• Perşembe, Temmuz 19, 2018

Teröriste ağlayan teröristtir

recep-guven
Özgür Erdem
Ekim15/ 2012

Terörist için ağlayan emniyet müdürü!

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne yeni atanan Recep Güven, düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamalarla büyük tepki topladı. Toplantıda, 2005 yılında Bahçeşehir Üniversitesi’nde düzenlenen bir sempozyumda yaptığı “Dağda ölen teröriste ağlayamıyorsanız insan değilsiniz.” açıklamasını hatırlatan Recep Güven sözlerini şöyle sürdürdü:

“‘Benim yitik evladım dağa çıkmış, keşke ulaşabilseydim, keşke ona normal bir hayat sunabilseydim. Keşke terörize olmasına mani olabilseydim’ diye ağlarım. Yani her teröriste de içim ezilir.”

Bir emniyet müdürünün, hele hele teröristlerin kendilerine sözde başkent ilan ettikleri, terör eylemlerinin en sık yaşandığı Diyarbakır’ın emniyet müdürünün böyle bir açıklama yapması büyük bir “gaflet, dalalet ve hatta hıyanet” örneği olarak tarihimize geçti.

“Önce vatan değil önce insan demeliyiz.” diyerek askerimizin ve polisimizin yıllardır attığı “önce vatan” sloganlarını da hedef tahtasına oturtan Recep Güven, acaba artık polisin ve askerin önüne nasıl çıkacak? Hangi yüzle?

“İnsan merkezli devlet” gibi kavramlarla maaş aldığı devlete de bir nevi ihanet eden emniyet müdürü, acaba maaşını “insan merkezli” olmadığını iddia ettiği o devletten aldığının farkında değil mi?

Recep Güven’e en güzel yanıtı ise hemen açıklamanın ertesi günü Diyarbakır’da okullara saldıran ve içindeki öğrencilerle birlikte yakıp yıkmaya kalkışan teröristler verdi.

Recep Güven, Türk insanını teröristle empati yapmaya ve böylece “insan” olmaya çağırıyordu, ancak PKK’lılar insan olmadıklarını son saldırılarıyla zaten gösterdiler.

“Askerleri kulaklarından tuttuğu gibi içeri atan” Recep Güven teröristle “empati” kuruyor!

Recep Güven’i önemli yapan sadece Diyarbakır Emniyet Müdürü olması değil. Güven, daha önce Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı döneminde Sabri Uzun’un yardımcısı olarak çalışıyordu. Ve Sabri Uzun’un ifadelerine göre, daha Türkiye “Ergenekon” nedir bilmezken, Ergenekon tertibi de henüz başlamamışken, Ergenekon örgütünün şeması emniyetin gündemine ilk olarak Recep Güven tarafından getirilmiş. Güven’in operasyon isteği Sabri Uzun tarafından kabul edilmemiş. 2006 yılında Ergenekon konusu tekrar gündeme geldiğinde, aynı şemayı Sabri Uzun’a bir kez daha sunmuş, yine kabul görmemiş.

Sonrası zaten herkesin malumu olduğu bir hikaye. Sabri Uzun’un görevden alınmasına neden olan Şemdinli provokasyonunun ardından başlayan süreçte Ergenekon tertibi de başladı ve günümüze kadar artarak devam etti. Recep Güven’in gündeme getirdiği Ergenekon şeması kabul edilmiş olsa, Ergenekon tertibi belki de çok daha önce başlamış olacaktı.

Ancak Recep Güven’in Ergenekon tertibiyle ilişkisi bu kadarla sınırlı değil. Halen tutuklu bulunan bir PKK itirafçısının polis ve mahkeme ifadesine göre Recep Güven kendisine şöyle demiş:

“Seninle ilgili iddialar var. Git polise, savcıya askerlerin aleyhine ifade ver. Askerden korkma, biz onları kulaklarından tuttuğumuz gibi içeri atıyoruz.”

Recep Güven, görüldüğü gibi konu Türk Ordusu olunca nasıl da “aslan” kesiliveriyor. Bugün teröristlerle “empati” kurmaktan bahseden, dağda ölen terörist için ağlanmasını isteyen emniyet müdürü, aynı “empati”yi Türk subayıyla asla kurmuyor… Güven’in “insanlığı”nın sınırı da bu kadarmış anlaşılan!

Recep Güven’in açıklamalarına “balıklama” atlayan yandaş medya

Recep Güven’in açıklamaları son dönemde Tayyip’i tekrar PKK’yla masaya oturtmaya çalışan malum “liberal medya” tarafından sevinçle karşılandı. O kadar ki, Recep Güven’e bu sözleri aslında Tayyip’in söylettiğini savunanlar bile oldu. Radikal’den Taraf’a, Hürriyet’ten Milliyet’e pek çok gazetede liberal yazarlar “yeni Kürt açılımı” başlıklarıyla Güven’in sözlerini manşetlere taşıdılar.

