mesela sevgili Necati Gültepe, şu soruyu unutma: ‘Karabekir Satanat’ın aleyhinde idiyse, Rauf Bey Saltanat’ın kaldırılmasını istiyor idiyse, Karabekir 30 Ekim gecesi neden Vehbi Efendi’nin yanındaydı? Niye Mustafa Kemal’in Çankaya’sında değil de oradaydı?’
Vehbi Efendi kim? Şer’iye ve Evkaf Vekili. Yobazlığın başı. Gerçi orada Saltanat’ın kaldırılması için fetva verildi. Fetvayı imzalayan adamdır. İmzaladı ama kabinenin içinde olduğu için imzalamak zorundaydı. Ama Saltanat kalkınca bitmiyor, Saltanat’ın arka bahçesinde Hilafet de var. Hem Padişah hem de Halife.
Meclis’in çoğunluğu aslında Mustafa Kemal taraftarı. Muhalifler dediğin 60-70 kişiyi bulmaz. İkinci Grup resmen ortaya çıkmamış daha, sonradır o. Muhalifler engellediler 30 Ekim’de kalkamadı Saltanat. Ama Mustafa Kemal sonra duruma el koydu, 1 Kasım’da kaldırıldı.
ÖZGÜR ERDEM: Komisyon’da Mustafa Kemal’in konuşması çok ünlüdür: “Birtakım kelleler kesilecektir.” diyor.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Tabii. Bakın onu da anlatayım, Mustafa Kemal’in işlerini nasıl takip ettiğinin örneğidir bu. Bakın, Karabekir nerede, bunlar olurken? Rauf nerede? O da yok. Ama Mustafa Kemal kalkıyor, komisyon odasına gidiyor, toplantıyı adeta basıyor. Yanında kim var? İsmail Habib Sevük var.
Mustafa Kemal Komisyon’a gittiğinde bir bakıyor Emevi döneminden başlamışlar, Abbasilere kadar Hilafet nedir de olmuştur, bunu tartışıyorlar. Fındık kabuğunu doldurmayacak şeyler. Yüz gün tartışsan bitsen bu konular.
Mustafa Kemal, o günlerde şöhretinin zirvesinde. Büyük Taarruz’u kazanmış.
ÖZGÜR ERDEM: Tam iki ay sonra.pasalar
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Tabii. “Bu iş böyle gitmez. İş olacağına varır. Böyle tepinip durmayın burada” diyor ve ekliyor: “Yoksa bazı kelleler gidebilir” diyor. Oradan Ankara mebusu Hoca Mustafa Efendi atılıyor: “Efendim, biz böyle olacağını bilmiyorduk.”
İşte Mustafa Kemal budur. Şimdi, tavrı bu şekilde olan, bu kadar cesur olan birisi Nutuk’ta neden olayları çarpıtarak anlatsın?
Mustafa Kemal diyor ki, “1 Kasım Meclisteki odama Karabekir ile Rauf Bey’i çağırdım.” Rauf Başvekil. Karabekir de güçlü bir komutan. Onlara diyor ki, “Saltanat’ın kaldırılması için konuşacaksınız.” Bunun üzerine konuşuyorlar. “Bunu söyleyince,” diyor “Ağızlarından bir çift kelime çıkmadı bana karşı ve çıkıp konuştular.” Yani emreder gibi yaptım demek istiyor.
Bunlara deniyor ki, “Bunlar da modernistti. Cumhuriyet değerlerine bağlıydı. Saltanatın aleyhindeydi.” Mustafa Kemal’in bu konuda anlattıklarına bakın, öyle diyebilir misiniz?
ÖZGÜR ERDEM: Peki Karabekir nasıl anlatıyor o günü anılarında?
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Utanmadan yazıyor: “30 Ekim’de Saltanatın kaldırılması konusunda uzlaşma sağlanamayınca, ertesi gün İsmet Bey’i de yanıma alıp Mustafa Kemal’e çıktım” diyor. “Rıza Nur’un önergesi değişsin, değişmezse ben de vermem, dedim” diye anlatıyor. Kabul etmem demek istiyor yani. Kendisi yazıyor. Hatta şöyle diyor: “İsmet ağzını açmadı, ben konuştum Mustafa Kemal’le.”
