• Çarşamba, Haziran 28, 2017

Topbaşların Off-Shore’u: “Müslüman’ın parayla imtihanı”

kaya
Kaya Ataberk
Temmuz18/ 2016

Panama Belgelerinden Çıkan Cemaat: Erenköy Nakşîleri-Topbaşlar
Panama Belgeleri birer birer ortaya saçılırken AKP yandaşı kişi ve kuruluşlar da ifşa oluyor. Cumhuriyet gazetesinin yaptığı Panama Belgeleri yayınından en son Topbaş ailesi çıktı. Topbaş ailesinin Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı üzerinden off-shore şirketleri kurdukları ortaya çıktı. Bu şirketler, Panama Belgeleri skandalının merkezindeki kuruluş olan Mossack Fonseca adlı hukuk bürosunun danışmanlığında kurulmuş. Vakıf aracılığıyla İslamî amaçlarla toplandığı iddia esilen bağışlar da bu off-shore şirketleri aracılığıyla vergi cenneti olarak tanınan ülkelere kaçırılmış.
Şirketlerden birisi Britanya Virjin adalarında Calcede Marketing Ltd. adıyla, diğeri ise Panama’da Twillet Trading Sa. adıyla kurulmuş. Yapılan işlem çok basit bir şekilde ifade etmek gerekirse, vakıf ve şirket paralarının bu vergi cennetlerine aktarılmasıyla Türkiye’den müthiş miktarlarda vergi kaçırılması demek.
Bu iki şirketten Calcade’nin sahibi Füsun Nigar Topbaş. Füsun Hanım, ismini Türkiye’nin 17-25 Aralık operasyonuyla duyduğu Mustafa Latif Topbaş’ın amcasının oğlu Eymen Topbaş’ın eşi. Eymen Topbaş, 1980’li yıllarda uzun süre ANAP’ın İstanbul il başkanlığını yürütmüş bir isim. Topbaşların ikinci off-shore şirketi olan Twillet’in sahipleri ise Muhammed Hasan Topbaş ile Ahmet Hamdi Topbaş. Ahmet Hamdi Topbaş halen Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı’nın da başkanı.
İşin çok ayrıntısına girme şansımız yok ama işleri kısaca şöyle özetleyebiliriz: Gerçekte bu iki şirketin de yaptıkları herhangi bir ticaret faaliyeti yok. Bunlar paravan olarak kullanılıyor. Vakıf üzerinden toplanan paralar ve Topbaş ailesinin diğer gelirleri bu paravan şirketlerin başta İsviçre bankalarında olmak üzere yurtdışında açtığı hesaplara aktarılıyor. Böylelikle Topbaşlar gelirlerini devletten gizlemiş, vergiden kaçmış oluyorlar. Topbaşların Albaraka Türk’ten, BİM’e; AKP’ye adını verdiği söylenen Ak Gıda’dan tekstil şirketlerine kadar uzanan geniş ticaret alanları düşünülürse yıllardır muazzam meblağda verginin Türkiye maliyesinden ve tabii ki Türk milletinin cebinden çalındığı tahmin edilebilir.
Peki, bu son derece “muhafazakâr” ve “İslami” kapitalistler olup, faize karşı çıkıp ama bir taraftan da İsviçre bankalarına para yığan, Türk milletinden vergi kaçıran Topbaş ailesi kimdir? İsterseniz biraz yakından bakalım…
Menemen İsyanından, 17-25 Aralık’a Erenköy Nakşîleri
Topbaş ailesinin önde gelen isimlerinden olan Osman Nuri Topbaş bugün Erenköy Cemaati olarak tanınan Nakşibendî kolunun şeyhidir. Erenköy Cemaati de Türkiye’deki diğer Nakşibendî gruplarının çoğu gibi kökenini Kürt Nakşî şeyhi Halid-i Bağdadî’den alır. Cemaatin kurucusu olan Muhammed Esad Erbilî, 1848’de Erbil’de doğmuştu. Babası Muhammed Said adlı bir kişiydi. Esad Efendi ilk eğitimini buradaki Nakşîlerden almış, daha sonra 1883’te İstanbul’a gelerek başkentteki Nakşî örgütlenmesi içinde yer almıştı. Sultan II. Abdülhamit tarafından 1900’de Erbil’e sürülen Esad Efendi 1908’de İstanbul’a geri döndü. Erenköy’de kendi dergâhını açtı. Çarşamba ve İskenderpaşa’dan sonra en önemli Nakşî kollarından bir olacak Erenköy Cemaati böylece ortaya çıkmış oldu.
Cumhuriyet yıllarında Esad Erbilî ve Erenköy Cemaati, Menemen İsyanı’nın planlayıcıları ve kışkırtıcıları olarak karşımıza çıkar. Esad Efendi de 1930 yılında bu suçlamayla tutuklanır ve 1931’de hapishanede ölür. Yerine halifesi Mahmut Sami Ramazanoğlu geçer. O da 1984’te ölene kadar cemaatin başında kalır. Onun yerine cemaatin lideri olarak geçen kişi ise Musa Topbaş’tır.
Topbaşzade Musa Efendi 1917 yılında Konya’nın Kadınhanı ilçesinde doğmuştu. O da şeyhi Esad Efendi gibi aileden Nakşî-Halidî’ydi. Erenköy Cemaati’nin merkezi İstanbul’da olmasına rağmen Konya ile ilişkileri hiçbir zaman kopmadı. Cemaatin Konya’daki lideri durumundaki Tahir Büyükörükçü burada her zaman etkili bir isim oldu. 1969’da Erbakan’ın buradan bağımsız aday olarak siyasete girmesi hep onların etkisiyle ve desteğiyle oldu. Daha sonraları bu destek AKP’ye kayacaktı.