AKP yandaşı medyada da benzer bir tavır görüldü. Hatta AKP’li pek çok yetkili de açıklamayı destekleyen yayınlar yaptı. Güven’i destekleyenler kervanına Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç bile katıldı:

“Konuşmasını takdirle karşılıyorum. Kişiliğine, görev anlayışına, 1991-95 yılları arasında Diyarbakır’da göre yapmış bir insanın yaşadığı acı olayların analizini yaparak bugüne ışık tuttu.”

Ancak Tayyip Erdoğan, Güven’in açıklamasını, iki gün sonra Meclisteki grup toplantısındaki konuşmasında sert bir şekilde eleştirdi:

“Elinde silah olan, kan döken, can alan, tehditi yöntem olarak benimsemiş hiçbir kimseye müsamaamız olamaz. Eline silah alan kişileri iyi çocuklardı diye nitelendiren anlayışa hiç bir zaman prim vermeyiz. Biz hiçbir eli silahlı katille ağlamadık, ağlamayacağız da. Evlatlarımızı katleden teröristler için ağlamayız. Analarımızın gözyaşlarına kimse gözyaşı eklemesin.”

Böylece Bülent Arınç ve yandaş medya ters köşeye yatmış oldu! Ancak basında çıkan “Hükümet ikiye bölündü” yorumlarından daha derin bir analize de ihtiyacımız var.

Elbette Bülent Arınç ile Tayyip Erdoğan’ın bu meselede birbirine taban tabana zıt açıklamalar yapmış olması önemli. Ancak ortada daha büyük bir anlaşmazlık ve kapışma söz konusu.

AKP-Cemaat çekişmesinde yeni perde

Son dönem Tayyip Erdoğan’ı PKK’yla masaya oturtmak için büyük bir çaba gösteriliyor. “Liberal” çevreler ve yılların PKK kuyrukçusu kesimler ağız birliği etmişçesine Oslo sürecinin tekrar başlatılmasını istiyorlar. Bu koroya Cemaat’in gazetesi Zaman’ın da katıldığını görüyoruz.

Kimi, PKK’nın silahla asla bitirilemeyeceği propagandası yapıp Tayyip’i korkutarak bu amacına ulaşmaya çalışıyor, kimisi ise “Kürt sorununu çözersen Atatürk kadar büyük lider olursun.” diyerek Tayyip’i tabiri caizse gaza getirmek istiyor.

Tayyip Erdoğan’ın son AKP kongresinde yeni bir Kürt Açılımı olabileceğini ima eden konuşması hatırlanacağı üzere bu çevrelerin hepsini çok heyecanlandırmıştı. Recep Güven’in son açıklaması da AKP kongresinde gündeme gelen bu yeni “Kürt Açılımı”nın ilk adımı olarak görüldü ve AKP ile PKK’yı tekrar masaya oturtmak isteyenler tarafından sevinçle karşılandı.

Cemaatin adamı olduğu bilinen Güven’in açıklamaları aslında Cemaat’in görüşlerinin bir yansıması olarak değerlendirilmeli. Peki bu açıklamalar AKP’yi ne kadar bağlıyor?

“Kürt Açılımı”ndan “milliyetçiliğe” Tayyip Erdoğan’ın evrimi

Güven’in açıklamalarında gözden kaçan bir unsura da biz dikkat çekelim. Bilindiği gibi Güven bu açıklamasını ilk olarak 2005 yılında yapmıştı. Güven, 2005’te dağdaki terörist için ağlama çağrısı yaparken, AKP ve Tayyip Erdoğan da en hızlı “Kürt Açılımcısı” günlerini yaşıyorlardı. O günleri bir hatırlarsak, Tayyip Erdoğan Diyarbakır’a gitmiş ve “Kürt Sorunu” kavramını kullandığı ünlü Kürtçü konuşmasını yapmıştı. Devletin geçmişte “hatalar” yaptığından bahsetmiş ve Türkiyelilik kimliğini de savunmuştu.

Bu açıdan Güven’in 2005 yılında yaptığı o açıklama dönemin AKP söylemine de uygun düşüyordu. Ancak, o söylem çoktan değişti. Tayyip Erdoğan artık PKK’ya özgürlükler sunan değil, PKK’yı bitirmeye karar vermiş bir lider haline geldi.

AKP ve Tayyip Erdoğan bu değişimi gerçekleştirdi, ancak bu değişim beraberinde büyük bir direnci de getirdi. Direnen çevrelerden birisi de Cemaat. Fethullahçılar, Saidi Kürdi’ye dayanan Kürtçü gelenekleri ve “hocaefendileri”ni rehin tutan ABD’nin Kürtçü stratejisi gereği AKP’nin açılımcı dönemindeki politikalarını savunmaktan vazgeçmedi.