ÖZGÜR ERDEM: Tabiri caizse posta koymuş sanki.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Kesinlikle. Karabekir kendi yazmış bunu. Bu da doğrudur. Çünkü içinden, gönüllü olarak hiçbir zaman istemedi Saltanat’ın kaldırılmasını. Saltanat da kalsa, Padişahlık da kalsa iyi olur düşüncesindeydi. Zamanla Mustafa Kemal’i tanıyamadılar. Öyle büyük bir adam. Güçleri yetmedi. Siyaset zekaları onun parmaklarının ucuna bile varmadı. Ayak parmaklarının ucundan bahsediyorum!
Zaten İkinci Meclis seçimleri olurken, Ali Şükrü öldürüldü falan, baktılar ki, bu Meclis gidecek gibi değil, İsmet Paşa da Lozan’da… Bir taraftan devletin geleceği orada görüşülüyor, bunlar burada başka şeyler peşinde.
ÖZGÜR ERDEM: Ne mesela?
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Diyorlar ki “Paşam, sen hepimizin üstünde kal. Biz sana hizmet edelim. Tepemizde dur, ama şu seçimleri biz yönetelim.” İkinci Meclis için. Mustafa Kemal ise seçim için bir karargah kurmuş İstasyon Binası’nda. Mustafa Kemal bugün seçimi bizzat planlıyor, onlara bırakmıyor. Rauf Bey de güç yetiremedi, istiyorlar ki, Karabekir ile Rauf listeleri hazırlasın. Mustafa Kemal razı olur mu böyle bir şeye? Zaten İkinci Meclis’in seçimleri olunca, Mustafa Kemal %80 çoğunluğu alıyor Meclis’te.
Buradan kısaca şu neticeyi çıkarayım: Hilafet’in kaldırılmasını zaten istemiyorlar. Tartışması çok sürüyor. Ama güçleri yetmiyor, direnemiyorlar. Meclis’te aleyhte konuşan da pek olmadı. Bir Zeki Kadirbeyoğlu konuştu, bir de Erzurum mebusu Ziyaeddin Efendi konuştu. Rauf ortada yok, Karabekir ortada yok.
NECATİ GÜLTEPE: Orada Seyit Bey’in çok nefis bir konuşması var.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: O harika.
NECATİ GÜLTEPE: İslam tarihini çok güzel analiz etmiş orada. Hilafetin kaldırılmasının dinen bir mahzuru olmadığını anlatmış.
Rauf Bey’in Başvekillikten istifasının asıl nedeni İsmet Paşa’yı kıskanmasıdır
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Lozan imzalandıktan sonra 11 Ağustos’ta İkinci Meclis açılıyor. 4 Ağustos’ta ise Rauf Bey Başvekillikten istifa ediyor.
ÖZGÜR ERDEM: İsmet Paşa’yı kıskandığı için mi?
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Tabii tabii. Sırf karşılamaya gitmemek için. Çankaya’ya çıkıyor Rauf Bey, İsmet Paşa’yı karşılamaya gitmek istemediğini söylüyor. Tabii Lozan görüşmeleri sırasında aralarında epey kırgınlık olmuş. Mustafa Kemal de diyor ki “Olur mu öyle şey. Sen Başvekilsin. O da Hariciye Vekili. İnsan bir karşılar önce.”
İşte o gün Mustafa Kemal ile Rauf’un yolları kesinlikle ayrılıyor. Mustafa Kemal’in zoruyla kutlama telgrafı çekiyor, düşünsenize. Lozan gibi bir zafere imza atıyorsun, Başvekil zorla telgraf çekiyor. Başta o telgrafı da çekmek istemiyor, Mustafa Kemal ısrar edince, “Biriniz yazın bir telgraf, onu imzalayıp göndereyim” diyor. Usul yerini bulsun anlamında. Getiriyorlar metni, “Her şeyi İsmet yapmış gibi göstermişsiniz, böyle telgraf mı olur” diyor, kerhen imzalıyor.
Rauf’un amacı Lozan imzalandıktan, Mustafa Kemal’in çevresinde biz mi olacağız başkaları mı olacak? Mustafa Kemal de bu olay üzerine bunları yanına yaklaştırmıyor. Bunlarla politika yapılamayacağını anlıyor.