Musa Topbaş 1984’te ölünce cemaatin yeni lideri onun 1942 doğumlu oğlu Osman Nuri Topbaş oldu. O da doğal olarak Nakşî eğitiminden geçmişti. Diğer taraftan da Necip Fazıl ile yakın ilişkiler kurmuş, Büyük Doğu fikirlerini de benimsemişti. Onun cemaatin başına geçtiği 1980’li yıllarda siyaset alanında ANAP’a destek oldular. Osman Nuri Efendi’nin akrabası Eymen Topbaş bu dönemlerde ANAP İl Başkanı oldu. Şimdi onun eşi olan Füsun Nigar Topbaş’ı Calcade adlı off-shore şirketinin sahibi olarak Türkiye duyuyor.
Cemaatin ilişkide olduğu kurum ve kuruluşların kısa bir listesi ise şöyle: Sami Efendi Vakfı, Erkam Yayınları, Altınoluk Dergisi, Muradiye Vakfı, Aziz Mahmud Hüdayi Vakfı… Çevrenin önde gelen isimlerinden biri de Ahmet Taşgetiren’dir. Osman Nuri Efendi’nin amcaoğlu Mustafa Latif Topbaş ise Tayyip Erdoğan’a en yakın iş adamı olarak tanınırken, adı 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda geçecekti.
Kısacası Uğur Mumcu’nun “Tarikat, Ticaret, Siyaset” olarak tanımladığı sacayağının tam bir örneğiydi Erenköy Cemaati. Her zaman helal kazanç iddiasında olmuşlardı. Bu imajları 17-25 Aralık’la epey sarsılmıştı fakat bu off-shore meselesi onlara yeni bir darbe daha indirmiş oldu.
“Müslüman’ın Para ile İmtihanı”
Osman Nuri Topbaş’ın 2012 yılında cemaate ait Altınoluk dergisinde çıkmış bir söyleşisinden kitaplaştırılmış bir kitabı var. Adı da “Müslüman’ın Para ile İmtihanı”… Osman Nuri Efendi, kitabında Müslümanların kapitalizm karşısındaki konumunu sorguluyor kitabında. Yazımızın konusunu da yakından ilgilendiren bu kitap gerçekten de çok önemli ve çoğu zaman katılacağımız tespitlerle dolu. Gelin biraz yakından bakalım:
Öncelikle, şu saptamalara katılmamak mümkün müdür:
“Kâmil bir Müslümanın, hiçbir mevzuda ölçüsüz, nizamsız ve muvazenesiz hareket etmesi düşünülemez. Bilhassa da ticarî ve iktisadî mevzularda, menfaatinden başka ölçü tanımayan günümüz kapitalist sisteminin, vurdumduymaz ve acımasız zihniyetini asla benimseyemez.”
“Para yılan gibidir. Hangi delikten girdiyse oradan çıkar. Cebine haram para girenin ameli bozulur. En azından amellerdeki ihlâs kaybolur. Dolayısıyla paranın nereden ve nasıl kazanıldığı çok mühimdir. Maddî-manevî huzurumuz için, kazancımızın helâl yoldan olmasına son derece dikkat etmeliyiz.”
“Kişinin dindarlığı, ekmeğinin helâlliği nisbetindedir.”
Peki ya bunlara ne demeli:
“Maalesef günümüzde kapitalist zihniyet, manevî değerleri o kadar tahrip etti ki, bâzı dindarların ticârî faaliyetlerinde bile İslâm ahlâk ve şiarlarına uymayan işler âdeta tabiî hâle geldi.”
“Bugün böyle hareket edenlerin bir kısmı, ticârî hayata hâkim olan kapitalist sistemin kâidelerine uymayı ‘mecbûrî’ görerek kendilerini avutuyorlar. Hâlbuki kişinin geçimini temin maksadıyla ticâret sahasını seçip seçmemesinde bir mecbûriyet yoktur. Ayrıca, kazanç hırsıyla İslâm dışı tavırlara yönelmek ve hattâ bunları mübah ve meşrû addetmek asla mecburî değildir.”
Osman Nuri Topbaş’ın kitabı özellikle “muhafazakâr tüccarlara” bu tip tavsiyelerle ve uyarılarla sürüp gitmekte…
Anlaşılan bu “İslami kapitalist” tipi o kadar rahatsızlık yaratmaya başlamıştır ki Osman Nuri Efendi de bu risaleyi yazarak bazı uyarı ve açıklamalarda bulunmak zorunda kalmıştır. Ama görüldüğü kadarıyla kendi en yakın çevresi bile “Müslüman’ın Para ile İmtihanı”nı epey yanlış anlamış, bunu ne yolla olursa olsun para kazanma imtihanı olarak algılamıştır. Bu imtihanda da epey başarılı oldukları su götürmez bir gerçektir. Bırakalım faiz yemeyi, işi off-shore işine girip devletten, milletten vergi kaçırma hırsızlığı yapacak noktaya kadar getirmişler.
Osman Nuri Efendi’nin; “Yüce Rabbimiz cümlemize, parayla imtihandan yüz aklığıyla çıkmayı nasîb eylesin” duası artık ancak hüzünlü bir hatıra olarak değerlendirilebilir.
Erenköy Cemaati ve Topbaşlar “para imtihanını” çok iyi notla geçtiler merak etmeyin. Fakat para kazanılırken İslam’ın koyduğu “helal kazanç, zalim olmamak” gibi değerler de İslam da kaybedildi, ayrı mesele…


Bu yazı 408 kez okundu.

Kaya Ataberk
SON EKLENENLER