“Açılımcı” Zaman ile “PKK karşıtı” Vakit mücadelesi

Şu an iki ayrı çizgiden bahsetmek mümkün. Birisi açılım dönemi Kürtçü politikaları savunan Zaman çevresi, diğeri ise son iki yıldır KCK operasyonlarını yürüten ve PKK’ya darbe vurmak isteyen ve sözcülüğünü Vakit gazetesinin üstlendiğini söyleyebileceğimiz İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin çevresi. Bilindiği gibi, AKP kongresinde Şahin’in yeni MYK’ya alınmaması da KCK operasyonları nedeniyle Kürtçülerin özellikle hedefindeki bu ismin tasfiye edildiği yorumlarına neden olmuş ve “liberal-Kürtçü” çevre tarafından sevinçle karşılanmıştı.

Recep Güven tartışması yaşanırken, AKP içindeki bu iki çevre aralarındaki mücadeleyi de ortaya koyan farklı tavırlar sergiledi. Cemaat, Güven’in açıklamalarını Zaman ve Bugün gibi gazeteleriyle manşetlerden destekledi. Vakit dışındaki diğer Cemaatçi olmayan yandaş gazeteler ise (Star ve Yeni Şafak gibi) açıklamaya önem vermekle birlikte Cemaat kadar heyecanla karşılamadılar. Yeni Şafak “Bu sözler çok tartışılacak” manşetini kullandı. Star ise iç sayfalarında sıradan bir haber gibi verdi. Vakit ise ilk gün Güven’in açıklamasını görmezden geldi, ancak büyük gündem olunca Ersoy Dede’nin “Ağlayan Emniyet Müdürü olur mu?” başlıklı yazısı gibi eleştirel köşe yazıları yayınladı.

Tayyip Erdoğan’ın Güven’i eleştiren konuşmasının ardından ise, bu sefer manşetler yine değişmişti. Zaman ve Bugün, Tayyip’in konuşmasından KCK operasyonuyla ilgili bölümü manşete taşıyıp Güven’i eleştiren kısmını sadece haber içeriğinde verirken, Yeni Şafak ve Star ise “Terörist için ağlamayız” manşetlerini kullandı. Vakit de aynı şekilde Güven’i vuran sözleri manşete taşırken, Güven karşıtı yayına da başladı: Güven’den önceki Diyarbakır Emniyet Müdürü Mustafa Sağlam’ın başlattığı ve PKK’ya büyük darbe vuran operasyonlardan, özellikle de ele geçirilen 78 milyon TL değerindeki uyuşturucudan bahseden Vakit, yeni emniyet müdürünün bu operasyonları devam ettirip ettirmeyeceğini sordu ve göreve gelir gelmez yaptığı “Teröristler için ağlamayan insan değildir.” açıklamasının yeni Habur görüntüleri doğuracağı endişesini dile getirdi.

Recep Güven kimin emniyet müdürü? Tayyip’in mi Cemaat’in mi?

Emniyet içindeki Tayyip-Cemaat kavgasının yeni perdesi işte bu şekilde ortaya çıkıyor. PKK’ya karşı en milliyetçi söylemleri kullanan ve KCK operasyonlarını bizzat yöneten İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Recep Güven’in de amiri oluyor aynı zamanda. Şimdi yanıtı merakla beklenen soru şu: PKK’yla savaşmaya kararlı Şahin, PKK’yla empati kurulmasını savunan Güven’in görevde kalmasını kabullenecek mi? Ve Tayyip Mecliste açıkça eleştirdiği bir emniyet müdürünün hâlâ o koltukta oturmasına razı olacak mı?

Daha doğru bir ifadeyle, Güven’i tasfiye etmek için Cemaat’le karşı karşıya gelmeye cesaret edecek mi? Kısacası, Kürt Açılımı yeniden başlayacak ve yeni Habur’larla mı karşılaşacağız yoksa KCK ve uyuşturucu gibi PKK’ya darbe vuran operasyonlar devam mı edecek?

Tayyip’in AKP kongresindeki konuşması yeni bir Kürt Açılımının başlayabileceğini göstermişti. Ancak Meclis’teki son konuşması tam tersi yönelimde oldu. Tayyip, Habur görüntülerinden sonra gelişen tepki ve o dönemde gerçekleşen yerel seçimlerdeki gerilemeden ders çıkarıp açılıma son vermiş, PKK’yla savaşmaya karar vermişti. Benzer bir karar değişikliğiyle tekrar karşılaşabiliriz.

Önümüzdeki dönemde Tayyip-Cemaat savaşının özellikle Kürt meselesinde kızışacağını görebiliriz.


Bu yazı 138 kez okundu.

Özgür Erdem
SON EKLENENLER