Mustafa Kemal diyor ki Rauf Bey’e, “Heyet bir gelsin, sen onları karşıla” diyor. Rauf Bey, “İsmet’in yüzünü bile görmek istemiyorum” deyince “O zaman istifa et” diyor. O görüşmeye de Ali Fuat ile birlikte gitmiştir.
Üçlü triumvira işte o zaman oluşmuştur. Ali Fuat, Rauf ve Kâzım Karabekir.
Mustafa Kemal’in de triumvirası vardır. İsmet, Fevzi Çakmak ve kendisi.
Yani Rauf Bey kendisi istifa etmemiştir, Mustafa Kemal bastırınca ediyor. Aslında amacı seçim bölgesi Sivas’a bir hava değişikliği için gitmek. Tabii Mustafa Kemal böyle bir şey kabul etmiyor, böyle Başvekil mi olur, kendi Hariciye Vekili’ni, üstelik Lozan gibi bir zaferden dönüşte karşılamayan bir Başvekil olabilir mi?
(Önümüzdeki hafta: İzmir Suikasti)


Mebus seçilip TBMM’ye gönderilince idam edileceğini sanan ve jandarmayla çatışan Erzincan Mebusu Hüseyin Bey’in hikayesi
NECATİ GÜLTEPE: Burada müsaade ederseniz, İlk Meclis’in seçimiyle ilgili Anadolu’dan bir anekdot aktarayım. Yer Erzincan. Mutasarrıfa yazı geliyor, iki tane mebus adayı tespit edip Ankara’ya gönderin deniyor.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: İki dereceli seçim yapılıyor.huseyin-aksu
NECATİ GÜLTEPE: Tabii. Orada da, oranın ileri gelen bir müftüsü var.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Meşhur Şeyh Efendi. Sivas Kongresi’ne katılan Şeyh Efendi.
NECATİ GÜLTEPE: Evet, onu yapıyorlar. Bir de Hüseyin Bey diye bir adam var. Abbas aşiretinden. Seyit Rıza’nın amcasının oğlu. Alevi. Erzincan’ın güney tarafından. Türk ama. Fakat, bu ve ailesi, bütün güçleriyle katılmışlar. Mesela, İstanbul ve İzmir’in işgalinin ardından Cemiyet-i Akvam’a telgraf falan da çekiyorlar.
Hüseyin Bey çok genç o zamanlar. Ama öyle bir devir ki, İstiklal Savaşı oluyor bir taraftan, bir taraftan müthiş bir asker kaçağı var. Hızlı infazlar oluyor.
Mutasarrıf, Hüseyin Bey’in adaylığını bildirmek için jandarma gönderiyor buna. Jandarma köye niye gider? Aradığı birini yakalamak için gider. Köyde bir bakıyorlar Jandarma geliyor, kaçıyorlar. Hüseyin Bey dağa çıkıyor! Uzun bir müsademe yapılıyor.
OSMAN SELİM KOCAHANOĞLU: Adamı mebus yapmaya geliyorlar, o jandarmayla çatışıyor!
NECATİ GÜLTEPE: Sonra bunu yakalıyorlar. Tabii çatışma da çıkmış, vuruyorlar ellerine kelepçeyi. Erzincan’a merkeze götürüyorlar. Erzincan’da da karar veremiyorlar, kelepçeyi çıkarsalar bir türlü, çıkarmasalar bir türlü. Sonra karar alıyorlar, çok sıkı bir koruma altında Ankara’ya gönderecekler.
Hüseyin Bey anlatıyor:
“Meclis’e gittim. Sanıyorum ki, bizi topladılar, şimdi asacaklar. Bize dediler ki, temiz giyinin. Arkalarda bir yere oturdum. Sonra Mustafa Kemal geldi, konuştu.” diyor.
Mustafa Kemal konuşurken, çok önemli bir özelliği vardır, dinleyen herkesle göz teması kurarmış. Herkes bizzat kendisiyle konuşuyor sanırmış. Hüseyin Bey de “Bana baktı” diyor. Ödü kopuyor. “Acaba ne olacak?”
Sonra orada protokollü bir muamele olunca, Hüseyin Bey ancak o zaman durumu anlıyor.
Allah rahmet eylesin. İstiklal Madalyası’nı da almış değerli bir vatanperverdi.


Bu yazı 133 kez okundu.

Türk Solu
SON EKLENENLER